Bahçeli, tarafları “sulhe ve uzlaşıya” çağırırken, aslında sunduğu reçeteyle CHP içindeki mücadeleyi daha da kurumsallaştırıp derinleştiriyor. Söyledikleri sadece “iyi niyetli bir temenni” olmanın ötesinde çok katmanlı siyasi mühendislik ve strateji içeriyor.

İktidarın tetikçisi hâline dönüşmüş yargı eliyle Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına Kemal Kılıçdaroğlu’nun atanması projesi bir taşla birkaç kuş vurmayı hedefleyen bir operasyon. Recep Tayyip Erdoğan’ın gönlünü okşayan bir tür aşağılama işlevi gören bu operasyonla CHP belli bir alana hapsolarak bir süre kaosa sürüklenirken Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu’na karşı sıcak çatışma yaşanması muhtemel yeni bir cephe de açılmış olacak. İktidar mahfilleri, olan biteni hileli olduğu öne sürülen bir kurultayla Kemal Kılıçdaroğlu’nun tasfiye edildiği anlatısı üzerinden parti içi bir iktidar mücadelesi olarak göstermeye çalışıyor. İktidarın kendi tabanı nezdinde bile karşılığı tartışmalı olsa da bu anlatının bir alıcı kitlesi olduğu kesin. Buna inanan amigolara söyleyecek bir şeyimiz yok.
Yaşananları Saray operasyonu olarak gören ezici çoğunluğun küçümsenmeyecek düzeyde kalabalık olanlarının ise operasyonunun niteliğini, geri planındaki görünen ve görünmeyen figürleri motive eden niyet ve arzularını, gelecek tahayyülleri ve bu planlarda CHP’ye biçilen rolü tam olarak anladığını söylemek mümkün değil. Parti içi bir mücadele bağlamında keyfilik, koltuk hırsı ve kişisel menfaatlere uzanan bir öfkeli bir çizgide Kılıçdaroğlu’na “hain” denilerek yapılan analizlerin muhalif cenahta yarattığı karşılığa bakılırsa toplumsal muhalefetin en büyük sorununun rejimin yapısı ve niteliği ile ne yönde seyredeceğini hâlâ anlayabilmiş olmadığını söylemek mümkün.
Recep Tayyip Erdoğan’ın istikrar anlatısını bozan 7 Haziran 2015 seçimlerinin ardından HDP’nin lideri Selahattin Demirtaş ve ekibini, özelinde Kürt hareketini hedefe koyarak başlatılan operasyonlarla uyumlu yeni devlet rejimi, bu kez hedefine CHP’yi koydu ve planların gereği yapılıyor. Cumhurbaşkanlığı yarışında Erdoğan’ın en ciddi rakibi hâline gelen Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması bugün yaşanacakların habercisiydi. İmamoğlu’nun yargı suikastlarıyla tasfiye edilmesiyle “Rakibi ben seçersem seçim olur” diyen Erdoğan, şimdi gördüğümüz üzere ana muhalefeti yönetecek kişinin kim olacağına da karar veren bir pozisyona geldi. İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından “Türkiye’de seçimler yoluyla iktidar değişiminin önü kapandı” tespitini yaptığımız zaman “umutsuzluk yaymakla”, “iktidarın ajanı olmakla”, “mücadeleden kaçmakla” itham edenlerin ettiği hakaretler bir yana, hakikati kendi görmek ve göstermek üzerinden kurgulamaları üzerine düşünmeleri gerekiyor. Dolayısıyla bir önceki yazımızda “Mutlak butlan kararıyla birlikte de 80 yıldır kör topal ilerleyen çok partili hayatın tabutuna son çivi çakılmak isteniyor” tespiti üzerinde düşünmek de elzem.
Türkiye’de iktidar kontrolünün baskın olduğu menfaat ve kariyer odaklı iktidar-yargı-medya-sermaye ilişkileri AKP döneminde kurulmadı. Yani bugün karşımıza çıkan ne CHP’den bağımsız koşullarda oluştu ne de CHP’nin de bir anda kendini içinde bulduğu bir düzenden ibaret. Ancak AKP’nin gücünü sağlama aldıktan sonra iktidarın bu yapılarla ilişkileri ve üzerlerindeki kontrol mekanizmasının niteliği herhangi bir etik ve ahlaki eşik barındırmayacak biçimde derinleşerek değiştiği de bir gerçek. Bu süreçte devletin ideolojik çizgisi aynı kalırken yeni bir sistem üzerine inşa edilen bir rejim ortaya çıktı. Devletin kurucu partisi CHP de eski Türkiye denilen rejimin sahibi olarak ülkenin kamu idari yapısının temsilcisi iken değişen rejimle birlikte ötekileştirilirken yozlaşmaya dair dönüşümü de hızla sürdü.
