Ruşen Çakır, Türkiye’de demokrasi ve hukuk devleti konularında yaşanan sorunlar döneminde kamusal figürlerin sosyal medyada haksız eleştirilere maruz kaldığını söyledi. Çakır, Cem Yılmaz’ın Netflix gösterisine değindi ve gösteride muazzam bir Türkiye eleştirisi olduğunu söyledi.
Ruşen Çakır, Türkiye’de yaşanan “ucuz kahramanlık” meselesini gündeme getirdi. Çakır, ülkede demokrasi, temel hak ve özgürlükler ile hukuk devleti konularında zorlu bir dönem geçirildiğini hatırlatarak siyasetçiler, belediye başkanları ve gazetecilerin başına birtakım işler girdiğini ifade etti. Çakır, bu dönemde kuralların belli olmadığını ve sürekli değiştiğini belirterek insanların kafalarının çok karışık olduğunu söyledi.
Çakır, “Kurallar sürekli değişiyor. Suç olmayan şeyler birden suç oluyor. En son Fatih Altaylı’nın tutuklanıp ceza aldığı olaya baktığımız zaman nerede suç var anlamak mümkün değil” dedi.
Çakır, tweet attığı için birçok insanın yargı kapılarında dolandığını, hapis yattığını vurgulayarak sosyal medyada gerçek adını kullanmayan kişilerin sürekli ayar vermeye çalıştığını ifade etti.

“Önce kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız gerekiyor”
İzleyicilerle yaptığı yayında bazı gazetecilerin içeriden çıktıktan sonra dillerini yumuşattığı gözlemine dair gelen soruyu aktaran Çakır, bu konuda kimsenin kimseye bir şey söylemeye hakkı olmadığını savundu. Çakır, “Burada kimsenin kimseye bu konuda bir şey söylemeye hakkı yok. Doğrudur, yanlıştır bilemiyorum. Yapanlar vardır ama yapanları anlıyorum. Yapıyorlarsa anlıyorum. Çünkü maalesef ve maalesef tekrar söylüyorum, bu ülkede, bugünün Türkiye’sinde her şeyden önce kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız gerekiyor” diye konuştu.

Cem Yılmaz’ın gösterisi
Çakır, yayınını Cem Yılmaz’a ithaf ettiğini açıkladı. Çakır, yılbaşı gecesi eşi Müge Çakır ile Netflix’te Cem Yılmaz’ın gösterisini izlediklerini ve büyük keyif aldıklarını anlattı. Çakır, gösteriden sonra Cem Yılmaz’a laf edenleri eleştirerek “Bu kadar insanın izlediği bir gösteriyi yapabilmesi, bir insanın başlı başına, yıllardır bir de belli bir çizgide kalabilmesi başlı başına çok büyük bir başarı ama anında en ufak bir şeyde insanlar oraya o acımasız oklarını atıyorlar” dedi.
Çakır, Cem Yılmaz’ın 1990’lı yıllarda Leman Kültür’de yaptığı ilk gösterilerini hatırladığını söyledi. Çakır, o dönem genç bir karikatüristin Tuncay Çağçağ gibi abilerin yanında olduğunu aktararak ilk stand-up gösterilerinden birisini izlediğini belirtti.
“Muazzam bir Türkiye eleştirisi gördüm”
Çakır, Cem Yılmaz’ın gösterisini izlediğinde muazzam bir Türkiye eleştirisi gördüğünü ifade etti. Çakır, “Kendini de eleştiriyor, en yakınındakileri de eleştiriyor ve üstelik bunları yaparken de bizim hoşça vakit geçirmemizi sağlıyor. Daha ne yapsın yani?” diye sordu.
Çakır, Cem Yılmaz’ın gösterisini korka korka izlemeye başladığını, sevdiği birisi olduğu için bir şey bozuk çıkmasından endişe ettiğini söyledi. Çakır, “Korka korka oturdum. Çünkü sevdiğim birisi, ya işte bir şey bozuk çıkarsa diye korktum. Tam aksine çok beğendik” dedi. Çakır, eşi Müge Çakır’ın Medyascope’a “Asi bir elit olarak Cem Yılmaz’ın portresi” başlıklı yazı yazdığını aktardı.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Dikkatli olun. Çok öznel bir yayın yapacağım. Belki yaptığıma pişman olacağım ama artık bunu böyle bir yayında söyleme ihtiyacı hissediyorum. Bu ‘‘ucuz kahramanlık’’ meselesi… Malum, Türkiye neler yaşıyor? Türkiye’de demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hukuk devleti konularında nasıl bir dönemden geçtiğimizi hepimiz biliyoruz. Ve bu dönemi yaşarken de birçok kişinin başına birtakım işler geliyor. Bunu da biliyoruz. Siyasetçiler, belediye başkanları, gazeteciler vesaire. Ve bu dönemde neyi nasıl yapmak gerektiği konusunda insanların kafaları çok karışık. Çünkü kurallar belli değil. Kurallar sürekli değişiyor. Suç olmayan şeyler birden suç oluyor. En son Fatih Altaylı’nın tutuklanıp ceza aldığı olaya baktığımız zaman nerede suç var anlamak mümkün değil. Birçok olayda bunu gördük. Birçok şeyde bunu gördük. Tweet attığı için, şu olduğu için, bu olduğu için birçok insan yargı kapılarında dolanıyor, hapis yatıyor, şu oluyor, bu oluyor ve bu arada birileri sürekli ayar vermeye çalışıyor.
