İsmail Fatih Ceylan yazdı: Turgut Özal’ın yolunu açan şanslar

12 Eylül askeri darbesi sonrasında, askerlerin milliyetçi ve dini sözler sarf etmesi sol tarafından eleştirilirken, yargılanmakta olan MHP’liler “fikrimiz iktidarda kendimiz içerdeyiz” diyorlardı. Bu söz çok yaygın olmasına rağmen, bazı sol çevre “fikri iktidarda kendisi içerde” sözü MSP için daha fazla geçerli iddiasında bulunuyordu. Evren Atatürkçülükten çok dinden bahsediyor, her konuşmasında ayet ve hadis okuyordu onlara göre. Zaten okullara din dersi mecburiyeti getirmişti.

Anayasa oylamasından sonra 12 Eylül yönetimi de genel olarak halk da rahatlamıştı. Halkın rahatlaması, aslında 12 Eylül anayasasını benimsemesinden değil, bir an önce siyasi döneme geçilmesi isteğinden kaynaklanıyordu.

Anayasaya hayır oyu çıkarsa, askerlerin ne yapacağı belli olmazdı. Demokrasiye geçilmez, ara rejim devam eder kaygısı ağır basıyordu. O yüzden Anayasa oylamasını bir varta olarak değerlendiriyorlar, bir an önce demokratik ortama geçilmesini istiyorlardı. Anarşiyi önlediği için çoğunluk 12 Eylül darbesine destek olsalar da sonuçta askeri yönetimin bu şekilde devamından yana değillerdi.

Turgut Özal’ın
İsmail Fatih Ceylan yazdı: Turgut Özal’ın yolunu açan şanslar

Şimdi siyasete dönüş zamanıydı.

12 Eylül rejiminin kafasında sağı ve solu temsil eden iki partili siyasetti. Her ikisini de askeri yönetim kurduracağı için, hangisi iktidara gelirse gelsin fark etmeyecekti. Turgut Sunalp’in kurduğu MDP ve Necdet Calp’in kurduğu Halkçı Parti, 12 Eylül’ün partileri olarak siyaset sahnesine girdi.

MDP bir bakıma AP’nin, HP de CHP’nin yerini alacaktı.

Ancak pek çok parti kurulmuştu. Siyaseten yasaklı olan eski liderler parti kuramayacak iken, Demirel Büyük Türkiye Partisi (BTP), Erbakan Refah Partisi’ni kurmuştu. 12 Eylül yönetiminde görev almış olan Turgut Özal da Anavatan Partisi’yle siyasete giriyordu.

Kenan Evren bu kadar çok parti kurulmasına öfkelenmiş, “Önüne gelen parti kuruyor, eski liderlerin partisine izin verilmeyecektir” konuşmaları yapıyor, MDP’ye oy verilmesi telkininde bulunuyordu.

“Geçmişten ders alacak yeni partiler sahneye çıkmalı… İhtiyaç duyulan yeni siyasî partiler kurulacak… Demokrasi kurulacak, ama eski partilerle değil… Yeni partiler Atatürk ilkelerini esas almalıdır.”

Anayasa hazırlanırken bizzat Milli Güvenlik Konseyi tarafından anayasaya konan geçici 4. madde ile 12 Eylül öncesinin siyasi partilerine kısıtlayıcı hükümler getirilmişti. Milli Güvenlik Konseyi uygulamak istediği “sınırlı çok parti sistemi” ile partilerin seçime katılım oranlarını sınırlamayı planlamış, bu planını veto mekanizması ve barajlı seçim sistemini kullanarak hayata geçirmeye başlamıştı.

Veto yoluyla seçime girecek partiler daha kuruluş aşamasında sınırlandırılırken, ülke genelinde yüzde 10 oy alma anlamına gelen baraj sistemiyle de küçük ve işlevsiz partiler saf dışı bırakılacaktı, MSP ve MHP benzeri partilerin asla yeni seçimde yer almaması tasarlanmıştı.

