Türkiye’de çocukların sosyal medya erişiminin kısıtlanması, hatta yasaklanması gündemde. Eleştirel fütürist Ahmet Sabancı ile olası yasağın teknik olarak uygulanabilirliğini, alternatif çözümleri konuştuk. Sabancı’ya göre çocuklara sosyal medyayı yasaklamak pek de kolay olmayacak.
Haber: Leyla Özgecan Kebabcı

Çocuklara sosyal medya yasağı: Dünya ve Türkiye’de durum
Dünya gündeminde yer edinen yasak uygulamasının hayata geçirilmesi ilk olarak Aralık ayında Avustralya’da oldu. 16 yaş altı kişilerin Instagram, X, YouTube, Facebook, Snapchat, Reddit, Twitch ve TikTok gibi platformlara erişimleri engellendi. YouTube Kids, Google Classroom ve Whatsapp bu listeye dahil değil. Listenin, henüz kapsam dahilinde olmayan Roblox ve Discord platformlarını da içerecek şekilde genişletilmesi konuşuluyor.
Avustralya’dan sonra Danimarka, Norveç, İngiltere, Yunanistan, İtalya ve Hollanda yasak konusunu gündemine alan Avrupa ülkeleri arasında.
Avrupa Birliği de bu yaklaşımı destekleme yönünde hızla ilerliyor. DW’ye göre giderek artan bu listeye son dönemde 14 yaş altı için tam yasak önerisiyle Almanya da katıldı.
Türkiye’de de çocuklara sosyal medya yasağı gündemde. Bu konuda yasa çalışmaları var. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, “Aile izni olsa dahi 15 yaş altı yasağı” üzerinde çalışıyor.

Ancak yasak politikasının eksik kaldığı temel nokta “hayata uygulanabilirlik”. Teknoloji yazarı Ahmet Sabancı’ya göre sosyal medyaya erişimin devlet eliyle tamamen engellenmesi pratikte mümkün görünmüyor. Ahmet Sabancı benzer uygulamaların farklı ülkelerde denendiğini ancak gençlerin VPN, sahte doğum tarihi ve başka yöntemlerle bu kısıtlamaları kolaylıkla aşabildiğini belirtti:
“Gençler çok yaratıcı, yasakların etkisi zayıf oluyor.”
Kimlik doğrulama sisteminin riskleri
Ahmet Sabancı’nın dikkat çektiği bir diğer risk ise yaş doğrulama sistemlerinin veri güvenliği üzerindeki etkisi.
“Devlet kendi bir sistem kuramaz, bu çok ciddi bir yatırım.”
Kimlik doğrulama zorunluluğunun, yalnızca çocukları değil, sistem gereği tüm kullanıcıları kapsayacağını söyleyen Sabancı, bu durumda milyonlarca kişinin özel verilerinin platformlar aracılığıyla üçüncü parti şirketlerle paylaşılmasının söz konusu olacağını vurguluyor. Geçmişte yaşanan veri sızıntılarını da hatırlatan Ahmet Sabancı, bu modelin ciddi güvenlik sorunları doğurabileceği uyarısını yapıyor:
“Platformlar bunu üçüncü parti şirketler aracılığıyla gerçekleştiriyor. Aslında hepimiz şirketlere özel verilerimizi vermiş olacağız. Çok büyük risk.”
“Ebeveyn denetim mekanizmaları bilinmiyor”
Yasak politikası yerine mevcut araçların etkin kullanımının daha gerçekçi bir seçenek olabileceğini ifade eden Sabancı, Türkiye’de ebeveyn denetim mekanizmalarının büyük ölçüde bilinmediğini, aslında ailelerin ücretsiz araçlarla çocukların dijital erişimini halihazırda sınırlayabildiğini belirtiyor.
Okullarda genellikle seçmeli olarak sunulan dijital okuryazarlık derslerinin de çoğu zaman açılamadığına dikkat çeken Sabancı, bu alanlarda farkındalık yaratılmasının yasaklardan daha etkili olabileceğini söylüyor.
“Yasaklardan ziyade eğitim ve farkındalık”
Sabancı, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in anonim hesapların kaldırılmasına yönelik açıklamalarını da değerlendirdi:
“Zaten internet kullanımımızın başladığı noktada anonimlik söz konusu değil. Anonimliği elden almak güvensiz bir ortam yaratır ve bir şey değişmez.”
Ayrıca Türkiye’deki düzenleme hazırlıklarının Batı’daki örneklerle meşrulaştırılmaya çalışıldığını söyleyen Sabancı, dünya genelindeki örneklerin referans gösterildiğini ve bu yaklaşımın “sansür değil, küresel bir eğilim” şeklinde sunulduğunu belirtiyor. Bu hedefe ulaşmanın yolunun geniş kapsamlı yasaklardan ziyade eğitim ve farkındalık politikalarından geçtiğini vurguluyor:
“Yani aslında Türkiye, “Bizimki bir sansür değil, bakın Batılı ülkeler de bunu yapıyor” gibi göstermeye çalışıyor.”








