Cevat Düşün yazdı | Sümerler öncesi Mezopotamya (7): Hassuna kültürü

Mezopotamya’nın Sümerlerden önceki tarihine baktığımızda, karşımıza bir anda ortaya çıkan bir uygarlık değil, binlerce yıl boyunca biriken deneyimlerin oluşturduğu uzun bir tarihsel süreç çıkar. Hassuna kültürü bu sürecin önemli duraklarından biridir. Tarımın, hayvancılığın, köy yaşamının, depolamanın, seramik üretiminin ve bölgesel değişim ilişkilerinin giderek daha örgütlü bir hâle geldiği bu dönem, insan topluluklarının doğayla ve kendi aralarındaki ilişkileri yeniden biçimlendirdiği bir tarihsel eşiktir.

Hassuna kültürü, Mezopotamya’nın Neolitik döneminde, özellikle Kuzey Mezopotamya’da ortaya çıkan önemli arkeolojik kültürlerden biridir. Genel olarak MÖ 7000 sonları ile MÖ 6000 başları arasına tarihlenir. Adını, günümüzde Irak sınırları içerisinde, Musul’un güneybatısında bulunan Tell Hassuna yerleşiminden alır. Hassuna kültürünün önemi, Mezopotamya’da yazının, kentlerin, devletlerin veya anıtsal yapıların ortaya çıkışından çok önce gelişmiş tarımcı köy toplumlarının varlığını göstermesidir. Burada yaşayan insanlar tarım yapıyor, hayvan besliyor, yiyecek depoluyor, seramik üretiyor, kerpiç evler inşa ediyor, taş aletler kullanıyor ve çevre bölgelerle çeşitli değişim ilişkileri kuruyorlardı. Bu nedenle Hassuna, Mezopotamya tarihinin başlangıcı olarak değil, daha eski Neolitik toplulukların oluşturduğu yerleşik yaşam biçimlerinin daha örgütlü köy toplumlarına dönüştüğü önemli aşamalardan biri olarak değerlendirilmelidir.

Cevat Düşün yazdı | Sümerler öncesi Mezopotamya (7): Hassuna kültürü
Cevat Düşün yazdı | Sümerler öncesi Mezopotamya (7): Hassuna kültürü

Hassuna kültürü esas olarak Kuzey Mezopotamya’nın yağışla beslenen tarım kuşağında gelişmiştir. Günümüzde Irak’ın kuzeyindeki Musul ve Ninova çevresi, Dicle’nin doğusu ve kuzeyi ile Zagros eteklerine kadar uzanan geniş bölge bu kültürün araştırılması açısından önemlidir. Tell Hassuna’nın yanı sıra Yarim Tepe, Tell Sotto, Umm Dabaghiyah, Tell Maghzaliyah ve Tell Shemshara gibi yerleşimler de Hassuna ve Proto-Hassuna gelenekleriyle ilişkilendirilmiştir.

Kuzey Mezopotamya’nın bu kesimi, Güney Mezopotamya’nın alüvyal ovalarından farklı olarak bazı bölgelerde tarımın doğal yağışlarla yapılmasına imkân veriyordu. Bu nedenle Hassuna ekonomisinde kuru tarım önemli bir yere sahipti. Tahıllar ve baklagiller yetiştiriliyor, koyun, keçi, sığır ve domuz gibi hayvanlar besleniyor, yabani hayvanlar da avlanıyordu.

Burada önemli olan nokta, tarımın Hassuna ile başlamamış olmasıdır. İnsanlar çok daha önce bitki yetiştirmeye, hayvanları evcilleştirmeye ve yerleşik topluluklar oluşturmaya başlamıştı. Hassuna’nın tarihsel önemi, bu daha eski Neolitik mirasın belirli bir coğrafyada gelişmiş köy ekonomisi, seramik teknolojisi, depolama sistemleri ve mimari geleneklerle birleşmesidir.

Köy yaşamı, ekonomi ve gündelik hayat

Hassuna toplumunun ekonomik temelini tarım, hayvancılık, avcılık, toplayıcılık ve çeşitli zanaat faaliyetlerinin birlikte oluşturduğu karma bir ekonomi meydana getiriyordu.

Tarımın gelişmesi, insanların doğadan elde ettikleri yiyeceklere bağımlılığını azaltmakla kalmıyor, bununla beraber ürünlerin depolanmasını ve yıl boyunca kullanılmasını mümkün kılıyordu. Bu nedenle depolama, Hassuna toplumunun ekonomik yaşamında önemli bir yere sahipti. Hassuna yerleşimlerinde tahıl ve diğer gıda maddelerini saklamak için kullanılan alanlar ve kaplar bulunmuştur. Bazı yapılarda depolama alanlarının evlerin içerisinde veya yakınında düzenlendiği görülmektedir. Bu durum üretim ile tüketim arasındaki zaman farkının nasıl yönetildiğini gösterir.

Hasat belirli mevsimlerde gerçekleşiyor, buna karşılık gıda ihtiyacı yıl boyunca devam ediyordu. Bu nedenle tarımsal üretim fazlasının saklanması zorunluydu. Depolama teknolojisinin gelişmesi, tarımsal ekonominin doğal bir sonucu olduğu kadar toplumsal örgütlenmenin de önemli unsurlarından biriydi.

Bununla beraber depolama alanlarını doğrudan merkezî devlet veya bürokrasi göstergesi olarak değerlendirmek doğru değildir. Hassuna yerleşimlerinde krallık, saray veya profesyonel bürokrasiye ilişkin kanıt bulunmamaktadır. Daha çok hane ve köy ölçeğinde örgütlenen küçük topluluklardan söz etmek mümkündür.

Hassuna köylerinde insanlar tarım yapıyor, hayvanlarla ilgileniyor, tahılları öğütüyor, yiyecek hazırlıyor, seramik üretiyor, aletleri onarıyor ve ürünleri depoluyordu. Ev bu nedenle salt barınma alanı değildi. Bununla beraber üretim, tüketim, depolama ve toplumsal yaşamın merkezlerinden biriydi.

Mimari çoğunlukla kerpiç ve toprak esaslı malzemelere dayanıyordu. Zaman içerisinde daha basit yapılardan çok odalı yapılara doğru bir gelişim görülür. Bazı yapıların avlular çevresinde düzenlendiği anlaşılmaktadır. Avlular yemek hazırlama, üretim, depolama ve gündelik toplumsal faaliyetler için kullanılmış olabilir.

Bu yapıların düzenlenmesi, Hassuna toplumunda hane kavramının ekonomik açıdan önemli olduğunu düşündürür. Bununla beraber arkeolojik buluntulardan modern anlamda çekirdek aile yapısı çıkarmak mümkün değildir. Arkeoloji yapıların biçimi ve kullanımına ilişkin bilgiler sağlarken, o yapılarda yaşayan insanların akrabalık ilişkilerini doğrudan ortaya koyamaz.

Hassuna toplumunda beslenmenin temelini tahıllar oluşturuyordu. Mercimek ve bezelye gibi baklagillerin yanı sıra hayvansal ürünler ve yabani kaynaklar da beslenmeye katkı sağlıyordu. Tahılların öğütülmesi için taş değirmenler ve öğütme araçları kullanılıyor, yiyecekler kil fırınlarda veya tandır benzeri yapılarda hazırlanıyordu.

Bu nedenle bir Hassuna köyündeki öğütme taşları, fırınlar, depolar ve seramik kaplar birlikte değerlendirildiğinde oldukça örgütlü bir gıda ekonomisi ortaya çıkar.

Hassuna insanı tamamen tarıma bağımlı değildi. Yaban öküzü, ceylan ve diğer hayvanların avlandığına ilişkin kanıtlar bulunmaktadır. Bu durum Neolitikleşmenin bir anda avcı-toplayıcılığın sona ermesi anlamına gelmediğini gösterir. Tarım, hayvancılık, avcılık ve toplayıcılık uzun süre birlikte varlığını sürdürmüştür.

Toplumsal cinsiyet ilişkileri konusunda ise doğrudan kanıtlar sınırlıdır. Tarım, hayvancılık, gıda hazırlama, çocuk bakımı, dokuma ve zanaat faaliyetlerinin belirli biçimlerde paylaşılmış olması mümkündür. Fakat hangi işlerin kadınlara, hangilerinin erkeklere ait olduğunu kesin olarak belirlemek mümkün değildir.

Seramik, teknoloji ve maddi kültür

Hassuna kültürünün arkeolojik açıdan en ayırt edici özelliklerinden biri seramikleridir.

Hassuna seramikleri çoğunlukla açık renkli yüzeylere ve kırmızımsı veya kahverengimsi boya ile yapılmış geometrik bezemelere sahiptir. Çizgiler, zikzaklar, üçgenler, paralel bantlar ve kafes biçimli düzenlemeler sıkça görülür. Bazı kaplarda boyama ile birlikte kazıma gibi teknikler de kullanılmıştır. Bu durum seramik üretiminin belirli bir teknik bilgi ve deneyim gerektirdiğini gösterir.

Seramiklerin önemi salt estetik değildir. Kaplar yemek pişirmek, su taşımak, tahıl depolamak ve yiyecekleri saklamak için kullanılıyordu. Dolayısıyla seramik teknolojisinin gelişmesi, yerleşik tarım ekonomisinin ihtiyaçlarıyla doğrudan bağlantılıydı.

Yarim Tepe’de ortaya çıkarılan iki bölmeli seramik fırını, Hassuna dönemindeki çömlekçilik teknolojisinin gelişmişliğini gösteren önemli örneklerden biridir. Böyle fırınlar sıcaklığın daha kontrollü biçimde kullanılmasına ve daha dayanıklı kapların üretilmesine olanak sağlıyordu.

Hassuna seramikleri bununla beraber arkeologlar için kronolojik ve kültürel bir araçtır. Seramik biçimlerinin farklı yerleşimlerde ortaya çıkması, bölgeler arasında temas ve bilgi aktarımı olduğunu gösterebilir. Fakat benzer seramiklerin bulunması, bu insanların mutlaka aynı etnik topluluğa ait olduğu anlamına gelmez. Burada arkeolojik kültür ile etnik kimlik arasındaki fark önemlidir.

Hassuna kültürü bir millet, ulus veya tarihsel halk adı değildir. Arkeologların belirli bir zaman ve coğrafyada ortaya çıkan ortak maddi kültür özelliklerini tanımlamak için kullandıkları bir kavramdır. Hassuna seramiklerinin bulunduğu bütün toplulukların aynı dili konuştuğunu veya aynı etnik kimliğe sahip olduğunu söylemek mümkün değildir. Hassuna toplumları taş aletler de kullanıyordu. Çakmaktaşından yapılmış kesici aletler, kazıyıcılar, orak parçaları ve çeşitli tarım araçlarının yanı sıra öğütme taşları bulunmuştur. Özellikle obsidyen kullanımı bölgesel ilişkiler açısından önemlidir. Obsidyen her bölgede doğal olarak bulunmadığı için bazı örneklerin uzak kaynaklardan getirilmiş olması gerekir. Kuzey Mezopotamya’daki obsidyenlerin bir bölümünün Anadolu’daki volkanik kaynaklarla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu durum Hassuna köylerinin tamamen kapalı topluluklar olmadığını gösterir. İnsanlar ve nesneler farklı bölgeler arasında hareket ediyordu. Bu hareketin modern anlamda ticaret olup olmadığı ise kesin değildir. Değişim; takas, hediyeleşme, karşılıklılık, evlilik ilişkileri veya topluluklar arası ittifaklar aracılığıyla gerçekleşmiş olabilir. Hassuna döneminde insan biçimli figürinler de bulunmuştur. Bazı figürinler kadın bedenini çağrıştırmaktadır. Eski arkeoloji literatüründe bu tür eserler çoğunlukla “ana tanrıça” veya “doğurganlık kültü” ile ilişkilendirilmiştir. Günümüzde bu yorumlar daha ihtiyatlı biçimde ele alınmaktadır. Bir figürinin kadın bedenine benzemesi onun mutlaka bir tanrıçayı temsil ettiğini kanıtlamaz. Figürinlerin ritüel nesne, kişisel eşya, oyuncak veya sembolik nesne olarak kullanılmış olması mümkündür. Anlamlarının belirlenebilmesi için buluntu bağlamlarının, kullanım izlerinin ve diğer arkeolojik verilerin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Ölü gömme uygulamaları da Hassuna toplumunun sosyal ve sembolik dünyasına ilişkin bilgi verir. Bazı çocukların kaplar içerisine gömüldüğü görülmektedir. Bu tür gömüler, Yakın Doğu’nun farklı Neolitik topluluklarında da bilinmektedir. Kap içi gömüler, ölü ile yaşam alanı arasında belirli bir ilişkinin devam etmiş olabileceğini düşündürür. Bununla beraber bu uygulamayı doğrudan belirli bir “ahiret inancı” şeklinde yorumlamak mümkün değildir.

Toplum, inanç ve çevre

Hassuna toplumları henüz devlet toplumları değildi. Yazı, saray, krallık ve büyük tapınak kompleksleri bulunmamaktadır. Buna rağmen bu toplumları tamamen eşitlikçi ve farklılaşmamış topluluklar olarak görmek de doğru değildir. Evlerin büyüklüğü, depolama kapasitesi, üretim araçlarının dağılımı ve bazı özel nesnelerin bulunması haneler arasında belirli farklılıkların oluşmuş olabileceğini düşündürmektedir. Fakat bu farklılıkları daha sonraki Mezopotamya devletlerinde görülen sınıfsal yapılarla aynı düzeyde değerlendirmek mümkün değildir.

Hassuna toplumunun siyasi örgütlenmesi hakkında kesin bilgiler bulunmamaktadır. Merkezî devlet kurumlarının olmadığı, küçük ölçekli köy topluluklarının ve hane merkezli ekonomik örgütlenmenin önemli olduğu söylenebilir.

Dinî yaşam konusunda da yazılı kaynakların yokluğu nedeniyle doğrudan bilgi bulunmamaktadır. Figürinler, gömüler, sembolik motifler ve bazı özel yapıların niteliği üzerinden çeşitli yorumlar yapılmaktadır.

Hassuna toplumunun dinî dünyasını daha sonraki Sümer diniyle doğrudan özdeşleştirmek doğru değildir. Anu, Enlil, İnanna, Enki veya Utu gibi Sümer tanrıları çok daha sonraki yazılı kaynaklarda ortaya çıkar. Hassuna dünyası yazı öncesi Neolitik toplumların dünyasına aittir.

Çevre ise Hassuna yaşamının temel belirleyicilerinden biriydi. Tarımın başarısı yağışa, toprağın verimliliğine, sıcaklık koşullarına, hayvan varlığına ve doğal bitki örtüsüne bağlıydı. Kuzey Mezopotamya’nın bazı bölgelerinde yağış miktarı kuru tarım için yeterliydi. Bu durum Hassuna ekonomisini daha sonraki Güney Mezopotamya toplumlarından ayıran önemli bir özelliktir. Güney Mezopotamya’da yağışın yetersiz olması, ilerleyen dönemlerde sulama sistemlerinin büyük önem kazanmasına yol açacaktır. Kuzey Mezopotamya’da ise bazı bölgelerde doğal yağışlarla tarım yapılabiliyordu.

Bu nedenle Mezopotamya’nın tarihini tek bir coğrafi model üzerinden açıklamak doğru değildir. Kuzey ve güney arasında çevresel farklılıklar vardı ve bu farklılıklar insanların ekonomik ve toplumsal örgütlenmesini etkiledi.

Hassuna, Samarra ve Halaf

Hassuna kültürünün en önemli tartışmalarından biri Samarra ve Halaf kültürleriyle olan ilişkisidir.

Eski kronolojik modellerde genellikle Hassuna → Samarra → Halaf şeklinde bir sıralama kullanılmıştır.

Günümüzde ise bu modelin fazla basit olduğu kabul edilmektedir. Zira bu kültürler farklı bölgelerde aynı dönem içerisinde var olabilmiş ve birbirleriyle etkileşime girmiştir. Samarra Kültürü özellikle Orta Mezopotamya’da gelişmiş ve Hassuna geleneğiyle çeşitli ilişkiler göstermiştir. Samarra seramikleri daha ince yapıları ve karmaşık geometrik süslemeleriyle dikkat çeker.

Halaf Kültürü ise yaklaşık MÖ 6100–5100 yılları arasında Yukarı Mezopotamya, Kuzey Suriye ve çevresinde etkili olmuştur.

Uzun süre Hassuna’nın sona ermesiyle Halaf’ın başladığı düşünülmüştür. Günümüzde ise bazı bölgelerde bu geçişin daha yavaş gerçekleştiği, bazı geleneklerin devam ettiği ve yeni özelliklerin eski geleneklerle birleştiği düşünülmektedir.

Dolayısıyla Hassuna’dan Halaf’a geçişi basit bir kültür değişimi şeklinde değerlendirmek yerine, kültürel devamlılık, bölgesel farklılaşma ve karşılıklı etkileşim üzerinden değerlendirmek daha uygundur.

Umm Dabaghiyah gibi yerleşimler de Proto-Hassuna ve erken Hassuna bağlamında önem taşır. Proto-Hassuna kavramı, Hassuna’nın ortaya çıkmasından önceki erken seramikli Neolitik gelenekleri ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu durum Hassuna’nın bir anda ortaya çıkmadığını gösterir. Hassuna’nın mimarisi, seramikleri ve ekonomisi daha eski Neolitik deneyimlerin üzerinde gelişmiştir.

Hassuna’dan Sümerlere

Hassuna kültürünün en büyük tarihsel önemi, Mezopotamya uygarlığının Sümer kentlerinden binlerce yıl daha eski olduğunu göstermesidir.

Sümer kentleri ortaya çıktığında tarım, hayvancılık, köy yaşamı, seramik üretimi, depolama, zanaat ve bölgesel değişim ağları zaten çok uzun bir geçmişe sahipti. Hassuna ile Uruk kentleri arasında doğrudan ve kesintisiz bir gelişme çizgisi kurmak doğru değildir. Arada Samarra, Halaf, Ubeyd ve çeşitli Kalkolitik dönemler bulunmaktadır. Buna rağmen Hassuna, daha sonraki karmaşık toplumların oluşumunda önem kazanacak birçok sürecin erken örneklerini göstermektedir.

Tarım, üretim fazlası, depolama, yerleşik yaşam, zanaat ve bölgesel değişim arasındaki ilişkiler zaman içerisinde daha karmaşık toplumların ortaya çıkmasına katkıda bulunacaktır.

Fakat Hassuna bir kent uygarlığı değildir.

Henüz yazı yoktur.

Devlet yoktur.

Krallık yoktur.

Saray yoktur.

Profesyonel bürokrasi yoktur.

Buna rağmen insanların üretim ve toplumsal örgütlenme kapasitesi oldukça gelişmiştir.

Bu nedenle Hassuna’yı kent uygarlığının kendisi olarak değil, kentleşmeye giden binlerce yıllık tarihsel sürecin önemli aşamalarından biri olarak görmek gerekir. Mezopotamya’da yazının ilk örnekleri yaklaşık MÖ 4. binyılın sonlarına doğru, özellikle Uruk döneminde ortaya çıkacaktır. Hassuna insanı ise yazıdan binlerce yıl önce yaşamıştır. Bu gerçek, Mezopotamya tarihinin anlaşılması açısından temel öneme sahiptir. Yazı Mezopotamya tarihinin başlangıcı değildir. Yazı ortaya çıktığında tarım, hayvancılık, yerleşik yaşam, depolama, seramik üretimi, zanaat ve bölgesel değişim ilişkileri zaten binlerce yıllık bir geçmişe sahipti. Sümer uygarlığı bu uzun tarihsel sürecin üzerine yükselmiştir.

Hassuna’nın ardından Samarra, Halaf ve Ubeyd gibi kültürel süreçler gelişmiş, daha sonra Kalkolitik dönemin farklı aşamalarında toplumsal ve ekonomik örgütlenme daha da karmaşıklaşmış ve nihayet Uruk döneminde kentleşme, yazı ve kurumsal yapıların ortaya çıkışı gerçekleşmiştir. Bu nedenle Mezopotamya’nın tarihini salt Sümer kentlerinden başlatmak, bu kentlerin üzerinde yükseldiği binlerce yıllık Neolitik ve Kalkolitik geçmişi görünmez hâle getirir.

Sonuç olarak, Hassuna kültürü, Kuzey Mezopotamya’nın yazıdan, kentten ve devletten binlerce yıl önceki tarihinin önemli aşamalarından biridir.

Yaklaşık MÖ 7000 sonları ile MÖ 6000 başları arasında gelişen Hassuna toplulukları tarım ve hayvancılığa dayalı köylerde yaşıyor, tahıl ve baklagiller yetiştiriyor, hayvan besliyor, ürünlerini depoluyor, seramik üretiyor ve kerpiç yapılar inşa ediyordu.

Hassuna’nın önemi tarımın veya yerleşik yaşamın ilk kez burada ortaya çıkması değildir. Bunların kökleri daha eski Neolitik dönemlere uzanır. Hassuna’nın önemi, bu eski ekonomik ve toplumsal unsurların Kuzey Mezopotamya’da daha örgütlü bir köy yaşamı içerisinde birleşmesidir. Seramik teknolojisi, depolama sistemleri, mimari, tarım, hayvancılık ve bölgesel değişim ağları Hassuna toplumunun gelişmişliğini gösterir. Özellikle obsidyen gibi uzak bölgelerden gelen hammaddeler, bu toplulukların çevrelerinden tamamen yalıtılmış olmadığını ortaya koymaktadır.

Hassuna ile Samarra ve Halaf arasındaki ilişkiler ise Mezopotamya’da kültürel değişimin tek çizgili olmadığını gösterir. Kültürler birbirini mekanik biçimde ortadan kaldırmamış, farklı bölgelerde örtüşmüş, birbirlerinden etkilenmiş ve bazı gelenekler sonraki dönemlere aktarılmıştır. Bu nedenle Hassuna’yı kapalı ve kendi içinde başlayıp sona eren bir kültür olarak değil, Kuzey Mezopotamya’nın uzun süreli Neolitik dönüşümünün bir parçası olarak değerlendirmek gerekir. Hassuna insanının dünyasında henüz yazı yoktu. Kent yoktu. Devlet yoktu. Krallar ve saraylar yoktu.

Fakat:

Toprak işleniyordu.

Hayvanlar besleniyordu.

Köyler kuruluyordu.

Evler inşa ediliyordu.

Ürünler depolanıyordu.

Seramik üretiliyordu.

Zanaat bilgisi gelişiyordu.

İnsanlar birbirleriyle değişim ilişkileri kuruyordu.

Topluluklar ortak bir yaşamı örgütlüyordu.

Dolayısıyla Sümer kentleri ortaya çıktığında Mezopotamya’nın tarihi başlamadı. Sümer kentleri, binlerce yıl boyunca devam eden Neolitik ve Kalkolitik dönüşümlerin üzerine yükseldi. Hassuna kültürü bu uzun tarihsel zincirin salt bir halkasıdır. Ondan önce daha eski tarımcı topluluklar ve Proto-Hassuna gelenekleri bulunur; ondan sonra Samarra, Halaf ve Ubeyd gibi daha sonraki kültürel süreçler gelişir. Bu nedenle Mezopotamya tarihini salt yazının ortaya çıktığı andan itibaren değil, insanın toprağa yerleşmeye, üretmeye, depolamaya, birlikte yaşamaya ve çevresini dönüştürmeye başladığı çok daha eski dönemlerden itibaren okumak gerekir. Hassuna, işte bu uzun tarihin önemli halkalarından biridir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş