Mete Kaan Kaynar yazdı: LGBTİ+’lar değil mesele, mesele başkasının özgürlüğünü savunmak

“Türkiye’de muhalif yok, iktidarın nimetlerinden yararlanamadığı, sofrasına oturamadığı için o iktidardan hoşnut olmayanlar var” diye boşa dememişler. Anadolu insanı olarak özgürlük konusunda da sicilimiz pek sağlam sayılmaz: Özgürlük benim istediklerimdir; benim arzu ettiğim şeyleri yapabilme hakkına sahip olmamdır özgürlük dediğin. Benim gibi düşünenler, benimle aynı dine ve mezhebe sahip olanlar, aynı renge ve etnisiteye sahip olanlardır özgür olanlar. Aynı cinsiyet ve cinsel yönelime sahip olanlara tanınan ayrıcalıklar ve haklardır özgürlük. Diğerleri farklı değil, sapkındır, ötekidir. Benimle aynı din/mezhep/renk/düşünce/cinsiyet ve cinsel yönelime sahip olanlar övünecek, özgür olacak; sahip olmayanlarsa itaat edecek ya sevecek ya da terk edecektir.

Mesele LGBTİ+
Mesele LGBTİ+ değil; mesele özgürlükler

Evet, benim sahip olduğum kişisel özelliklerim, düşüncelerim, arzularım önemli. Ben bunlarla benim ama özgürlük dediğimde de benimle aynı olmayanın özgürlüklerini konuşmak zorunda kalıyorum. Noam Chomsky, The Nation’ın 28 Şubat 1981 tarihli sayısında yayımlanan His Right to Say It başlıklı makalesinde ifade özgürlüğünün yalnızca onayladığımız görüşlerle sınırlanamayacağını, özellikle neredeyse evrensel biçimde nefret edilen görüşler söz konusu olduğunda bu hakkın savunulması gerektiğini tartışır.[1]

Özgürlük, benim ben olma, insanlaşma sürecimde önümdeki engelleri kaldırma mücadelemin bir parçasıdır. Eh, buraya kadar söylenenlerde anlaşıyorsak geldiğimiz nokta Paulo Freire’ninkinden çok da farklı bir yerde değil demektir: Özgürlük benim ben, senin sen, onun o… olması, hepimizin insanlaşması hakkıysa, “Hiç kimse, ötekilerin öyle [insan] olmasını engellerken gerçekten insan olamaz.”[2]

Özgürlüğün gerçek sınavı kişinin kendi özgürlüğünü savunması değildir; çünkü bunda çıkar ile ilke örtüşür. Özgürlük ancak kendisine benzemeyenin, kendi hayat tarzını paylaşmayanın, hatta kendi siyasal görüşüne karşı olanın özgürlüğü savunulduğunda evrensel bir siyasal ilkeye dönüşür. Bu anlamda ötekinin özgürlüğünü savunmak bir hoşgörü ya da hayırseverlik edimi değil, eşit yurttaşlığın ve tahakkümsüz bir siyasal düzenin kurucu koşuludur.

Rosa Luxemburg, 1918 sonbaharında Breslau Hapishanesinde kaleme aldığı tamamlanmamış Rus Devrimi Üzerine elyazmasının kenarına şu notu düşer; 1922’deki ilk baskıda yer almayan bu not ancak sonraki baskılarda kitaba dahil edilecektir: “Freiheit ist immer Freiheit der Andersdenkenden.”[3] Özgürlük, her zaman farklı düşünenin özgürlüğüdür.

***

Yeni Akit, 14 Eylül 2026’da Ailem Güvende adı altında yapılan LGBTİ+ operasyonlarını “Ailemizi Zehirleyen Eşcinsellere Karşı ‘Ailem Güvende’ Operasyonu! Sapkın Homoların İnlerine Girildi!” başlığıyla verdi. Habere göre LGBTİ+’lar, “başta ABD olmak üzere AB, Alman Vakıfları, Soros ve kökü dışarıda yapıların her fırsatta fonladığı, Türkiye’de ise başını CHP ile YP’nin çektiği muhalefet partilerinin açıktan destek verdiği” sapkınlarmış.