Ayrıca partilere, illerin en az üçte ikisinde örgütlenmeleri ve yine illerin yarısında aday göstermeleri şartı da getirilmişti.

Milli Güvenlik Konseyi 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nda yer alan, siyasi partilerin milletvekili seçilme yeterliliğine sahip en az 30 kişi tarafından kurulması şartı gereği, partilerin kurucu listesini incelemeye başladı. Seçimlere girmesine izin verilmeyecek partiler, kurucu listelerindeki kurucu sayılarında yapılan vetolarla 30’un altına indirilerek, seçim yarışından elendi.

12 Eylül iki parti olarak düşünse de üçüncü parti Özal’ın Anavatan Partisi seçimlere girme hakkını kazandı. Daha doğrusu 12 Eylül yönetimi Turgut Özal’ın parti kurmasına ve seçime girmesine engel olamadı.

Özal seçime girmeyi nasıl başardı?

12 Eylül 1980 sabaha karşı Ankara tank sesleriyle uyandığında asker iktidara el koyar, Parlamento kapatılır, Demirel’le Ecevit Gelibolu’da Hamzakoy’a, Erbakan’la Türkeş İzmir’de Uzunada’ya gönderilirken, Turgut Özal sabah erkenden Genelkurmay Başkanlığı’na götürülmüştü.

Özal Genelkurmay Harekât Dairesi Başkanlığı’nın yanındaki brifing odasında otururken, kendisine rastlayan bazı bürokratlar, Özal’a, “artık suyu ısındı” gözüyle bakıyorlardı.

Oysa, Demirel’in Başbakanlık Müsteşarı Özal kendinden hayli emin bir havadaydı. Ekonominin başında olmayı kafasına koymuş, ortamı da buna uygun görmüştü.

“24 Ocak Programı”nın ördüğü dış ekonomik bağlara sadece kendisinin egemen olduğu inancındaydı. Askerlerin ekonomik konulardan çok anlamadığını öteden beri biliyordu

Ayrıca, 12 Eylül’ü yapanlar Turgut Özal’ın ekonomiye olan yatkınlığını, özellikle 24 Ocak Programı dolayısıyla Genelkurmay’da verdiği brifinglerde görmüşlerdi.

Bu brifingleri Başbakan Demirel’in talimatıyla vermişti Özal. 12 Eylül hükümetine alınmasında kilit rolü, 12 Eylül’ün en önde gelen mimarı Orgeneral Haydar Saltık oynamıştı. Ege Ordusu komutanlığından gelerek MGK genel sekreterliği görevini üstlenen Saltık Paşa, piyasa ekonomisini savunuyor, 24 Ocak modeline de bu çerçevede sahip çıkıyordu.

11 Eylül 1980 akşamı Genelkurmay’daki yemekli toplantıda, Turgut Özal adını ilk Saltık Paşa telaffuz etmişti. Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Necdet Öztorun da Özal’dan yanaydı.

Biri, Özal’ın bu görevi kabul etmeyeceğini söyleyince, bir başkasının tepkisi, “Tevkif edelim onu!” dedi.

Saltık Paşa da her zamanki gibi serinkanlı havasıyla, “Tevkif edeceğimiz adamı sonra iş başına nasıl getireceğiz” dedi.

12 Eylül’ü yapanlar, aslında Özal’a güvenmiyorlardı. Özal’ın her ne kadar Demirel’in bürokratı olsa da gerçekte Erbakancı olduğunu, “takunyalı” diye anıldığını, 1977’de MSP’den milletvekili adaylığı gibi nedenlerle mesafeliydi. Ancak, 24 Ocak Programı ve bunun dış destekleri açısından da Özal’a mecbur olduklarını düşünüyorlardı.

