Onur Yaser Can’ın hayatını kaybetmesiyle ilgili polislerin yargılandığı davada yine karar çıkmadı. Duruşmada konuşan Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can, “Sunulan söz konusu evraklar yalan senaryoyu kanıtlıyor” dedi.

Gözaltına alınarak polislerin kötü muamelesine maruz kalmasının ardından 28 yaşında intihar eden Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polislerin, “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan altı yıl ceza almalarının üzerine istinaftan “iyi hâl indirimiyle” yargılanmaları yönünde karar çıkması nedeniyle yeniden yargılanmaları bugün 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
Duruşmada ilk olarak Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can ifade verdi. Can, “En son, aylardır mahkemenizi oyalayan Onur Ülker de zorunda kalıp nihayet ifade vermiş. Bu kadar iddiamıza, kamera kayıtlarıyla ortaya koyduğumuz yalan beyanlarına karşı 3 satır ifade vermiş Onur Ülker. Çünkü yapabileceği bir savunma yok” dedi.

Can ifadesini şöyle tamamladı:
“Biz bunun adaleti, mahkemenizi ve bizleri aptal yerine koymaya yönelik yalan bir senaryo olduğunu zaten kamera kayıtlarıyla ortaya koyduk. Bu görüntülerle biz, yakalamadık sadece teknik takibin yaptık dedikleri abimi yakalayıp narkotik büroya getiren ekibin bu sanıklar olduğunu ispatladık. Söz konusu sahte evraklar da zaten bu yalan senaryoyu kanıtlar nitelikte.”
Av. Mehmet Ümit Erdem de “Sanıkların suç işleme kararlarındaki süreklilik, haklarında üst sınırdan ceza verilmesini haklı kılmaktadır” dedi. Hem ailenin hem de avukatların talebi, üst sınırın bozulmaması yönündeydi.
Duruşma mütalaa hazırlanması için 27 Şubat’a ertelendi.
Onur Yaser Can davasında ne olmuştu?
ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu Onur Yaser Can, Haziran 2010’da İstanbul-Harbiye’de esrar satın aldığı iddiasıyla gözaltına alındı. 28 yaşındaki genç mimar, nöbetçi savcının talimatıyla ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.
İki gün sonra tutanaklarda eksiklik olduğu gerekçesiyle tekrar karakola çağrıldı. Kötü muameleye maruz bırakılan Can, baskı altında tutanakları imzalamak zorunda kaldı.
23 Haziran’da bir kez daha karakola çağrılan Can, 23 Haziran 2010’da odasının penceresinden atlayarak intihar etti. Can’ın 23 Haziran 2010’da 01:00’de salıverildiği ancak ifadesinin aynı gün saat 15:48’de değiştirildiği yer alıyor.
Anne Hatice Can, oğlunun intiharından sonra kot pantolonun arka cebinde bir not buldu. Notta, “Narkotik Şube’de çırılçıplak soyulup yere çöktürülüp öksürtüldüm. Onurumla oynadılar. Korkuyordum” yazıyordu.
Oğulları Onur’un ölümünün ardından Can ailesi hukuk mücadelesi başlattı. İki polis memuru hakkında “resmî belgede sahtecilik” suçlamasıyla dava açıldı. Polisler dava sırasında çıplak arama yapıldığını itiraf etti. Ancak 2011’de polisler hakkında işkence ve kötü muameleyle ilgili kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.
Polisler hakkında “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan altı yıl hapis cezası verildi.
Fakat karar sonrası istinaf mahkemesi “iyi hâl indirimiyle” ilgili bozma kararına hükmetti.
Anne Hatice Can, mahkemenin kararını Yargıtay’a taşıdı ama sürecin adaletsizliğine dayanamadı ve 2014 yılının Mart ayında yaşamına son verdi. Bu süreçte sağlığı bozulan baba Mevlüt Can da 2019’da hayatını kaybetti.








