DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, bütün siyasi parti liderlerini bir zirvede bir araya gelme çağrısında bulundu. Bakırhan “Artık Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ertelenemez. Liderler zirvesiyle çözümün siyasal iradesini hep birlikte pekiştirelim” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM Grup Toplantısı’nda, Türkiye ve dünya gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de ekonomik krizler kadar diplomatik krizlerin de yaşandığını belirten Bakırhan, geçen hafta Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, bir televizyon programında, Irak’a dair “Suriye’den sonra sıra Irak’ta…” şeklindeki sözlerinin büyük bir krize neden olduğunu söyledi.
Bakırhan, “Bu beyanat nedeniyle Bağdat büyükelçisi, hem Irak Dışişleri Bakanlığı hem de Haşdi Şabi’nin başkanlık ofisine çağırıldı. ‘Diplomatik normlara uyun’ ikazı yapıldı. Artık başka ülkelerin de içişlerine, geleceğine müdahale ediyoruz. Bu söylem üzerine Cumhurbaşkanı da Irak Başbakanı Sudani’yi aramak zorunda kaldı. İran’da yeni savaş senaryolarının açıkça konuşulduğu, Irak üzerinden hesaplaştığı bir dönemde Sayın Bakan’ın bu sözlerinin arka planı üzerinde biraz durmak zorundayız. Öyle yabana atılacak sözler değil. Orta Doğu’nun yeni düğümü Irak üzerinden atılmak isteniyor” dedi.
“Emperyalist kışkırtmalara ve savaş planlarına karşı demokratik ve Orta Doğu birliğini öneriyoruz”
Tuncer Bakırhan, yeni düzen tartışmalarında egemenlik vurgusunun öne çıkarıldığını, bu egemenliğin, Şii, Sünni bloklaşmalarının üzerinden kurulduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:
“Ancak uyarıyoruz. Irak ne Libya ne Suriye’ye benzer. Irak’taki hareketlenme, Suriye’den İran’a, Yemen’den Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyayı etkiler. Peki böyle bir ortamda Türkiye nasıl bir pozisyon almalıdır? Türkiye etnik ve inamsal fay hatlarını tetikleyen semeryolardan uzak durmalıdır. Özellikle Kürtleri bahane ederek Şengal’e, Mahmur’a, Erbil’e yeni tehditler savurmak doğru bir tutum değildir. Sayın Fidan’a açıkça soruyoruz, ‘Şengal’e de Mahmura’da, Federe Kürdistan bölgesine de yeni hesaplar mı devreye sokmak sokmak istiyorsunuz’ diyoruz. Eğer böyle bir yaklaşım varsa bu hem barış sürecine hem 86 milyonun geleceğine karşı yapılmış en büyük yanlışı olur. Aksine yapılması gereken Kürtlerle stratejik ve tarihi ittifaklar kurmaktır. Birlikte büyütmektir, birlikte büyümektir. Bu konuda da somut bir teklifimiz var. Emperyalist kışkırtmalara ve savaş planlarına karşı demokratik ve Orta Doğu birliğini öneriyoruz. Sınırlara ve ulusal egemenliklere saygı duyulduğu ve sınır geçişlerinin kolaylaştırıldığı yani Kürt’ün Kürt’e ‘merhaba’ dediği, rahatlıkla buluştuğu kültürel, sanatsal, ekonomik olarak dayanıştığı bir geçiş gelgitten bahsediyoruz. Demokratik Orta Doğu birliğinin kurulmasından yanayız. Yeniden yerinden yönetim haklarının güvenceye alındığı, etnik veya mezhep üstünlüklerinin olmadığı, ekmeğin adil ve eşit bölündüğü demokratik bir Orta Doğu birliği teklifi yapıyoruz. Aslında bu yıllardır Kürt Halk Partisi tarafından yapılan bir tekliftir. Bu teklifimiz sadece siyaset kurumuna değil, bu çağrı herkesedir. Bu çağrı özellikle de iktidara yöneliktir. Türkiye, Kürtlerle ilişkilerini demokratik bir zemine çekerek bölgesel bir barış vizyonuyla ancak bu birliğe katkı sunabilir.”