Bu birileri kim? Herkes, sıradan insan. Tuzu kurular diyelim ve genellikle de gerçek adını kullanmayan ve malum sosyal medya diye bir olay çıktı. İyi yönleri de var ama kötü yönleri sanki daha fazla. Ve buralarda insanlar sürekli hizaya çekiliyor. Nasıl hizaya çekiliyor? Yeterince cesur olmadıkları, yeterince atak olmadıkları, yeterince meydan okumadıkları için birtakım kamusal figürler sürekli dayak yiyor, aşağılanıyor, dalga geçiliyor. Bu örnekler o kadar çok ki ve mesela bizim Medyascope‘ta 10 yıllık bir serüvenimiz var ve bu 10 yılın başından sonuna kadar da bütün serüvenini sosyal medya üzerinden sürdürüyoruz. Dijital medya üzerinden sürdürüyoruz ve bütün bu süre içerisinde bütün bu inişler çıkışlar mesela darbe girişimi, öncesinde büyük tutuklamalar, hendek savaşları vesaire, darbe girişimi, seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri, şunlar bunlar, en son 19 Mart operasyonu ama onun öncesinde de ülkede zaten sürekli operasyonlar var ve bir bakıyorsunuz herkes sizden kahramanlık yapmanızı bekliyor.
Bir ara yurt dışındakiler çok yapardı bunu. Bazı meslektaşlarımız şu ya da bu şekilde yurt dışında yaşamak zorunda kalmış ya da tercih eden ama genel olarak sürgündekiler diyebiliriz; bunların bir kısmı biz gazetecilere burada akıl öğretiyorlardı. Yeterince atik, atak vesaire olmadığımızı söylüyorlardı. Zamanla seslerini ya kıstılar ya da artık eskisi kadar iddiaları kalmadı, bilmiyorum. Ama ülke içerisinde ya da belki dışarısındaki ucuz kahramanlardan bir türlü, nasıl söyleyeyim, kendimizi kurtarabilmiş değiliz. Geçenlerde izleyicilerle yaptığım bir yayında çok düz bir soru geldi. Yani soru anlamlı tabii. Bazı gazetecilerin içeriden çıktıktan sonra dillerini yumuşattıklarını söyledi bir gözlem olarak. Ne düşündüğümü sordu. Orada da söyledim ki, burada kimsenin kimseye bu konuda bir şey söylemeye hakkı yok.
Doğrudur, yanlıştır bilemiyorum. Yapanlar vardır ama yapanları anlıyorum. Yapıyorlarsa anlıyorum. Çünkü maalesef ve maalesef tekrar söylüyorum bu ülkede, bugünün Türkiye’sinde her şeyden önce kendi ayaklarınızın üzerinde durmanız gerekiyor. ‘‘O yalnız değildir. Bırakmayız, yedirmeyiz’’ vesaire gibi şeylerin tabii ki bir anlamı var. Dayanışmanın tabii ki bir anlamı var. Ama öncelikle Türkiye’de insanların, hele kamusal alanda bir şeyler yapmak iddiasındaki insanların temel önceliği var kalmak. Bunu bilmek lazım. Var kalmak. Ve işin acısı şu: Var kalmanın alanını da iyice daraltıyor siyasi iktidar. Onu da biliyoruz. Ama burada insanlara, zaten her gün yeniden kendini kanıtlamak durumunda olan, her gün yeni kurallara uymak zorunda olan kamusal alandaki kişilere, dışarıdan tabii ki eleştiri çok önemli, yol göstermek çok önemli ama bunun ölçüsünü tutturabilmek lazım. Ve bu konuda çoğunluğun çok anlayışlı olduğunu, olayın ne olduğunu kavradığını biliyorum. Ama o azınlık var ya azınlık, o kadar can sıkıyor ki insanın bütün bir hayatını mahvedebiliyor. Ve çıkıyorlar, ondan sonra hemen birilerini asıyorlar. Çok uzatmak istemiyorum.
