Özgür Özel: “Fatih Keleş’e iki ayda bir ‘İtirafçı ol, kendini de oğlunu da kurtar’ diyorlar”

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 87. “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingi için gittiği Niğde’de Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan kalabalığa seslendi.

Özgür Özel: "Fatih Keleş'e iki ayda bir 'İtirafçı ol, kendini de oğlunu da kurtar' diyorlar"
Özgür Özel: “Fatih Keleş’e iki ayda bir ‘İtirafçı ol, kendini de oğlunu da kurtar’ diyorlar”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinglerinin 87.’sinde Niğde’de halka seslendi.

Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitingde konuşan Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) yönelik yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanan İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’e itirafçı olması için baskı yapıldığını söyledi.

Özel, “Bakın, Fatih Keleş kardeşimizi her ay, iki ayda bir sürdükleri Kocaeli’den alıp getirip; ‘Resmi bir görüşme değil, sohbet bu, çay içeceğiz’ deyip ona ‘Ekrem’e iftira et, dön evine’ demektedirler. Bunu reddettiği için 26 yaşında gencecik oğlu Mustafa’yla tehdit ettiler. Mustafa’yı Silivri’de bir koğuşa koydular, her ay Fatih Keleş’e haber yolluyorlar; ‘At imzayı kendini de kurtar, oğlanı da kurtar’ diye” dedi.

Özel’in açıklamaları özetle şöyle:

“Erdoğan haftayı ‘eli kanlı katil’ dediği Suudi Arabistan prensiyle birlikte, ‘darbeci’ dediği Sisi ile birlikte geçirdi”

“Geçtiğimiz haftayı herkes sevdikleriyle geçirdi. Ben geçtiğimiz hafta Osmaniye’deydim, Kahramanmaraş’ta, Gaziantep’te, Adıyaman’da, Malatya’daydım. Konteyner kentlerdeydim, depremzedelerle el eleydim.

Sayın Erdoğan da geçen haftayı ‘eli kanlı katil’ dediği Suudi Arabistan prensiyle birlikte, ‘darbeci’ dediği Sisi ile birlikte geçirdi. Nihayet dün Türkiye’ye geldi.

Nihayet, nihayet lütfedip Osmaniye’ye gitti. Bir büyük sahne kurdurdu. O sahnenin üstünden depremzedeye videolar izletip, sahneden inmeden, sokağa girmekten, konteyner kentlerdeki durumu görmeden, milleti dinlemeden kendini dinletti. Olur olmaz şeyler söyledi, gitti.

“Üç yılda 200 ekmek kayıp”

“Emekliye 20.000 lira verdiler. Asgari ücretliye 28.000 lira verdiler. Çiftçi ortalama 19.700 lira kazanıyor. Oysa açlık sınırı 31.000 lira. Yoksulluk sınırı 102.000 lira. Beş emekli, beş emekli bir olsa, paraları bir yere koysa, birine verse, biri bile yoksulluktan kurtulamıyor. Hiçbir zaman, hiçbir zaman asgari ücret ilan edildiği gün açlık sınırının altında değildi; bu sene öyle oldu. Beş emekli birleşse yoksulluktan kurtulamıyor, bu hale getirdiler.

Ve buradan size soruyorum; bunların sebebi kim? Erdoğan. Bakın, buradan ilk kez Niğde’den hatırlatıyorum ve Erdoğan’a sesleniyorum. 2005 yılı gazetelerde manşet; diyorsun ki: ‘Üç yıl öncesine göre daha az ekmek alıyorsanız bana beddua edin’.

Bakın bugün 2026; en düşük emekli maaşı 20.000 ve 1.300 ekmek alabiliyor. Oysa üç yıl önce –diyor ya, ‘üç yıl öncesine göre azalıyorsanız’– üç yıl önce en düşük emekli maaşı 7.500 liraydı ve 1.500 ekmek alıyordu. Üç yılda 200 ekmek kayıp. Hele hele o sözü söylediği 2005 yılında en düşük emekli maaşı 640 lira; 2.100 ekmek alıyor. 2.100 ekmek alan maaştan 1.300 ekmeğe düşmüşüz. ‘Üç yıl öncesine göre azsa beddua edin’ diyor ya; 1.500’den 1.300’e, son üç yılda 200 ekmek kaybetmişiz.

Buradan Erdoğan’a sesleniyorum: ‘Daha az alırsam bana beddua edin’ demişsin. O kötü söz… Beddua bize yakışmaz, beddua Niğde’ye yakışmaz, beddua emeklinin ağzına yakışmaz. Ama dua ediyoruz, dua: ‘Allah’ım sen bu emekliyi bu Erdoğan’ın yoksullaştırmasından, Erdoğan’ın iktidarından, AK Parti’nin kara düzeninden kurtar’.

Fatih Keleş’e itirafçılık teklifi

Siyaseten tükenmiş, bitmek üzere olan AK Parti’nin kara düzeni bugün son çareyi psikolojik savaşta bulmuştur ve büyük bir ayıbın içindedir.

Bakın, Fatih Keleş kardeşimizi her ay, iki ayda bir sürdükleri Kocaeli’den alıp getirip; ‘Resmi bir görüşme değil, sohbet bu, çay içeceğiz’ deyip ona ‘Ekrem’e iftira et, dön evine’ demektedirler. Bunu reddettiği için 26 yaşında gencecik oğlu Mustafa’yla tehdit ettiler. Mustafa’yı Silivri’de bir koğuşa koydular, her ay Fatih Keleş’e haber yolluyorlar; ‘At imzayı kendini de kurtar, oğlanı da kurtar’ diye.

Dünyada en iyi eğitimli Türk kadınlarından bir tanesi, bir bankanın başından İstanbul’da Medya A.Ş.’nin başına gelmişti. ‘Bir Cumhuriyet kadını olarak ben de ülkeme hizmet edeceğim, Atatürk’ün partisinin iktidarında birlikte yürüyeceğiz’ diye. Onu aldılar; dediler ki ‘Ekrem’e iftira et’. Dedi ki ‘Edemem’. ‘Bu ihaleleri kime verdiğinizi o söyledi değil mi?’ dediler. Dedi ki ‘Hayır, biz düzgünce ihale yaptık, şartname yazdık, yalan atamam’. ‘Çoluk çocuk?’ ‘Evet var.’ ‘Nerede?’ ‘İki kızım evde.’ ‘Eşin?’ ‘Eşim yok.’ ‘Annen?’ ’80 yaşında.’ ‘Nasıl olacak şimdi? Hadi at imzayı, kavuş çocuklarına’. Dedi ki ‘İftira atamam, iftira atamam’. Öyle deyince savcı ‘Hadi o zaman iyi yolculuklar’ dedi. Hanımefendi sandı ki adliyeden Silivri’ye dönüyor. Silivri’ye bir gitti, sen Türkiye’nin öbür ucunda 50 kişilik bir kadın koğuşunda, 26 kişilik bir koğuşta 50. kişi olarak gideceksin, aylarca yerde yatacaksın, nöbetleşe uyuyacaksın, iftira atmazsan perişan olacaksın.

Hasta arkadaşlarımızı sağlıklarıyla tehdit ediyorlar. Mehmet Murat Çalık’ın annesini hastane bahçelerinde perişan ediyorlar. Antalya Büyükşehir bir avuç ilaç içiyor; ne olur ev hapsinde dursa, yargılamayı günü gelince yapsan? Dinlemiyorlar.

Buradan Niğde’den bir kez daha haykırıyorum: Zulmünüz artsın ki zevaliniz çabuk olsun! Biz korkmuyoruz, biz susmuyoruz, biz adalet yerini bulana kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Her şey çok güzel olacak!

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.