“Adı konmamış, resmî olmayan, hiçbir düzenleme artık kalıcı, barış için yeterli bir temel oluşturmaz”
Sayın Öcalan daima çözüm mercisi iken neden bilinçli bir şekilde sanki sorunun bir kaynağıymış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bunu, iktidar yandaşları medyaya da söylüyorum. Yazan, çizenlere değerlendirme yapan herkese söylüyorum. Tarih, Sayın Öcalan’ın çözüm adresi olduğunu gösteriyor. Biz de gördük. O zaman herkes tutarlı davranmalı. Gereken ciddiyeti göstermeli ve rolü oynaması için Sayın Öcalan’ın önündeki engellerin kaldırılması için bir çaba içerisinde olmalıdır. Bu netlikten sürecin başarısı hem de toplumsal huzur için artık vazgeçilmezdir. Kalıcı ve sürdürülebilir bir barış için Sayın Öcalan’ın statüsü ve çalışma koşulları fiili değil, resmi ve yasal bir düzenleme ile belirlenmeli ve güvence altına alınmalıdır çünkü fiili düzenlemeler geçicidir. 100 yıldır Kürtler bu coğrafyada çok söz duydu, çok fiili düzenlemeler gördü ama her birisi birileri tarafından yok sayıldı, inkar edildi ve ortadan kaldırıldı. Adı konmamış, resmî olmayan, hiçbir düzenleme artık kalıcı, barış için yeterli bir temel oluşturmaz.”
“Hiçbir siyasi liderin bu sorumluluktan kaçma lüksü yoktur”
Tuncer Bakırhan, dün DEM Parti heyetinin İmralı’da Öcalan’la yaptıkları görüşmeye ilişkin de şunları söyledi:
“Sayın Öcalan diyor ki ‘Günü değil, tarihi kurtarmaktan söz ediyoruz. Tarih de Kürtsüz olmaz.’ Daha ne desin ama bazıları günü kurtarmaya çalışıyor. Ayı, yılı kurtarmaya çalışıyor. Karşısındaki akıl, yüzyıllar kurtarmaya çalışıyor ama yüzyılın demokratik bir zeminde barışçıl bir şekilde devam etmesi için de Kürt’ün de olması gerektiğini belirtiyor. Biz de tam olarak bundan bahsediyoruz. Mesele ‘bugünü değil tarihi kurtarmak, geleceği doğru temeller üzerine kurmaktır’ diyoruz. Bunu gerçekleştirmek için Sayın Öcalan’ın dahil olduğu süreci siyasetin dili ve iradesiyle yürütecek bir koordinasyon mekanizmasına acilen ihtiyaç vardır. Bu mekanizma iktidar ve muhalefetin sürece katılımını sağlayacak. Güvenlik ve siyasetin dengesini de kuracaktır. Sürecin hızlı ve güçlü bir şekilde ilerlemesine de bu mekanizma katkı sunacaktır. Şimdi çok önemli bir çağrı daha yapmak istiyorum. Yüzyıllık meseleyi tartıştığımız bu süreçte bütün siyasi parti liderlerini bir zirvede bir araya gelmeye çağırıyoruz. Artık ayrılığımızı, gayrımızı, farklılıklarımızı bir tarafa bırakalım diyoruz. Türkiye’nin iyiliği ve barışı için siyasi liderler olarak gelin bir araya gelelim, çözümü konuşalım. Yüzyıllık bir mesele tartışılıyor. Bugün siyasi parti liderleri olarak bir araya gelmeyeceksek ne zaman geleceğiz? Bu sebeple buradan çağrımızı tekrarlıyoruz. Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel ve köklü sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanının ev sahipliğinde bir liderler zirvesi toplanmalıdır. Artık Kürt meselesinin çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ertelenemez. Önüne başka gündemler konamaz. Gündelik siyasetin malzemesi bu mesele yapılamaz. Hiçbir siyasi liderin bu sorumluluktan kaçma lüksü yoktur. Bu sebeple geleceği birlikte yazacak bir zemini var etmek için tüm liderlerin dahil olduğu liderler zirvesini artık gerçekleştirelim diyoruz. Liderler zirvesiyle çözümün siyasal iradesini hep birlikte pekiştirelim diyoruz.”
“40 yıldır bize vura vura söyletemediklerini bugün bize gül uzatarak asla söyletemezler”
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM’de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun, somut bir yol haritası ve belirgin bir siyasi takvimi olan raporunu hazırlayıp artık Meclis’e sunması gerektiğini belirtti.
Bakırhan, “Rapor yeni tariflerle uğraşmamalı. Sürecin gereklerine odaklanmalıdır. Rapor tarihsel korkulara, taburlara sıkıştırılmamalı. Yeni bir perspektif içermelidir. Tarihi işler yeni bir siyasi dille yapılır. Eski dille yeni Türkiye raporu çıkarılamaz. Eski zihniyetle demokratik Türkiye’yi inşa edecek bir rapor oluşturulamaz. Çok açık söyleyeyim. 40 yıldır bize vura vura söyletemediklerini bugün bize gül uzatarak asla söyletemezler. Bu rapor Kürt meselesini terör parantezine almamalıdır. Kürt meselesi bir terör meselesi değil. Demokrasi ve özgürlükler meselesidir. Bir güvenlik meselesi değildir. Meclis raporu ve buna dayalı olası düzenlemeler meseleyi asimilasyon mantığıyla ele alır ve terör parantezine sıkıştırırsa demokratik çözüm yara alır. Sürecin istikameti komisyon raporu ve çerçeve yasa temelinde kalıcı veya geçici çözüm yaklaşımlarıyla belirlenecektir” değerlendirmesini yaptı.