Özal da askerî yönetime, “24 Ocak’ın kılına dokunursanız dış kredi muslukları kesilir. Başka alternatifiniz yoktur. Bu programın devam edeceğine ilişkin dışa dönük güvenceniz de ancak ben olabilirim!” mealinde konuşuyordu

Şartlar o noktaya getirmişti ki, Özal’ın o göreve gelmesi kaçınılmazdı.

12 Eylül’ün 24 Ocak’la birlikte Turgut Özal’a da sahip çıkması hem Batı dünyasındaki karar odaklarını hem de İstanbul’daki “büyük iş çevreleri”ni rahatlatmıştı.

Bir Amerikalı diplomat, 12 Eylül’de ABD’nin Ankara Büyükelçiliği’de görevli (sonra İstanbul Başkonsolosu) Daniel Newberry, 12 Eylül’de Özal’ın ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığına getirildiğinin öğrenilmesi üzerine Amerikan makamlarındaki havayı şöyle anlatıyordu:

“1980 ocağında, Demirel ve Özal’ın ekonomik reform adımı Washington’da çok ilgi toplamış, çok konuşuluyordu. Gerek New York, gerekse Washington’da konuştuğum insanlar, bu reformlardan söz ederken, “Özal’ın reformları” diyorlardı, Demirel’in değil.

1980 Eylül’ünü çok içinden, Amerikan büyükelçisinin yanı başında yaşadım. Başbakan Ulusu’nun kabinesi açıklanıp da Özal’ın ekonomik işlerden sorumlu başbakan yardımcısı olarak adının okunduğu zaman nasıl bir ferahlama yarattığını görmeliydiniz! Ankara’daki Amerikan makamlarının çektiği “oh”un sesi, duyulabilecek kadar yüksekti.” (Hasan Cemal, Doğrusuyla yanlışıyla Turgut Özal yazısı, T24.)

Özal aslında siyasete girmek istemiyordu

Banker Kastelli olayından sonra Turgut Özal, Kenan Evren tarafından Başbakan yardımcılığından istifa ettirilmişti. Yanında Semra Özal’la güneye, Side’deki henüz bitmemiş yazlıklarına doğru yola koyulurken kafasında tek soru dolaşıyordu:

Politikaya girmek, girmemek… Ayrı bir parti kurması için uzunca zamandır Özal’a bastıran Mehmet Keçeciler o günleri şöyle anlatır:

“Özal “Ben torun seveceğim” diyordu. Şöyle konuştuğu da olurdu: “Bak Mehmet, memlekette siyasetçilere bak, izle onları. İsmet Paşa’ya bak. Ömrünün sonunda, kendisini “millî şef” ilan etmiş olan partisinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Celal Bayar’a bak, kaç yaşında hapse atıldı. Menderes idam edildi. Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’in hâli malum. Bu memlekette siyasetçi hep tahrip edildi.”

Ama, 12 Eylül Anayasası’nın referandumda onaylanmasıyla Evren cumhurbaşkanı seçilir, siyasal yasakları içeren geçici 4. madde de uygulamaya girince. Demirel, Ecevit, Erbakan ve Türkeş’e politika yasaktır artık. Bu sağlanınca Özal siyasete girmeye karar verir.

Fakat, askerî yönetim parti kurmasına izin verecek miydi? Partisi seçimlere sokulacak mıydı? ANAP’ı da kapatabilirler miydi? Seçimi kazanırsa, Başbakan olabililir miydi? İktidarı devretmeye yanaşır mıydı 12 Eylül paşaları?..

En çok umut ettiği Demirel ve Erbakan’ın siyaset sahnesinden uzak tutulmasıyla, partisine AP ve MSP’den oylarının gelme ihtimalidir. Ne de olsa Demirel hükümetinde görev almış, zamanında MSP’den aday olmuştur. Üstelik kardeşi Korkut Özal, MSP ile özdeşleşmiş bir isimdir. Zaten “Anayasa’nın geçici maddelerine güvenerek politikaya girdim; başka türlü girmezdim” diyordu. (Hasan Cemal, Doğrusuyla yanlışıyla Turgut Özal yazısı, T24.)

ANAP’ın kuruluşundan dört gün sonra 1983’ün mayıs ayında, Cumhuriyet’i ziyaret ettiğinde Hasan Cemal’in bir sorusuna, “Büyük Türkiye Partisi (BTP) kapatılırsa en büyük biz oluruz. Tanıma en uygun parti biziz” cevabını vermişti. Bu ziyaretten bir hafta sonra, önce Demirel’in kurdurduğu BTP kapatıldı, Demirel Zincirbozan’a “sürgün”e gönderildi, arkasından yine Demirel’in kurdurduğu Doğru Yol Partisi, bazılarının Demirel’in Yeni Partisi dediği DYP’nin seçime giremeyeceğinin anlaşıldı.

Adalet Partisi oylarının sandıkta kendisine akabilmesi için, partisinin önce seçime katılabilmesi, yani 12 Eylül’ün “icazeti” gerekiyordu. Özal’ın, baştan beri askerî yönetime verdiği mesaj şuydu:

“Sizler için en büyük tehlike eskilerdir. Onlarla da en iyi ben başa çıkarım.”

Bu arada Özal, 12 Eylül’ün lideri Evren’e karşı sürekli uslu çocuk rölü oynamaya özen gösterdi. Çankaya Köşkü’ne çıktı, Evren’e parti kuracağını söyledi ama ekledi:

“Kurma derseniz kurmam; kenarda otururum; hiç kimseyle de birleşmem.” (Hasan Cemal, Doğrusuyla yanlışıyla Turgut Özal yazısı, T24.)

Bazı cemaatler MDP’ye yöneliyor

12 Eylül, hem dış politika nedeniyle, hem 12 Eylül yönetiminde yer alması sebebiyle Özal’a ve partisine olur verdi. Ancak ANAP’ı “buçuk parti” olarak görüyorlardı. Adalet Partililer ve MHP’liler MDP’ye, CHP’liler HP’ye oy verecekti. ANAP ise ancak MSP’den ve bazı tarikatlardan oy gelir barajı aşamaz düşüncesindeydiler.

Gerçekten de Demirel’e rağmen pek çok Adalet Partili MDP’ye yönelmiş görünüyordu. Ünlü sanatçılar, gazeteciler, iş adamları akın akın MDP’ye katılıyordu. Gazeteler şimdiden MDP’yi iktidar ilân ediyordu neredeyse.

Bölünen Yeni Asya cemaati her zaman olduğu gibi Demirel’in yanında yer alırken, ayrılan Kırkıncı Hoca, Fethullah Gülen grupları ve Süleymancılar MDP’yi destekliyorlardı. Kenan Evren yönetimine nasıl Anayasaya Evet oyu verme sözü verdilerse, şimdi de Evren’in neredeyse açıktan desteklediği MDP’yi desteklemeyi doğru strateji görüyorlardı. Çünkü MDP gelmezse, CHP’yı temsil eden HP iktidara gelebilirdi. Basının her dönem muktedir olan gazetecileri HP lehine yayın yapıyorlardı. O yüzden bazı cemaatler ANAP’a şans vermiyorlar, Özal’a oy vermek Erbakan’a oy vermek gibi, sağı parçalamak gibi düşünüyorlardı. Özal’a verilen oylar, barajı aşamayacağı için boşa giden oylar olacaktı.

Zaten birinci parti bile olsa 12 Eylül yönetimi Özal’a Başbakanlığı vermezdi. Bu nedenle ülkenin selameti için MDP’yi desteklemek gerekiyordu.

12 Eylül rejiminin kafasında sağı ve solu temsil eden iki partili siyaset olsa da, CHP’liler SODEP’i, AP’liler BTP’yi, MSP’liler RP’yi kurmuştu. CHP’nin daha önceki lideri Bülent Ecevit, siyasete küsmüş, CHP’den istifa etmişti. Ecevit, bu kararı parti yöneticilerine danışmadan aldığı için CHP kadrolarında şok etkisi meydana gelmişti. CHP’liler onu partiyi en zor gününde terk etmekle suçlarken, o ise CHP’li kadroların askeri yönetime karşı çıkmadığını, kendisini yalnız bıraktığını düşünmekteydi. İktidarda bir askeri cunta varken siyasete dönmenin yarar getirmeyeceğine inandığını söylüyordu. Oysa kendisi ilk başta, darbede askerin suçu yok demişti. Arayış dergisi çıkaran Ecevit, daha sonra 1985’te eşi Rahşan Ecevit ile birlikte DSP’yi kuracaktı.

Ecevit’siz kalan CHP’liler İsmet İnönü’nün oğlu Erdal İnönü önderliğinde Sosyal Demokrat Parti SODEP’i kurdular. Eski parti adıyla parti kurmak yasak olduğu için CHP adını kullanamıyorlardı. Ancak CHP’nin yerine Halkçı Parti’yi kurduran 12 Eylül yönetimi Erdal İnönü dâhil pek çok ismi veto ederek partiyi seçime sokmadı.

Perde arkasında Demirel’in bulunduğu, başına da emekli Orgeneral Ali Fethi Esener’in getirildiği Büyük Türkiye Partisi BTP de seçime sokulmadı. Evren Paşa, Esener Paşa’yı dinci olduğu için veto ettiklerini söyledi.

BTP kurucuları, kuruluşundan bir gün sonra gerçekleşen büyük katılım töreniyle, askeri oldukça tedirgin etmişti. AP kadrolarının eskiye oranla daha büyük bir güçle iktidara gelmesi ihtimali göz önüne alınarak, 31 Mayıs 1983 günü MGK’nın 79 sayılı kararıyla parti kapatıldı. Dört ay süreyle, içlerinde Demirel, Cindoruk, Çağlayangil olmak üzere toplam 20 siyasetçi Zincirbozan’da mecburi ikamete gönderildi. Ecevit ve Baykal da kurulacak sol partilere etki etmemeleri için Zincirbozan askeri kampa gidenler arasına dâhil edildi.

Ancak partinin kapatılması ve uygulanan zorunlu ikamet, Demirel ve ekibi için caydırıcı olmadı. Zincirbozan yolunda giderlerken yola bakan Demirel, “Doğru Yol” partisinin adını verdi ve Zincirbozan’da DYP için fikir tartışmaları yapılmaya başlandı. 23 Haziran 1983 resmen kuruldu ve Ahmet Nusret Tuna ilk DYP genel başkanı oldu. Ancak DYP’de seçime sokulmadı.

12 Eylül sonrası kapatılan diğer bir parti olan Milli Selamet Partisi, Ali Türkmen liderliğinde 19 Temmuz 1983 tarihinde Refah Partisi adıyla 31 kişilik kurucu kadro ile kuruldu. Ancak Refah Partisi de Milli Güvenlik Konseyi’nin 79 sayılı bildirisine takıldı. Kurucularının Millî Güvenlik Konseyi tarafından birkaç defa veto edilmesi sebebiyle, kadrosu kanunların öngördüğü zamanda tamamlanamadığından 1983 seçimlerine katılamadı. Daha sonra kurucu üyeler arasından veto edilmeyen Ahmet Tekdal parti başkanlığına getirildi.

MHP lideri Türkeş hâlâ hapishanede olduğundan, MHP’liler Anayasayı hazırlayan Danışma Meclisi içinde yer alan ve anayasanın tümüne ret oyu veren tek isim olan Mehmet Pomak, MHP kadrolarının kurduğu Muhafazakâr Parti’ye lider seçildi. Parti, Milli Güvenlik Konseyi tarafından 26 Temmuz 1983 tarihinde genel başkanı da dâhil yapılan vetolarla seçim yarışından men edilse de, partinin yeniden teşkilatlanması gecikmedi. Parti ikinci olarak Ahmet Özsoy başkanlığında teşkilatını kurdu, fakat 16 Ağustos 1983 tarihinde aldığı vetolarla seçim yarışına katılamadı.

Milli Güvenlik Konseyi veto yetkisini sadece herhangi bir partiden aday olanlar için değil, bağımsız adaylar içinde işletildi ve bu dönemde 428 bağımsız aday veto edildi.

Toplamda 672 veto vardı. Askeri yönetim 1683 milletvekili adayından 672’sini vetolamış, seçime sokmamıştı.

Seçime girecek partiler olan MDP’den 74, Anavatan’dan 81, HP’den 89 aday veto yemişti.

Böylece MGK, uygun gördüğü “yeni tip politikacıları” da belirlemiş oldu. Artık seçime gidilebilirdi. Ancak, MGK, Turgut Özal’ın ANAP’ı kurmasına ve seçime girmesine engel olamadı. Batı dünyası ve ekonomik çevreler Özal’ın yanındaydı. Ayrıca Bülent Ulusu hükümetinde ekonomiden sorumlu görev verdikleri Özal’a hayır demek abes kaçacaktı ama dış güçlerin etkisi daha fazlaydı.

İstemeye istemeye Özal’ın parti kurmasına ve seçime girmesine izin verdiler. Fakat çok da önemsemediler. Aslında Erbakancı, takunyalı, tarikatçı diye düşündükleri Özal’a şans tanımıyorlardı. Anavatan Partisi’ne, “Buçuk” parti diyorlardı.

“Buçuk parti”nin beklenmedik başarısı

Böylece üç MGK onaylı partiler arası siyaset başlamış oldu. MDP’de, özellikle Adalet Partisi’nin ünlü isimleri yer alıyordu. Sağcı basın başta olmak üzere MGK’nın vasıtasıyla bütün basın Turgut Sunalp’i neredeyse başbakan ilân edeceklerdi. Basın, sinema ve müzik dünyasının ünlüleri de MDP’ye büyük destek veriyordu.

CHP’liler HP’ye yönelmişti. Genelde CHP’li olan yazarlar, gazetelerde HP’nin propagandasını yapıyordu.

“Buçuk parti” ANAP ise ne basından ne kamuoyundan yeterli ilgi görmüyor, gazeteler sayfanın diplerinde küçük haber olarak bahsediyordu. Turgut Özal’dan başka tanınan bir isim yoktu. MSP’den, MHP’den bazı isimler vardı sadece. Bir iki eski AP’li ve CHP’li isim vardı adı fazla duyulmayan.

Ancak Turgut Özal’ın televizyon ekranında yaptığı seçim konuşmalarında sakin yapısı, konuşurken elinde kalem tutması, ekonomiden ben anlarım havası dikkat çekiyordu. Diğer liderlerle yaptığı tartışma programında “Boğaz Köprüsü’nü satacağım” sözü, HP lideri Necdet Calp’in kızarak “Boğaz Köprüsü’nü sattırmam!” diye çıkışması hayli ilgi gördü.

Ancak Özal’ın o programdaki sözleri ve “Ekonomi benim işim” manasına gelecek ifadeleri 12 Eylül paşalarını kızdırdı. Kenan Evren büyük öfke duymuştu. Seçime iki gün kala o kızgınlıkla Özal’ı neredeyse azarlayan, onu yalancılıkla itham eden, oyunuzu bizim kurduğumuz MDP’ye verin demeye getiren bir konuşma yaptı.

Ama hayatının en büyük hatasını yapmış oldu.

Kenan Evren bu konuşmayla seçimi ters yönde etkiledi. Kenan Evren kızmıştı ama halkın çoğu da Kenan Evren’e kızmıştı. Üç liderin arasında tek sivil gördükleri Turgut Özal’a, askeri yönetim nedeniyle şans vermezlerken, o kızgınlıkla refleksi bir duyguyla seçim günü Kenan Evren’e inat Özal’a oy verdiler ve Turgut Özal’ın partisi ANAP tek başına iktidara geldi. Hiçbir partiye oy vermeyecek olanlar bile sandık başına koşmuştu.

Bu bir bakıma 12 Eylül yönetimine, “O kadar da değil” mesajıydı.

ANAP: Yüzde 45, 213 milletvekili… HP: Yüzde 30, 111 milletvekili… MDP: Yüzde 24, 66 milletvekili…

BBC seçim sabahı şu yorumu yapıyordu:

“Generallerin tuttuğu partinin hezimeti. Evren’in yalancılıkla itham ettiği parti liderinin zaferi. HP’nin yüzde 30 oy alarak ikinci parti olabilmesi şaşırtıcı.

CHP’nin asgari seçmen tabanı “asker gibi” HP’ye aktı. AP oyları blok halinde ANAP’a gitti denilebilir. ANAP, “dört eğilim”den de oy aldı; bu çok açık.”

Özal’ın heyecanla beklediği telefon

Kimse bu sonucu beklemediği için herkes şaşkındı. Demek ki herkes bir öfke duymuş, sandığa ceza kesmeye koşmuştu.

Seçim sonuçlarından en çok şok olan Kenan Evren ve diğer paşalardı. Kenan Paşa, Özal’ı seçime soktuğu ve o konuşmayı yaptığı için pişman söylentileri dolaşıyor, Turgut Sunalp’ın, o konuşmayı yaptığı için Kenan Evren’e ağır sözler sarf ettiği söyleniyordu.

12 Eylül yönetimi iktidarı ANAP’a vermeyecek, geçmişte Erbakancı ve tarikatçı olduğu bilinen Özal’a laik ülkeyi teslim etmeyecek söylentileri dolaşmaya başlamıştı.

7 Kasım 1983 sabahı Ankara’da, Çankaya’nın Farabi sokağında Özalların evinde heyecanlı bir bekleyiş vardı. Evren, Özal’ı çağıracak mı, çağırmayacak mı?

Saatler geçmesine rağmen telefon çalmıyordu. Semra Özal dayanamadı,

“Turgut, işte telefon burada, Köşk’ü arayıp randevu iste” dedi.

Özal Köşk’ü arayıp, Evren’den randevu istedi. Yine saatler sonra gelen telefonla Çankaya’nın Özal’ı ertesi günü beklediğine dair haber geldi.

Ertesi günü Özal, Çankaya’ya çıkarken rahat değildi, tedirginlik içindeydi. Acaba Evren nasıl davranacaktı? Kendisine, “Cumhurbaşkanı masaya yumruğunu vuracak” diye haber verenler bile olmuştu.

O gün Çankaya’da da gergin bir bekleyiş vardı. Daha birkaç gün önce Özal’ı kamuoyu önünde ağır biçimde suçlamış olan Evren sinirliydi. Bir ara fotoğrafçıların içeri alınmamasını bile düşünmüş, ancak hoş olmayacağı kendisine anlatılınca vazgeçmişti.

İsmail Fatih Ceylan yazdı: Turgut Özal’ın yolunu açan şanslar

Köşk’ün kapısında yerli ve yabancı gazeteci ordusu vardı. Radyo, televizyon… Fotoğrafçılar… Televizyon kameramanları…

Kapı açıldı. Cumhurbaşkanı Evren yüzünde donuk bir ifadeyle dimdik ayaktaydı.  Turgut Özal ona yaklaştı, elini uzattı ve birden Evren’i kucakladı. Evren geriye doğru kaykılmak istese de başaramadı.

Akşam televizyonda, ertesi gün de gazetelerde baş haber, Özal’la Evren’in kucaklaşıp öpüşmelerini gösteren fotoğraftı. Bu görüntünün kendisi büyük haberdi.

Turgut Özal Başbakan’dı ve Türkiye’de Özal dönemi başlamıştı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş