İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Fon krizi: Belli ki çok kale yıkılacak” başlıklı yayınında Fatma Betül Sayan Kaya’nın AKP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ayrılmasını ve fon soruşturmasını değerlendirdi. Çakır, soruşturmanın siyasi iktidarla bağlantılı çok sayıda ismi gündeme getirebileceğini belirtti.
Fatma Betül Sayan Kaya’nın AKP’deki görevlerinden affını istemesinin ardından AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in talebin kabul edildiğini açıklamasını değerlendiren Ruşen Çakır, Kaya’nın açıklamasında hakkındaki iddiaları açıkça reddetmemesine dikkat çekti.
Kaya’nın eski bir bakan ve AKP yönetiminde etkili bir isim olduğunu belirten Çakır, iddiaların yalnızca Kaya ile sınırlı olmadığını, soruşturmada adı geçen çok sayıda kişinin doğrudan veya dolaylı olarak AKP, milletvekilleri ve bakanlarla iş ilişkilerinin bulunduğunun ortaya çıktığını söyledi. Çakır, fon şirketi Tera’nın da AKP iktidarının önemli kurumlarıyla yakın ilişkilerinin gündeme geldiğini ifade etti.
“Belli ki bir şeyin haberini aldılar ve çekildiler”

Çakır, özellikle bazı kişilerin fonun batışından kısa süre önce paralarını çekmiş olmasının soruşturmanın önemli başlıklarından biri olduğunu söyledi. Kaya’nın yanı sıra başka isimlerin de aynı dönemde fondan çıktığını belirten Çakır, bu kişilerin kim olduğunun ve haklarında ne yapılacağının önümüzdeki süreçte önem kazanacağını ifade etti.
Çakır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın soruşturmaya ilişkin açıklamalarının da belirleyici olacağını söyledi. Erdoğan’ın şu ana kadar “kim olursa olsun” dışında net bir açıklama yapmadığını belirten Çakır, iktidarın sessizliğinin de siyasi açıdan anlam taşıdığını savundu.
Çakır, Türkiye’de uzun süredir iktidara yakın çevrelerin ekonomik ilişkiler üzerinden avantaj sağladığı yönündeki tartışmaların bulunduğunu hatırlattı. 17-25 Aralık sürecinin de iktidarda büyük bir değişime yol açmadığını belirten Çakır, mevcut soruşturmanın ise iktidar içerisindeki dengeleri etkileyebileceğini söyledi.
“Yüz binlerce kişinin mağdur olduğu bir olaydan bahsediyoruz”
AKP içerisinde güç sahibi olmanın zaman içinde ideolojik kimlikten çok Cumhurbaşkanı Erdoğan ile kurulan ilişkiyle bağlantılı hale geldiğini savunan Çakır, bazı isimlerin zaman içinde etkisizleşirken daha önce kamuoyunda fazla bilinmeyen kişilerin öne çıkabildiğini söyledi.
Fon soruşturmasını önceki yolsuzluk ve rüşvet tartışmalarından ayıran unsurun doğrudan vatandaşların mağdur olması olduğunu belirten Çakır, soruşturmanın yüz binlerce kişiyi ilgilendirdiğini ifade etti.
Çakır, söz konusu durumun siyasi sonuçlarının da olabileceğini belirterek şöyle konuştu:
“Çünkü bunun sandığa yansıma ihtimali var. Şunu da unutmamak lazım. AK Parti’nin ve aslında AK Parti ve MHP ittifakının oyları tek başına iktidara gelmeye yetmiyor uzun zamandan beri ve sürekli bir düşüş. Bir dönem AK Parti tek başına yüzde elli alabilmişken şimdi iki parti birlikte yüzde kırkın üzerine zar zor çıkıyorlar. Birçok kamuoyu araştırması bize bunu gösteriyor. Dolayısıyla iktidar etrafındaki birçok kişi bunu son fırsatlar olarak görüyor olabilir.”
Çakır, ekonomik kriz ortamında bazı kişilerin kısa sürede mümkün olduğunca fazla kazanç elde etmeye çalışmasının, “çok bariz hatalar” yapılmasına ve bazı kişilerin kendilerini ele vermesine yol açabileceğini söyledi.
“Daha büyük dalgalar mecburen gelebilir”
Fon soruşturmasının ardından daha geniş kapsamlı bir tasfiye sürecinin yaşanabileceğini belirten Çakır, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın soruşturmanın üzerini örtme ihtimalinin kamuoyunda tartışıldığını söyledi. Ancak ekonomik koşullar nedeniyle bu seçeneğin önceki dönemlere kıyasla daha zor olabileceğini savundu.
Çakır, fon mağdurları arasında AKP seçmenlerinin de bulunmasının siyasi tabloyu değiştirebileceğini ifade etti. İktidara yakın kişilerin zenginleştiği, bunun da başka vatandaşların yatırdığı paralar üzerinden gerçekleştiği yönündeki şüphelerin AKP seçmenleri üzerinde etkili olabileceğini söyledi.
Deniz Göktaş davası

Çakır, programın son bölümünde komedyen Deniz Göktaş’ın mahkemeye çıkacağını ve duruşmayı takip edeceğini söyledi.
Göktaş’ın cezaevinde tutulmasını da eleştiren Çakır, bir tarafta halkın parasından büyük kazançlar elde ettiği ileri sürülen kişilere yönelik tartışmalar sürerken diğer tarafta “halkı eğlendirmek, güldürmekten başka hiçbir suçu olmayan genç bir komedyenin” cezaevinde tutulduğunu söyledi.
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve tabii ki iyi sabahlar.
“Fon krizinde dananın kuyruğu yarın kopacağa benziyor ama şimdiden olayın ne kadar vahim olduğunun işaretlerini almaya başladık. Ne oldu? Cumartesi akşam saatlerinde eski bakan ve AKP’nin sosyal işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya istifa etti. İstifa demiyorlar biliyorsunuz, ‘‘Tüm görevlerimden affımı sayın genel başkanımızdan istedim’’ diyor. Ve daha sonra da bir gün sonra AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de bu talebin kabul edildiğini söyledi. Uzun bir açıklama yaptı sosyal medyada Betül Sayan Kaya ve hiçbir şekilde açıklamanın hiçbir yerinde bu iddialar doğru değildir demedi. ‘‘Hakkımda birtakım iddia ve değerlendirmeler gündeme getirilmiştir’’ dedi. ‘‘Sürecin selameti ve iddiaların tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulabilmesi amacıyla yürütmekte olduğum görevlerden…’’ vesaire ve hiç kimse de ‘‘Yapmamıştır’’ demedi. Kendisi de demedi, kendisi demeyince başkaları da demedi. Hatta tam aksine YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre’nin dile getirdiği bu iddiaların ardından iktidar yanlısı çok isim istifasını istemişti. Nitekim kendisi de affını diledi.
Fatma Betül Kaya önemli bir isim, bakanlık yapmış, AK Parti içerisinde kritik yerlerde bulunmuş bir kadın siyasetçi. Sayıca çok fazla değiller. Bakanlıktan sonra da parti yönetimindeydi. Ve işin ilginç tarafı tam bu iddiaların gündemde olduğu sıralarda kendisi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’la birlikte New York’taymış ve geldi. İddialar sadece kendisine yönelik değil, tabii ki kocası da var işin içerisinde. Çok büyük paralar var, bunu dün konuşmuştuk. Ama olay bununla sınırlı değil. Adı geçen birçok ismin doğrudan ya da dolaylı bir şekilde AK Parti ile kimi zaman milletvekilleriyle kimi zaman bakanlarla iş ilişkisi olduğu ortaya çıkıyor. Bazılarının geçmişte AK Parti’de aktif görev üstlenmiş olduğu ortaya çıkıyor. Bu söz konusu olan fon şirketinin, Tera özellikle, zamanında AK Parti iktidarının önemli kurumlarıyla çok yakın ilişkiler içerisinde olduğu ortaya çıkıyor. Yani işin içerisinde siyasi iktidar, siyasi iktidarın temsilcileri bir şekilde var. Sadece onlar mı? Tabii ki değildir. Ama şunu özellikle vurgulamak gerekiyor. Birileri birtakım fonlara para yatırmış olabilir, bilerek ya da bilmeyerek. Yani bilerek dediğim bu dönen dolapları bilerek ya da bilmeyerek. Ama burada önemli olan, Fatma Betül Sayan Kaya olayında özellikle ve başka isimler de saptanacak, bu batışın hemen öncesinde çekilmiş olmaları. Belli ki bir şeyin haberini aldılar ve çekildiler. Sadece Kaya söz konusu değil, başka isimler de var. Bakalım bu isimler açıklanacak mı? Açıklanırsa, açıklanır ya da açıklanmaz, bu isimlere karşı ne yapılacak?
Ama bu olay ve bu olayın ardından gelen tepkilere baktığımız zaman ya da tepkisizliğe baktığımız zaman, bu da bence önemli, şu ana kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından çok net ‘‘kim olursa olsun’’ dışında bir şey duymadık. Sessizlik de bir anlam taşıyor. Burada tabii ki ilk akla gelen Türkiye’de belli bir süreden itibaren ahbap çavuş kapitalizminin hakim olduğunu ve iktidara yakın olan kişilerin bir şekilde bunu ranta dönüştürdüğünü zaten biliyoruz, ediyoruz. Geçmişte çok açık seçik örneklerini de yaşadık. Ama bunlardan, özellikle 17-25 Aralık sürecinde, bir sonuç çıkmadı. Siyasi sonuç çıktı aslında, siyasi sonuç çıktı ama çok büyük bir iktidar değişikliğine yol açacak şekilde yaşanmadı. Şimdi de yaşanmayacak muhtemelen ama iktidarın içerisinde birçok iktidarın, iç iktidarların sarsıldığını ve sarsılacağını göreceğiz. Öyle anlıyorum. Çünkü bir yanda çok farklı farklı bileşenlerden oluşan bir iktidar bloku var. MHP ile ittifakı bir kenara koyalım, AKP’nin kendisi de uzun zamandır böyle. AKP’nin içerisindeki Milli Görüş kökenli, İslami hareket kökenli insanların sayısı belki fazla ama güç olarak bakıldığı zaman o kadar da güçlü değiller. Burada zaten AKP içerisinde ya da iktidar içerisinde güç sahibi olabilmenin yolu siyasi angajman ya da ideolojik background falan değil, Erdoğan’la kurmuş oldukları ilişki, Erdoğan tarafından kollanıp kollanmadıkları, önlerinin açılıp açılmadığı meselesi. Nitekim zaman içerisinde çok kişinin etkisizleştiğini, adının unutulduğunu biliyoruz ve hiç duymadığımız, etmediğimiz kişiler birdenbire öne çıkabiliyorlar.
Mesela son döneme damgasını basan iki isim var; birisi Akın Gürlek, birisi Mehmet Uçum. Bunlar AKP’nin ne ilk yıllarında, sonraki yıllarında bile pek bilinen, edilen isimler değildi. Şimdi bu iktidar çarkları içerisinde belli ki değişik kanallardan birileri sürekli bir şeylerden istifade ediyordu mali olarak, parasal olarak. Ve bu fon olayı da bunların en son ve en çarpıcısı ve en büyüğü olarak tanımlanabilir. Çünkü burada söz konusu olan husus şu: Doğrudan yüz binlerce kişinin mağdur olduğu ya da olacağı bir olaydan bahsediyoruz. Daha önce dile getirilen rüşvet, yolsuzluk vesaire gibi iddialarda doğrudan mağduriyetler yoktu, genellikle kamuoyunun zarara uğratılması gibi muğlak bir ifade ya da şu anda dünün CHP’li belediye başkanlarına yönelik suçlamalarda da öyle. Yani bir rüşvet, dolandırıcılık ithamları baktığınız zaman doğrudan birilerinin mağdur olduğu olaylar değil ama birilerinin bulundukları konum nedeniyle haksız kazanç elde ettiği iddiaları esas olarak. Ama burada yüz binlerce kişinin kaba tabiriyle tokatlanması olayı var. Çünkü bu eski bakanın kazandığı milyarlar 3 ayda, 4 ayda ya da 5 ayda kazandığı milyarlar kamudan falan gelmiyor, doğrudan oraya para yatıran diğer vatandaşlardan geliyor. Ve bu da baktığımız zaman bir siyasi mesele. Çünkü bunun sandığa yansıma ihtimali var. Şunu da unutmamak lazım. AK Parti’nin ve aslında AK Parti ve MHP ittifakının oyları tek başına iktidara gelmeye yetmiyor uzun zamandan beri ve sürekli bir düşüş. Bir dönem AK Parti tek başına %50 alabilmişken şimdi iki parti birlikte %40’ın üzerine zar zor çıkıyorlar. Birçok kamuoyu araştırması bize bunu gösteriyor. Dolayısıyla birçok kişi, iktidar etrafındaki içindeki birçok kişi bunu son fırsatlar olarak görüyor olabilir.
Bir diğer yandan da tabii ülkenin son dönemde yaşadığı büyük ekonomik kriz. Bu ekonomik kriz ortamında elde edebildikleri kadar kazancı hızlı bir şekilde elde etmek isteyen ve bunu yaparken de çok bariz hatalar, yanlışlar yapan ve belki de kendilerini ele veren insanlara tanık olacağız. Tek tek birileri tasfiye ediliyordu, bazı gazeteciler şunlar bunlar tasfiye ediliyordu. Şimdi daha büyük dalgalar mecburen gelebilir. Bir ihtimal tabii ki şu var, bunu birçok kişi düşünüyor, özellikle benim son iki günde yaptığım yayınlara gelen tepkilere baktığımız zaman ‘‘Erdoğan bunun üstünü örtbas eder, çok da fazla bir şey olmaz’’ deniyor. Tabii ki bu ihtimal daha önceki deneyimlerden hareketle hayli güçlü ama bu seferki olay zamanlama anlamında baktığımız zaman ekonominin çok da kötü olduğu bir döneme denk geldiği için bunun zararını kamunun karşılayabilmesi hiç mümkün değil gibi gözüküyor. Nasıl yapacakları bilinmiyor, bakacağız. Salı günü alacakları kararlara bakacağız ama belli ki çok büyük bir memnuniyetsizlik olacak. Bu yüz binlerce kişinin içerisinde muhakkak AK Parti seçmenleri de vardır. Onların yatırdığı paralarla bir başka AK Parti’de iktidara daha yakın kişilerin zengin olduğu yolundaki şüpheler işin rengini çok değiştirebilir.
Bugün Deniz Göktaş nihayet mahkemeye çıkıyor, orada olacağım. Herhalde çok kalabalık olacak. Çağlayan’da oluyor. Büyük salonda değil, yani oranın salonları çok büyük değil. Büyük bir ihtimalle bir izdiham olacak, hiç şaşırmayacağız ama Deniz Göktaş’ı görmek için orada olacağız. Umarım ilk ifadesinin, savunmasının ardından tahliye kararı verilir. Bakalım nasıl olacak? Kendisinin son sosyal medyada paylaştığı şeylerde onun da çok heyecanlı olduğunu gördük. Tabii bir yanda böyle, ne denir, küfesini dolduranlar varken halkın parasıyla – ki halkın giderek daha da yoksullaştığı bir ülkede yaşıyoruz – ve onlara çok da fazla dokunulmazken diğer yanda halkı eğlendirmek, güldürmekten başka hiçbir suçu olmayan genç bir komedyen cezaevinde tutuluyor. Bu da Türkiye’nin en büyük ayıplarından biri olarak kayıtlara geçiyor.
Bugün büyük bir edebiyatçımıza ithaf etmek istiyorum; Suat Derviş’e. Gördüğüm kadarıyla çok da, nasıl söyleyeyim, değeri bilinmemiş ya da günümüze yeterince taşınmamış bir isim. Ama Türkiye’de 1900’lü yılların ilk yıllarında, cumhuriyetin ilk yıllarında özellikle birçok şeyin ilkini yapmış birisi. 1905 doğumlu, çok iyi eğitim görmüş, diller biliyor ve küçük yaşta kiminle beraber? Çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet’le beraber yazmaya başlıyor. Gazetecilik yapıyor, kadın dernekleri örgütlüyor, siyasetin içerisine giriyor. Birçok kez yurt dışına gidiyor, bunların bazılarını sürgün gibi yaşıyor. Cezaevi deneyimi oluyor ve siyasette çok aktif. Türkiye Komünist Partisi’nin yöneticisi Reşat Fuat Baraner’le uzun bir evlilik, onun 1968’de yanılmıyorsam ölümüne kadar süren bir evlilikleri var. Evet, 68’de o öldükten 4 yıl sonra da Suat Derviş hayatını kaybetmiş. Ben Suat Derviş deyince hep ‘‘Fosforlu Cevriye’’yi bilirim, filmini de seyretmiştik diye hatırlıyorum çünkü çok meşhurdu. Başka mesela ‘‘Ankara Mahpusu’’ çok iyi bir kitap diyorlar, okumadım. ‘‘Kara Kitap’’ ilk romanı yanlış bilmiyorsam. Ben kendisinden bugünlerde, şu iki uzun öykü diyeyim; bunlar zamanında 1960’lı yıllarda tefrika edilmiş gazetede iki öykü: ‘‘Bitmeyen Korku’’, ‘‘Bir Köşede Bir Kadın’’. İki ayrı uzun öykü, roman gibi aslında ve kahramanlar kadın ve bunlar polisiye. Ben biliyorsunuz polisiye meraklısıyım ve Suat Derviş’in polisiye yazarlığını ancak keşfetmiş olduğum için kendime çok kızdım. Geçen Müge İplikçi ‘‘Zeytin Dalı’’na çıkarttı İthaki Yayınları‘nın Suat Derviş editörü Serdar’ı. Serdar uzun uzun anlattı. İthaki‘ye de çok teşekkür ediyorum. Bildiğim kadarıyla tüm eserlerini bastılar, umarım daha çok okunur, bilinir ve hakkı verilir Suat Derviş’in. Gerçekten iz bırakmış bir yazarımız, Suat Derviş. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum.
Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.“