Aynı gün Yeni Şafak gazetesi de bazı LGBTİ+ derneklerine yurtdışından fon aktarılmasını bir “tehdit” çerçevesine yerleştirdi. Bunlara zırvalık diyorum; çünkü aynı Yeni Şafak, 19 Mart 2025’te “İmamoğlu’nun İstanbul Vurgunu: Vatandaşın 560 Milyar Lirası Nerede?” başlığını atmış; 560 milyar liralık tutarı da kendi haberinde “sosyal medyada kısa süre içerisinde gündem olan ve iki saatte 50 bin paylaşımı geçen iddialara göre” diye aktarmıştı. Üstelik Adalet Bakanlığı’nın 13 Eylül 2026 tarihli resmî açıklaması, bazı derneklere yurtdışındaki kamu kurumları ve yabancı kuruluşlardan yüksek tutarlarda fon aktarıldığını, fakat bu para hareketlerinin soruşturma konusu faaliyetlerle bağlantısının hâlen araştırıldığını söylüyordu. Yeni Şafak ise haberi şöyle sürdürüyordu:

“Soruşturmaların mali boyutu, toplumun karşı karşıya olduğu tehdidi gözler önüne serdi. MASAK incelemelerinde bazı derneklerin yurt dışındaki kamu kurumları ve yabancı kuruluşlarca fonlandığı tespit edildi. […] bu 6 derneğe toplamda 3 milyon 357 bin 386 dolar (162 milyon 562 bin TL) fon aktarıldığı ortaya çıktı. Bu paralarla cinsel kimliğini değiştirmek isteyen kişilerin ameliyat masraflarının karşılandığı, toplumsal yapının bozulmasına, toplum içerisinde görüş ayrılıklarının oluşmasına, aileler arasında kaygı meydana gelmesine ve kamu düzeni ile toplumsal değerlere zarar verilmesine yönelik faaliyetler yürütüldüğü değerlendiriliyor.“

Rakamlar da birbirini tutmuyor. Aynı MASAK tutanağını aktaran Sabah da Yeni Akit de altı derneğe aktarılan toplamı 3 milyon 359 bin 167 dolar olarak veriyor; Yeni Şafak’ta ise toplam 3 milyon 357 bin 386 dolar. Fark Pozitif Yaşam Derneği’nden doğuyor: Sabah’a göre bu derneğe 518 bin 525, Yeni Şafak’a göre 516 bin 744 dolar aktarılmış.[4] Bin yedi yüz küsur dolar kimsenin hayatını değiştirmez; ama aynı belgeyi okuyan iki gazetenin aynı rakamı bile aynı yazamaması, kimsenin rakamları kontrol etme gereği duymadığını gösteriyor. Ortada bir haber değil, elden ele dolaşan bir suçlama var.

Bir parantez açalım: Yurtdışından fon almak bu ülkede suç değildir. 5253 sayılı Dernekler Kanunu, derneklerin mülki idare amirliğine önceden bildirimde bulunmak ve parayı bankalar aracılığıyla almak şartıyla yurtdışındaki kişi, kurum ve kuruluşlardan aynî ve nakdî yardım alabileceğini 21. maddesinde açıkça söyler.[5] Yani yurtdışından para gelmiş olması tek başına hiçbir şeyin kanıtı değildir; kanun bunu zaten öngörmüş ve bir usule bağlamıştır. Bakanlığın kendisi bağlantının hâlen araştırıldığını söylerken, araştırılanı kanıtlanmış gibi sunmanın adı gazetecilik değil, olsa olsa eşş… aman şimdi başıma iş açmayayım, algı yönetimidir.

Aziz Mahmud Hüdayî Vakfı[6] da 15 Eylül 2026 tarihli basın açıklamasında “Hiçbir faaliyet, ‘hak savunuculuğu’ adı altında fuhşa aracılık, müstehcenlik, uyuşturucu, çocukların istismarı veya başka bir suç iddiasının üzerini örten bir zırha dönüştürülemez” dedikten sonra Ailem Güvende operasyonlarının “cinsiyetsizleştirmeye teşvik eden sapkın akımlar ve faaliyetlerin önlenmesine katkı sağlamasını” umduğunu belirtiyor. Vakfın basın açıklamaları internet sitesinde duruyor. Şeytan dürttü; bir de 2016’daki Karaman çocuk cinsel istismarı davası hakkında benzer bir açıklaması var mı diye baktım. Ben vakfın internet sitesinde böyle bir açıklamaya ulaşamadım.

Bu dil bize hiç yabancı değil. Kökü dışarıda yaftası bu ülkede ilk kez LGBTİ+’lara yapıştırılmıyor; dün solculara, sendikacılara, Kürtlere, Alevîlere, barış için imza atan akademisyenlere yapıştırılmıştı, yarın bir başkasına yapıştırılacak. Stanley Cohen’in yarım asır önce ahlâkî panik adını verdiği mekanizma hep aynı biçimde işler: Bir halk şeytanı seçilir, aile ve millet tehlikede ilân edilir, tepki tehdidin kendisiyle hiç orantılı olmayan bir şiddete ulaşır.[7] Asıl konuşulması gerekenlerin, yoksulluğun, hayat pahalılığının, hukuksuzluğun üstünün de böylece örtülmesi işin cabasıdır. Değişen yalnızca şeytanın yüzüdür.