Kürt meselesini siyasi ve hukuki zemine çekecek somut ve kalıcı adımların hayata geçirilmesini istediklerini dile getiren Bakırhan, bu sebeple komisyonun raporunun, yenilikçi, ezberlerden, şu ana kadar oluşan algılardan uzak, demokratik ve kapsayıcı olması gerektiğini söyledi.
“Siz Mazlum Kobani ve İlham Ahmed’i Türkiye’ye çağırmazsanız Almanya’da aynı masada otururlar”
Genel Başkan Tuncer Bakırhan, bu yıl 62’ncisi düzenlenen Münih Güvenlik Konferansı’nda çok tarihi adımlar, kareler ve diplomatik girişimlerin yaşandığını belirterek, “Suriye Devleti ve dahilindeki Mazlum Kobani ve İlham Ahmed’in Fransa Cumhurbaşkanı, ABD Dışişleri Bakanı, Suudi heyet ve birçok ülke temsilcileriyle görüşmeleri oldu. Bu görüşmeler tarihi önemdeydi. Bu görüntü, Suriye’nin Kürtlerle güçlü olduğunu ve Kürtlerin Şam’la birlikte yürüme iradesini göstermiştir” dedi.
Partisinin grup toplantısında daha önce, “Neden Sayın Mazlum Abdi, Sayın İlham Ahmed’i Türkiye davet etmez, konuşmaz, görüşmez birinci elden görüşlerini almaz” dediklerini, bu sözleri nedeniyle “kıyametin koptuğunu” söyleyen Bakırhan, şöyle konuştu:
“İşte bildik, yorumlar ve tanımlamalar yapılmıştı. Siz buraya çağırmazsanız Almanya’da aynı masada otururlar. Hem de dünyanın en süper güçleri onlarla görüşmek için sıraya girer. Dolayısıyla bu treni kaçırdık. Umarım bundan sonraki adımlarımızda biraz daha kapsayıcı, bütün dünyanın meşhur ve resmi olarak gördüğü Rojava’daki Kürtlerin temsilcilerinin işlerini de doğru bir zeminde, doğru bir dille kurarız diyoruz. Bir taraftan da orada 30 Ocak mutabakatı oldu. Ya bir bir grup var ki ne yapsa bir türlü tatmin olmuyorlar. Kürtlerin lehine mi çalışıyorlar, demokrasi mi olsun istiyorlar anlamakta insan güçlük çekiyor. ‘Rojava’da Kürtler bitti’ diye bağırıp çağırıp sevinenler vardı. Münih Güvenlik Konferansı’ndaki görüntüler bir kez daha onları yanıltmıştır. Bir kez daha boşa düşürülmüştür. Münih’te Kürtler kendi iradesiyle ve temsilcileriyle birlikte Suriye Devleti içerisinde yer alarak uluslararası görüşmelerde bulunarak tarihi bir gelişme kaydetmiş. Kürtler bitmemiştir. Masada Suriye Devleti ile birlikte haklarını sahiplenmiş ve savunmuştur, kabul edilmişlerdir. Kürt’ün iradesini tanıyan Suriye’nin birliği de güçlenmiştir. Uluslararası düzende Suriye’nin varlığı daha fazla meşru hale gelmiştir. Kürt’le kavga eden bir Suriye’yi Şara’yı kim ne yapsın? İşte Kürt’le birlikte dünyanın en süper güçleri görüştü. Emin olun Suriye hükümetinin yapmış olduğu görüşmeler trafiğini sanırım Münih’te görüşmelere katılan hiçbir devlet tarafından yapılmamıştır. Birliğin, beraberliğin, hakkı, hukuku tanıyan bir yaklaşımın fotoğrafıdır orası. Umarım bundan sonra da Rojava’lı temsilciler hem Suriye Devleti ile birlikte hem de kendi diplomasilerini yapacakları bir zemine kavuşurlar. Bu görüntüyle birlikte geçtiğimiz ayın başında Suriye’de Arap ve Kürt savaşı çıkarmak isteyenler de boşa düşmüştür. Orada savaş olmamıştır. Demokratik bir zemin için bir başlangıç yapılmıştır. O demokratik zemini inşallah orada Kürtler büyüyecek. Biz de buradan destek vereceğiz.”
(ANKA)