Hızlıca seçim kazanma gayesiyle CHP merkeze kayarken, kariyer peşinde olan nice makam ve cukka derdindeki siyasetçiyi de kendine çekti. Herkesi sindirerek gitgide büyüyen çatı parti siyaseti siyasetsizliğe dönüştü. Parti içindeki görece sol odaklar/temsilciler de bu siyasete uyum sağlamak zorunda kaldı. Geriye kalansa varlıklı olmayanının da siyasetle zenginleştiği, parti içindeki farklı güç ve iktidar kliklerine yaslanarak kişisel menfaatlerin esas alındığı kirli ilişkilere bulaşmanın düstur edildiği, özel hayatlarıyla tartışılan lümpenler ile kaynağı belirsiz malvarlığı artışını korumak adına AKP’ye geçmekte tereddüt etmeyenlerin belediye başkanı yapıldığı, sahip olamadıkları itibarı siyaset üzerinden elde etmeye çalışan ancak üzerindeki milletvekilliği gömleği çıktığında boş çuvaldan ibaret olanların parti içi iktidar savaşının tarafı olarak sahne alıp racon kestiği bir yapı oldu. Ezcümle iktidar değişimini sağlamaya çalıştığı iddiasındayken mücadele ettiğine benzediği kafalara yerleşti.
Yeni rejimin kalıcılaşması için devlet içindeki karşılığı da artık yok olmaya yüz tutan CHP’nin tamamen ortadan kaldırılmasına değil, giderek derinleşen iktisadi krizin rüzgârını da arkasına alarak kitleselleşebilecek bir muhalif odak engelinin bertaraf edilip sisteme entegre hâle getirilerek iç cephe tahkimatı tamamlanmalıydı. Süreklileşen operasyonlarla, davalarla, parti içi tartışmalarla, özel hayat üzerinden itibarsızlaştırılmalarla rızası üretilen mutlak butlan hamlesi gerçekleşti. Haklılıktan çok daha hazırlıklı olanın kazanacağı bu savaşta Kılıçdaroğlu ve ekibi bir kurultay yapmaktan ziyade kendi delegeleri ve yönetim kadrosuyla gidilecek bir kongreyle parti üzerindeki kontrolü yeniden kuracak ve bunun için de her şeyi yapacaklar.
Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu ile birlikte Özgür Özel ve ekibinin partiden ihraç edilerek CHP’den koparılması ya da mutlak butlan davasına gerekçe edilen iddialarla ilgili açılan ceza davasının temmuz ayında görülecek duruşmasında siyasi yasaklı hâle getirilmeleri mümkün. Çeşitli itirafçı ifadeleriyle yolsuzluk operasyonlarında şüpheli ilan edildikten sonra dokunulmazlıkları kaldırılarak tutuklanmaları da seçenekler arasında olabilir. Özgür Özel ve ekibinin “yeni parti kurulmalı” çağrılarına karşılık mücadeleyi içeride sürdüreceklerine dair açıklamalarının da Kılıçdaroğlu ekibine servis edildiği öne sürülen özel hayatla ilgili kimi görüntülerle ilgili olduğu iddiaları da dolaşıma sürülmüş vaziyette.
Mevcut iktidarın devamlılığı üzerine kurulu rejim sadece Erdoğan’dan ibaret değil. Jeopolitik dengelerin de iktidardan yana olmasıyla fırsat kaçırılmayarak kolaylıkla gerçekleştirilen bu devlet operasyonunun, önümüzdeki seçimlerin zaferini elde etmenin çok daha ötesinde bir anlam taşıyor. Yalnızca iç politikanın değil, enerji ve ticaret rekabetlerini içeren biçimde küresel sermayenin de dahil olduğu katmanlı iktisadi ilişkiler ağının da konusu olan bu siyasi operasyon rejimi kalıcılaştırmakla kalmayıp muhalif partileri de bu rejim içinde çizilen sınırlara gerileten niteliğiyle toplumsal tepkiyi de bastırma ve kontrol etme amacı taşıyor. Üniformalılardan ele geçirdiği zulmü, değil hukuki kanuni kılmaya bile çalışmadan “sivil” bir nitelik kazandıran Erdoğan liderliğindeki rejimin bu kurgusuna muhalefet tabanının çoğunluğunun ikna değil. Sokağa taşma ihtimali de barındıran bu itiraza öncülük edebilecek değil ama tabanının katkısıyla ihtimal ki yönlendirebilecek Özel-İmamoğlu liderliğindeki CHP’nin yaratabileceği sorunun halledilmesiyle işlerin bir hayli kolaylaşacağı kesin.
Kemalist, seküler, sol veya sistem karşıtı birikmiş öfkenin sokakta kontrolsüz bir patlamaya dönüşmesini engelleyen en büyük bariyer tarihsel olarak CHP olageldi. Kılıçdaroğlu’nun yönettiği CHP ve son siyasi operasyonlara kadar çoğunlukla Özgür Özel de tabanına hep “Sandığı bekleyin, sokağa çıkmayın, provokasyona gelmeyin” diyerek enerjiyi sönümlendirdi. Toplumsal öfkeyi ve muhalif enerjiyi absorbe etme gücü olan ama yıpranmış bir Kılıçdaroğlu’na karşılık Özgür Özel ise iktidar açısından “fazla esnek”, “ne zaman ne yapacağı tam kestirilemeyen” veya “haddini aşan” bir pozisyonda. Dolayısıyla hem muhalif kesimi konsolide edecek hem de Saray’ın kırmızı çizgilerine basmayacak bir formüle ihtiyaç vardı. Muhalif enerjiyi yönetilebilir kılan, üzerinde rıza inşa edemediğimiz muhalif toplumsallığı bir şekilde düzen içinde tutan CHP’nin yeniden sahne alıp arzu edilen çizgisine dönmesi için de butlan operasyonuyla Kılıçdaroğlu ekibi başa getirildi.
Bahçeli’nin çağrısı: “Öngörülebilir” muhalefet
Bu süreçte “bilgelik” rolü üstlenmiş görünen MHP lideri Devlet Bahçeli, Kılıçdaroğlu’na “feragat et” çağrısı yapmasının ardından Türkgün gazetesinde mülakat süsü verilmiş bir metinle sahne aldı. Türkiye’de bazen siyasi metinlerin asıl anlamı, açıkça söylenen cümlelerde değil; hangi ihtimalden endişe edildiğinde gizli. Bu yüzden Bahçeli’nin “arınma”, “durulma”, “şeffaflık” ve “kurumsal bütünlük” vurguları parti içi tavsiye değil, daha çok devlet merkezli bir istikrar arayışı barındırıyor. Bu yüzden Bahçeli’nin söylediklerini sadece “CHP’ye tavsiye verdi” diye okumak eksik kalır. Her şeyden önce metnin asıl ağırlığı başka yerde. Çünkü uzun uzun Türkiye’nin içinden geçtiği dönemi, bölgedeki gerilimleri, iç huzursuzluk ihtimallerini, dış baskıları ve siyasi partilerin taşıdığı sorumluluğu anlatıyor. Bahçeli’nin dile getirdiklerini bölgesel riskler içeren Ortadoğu’daki hareketlilik, Suriye ve Irak’taki Kürt varlığı, Kürt meselesinde üstlendiği rolü de düşünerek süreç bağlamıyla birlikte okumak gerekli.
Bahçeli’nin “ana muhalefetin asli gündeme odaklanacak iradeden yoksun kalması” eleştirisi, iktidarın karşısında dağınık, reaksiyoner ve kendi içiyle uğraşan bir yapı istemediği ve bunu bir zafiyet olarak gördüğünü anlatıyor. Çünkü Kürt meselesinde koç başı görevi üstlendiği adı konmamış sürecin zarar görmesini istemiyor ki ana gündem dediği de o. İktidar bloğu büyük bir bölgesel/tarihsel viraja girerken, içerideki en büyük muhalefet partisinin “öngörülebilir” ve “konuşulabilir” olmasını ister ki yapılacaklara dair toplumsal meşruiyet genişlesin.
Bahçeli, “makul ve tutarlı çözüm önerileri sunan” diyerek sınırlarını ve tonunu iktidar perspektifinden çizdiği muhalefetin Cumhur İttifakı’nca son dönemde sıklıkla işlenen “iç cephe tahkimatı” fikrine de uygun olduğunu ifade etmiş oluyor. Yani mesele sadece CHP’nin kendi iç tartışması değil. Bahçeli, CHP’ye sadece ayar vermiyor; CHP üzerinden Türkiye’nin önümüzdeki dönemde nasıl bir siyasal dengeye ihtiyaç duyduğunu tarif ediyor. “İki CHP” fikrine mesafe koyarken aslında CHP’nin parçalanmasının sıradan bir dönemden geçmeyen Türkiye açısından daha büyük riskler üretebileceğini ima ediyor.
CHP’nin iç çatışmayla radikalize olmasından veya kontrol dışı kliklerin eline geçmesinden endişe eden Bahçeli, dağılmış ve radikalize olmuş bir toplumsallıktansa, rejimle uyumlu evcilleştirilmiş bir CHP tarif ediyor. Şu anki koşullarda iktidara balans ayarı yapabilecek tek güç merkezi yurttaş birlikteliği. Ve muhalefet içindeki bir hesaplaşmanın kitlesel protestolara veya sokak hareketliliğine evrilme ihtimali, devlet ve iktidar nezdinde bir “güvenlik/istikrar” tehdidi. Bahçeli’nin CHP’deki krizi sadece bir iç mesele olarak görmediğini, bunu bir “siyasal istikrar” ve “demokrasi krizi” olarak tanımlaması da sokağa taşan ve büyüyebilecek öfkeyi sınırlandırma arzusu ve niyetinin kanıtı.
Bahçeli toplumsal dalgadan endişe ediyor
Bahçeli’nin “sokak hareketleri”, “istikrar” ve “arınma” gibi kavramları kullanması geri plandaki yapısal korkuyu ve devlet aklını çok iyi deşifre ediyor. Eğer CHP kurumsal olarak felç olur, parçalanır veya mutlak butlan örneğinde olduğu gibi hukuki krizlerle tamamen dağılırsa, o tabanın öfkesi kurumsal siyasetin dışına taşacak endişesi var. Devlet aklı ve onun sözcüsü olarak Bahçeli, lidersiz, örgütsüz ve nereye akacağı belli olmayan Gezi isyanı benzeri bir toplumsal dalgadan ciddi şekilde endişe ediyor. Yaşanan hukuksuzlukların iktisadi krizin yarattığı öfkeyle de birleşerek sokak eylemlerine dönüşmesi endişesiyle dile getirilen “iç cephe”, “istikrar”, “kontrolsüz sokak hareketleri” “CHP üzerinden istikrarsızlığa sürüklenme” sözlerinin meali bu.
Kurumsal muhafazakârlık ve statüko savunuculuğu temelinde yükselen, ancak taktiksel olarak CHP içindeki klikleri birbirine karşı kışkırtma ve mevcut yönetimi gayrimeşru ilan etme potansiyeli taşıyan katmanlı bir siyasi hamle yapıyor aslında. Bahsettiği “yolsuzluk, usulsüzlük, ahlaki meseleler ve nefret dilinden arınma” vurgularıyla doğrudan mevcut CHP yönetimine ve son kurultay sürecindeki aktörlere yönelik ithamları yineleyen ve Kılıçdaroğlu’nu “temizliği yapacak” figür olarak sunan Bahçeli, CHP içindeki çatlağı da derinleştiriyor. Kılıçdaroğlu’na bir “toparlanma, onarma ve temizlik” misyonu yükleyerek açtığı alanla Bahçeli, mevcut CHP yönetiminin meşruiyetini yargı kararı üzerinden sarsarak “kirli olduklarını” söylemiş oluyor.
“İyi bir temmeni”nin ötesindeki strateji
Bahçeli, tarafları “sulhe ve uzlaşıya” çağırırken, aslında sunduğu reçeteyle CHP içindeki mücadeleyi daha da kurumsallaştırıp derinleştiriyor. Kılıçdaroğlu’nun tasfiye gücünü, Özel’in de popülaritesini kırarak; iki tarafın da rıza göstereceği, devletle uyumlu üçüncü bir yol dayatıyor. MHP’nin de geçmişte “ele geçirilmeye çalışıldığını” hatırlatan Bahçeli, CHP’de yaşananları “dışsal bir operasyon” veya “fitne/ayak oyunu” olarak nitelendirerek Özgür Özel’e, adını anmadan “İmamoğlu’ndan vazgeç ve partinin başında öyle kal” diyor. Özel’in bu örtülü teklifini kabul etmesi hâlinde Bahçeli, CHP kurultayının 9 Eylül’de yapılmasını önererek Kılıçdaroğlu’na tevdi edilen devlet görevinin de sona ereceğini söylemiş oluyor. Öte yandan muhalefetin en büyük partisinin üye yapısını sıfırlayıp yeniden kongre sürecine girmesi, aylarca sürecek bir enerji tüketimiyle Cumhur İttifakı’na karşı güçlü bir muhalefet cephesinin tahkim edilmesini geciktirecek stratejik bir zaman kazandırma hamlesi olarak sırıtıyor.
Bahçeli’nin söyledikleri sadece “iyi niyetli bir temenni” olmanın ötesinde çok katmanlı siyasi mühendislik ve strateji içeriyor. CHP’nin dağılmasını, öfkeye teslim olmasını, meşruiyeti tartışmalı ve sokağa taşmış bir görüntü vermesini doğru bulmuyor. Daha çok toparlanmış, kurumsal hafızasına dönmüş, kendi içinde durulmuş ve devlet meselelerinde konuşulabilir bir merkez olmasını önemsiyor. Bu merkezin sadece ana muhalefet olarak kalması gerektiğini de söylemiyor. Yarın bir iktidar alternatifi mi olur, bazı kritik meselelerde devletin muhatap alacağı bir siyasi merkez mi olur, başka bir denklem mi oluşur bilinmediği için o kapıyı bilinçli şekilde açık bırakıyor.
MHP, Cumhur İttifakı içindeki özgül ağırlığını korumak için elbette her zaman alternatif senaryoları birlikte düşünen bir parti. Bahçeli’nin birincil motivasyonu Erdoğan’ı dengelemekten ziyade, sistemin bekasını ve Cumhur İttifakı’nın mimarisini korumak. Ancak Bahçeli, CHP’yi dizayn ederek ya da onu kendi belirlediği bir hatta çekerek, Erdoğan’ın muhtemel bir yeni anayasa veya yumuşama sürecinde MHP’yi bypass edip CHP ile doğrudan bir “büyük uzlaşı” kurmasını da engellemek istiyor da olabilir. Yani Erdoğan’a karşı değil, Erdoğan’ın oyun alanını daraltmak isteyen bir pozisyonda kalıyor.
CHP aslında çoktan bölünmüş oldu
Devletin olanaklarıyla partisinin başında kalmasının ardından rejimin ve iktidarın ortağı hâline dönüşen Bahçeli gibi zeki ve derinlikli bir siyasetçi olmayan Kılıçdaroğlu muhtemel ki daha aşağı bir pozisyonda konumlandırılarak görevini tamamlayana kadar sahnede tutulacak. 25 yıllık AKP iktidarına karşı elde edilen yerel seçim zaferi ve anketlerin birinci partisinin genel başkanı olan Özgür Özel ise şimdiden girdiği her seçimi kaybeden Kılıçdaroğlu’nun parti içi muhalefeti konumuna düşürüldü. Bu dört başı mamur operasyonla CHP aslında çoktan bölünmüş oldu.
Bir sonraki seçimde iktidar değiştirebileceğini yeniden ummaya başlayan muhalif seçmen son yaşananlardan sonra yaşadığı korku ve etkisizlik hissine ek olarak yeniden umutsuz. Çaresizliğin çürütücülüğüyle kahrolan muhalif seçmenin yaşadığı “öğrenilmiş çaresizlik” ve “ne yapsam değişmeyecek” hissinin derin siyasi boşluğa dönüşeceği muhakkak. Ancak AKP’yi iktidara taşıyan 2002 Kasım seçimleri öncesinde herkesçe bilinir olan düzen içi siyasetin çürümüşlüğünün bu kez hiç beklenmediği kadar teşhir olması gerçekten memleket ve yurttaşı düşünen ve temiz olan sol sosyalist siyaset için ne kadar alan açacak hep birlikte göreceğiz.