Mesele LGBTİ+ değil; mesele özgürlükler.

Lev Tolstoy’a sık sık atfedilir; “Kendi acını hissediyorsan canlısın; başkasının acısını hissediyorsan insansın.”

Evet, bir ilkokul ya da ortaokul çocuğu değilim; o yaşlarda evladım bile yok. Ama onların okula aç gitmeleri canımı acıtıyor. Kadın değilim; hiçbir erkek, ondan boşanmak istediğim için beni bıçaklamaya kalkmadı, kalkmayacak da. Ama sokak ortasında katledilen kadınlar canımı acıtıyor. Alevî de değilim, Kürt de değilim, Türkiye’de yaşayan bir gayrimüslim de değilim. Şükür, Ümit Özdağ’ın hedef tahtasındaki bir Suriyeli de değilim. LGBTİ+ da değilim; hiçbir zaman onların aşağılandığı, ötekileştirildiği, toplum dışına itildiği biçimde muamele görmeyeceğim.

Martin Niemöller’in savaştan sonra kürsü kürsü dolaşarak tekrarladığı sözleri hepimiz biliriz: Önce komünistler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü komünist değildim; sonra sendikacılar, sonra Yahudiler için geldiler; sonunda benim için geldiklerinde sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.[8] Bu sözleri çoğunlukla bir sıra hesabı olarak okuruz: Bugün onlara, yarın bize. Oysa Niemöller’in yaptığı, dinleyicilerinin kendiliğinden umursamayacağı toplulukları tek tek sayarak onları kendi suskunluklarıyla yüzleştirmekti. Ben de sıranın bana gelmesinden korktuğum için değil, sıranın kimseye gelmemesi gerektiği için konuşuyorum.

Sadece insan olmaya çalışıyorum; Rosa Luxemburg’un yolundan yürüyen bir sosyalist, bir insan.

Çok hayırsever, çok hoşgörülü olduğum da söylenemez; ama şunu biliyorum: Yalnızca hükûmetin taraftarlarına tanınan özgürlük, özgürlük değildir; özgürlük her zaman farklı düşünenin özgürlüğüdür. Ve özgürlük insanın kendini gerçekleştirmesidir.


[1] Noam Chomsky, His Right to Say It, The Nation, 28.02.1981, s. 231; çevrimiçi metin: https://chomsky.info/19810228/ (Erişim: 04.10.2026).

[2] Paulo Freire, Ezilenlerin Pedagojisi, çev. Dilek Hattatoğlu, gözden geçiren Erol Özbek, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 1991, s. 59.

[3] Rosa Luxemburg, Zur russischen Revolution, Gesammelte Werke, Bd. 4, Berlin: Dietz Verlag, 1974, s. 359, dn. 3. Metnin eleştirel basımında not Freiheit ist immer Freiheit der Andersdenkenden, sich zu äußern biçiminde okunur: Rosa Luxemburg, Breslauer Gefängnismanuskripte zur Russischen Revolution. Textkritische Ausgabe, haz. Klaus Kinner ve Manfred Neuhaus, Leipzig: Rosa-Luxemburg-Stiftung Sachsen, 2001 (Rosa-Luxemburg-Forschungsberichte, 2).

[4] Ailem Güvende soruşturmasında MASAK kayıtları: 6 derneğe 3,3 milyon dolarlık yurt dışı transferi, Sabah, 13.09.2026; LGBT’ye 3.3 Milyon Dolar!, Yeni Şafak, 04.10.2026.

[5] 04.11.2004 tarih 5253 sayılı Dernekler Kanunu, md. 21, Resmî Gazete, 23.11.2004, sayı 25649.

[6] Aziz Mahmud Hüdayî Vakfı, basın açıklaması, 15.09.2026, https://www.hudayivakfi.org/ailem-guvende-operasyonlarini-destekliyoruz (Erişim: 04.10.2026).

[7] Stanley Cohen, Folk Devils and Moral Panics: The Creation of the Mods and Rockers, London: MacGibbon and Kee, 1972.

[8] United States Holocaust Memorial Museum, Martin Niemöller: First They Came for the Socialists…, Holocaust Encyclopedia, https://encyclopedia.ushmm.org/content/en/article/martin-niemoeller-first-they-came-for-the-socialists (Erişim: 04.10.2026). Niemöller’in konuşmalarında sosyalistler değil komünistler dediğine ilişkin bkz. Harold Marcuse, The Origin and Reception of Martin Niemöller’s Quotation, First They Came for the Communists…, https://marcuse.faculty.history.ucsb.edu/projects/niem/articles/Marcuse2014NiemoellerQuote147gWeb.pdf (Erişim: 04.10.2026).

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş