Taner Akçam yazdı | MHP raporu ve Cumhuriyetin kurucu kodları

Parlamento Komisyonu ortak raporunun ayrıntıları yavaş yavaş ortaya çıkarken, MHP’nin ön hazırlık raporu üzerinde özel olarak durmak gerekiyor. Rapor, hem hazırlanan raporlar içinde en uzunu (benim elimdeki Word belgesi tam 144 sayfa) hem de sürece öncülük eden bir parti tarafından yazıldığı için çok önemli.

Sürecin ruhuna ilişkin bilgileri doğrudan rapordan öğrenmek mümkün.

Cumhuriyetin kurucu kodları
MHP raporu ve Cumhuriyetin kurucu kodları

Rapor ve kurucu kodlar

Raporun en kilit tartışma noktalarından birisi “Cumhuriyetin Kurucu Kodları” konusu. MHP bu kodlarla oynanmasına asla sessiz kalmayacağını söylüyor. Tartışmayı “ihanet” sayıyor ve ısrarcılarını “hain” ilan ediyor.

MHP’nin “Cumhuriyetin Kurucu Kodları” tartışması yeni değil. 2000 yılından bu yana, “kurucu kodlar” konusu çeşitli vesilelerle gündeme getirildi ve daha o yıllarda 2023 seçimlerine bu misyonla hazırlandıklarını söylediler.

2023 ve sonrası tartışmalara ‘Kurucu Kodlar ve Kurucu Misyon’ konusunun damgasını vuracağını ben de birçok yazımda dile getirdim. Eğer gerekli fikri hazırlığı yapmazsa, muhalefetin seçimleri ve sonrası süreci kaybedeceğini iddia ettim. (Sadece bir örnek olarak 24 Haziran 2000’de yazdığım yazıya bakılabilir.)

Bu nedenle, MHP Raporunda Cumhuriyet’in Kurucu Kodları sorununun ağırlıklı yer alması tesadüf olmadı. Sadece içindekiler bölümüne bakmak bile konuya verilen önemi bize gösterir: “3.5. Kurucu Kodlar Sorun mu? 3.5.1. Kurucu Kodlarımız Demokrasi ve Hukuk Devleti Önünde Engel mi? 3.5.2. Kurucu Kodlarımız inkâr ve asimilasyon politikası üzerine mi kuruludur? 3.5.3. Kurucu Kodlarımız Kürtleri ve Diğer Etnik Kimlikleri ve Gerçeklikleri İnkâr mı Ediyor? 2.1. Kurucu Kodlarımızda Bir Sorun Yoktur.”

Ve Raporun dili çok açıktır; “Türkiye’nin kurucu kodlarında… sorun bulunmamaktadır”; Türkiye Cumhuriyeti’nin birikimleri, Cumhuriyetimizin esasları tartışma konusu yapılamaz.

Rapor ve tanzimat

Raporda yer tutan bir diğer ağırlıklı konu Tanzimat’tır. MHP raporuna göre, Kürt açılımını Tanzimat ile ilişkilendirmek, konuyu doğrudan Kurucu Kodlar konusuyla bağlamak anlamına gelmektedir ve bu kötü niyetli bir adımdır.

Raporun, “Sorunun Geçmişi” adlı bölümde şunlar yazılı: “meseleyi tartışırken bazıları… Tanzimat’tan başlatıp buna asırlık sorun demeyi tercih etmektedir. Sadece akademik bir tartışma olsa üzerinde durulmayacak bu karmaşa der geçeriz. Sorun asırlık bir sorun olarak kabul edildiği takdirde; meseleyi Cumhuriyetin kuruluşuna ve dolayısıyla kurucu değerlerimize veya Tanzimat sonrasında başlayan Milli devlet inşa sürecine dayanması gerekir.

Rapora göre, işte bu kabul edilebilecek şeyler değildir ve MHP, “bu iddialar(ı) sorunun çözümünden ziyade Milli devleti ve cumhuriyetin kurucu kodlarını tartışmaya açmaya dönük olarak devletin temellerini sarsmak isteyen kötü niyetli hain bir arayışın ve siyasi tuzağın tezahürü olarak” görmektedir.

Ve MHP, “Lozan antlaşması ve 1924 Anayasası öncesini tartışarak süreci sabote etmeye çalışanlara müsamaha” göstermeyecektir. Çünkü, “böyle bir tartışmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.”

Rapor ve Apartheid

Bildiğim kadarıyla, açılım sürecini ‘Kuruluş Kodları’ ve Tanzimat ile ilişkilendirerek tartışan benden başka kimse olmadı ama konu bu kadarla da sınırlı değildi. Raporun, “2.1. Sorun Bir Terör ve Tedhiş Sorunudur” bölümü aynen şu cümle ile başlar, “Türkiye’de yaşanan sorun ırkçı ayırımcı Apartheid bir devlet ve onun karşısında yer alan mazlum, mağdur ve sivil halklar sorunu değildir.

1918-1938 döneminde inşa edilen rejimin, bir Apartheid rejimi olduğunu en açık ifadelerle yazan ben oldum. Apartheid, ilgili kitabımın da başlığı idi. Açık ki Rapor doğrudan benim görüşlerimi hedef alarak eleştirmekteydi.

Görüşlerimizi elbette eleştirilmesi için kaleme alıyoruz.

Benim Kürt açılımını, Tanzimat’a bağlamam; Kürt meselesinin Cumhuriyetin kurucu kodlarıyla doğrundan bağlantılı olduğunu ve bu kodların tartışmaya açılması gerektiğini savunmam ve bu kodlara dayanarak, 1918-1938 arasında bir Apartheid rejimi kurulduğunu ileri sürmem şüphesiz mutlak hakikatler değil tartışmaya açık tespitlerdir.

İddiam, AKP ve MHP’nin de aksi yöndeki tüm iddialarına rağmen, Cumhuriyet’in temel kodlarını benim gibi tartışmaya açtıkları ve kuruluş kodlarını yeniden tanımlamanın gerektiğine inanmakta olduklarıdır.

Bahçeli’nin Türk-Kürt kardeşliği yeni koddur

Kürt meselesinin esası, Kürtler ve Türkler arasında hukuki eşitliğin sağlanmamış olmasıdır. Kürt açılımını yapan iki ana aktör AKP ve MHP her ne kadar tüm ‘Terör Sorunu’ olarak koysa da onlar da biliyorlar ki Kürtler ve Türkler arasında hukuki eşitlik yoktur ve bu doğrultuda adımlar atılması şarttır.

Nitekim MHP raporu bunu açıkça itiraf etmektedir. Raporun, 3.2. Osmanlı Kimliği bölümünde, Cumhuriyet’in kuruluşu ve takip eden yıllarda eşit vatandaşlığın tesis edilemediği kabul ediliyor ve bu “demokrasinin işleyişinin sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi için elzem olan yurttaşlık bilincinin ve demokrasiyi tam manasıyla içselleştirmiş bir siyasî kültürün noksanlığı” ile açıklanıyor. Rapor bu nedenle, vatandaşların “siyasî karar alma süreçlerine katılım mekanizmaları(nın) geçici bir süre için âtıl kalmış” olduğunu kabul ediyor.

Rapora göre eksiklik, “Yurttaşlık kültürü, demokrasi bilgisine ve tecrübesine sahip … bu bilgi ve tecrübeden uzak kitlelerin” varlığıdır. Ve “sorunların kökeninde kurucu kodlar değil uygulama yanlışlıkları” yatmaktadır.

Oysa meselenin sadece ‘yurttaşlık kültürü eksikliği’ veya ‘uygulama yanlışlıkları’ ile ilgili olmadığı ve yapısal olduğu bizzat Bahçeli tarafından çeşitli konuşma ve yazılarda açık olarak ilan edilmişti.

Örneğin onun 31 Mart 2005’te Türkgün gazetesinde, ‘Yeni Bir Türkiye için Çağrı’ başlığı ile yayımladığı yazı ve bu yazıdaki ‘Geleceği Birlikte İnşa Edelim’ çağrısı çok açık yeni bir Kürt Türk birlikteliğine işaret etmekteydi.

Bahçeli bu yazıda ‘Türk Vatandaşı’ ifadesine hiç yer vermiyor aksine –“Herkes eşittir Türkiye” sloganı ile tüm kesimleri “Türkiye’nin kutlu geleceğini hep birlikte inşa etmeye” çağırıyordu.

Nitekim AKP de bu yapısal değişim zorunluluğunu anlamış ve kendi raporunda tek bir kere bile Anayasanın temel kuruluş kodu olan “Türk Vatandaşlığı” ifadesine yer vermemiş aksine beş defa “Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı” ifadesi kullanmıştır.

Kurucu kodlar tartışmaya açılmalıdır

MHP çevreleri, elbette başlattıkları Açılım sürecinin Cumhuriyetin Kurucu Kodlarını tartışmaya açmak anlamına gelmediğini söyleme özgürlüğüne sahiptirler. Ama bizlerin de “Hayır,” “sizler de sorunu kurucu kodlarda görüyorsunuz ama utangaçsınız”, deme özgürlüğümüz olmalı.

Nitekim Rapor da “Nasıl ki tüm toplumu hiçbir parti ve düşünce tek başına temsil etme hakkına sahip değilse, nasıl ki her toplumda farklı yapı ve düşüncelerin var olma ve kendini ifade etme hakkı varsa” denerek Cumhuriyetin Kuruluş Kodları konusunda farklı fikirlerin ileri sürülebileceği kabul edilmektedir.

Ama gerek Rapor ve gerekse Bahçeli çeşitli demeçlerinde Kurucu Kodları tartışmaya açmayı “ihanet” saymakta ve açanları da “hain olarak tanımlamaktadır.

O halde “Terör bitebilir” ama “söze ciddi yasaklar getirilecektir,” diyebiliriz.

Bu nedenle, geçen yazımda sözünü ettiğim ve dikkatten kaçan, Arat Dink ve Sarkis Seropyan hakkında verilen cezanın gerekçeli kararından bazı cümleleri mutlaka orijinalinden aktarmam gerekir.

Hangi “Söz” koruma altına alınamaz

Konu Soykırım kavramının koruma altına ‘düşünce özgürlüğü’ kapsamında ele alınıp alınmayacağıdır. Mahkeme çok açık “Hayır” demektedir.

Soykırım kavramı ile ilgili söylenen bu satırları ilerleyen yıllarda Cumhuriyetin Kuruluş Kodları ile ilgili olarak okursak çok üzüleceğim ama şaşırmayacağım:

Kuşkusuz… soykırım iddiası simgesel basit bir kavram olarak ele alınamaz. Soykırım söylem ve kararlarının siyasal ve tarihi amacı vardır… muhatap hedef Türkiye Cumhuriyetidir. Türkler hakkındaki soykırım söylemi… ifade özgürlüğünün yasaklanması kavramıyla ilgili değildir. [Soykırım iddiası]Türkiye Cumhuriyeti ile bir hesaplaşma faaliyeti … Türkiye’yi sonu gelmez kavgaların, terörün içerisine çekmek, fiziki ve hukuki alt yapısına karşı her türlü yıpratma, kaçınılmaz olarak sonuçta yıkıcılığa, coğrafi sınır değişikliklerine yönelen özel ayrıntılı tasarımların bir parçası ve aracı olmuştur…

Türkiye Cumhuriyeti hasmane girişimlerle adeta diplomatik soykırım kararları kuşatma çemberine alınmaktadır. Bu hasmane girişimlerin yurt içinde tekrarı faaliyetleri Türk kamu düzenini ağır şekilde zedelediğinden ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Bu iddianın kabulü gelecek yüzyıllarda Türkiye Cumhuriyeti’nin olayın yaşandığı iddia edilen topraklar üzerinde egemenlik haklarının tartışılmasına neden olabilecektir.… Yurtiçinde ve Yurtdışında gerçekleşen soykırım söylemleri Ulusal güvenliğimizi ve menfaatlerimizi olumsuz yönde etkilemektedir.”

Bu nedenle, Arat Dink ve Sarkis Seropyan ceza aldılar.

Oysa 23,5’ta uzlaşmak mümkündür

Soykırım iddialar ve Cumhuriyetin Kurucu Kodlarının tartışmaya açılması bize sembolik olarak iki önemli ayrı tarihi hatırlatır. 23 ve 24 Nisan. 23 Nisan, Cumhuriyet’in kuruluşunu sembolize eder, çok anlamlı bir biçimde çocuklara emanet edilmiştir. 24 Nisan Soykırımın sembolik başlangıç tarihi sayılır. Soykırım ve Cumhuriyet’in Kuruluş Kodları etrafında yapılan tartışma bir nevi 23 ve 24 Nisanların ‘kavgası’, ‘tartışması’ olarak okunabilir.

Hrant Dink, daha 23 Nisan 1996’da Agos gazetesinde yazdığı 23,5 Nisan başlıklı bir yazıda bize bu tartışmada uzlaşmanın mümkün olduğunu hatırlatıyordu. Galiba yapılması gereken 23,5’un anlamı üzerine tartışmaktır. O yazıda, MHP ve AKP başta olmak üzere tüm Türkiye siyasi elitlerinin ve tüm toplumun üzerinde anlaşabileceği yeni kuruluş kodlarının ip uçları vardır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.