Müge İplikçi yazdı: Cem Yılmaz’ın bir asi elit olarak portresi

Yılbaşı akşamı… Üzerimizde 2025’in ağırlığı, içimizde yeni bir yıla dair umut. Sofra hazır: Tavuk, püre, içli köfte, pilav. Beyaz masa örtüsü, çiçekler… Küçük ailemizle paylaştığımız o samimi an. Yemekten sonra, saat dokuz buçuk suları, televizyonun karşısına geçme sırası. Amacımız basit: Biraz gülmek, biraz da gençliğimizin mizah anlayışını şekillendiren, orta yaşlarımıza damgasını vuran o ismi, Cem Yılmaz’ı yeniden hatırlamak. İşte bu yüzden, onun Netflix’te yayınlanan yeni özel gösterisi, o akşamın doğal bir parçası haline geliyor.

Karşımıza yine samimi, yine kendine has bir Cem Yılmaz çıkıyor. Biraz kadınlardan çekmiş, biraz ülkenin halet-i ruhiyesinden yorulmuş (ki son şovlarının değişmez temalarından biri bu) ve kendi kuşağını “biz aslında asiydik, şimdi elit olduk” ironisiyle mükemmel bir şekilde çerçeveliyor. Peki, bu “elitizm” vurgusu ve şovun genel havası, onu diğer stand-up’lardan ayıran o bildik özellikleri hâlâ taşıyor mu? Galiba…

Anlatım tarzı: Sohbetin ve sahne düzeninin devamlılığı

Cem Yılmaz’ın anlatım tarzının temel taşları bu şovda da yerli yerinde duruyor. Daha ilk dakikalardan, sanki evinin salonundasınız da, o, koltuğuna kurulup hayattan bölümler anlatıyormuş hissine kapılıyorsunuz. Bu hissi yaratan o iki kritik öge ise, yine sahnenin ayrılmaz parçaları olan koltuk ve mikrofonun kullanım biçimleri.

Koltukla sağlanan rahat anlatıcı ev sahibi profili, kulak mikrofonuyla birlikte başka bir samimiyeti fişekliyor. Her ikisi de “sahnedeki adamın” gardını düşüren” bir ortama eşlik ediyor. Mesajsa her zamanki gibi net: “Farkımız yok, sadece ben o şakacı ev sahibiyim…”. Bu, özellikle gerginlik yaratabilecek kimi konuları anlatırken seyirciyle dengeli bir ilişki kurmasına yardımcı oluyor. Siz, kısa bir süre sonra, bu ev sahibinin misafirlerine açıklamalar yaptığı o samimi (ama bazen anlamak için iyice odaklanmak durumunda olduğunuz) diyaloğun parçası oluyorsunuz.

Anlatılan hikaye: “Elit asiler”in içsel çatışması ve bununla gelen çelişki

Cem Yılmaz’ın materyali bu kez “bizi bize anlatma”nın ötesine geçiyor; bu sefer de şimdiki “biz”i, yani kendi kuşağını, toplumsal çürümenin dayattığı bir ikilemin içinde resmediyor: Elit asi olmak. Bu, aslında istenen bir kimlik değil, aksine toplumun aşırı kutuplaşması ve değerlerin aşınması karşısında varılan bir savunma pozisyonu, bir tür zorunlu maskelenme oluyor. Şovun temel aksı da burada yatıyor: Hem o kırılgan, eleştirel “asi” duruşunu sürdürme çabası, hem de bu duruşun artık içini dolduran “elit” pratiklerle (para kazanmanın meşruiyeti, söz söyleme ve kabul görme ayrıcalığı) yaşanan derin bir çelişki ve bununla birlikte gelen tuhaf yükler. Zombi-ler metaforuyla toplumun eleştirel düşünceden uzaklaşmasını anlatırken bunu hissettiriyor sanki. Ondan ve onun gibilerden hesap soran, çözüm dilenen insanların halini aktarırken, kendi kuşağının ya da onun konumunda olanların çaresizliğini de tasvir ediyor. Hem cevap vermek, hem de çözüm üretmek isteyen hem de o anda sıradan bir vatandaş olmayı dileyen bir ikilem demek oluyor bu. Asi “hadi len” der, “benim direnişim yeryüzü için”, oysa elit entelektüel “bak kardeşim” diye başlar ve çözüm üretmek için debelenir. Gözlem, yorum ve içsel çatışmanın devam edegeldiği bu süreçte Cem Yılmaz her zamanki gibi, gündelik hayatın içindeki saçmalıkları zekice yakalıyor, ancak bu sefer odağında daha çok bu ikiliğin getirdiği absürtlükleri sıralıyor- zaman zaman kendisini de yakalayarak. Ya da şöyle: Onu seyircinin yakalamasına izin vererek. Evet sahnenin tüm sıcaklığına rağmen o iznin vizesi onda duruyor!

Düşündüren kahkahalar ve bir kuşağın aynası

Cem Yılmaz’ın Netflix’teki bu yeni gösterisi, onun komedyenlik kariyerindeki evriminin bir yansıması. Artık sadece toplumun genel hallerini değil, kendi içine dönük, daha kişisel ve bazen daha karanlık bir mizahı sahneliyor. Bir komedyenin görevi her daim karşısındakini kahkahalara boğmak değildir; arada onu düşündürmek, rahatsız etmek ve yeni bakış açılarına itmektir de. Cem Yılmaz, bu şovunda tam da bunu yapıyor. Seyirciyi güldürürken, bir yandan da “elit asiler” olarak içinde bulunduğumuz çelişkileri, önyargıları ve toplumsal kırılmaları yüzümüze yüzümüze vuruyor. Ve belki de komedinin gerçek gücü, tam olarak burada yatıyor; bizi güldürerek, en rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmemizi sağlamak. 

Biraz daha az küfür diyeceğim ama bunun Cem Yılmaz’ın otantik anlatısını bozacağının da farkındayım. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.