Bu yayını neden yaptım ve bugünün ithafı, Cem Yılmaz. Yılbaşı gecesi Müge’yle oturduk, büyük bir keyifle Cem Yılmaz’ı izledik Netflix‘te. Çok keyif aldım. Çok hoşuma gitti. Zaten sevdiğim birisidir. Ama bir baktım… Zaten yayının başında söylüyor. “Cem Yılmaz ölmüş diyorlar. Survivor’a çıkarsam haklısınız.” diye güzel bir giriş yaptı. Ama insanlar, galiba iki saate yakın o gösteriden sonra Cem Yılmaz’a laf ediyorlar. Yani eleştiri başka bir şey. Yani bir tür edenler var daha doğrusu. Sevenler bence daha çok benim gibi, Müge gibi, birçok yakın çevremdeki insan gibi sevenler daha çok ama şunu demeyi maharet sanıyorlar: “Ha korkuyor.” Yani Türkiye’de bu kadar insanın izlediği bir gösteriyi yapabilmesi bir insanın, bir de yıllardır belli bir çizgide kalabilmesi başlı başına çok büyük bir başarı. Ama anında en ufak bir şeyde insanlar oraya o acımasız oklarını atıyorlar ve o yayınını izlediğim zaman, gösterisini izlediğim zaman anlıyorum ki Cem Yılmaz da bunlardan hakikaten etkileniyor. Etkilenmemesi imkansız. Az buçuk kendisini tanıyorum. Çok yakından tanımıyorum ama öyküsünü biliyorum. Onun ilk Leman Kültür‘de yaptığı gösteriyi hatırlıyorum. Yıl kaçtı bilmiyorum ama genç bir karikatüristti. Leman‘da, Tuncay, Çağçağ gibi abilerin yanında birisiydi ve Tuncaylar çağırmıştı bizi. Gitmiştik ve çok etkilenmiştik. İlk standuplarından birisiydi.
Orada benim için çok özel de bir olay vardı. Ben Milliyet Gazetesi‘ne bir haber gibi bir şey yapmıştım. ‘‘Uzay Çiftçileri’’ diye Ali Nar adında İslami kesimin bir yazarının yazdığı bir kurgu bilim romanı haberini yapmıştım. Çok ilgimi çekmişti. Acayip bir kitaptı. Sonra bir tür bestseller olmuş. Onu duydum. Onun haberini yapmıştım. Ve bir baktım Cem Yılmaz benim bunu yapmamdan herhalde bir iki yıl sonraydı, o gösteride oradaki olayı anlatıyordu. Yani birtakım dindar astronotların uzaya gidişini anlatıyordu. O da beni ayrıca etkilemişti. Sonra sürekli takip ettim elimden geldiği kadar, filmleri, gösterileri. Reklamlarda oynardı. Hatırlıyor musunuz? Bir yerde, bir parkta Ajda Pekkan’ı görüyor ve “Ajda Hanım bugün sizi çok gergin gördüm.” diyor. Onu hiç unutmam mesela. Böyle bir insan, Türkiye’nin yetiştirdiği gerçekten bir değer. Ve birileri kalkıyor: ‘‘ya bu da artık bitmiş.’’ Ne olmuş? Bitmiş gitmiş yok olmuş. Evet, ‘‘bitmiş’’ diyorlar ya da ‘‘korkuyor’’ diyorlar ya da ‘‘çekiniyor’’ diyorlar.
Açıkçası onu izlediğim zaman, Cem Yılmaz’ı izlediğim zaman muazzam bir Türkiye eleştirisi gördüm. Kendini de eleştiriyor. En yakınındakileri de eleştiriyor ve üstelik bunları yaparken de bizim hoşça vakit geçirmemizi sağlıyor. Daha ne yapsın yani? Onun için Cem Yılmaz’a burada bir kere daha takdirlerimi iletmek istiyorum. Gözümün önüne onun şimdi filmleri şunları bunları geliyor. Ya da en son izlediğimiz yılbaşı gecesindeki halleri. Mesela kediler üzerine söyledikleri yani bir kedi ailesi olarak evin sahibinin gerçekten kedi olduğunu görmüş olması bile başlı başına etkileyici bir şey. Tabii ki burada birileri şey diyebilir: Ya bunun neresi siyasi? Siyasi olmak zorunda değil. Gündelik hayatın kendisi zaten siyasidir. Açıkçası çok takdir ettim. Bu kadarını beklemiyordum. Korka korka oturdum. Çünkü sevdiğim birisi, işte bir şey bozuk çıkarsa diye korktum. Tam aksine çok beğendik. Müge hatta Medyascope‘a çok güzel bir yazı yazdı: ‘‘Cem Yılmaz’ın bir asi elit olarak portresi’’ diye. Onu görmediyseniz muhakkak okuyun. Orada ne diyor Cem Yılmaz? “Ya biz düne kadar bu ülkenin, mahallenin asi çocuklarıydık. Birden elit olduk.” diyor. O kadar doğru söylüyor ki. Ben mesela Çağlayan’da bir Laz çocuğu… Hopa’da doğmuş. Çağlayan Ziyapaşa İlkokulu’nda okumuş. Hasbelkader Galatasaray’a girdim falan ama birden bana Beyaz Türk muamelesi yapmaya kalkıyorlar. Vallahi değilim ama Türkiye’de acayip bir kötüye gidiş var ve onu Cem Yılmaz gibiler çok iyi anlatıyor. Ucuz kahramanlar da ne halleri varsa görsünler. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








