- Cevat Düşün yazdı | Sümerler öncesi Mezopotamya (1): Erken hanedanlık dönemi ve Sümerlerin ortaya çıkışı
- Cevat Düşün yazdı | Sümerler öncesi Mezopotamya (2): Cemdet Nasr kültürü
Mezopotamya tarihini salt Sümerlerle başlatmak, insanlık tarihinin bu coğrafyada geçirdiği binlerce yıllık dönüşümü görmezden gelmek olur. Sümer şehirleri, yazı, tapınaklar, saraylar ve devlet örgütlenmesi ortaya çıktığında tarih sıfırdan başlamıyordu. Bunun çok daha öncesinde insan toplulukları yerleşik hayata geçmeye, doğayla ilişkilerini değiştirmeye, üretim biçimlerini dönüştürmeye, ortak yapılar inşa etmeye ve giderek daha karmaşık bir sembolik dünya kurmaya başlamıştı. Nevala Çori bu uzun tarihsel dönüşümün kavranması açısından son derece önemli bir yere sahiptir.
Fırat Nehri’nin kollarından biri üzerinde, günümüz Şanlıurfa sınırları içerisinde yer alan Nevala Çori, çanak çömleksiz Neolitik dönemin en önemli yerleşimlerinden biridir. 1980’li yıllarda yapılan kazılarla arkeoloji dünyasının dikkatini çeken yerleşim, daha sonra Atatürk Barajı’nın suları altında kaldı. Nevala Çori’nin fiziksel olarak bugün görülemiyor olması, tarihsel önemini ortadan kaldırmadı. Tam tersine, burada ortaya çıkarılan mimari kalıntılar, heykeller, T biçimli dikilitaşlar, insan ve hayvan betimleri, taş aletler ve yerleşim düzeni, insanlık tarihinin en kritik dönüşümlerinden birinin kavranmasına büyük katkı sağladı.
Nevala Çori’yi önemli kılan şey, salt eski bir köy olması değildir. Onu önemli kılan, bundan yaklaşık 10 bin yıl önce insanların nasıl yaşadığını, nasıl örgütlendiğini ve dünyayı nasıl sembolleştirdiğini gösteren güçlü arkeolojik veriler sunmasıdır.

Çanak çömleksiz neolitik dünya
Nevala Çori ağırlıklı olarak çanak çömleksiz Neolitik dönemin, özellikle de “PPNB” (Pre-Pottery Neolithic B / Çanak Çömleksiz Neolitik B) olarak adlandırılan evresinin içerisine yerleştirilir. Yaklaşık olarak M.Ö. 9000 ikinci yarısına tarihlenen bu dönem, insanlık tarihinin en büyük dönüşümlerinden birinin yaşandığı zaman dilimlerinden biridir.
İnsan artık salt avcı ve toplayıcı olarak hareket eden, mevsimlere ve doğal kaynakların hareketine göre yer değiştiren topluluklardan ibaret değildir. Yerleşiklik güçlenmiş, topluluklar belirli alanlarda daha uzun süre yaşamaya başlamış, bitkilerin ve hayvanların kontrol altına alınmasına yönelik süreçler gelişmiş, mimari giderek daha karmaşık hâle gelmiştir. Nevala Çori tam da bu dönüşümün içerisinde ortaya çıkar.
Yerleşimde dikdörtgen planlı yapılar, taş temeller, kerpiç duvarlar ve farklı işlevlere sahip mekânlar bulunmuştur. Bu yapılar bize insanların artık barınma ihtiyacını karşılayan basit kulübelerden çok daha karmaşık bir mimari anlayış geliştirdiklerini gösterir.
Daha da önemlisi, Nevala Çori’de gündelik konutlardan farklı özellikler taşıyan yapılar bulunmuştur. Bu yapılarda T biçimli dikilitaşlar ve çeşitli insan-hayvan betimleri ortaya çıkarılmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: Bu yapıları bugünkü anlamıyla doğrudan “tapınak” olarak adlandırmak kolay değildir. Arkeolojik buluntular onların sıradan konutlardan farklı işlevlere sahip olduğunu düşündürür. Buna karşın bu işlevin tam olarak ne olduğunu, insanların bu mekânlarda hangi ritüelleri gerçekleştirdiğini veya bu yapıların nasıl bir toplumsal anlam taşıdığını kesin biçimde söylemek mümkün değildir.
Bu belirsizlik Nevala Çori’nin önemini azaltmaz. Tam tersine, bize insan topluluklarının yazı ortaya çıkmadan binlerce yıl önce de ortak semboller, ritüeller ve toplumsal hafıza etrafında örgütlenebildiğini gösterir.
Nevala Çori’deki T biçimli dikilitaşlar özellikle dikkat çekicidir. Bunlar Göbekli Tepe’de görülen T biçimli dikilitaşlarla önemli benzerlikler taşır. Bazı dikilitaşlarda insan bedenini çağrıştıran biçimler, bazılarında ise hayvan figürleri görülür. Kollar, eller, başlar ve çeşitli hayvan tasvirleri üzerinden insan ile doğa arasındaki ilişkinin sembolik bir biçimde ifade edildiği düşünülebilir. Burada insanlık tarihinin çok önemli bir meselesi karşımıza çıkar. İnsan henüz yazıyı icat etmemiştir.
Devlet yoktur. Krallar yoktur. Saraylar yoktur. Şehir devletleri yoktur. Buna rağmen insanın sembolik dünyası son derece gelişmiştir. Bu durum bize uygarlığın başlangıcını sadece yazının, devletin veya şehrin ortaya çıkışı üzerinden değerlendiremeyeceğimizi gösterir.
Nevala Çori’nin ekonomisi de bu dönüşümü kavramak açısından önemlidir. İnsanlar tarımla, hayvan yetiştiriciliğiyle, avcılıkla ve yabani bitkilerin toplanmasıyla geçimlerini sağlıyorlardı. Dolayısıyla karşımızda tamamen tarıma dayalı bir toplumdan ziyade, farklı ekonomik faaliyetlerin birlikte yürütüldüğü karmaşık bir geçim sistemi vardır.
Bu dönemde tarımın gelişmesi de bir anda gerçekleşmiş değildir. İnsanların doğayla ilişkisi yavaş yavaş değişmiştir. Daha önce yabani olarak tüketilen bitkilerin üretim süreçleri üzerinde denetim kurulmuş, hayvanların davranışları daha yakından izlenmiş, bazı türlerin insan yaşamına daha fazla dâhil edilmesiyle birlikte uzun vadeli bir dönüşüm başlamıştır.
Bununla beraber Nevala Çori’yi sadece “tarım köyü” olarak değerlendirmek de eksik kalır.
Çünkü burada mimari örgütlenme, sembolik üretim, taş işçiliği ve toplumsal koordinasyon dikkat çekici bir düzeye ulaşmıştır. Obsidyen gibi uzak bölgelerden gelen hammaddelerin kullanılması da topluluklar arasında hareketliliğin ve değişim ağlarının bulunduğunu düşündürmektedir. Bunu bugünkü anlamıyla ticaret olarak kavramak doğru olmayabilir. Hediyeleşme, karşılıklılık, akrabalık, evlilik ilişkileri ve topluluklar arası ittifaklar gibi sosyal mekanizmalar da bu değişim ağlarının parçası olmuş olabilir. Bu durum Nevala Çori’yi kapalı ve kendi içine kapanmış bir köy olmaktan çıkarır.
Nevalı Çori’de bulunan insan ve hayvan figürleri ise dönemin zihinsel dünyasına ilişkin başka bir pencere açar. İnsan bedeni, hayvanlar, ölüm ve toplumsal yaşam arasındaki ilişkilerin semboller üzerinden ifade edildiği görülür. Buradaki sembollerin ne anlama geldiğini kesin biçimde bilmemiz mümkün değildir. “Ata kültü”, “şamanizm”, “tanrılar” veya belirli bir dini sistem gibi modern kavramları doğrudan bu toplumlara taşımak metodolojik açıdan sorunlu olabilir.
Bununla birlikte bir şeyi rahatlıkla kavrayabiliriz: Bu insanlar salt hayatta kalmaya çalışan topluluklar değildi. Bu da dünyayı anlamlandırma biçimleri, ölüm karşısındaki tutumları, hayvanlarla kurdukları ilişkiler, toplumsal hafızaları ve ortak sembolleri vardı. İnsanlığın kültürel tarihi tam da burada daha görünür hâle gelir.
Nevala Çori’den Mezopotamya Uygarlığı’na
Nevala Çori’nin tarihsel önemini kavramak için onu tek başına değerlendirmek yerine, daha geniş bir coğrafi ve tarihsel zincirin içerisinde görmek gerekir.
Göbeklitepe, Nevala Çori, Çayönü ve aynı dönemin diğer yerleşimleri bize Yukarı Mezopotamya ile Levant’ın kuzey kesimlerinde çok önemli bir toplumsal dönüşümün yaşandığını gösterir.
Bu dönüşüm daha sonra Hassuna, Samarra, Halaf ve Ubeyd gibi kültürel evrelerde farklı biçimlerde devam edecek, ardından Uruk döneminde şehirleşmenin çok daha ileri bir aşamasına ulaşacak ve nihayet Sümer şehirleriyle birlikte yazılı tarihin içerisine girecektir. Dolayısıyla Sümer uygarlığı gökten düşmüş bir uygarlık değildir.
Sümerlerden önce binlerce yıl boyunca biriken deneyim vardır. Nevala Çori bu birikimin en önemli halkalarından biridir. Burada yaşayan insanlar henüz devlet kurmamışlardı. Buna karşın birlikte yaşamayı örgütlüyorlardı. Henüz şehirler ortaya çıkmamıştı. Buna karşın kalıcı yerleşimler oluşturuyorlardı. Yazı yoktu. Buna karşın semboller vardı. Saraylar yoktu. Buna karşın ortak yapılar vardı. Krallar yoktu. Buna karşın toplulukların birlikte hareket etmesini sağlayan toplumsal örgütlenme biçimleri gelişiyordu.
Bu nedenle Nevala Çori’yi Mezopotamya uygarlığının dışında değil, onun çok daha eski tarihsel köklerinden biri olarak değerlendirmek gerekir. Belki de en önemli mesele burada ortaya çıkar: Uygarlık, bir sabah aniden ortaya çıkmış değildir.
- Cevat Düşün yazdı – Sümerler Öncesi Mezopotamya (6): Samarra Kültürü
- Cevat Düşün yazdı | Sümerler öncesi Mezopotamya (7): Hassuna kültürü
İnsan toplulukları binlerce yıl boyunca küçük değişikliklerle, kimi zaman kırılmalarla, kimi zaman büyük sıçramalarla doğayla, birbirleriyle ve kendi sembolik dünyalarıyla ilişkilerini dönüştürdüler. Nevala Çori bu uzun dönüşümün sessiz tanıklarından biridir. Bugün yerleşimin büyük bölümü baraj sularının altında kalmış olabilir. Buna karşın oradan çıkarılan taşlar, dikilitaşlar, heykeller, yapılar ve mezarlar bize insanlık tarihinin çok eski bir döneminden seslenmeye devam ediyor.
Sümerlerden önce şehir yoktu; buna karşın yerleşim vardı. Yazı yoktu; buna karşın semboller vardı. Devlet yoktu; buna karşın toplumsal örgütlenme vardı. Saray yoktu; buna karşın ortak yapılar vardı.
Ve bütün bunların içerisinde insanlık, binlerce yıl sonra Mezopotamya’nın ilk şehir uygarlıklarına dönüşecek olan büyük tarihsel yolculuğun temellerini atıyordu.
Nevala Çori’yi önemli kılan da tam olarak budur: Sümer uygarlığının başlangıcından çok önce, insanın yerleşik yaşamı, üretimi, toplumsal örgütlenmeyi ve sembolik dünyayı nasıl yeniden kurmaya başladığını göstermesi.














