Kurtlar Sofrasında Kadınlar (38) |  İlk kez Medyascope’ta açıkladı: Ayşe Ateş milletvekili olmak istiyor

“Kurtlar Sofrasında Kadınlar”ın bu bölümünde Göksel Göksu’nun konuğu, eşi Sinan Ateş’in suikast sonucu öldürülmesinin ardından kendisini zorlu bir mücadelenin içinde bulan Ayşe Ateş oldu. Suikastın ardından hayatı kökten değişen Ateş ile, yasla, tehditlerle ve kamuoyu baskısıyla nasıl baş ettiğini; adalet arayışının onu nasıl siyasetin merkezine doğru ittiğini konuştuk. Ayşe Ateş, geri çekilmek yerine konuşmayı ve hesap sormayı seçen bir kadın olarak 2023 Genel Seçimleri öncesi kendisine gelen milletvekilliği teklifini kabul etmediğine bugün pişman. Önümüzdeki seçimlerde milletvekili adayı olmaya karar verdiğini açıklayan Ateş, bir kariyer planı olarak değil, “adalet mücadelesinin devamı” olarak gördüğü siyasete ilişkin hedeflerini, tercih edeceği siyasi parti ile ilgili kriterleri ilk kez Kurtlar Sofrasında Kadınlar programında açıkladı.

Ayşe Ateş kendisini “öncelikle bir anne” olarak tanımlıyor: “Katledilen kocasının katillerini arayan, onun için adaletin gelmesi için mücadele eden bir anne.” Eşini kaybettiği gün hastanede bir arkadaşının kendisine söylediği sözleri hiç unutmamış: “Ağlamayı bırak, seni büyük bir mücadele bekliyor.” O günden beri “kendini hiç bırakmadığını” söylüyor ve hem çocuklarıyla hayatta kalma mücadelesi verdiğini hem de “Sinan’ı öldürenlerle büyük bir savaş” içinde olduğunu anlatıyor.

Ayşe Ateş milletvekili olmak istiyor
Ayşe Ateş milletvekili olmak istiyor

Ancak bu mücadele yalnızca mahkeme salonlarında sürmüyor. “Dışarıya korumasız çıkmıyorum” diyen Ayşe Ateş, iki devlet korumasıyla yaşadığını, küçük kızının her gece kapıları kilitlediğini ve çocuklarının hâlâ birlikte uyumak istediğini söylüyor. “Bu insanlar Sinan’ı güpegündüz katlettiler, bana niye kıymasınlar?” sözleri, korku ikliminin hâlâ sürdüğünü gösteriyor. Çocuklarının zorbalığa maruz kaldığını, sosyal medyada kendisine yönelik “hakaret ve iftiralarla” dört cephede mücadele ettiğini anlatırken, buna rağmen geri adım atmayacağını net biçimde ifade ediyor: “Beni öldürmediğinize pişman olacaksınız.”

Ayşe Ateş milletvekili olmak istiyor

En çarpıcı başlıklardan biri ise siyasete girme kararı oldu. Ateş, eşinin ölümünün hemen ardından dönemin muhalefet liderleri tarafından milletvekilliği teklif edildiğini ancak o günkü psikolojiyle bunu reddettiğini açıkladı: “Kocamın kanı üzerinden siyaset mi yapacağım diye düşündüm. Çok yanlış düşünmüşüm. Keşke kabul etseydim.”

Ayşe Ateş bugün milletvekili olmayı düşünüp düşünmediği ile ilgili “Bundan sonrası için düşünüyor musun?” sorusuna “kesinlikle düşünüyorum” cevabını verdi. Sinan Ateş cinayetinin üzerinde siyasetin gölgesinin olduğunu söyleyen Ateş, eşini kaybettikten bir süre sonra kendisini toparlayıp etrafını gözlemlediğini ve siyasi destek olmadan, siyasetin içinde birebir mücadele etmeden başarmasının güç olduğunu fark ettiğini anlattı. 

Henüz somut bir girişimi olmadığını, “vakti geldiğinde” değerlendireceğini belirtse de hazırlık yaptığını gizlemiyor: “Okuyorum, gündemi takip ediyorum. Özellikle adalet, toplum psikolojisi ve suça sürüklenen çocuklar üzerine çalışıyorum.”

Beş yıl sonrası için hedefini de açıklıyor: “Eğer siyasete girersem milletvekili olmak istiyorum.” Çocuklarının da bunu istediğini ekliyor; çünkü onlar için milletvekilliği biraz da “güvende hissetmek” anlamına geliyor.

İdeolojik olarak ise keskin çizgiler çekiyor. “İnsanları artık iyiler ve kötüler diye ayırıyorum” diyen Ateş, etnik köken ya da inanç üzerinden siyaset yapılmasına karşı olduğunu, ancak terörle müzakere değil mücadele edilmesi gerektiğini savunuyor. “Bir bebek katiliyle müzakere edilmez” sözleriyle bu konudaki tavrının net olduğunu ifade ediyor.

Programın sonunda kadınlara verdiği mesaj ise mücadelesinin özeti niteliğinde: “Kadın olmak zor ama mücadeleyi bırakmamak lazım. Gerçeğimizi kabul edip önümüze bakacağız. Ayakta kalmak zorundayız.”

Yayının tam metni:

  • Eşinizi 30 Aralık 2022 tarihinde uğradığı suikast sonucu kaybetmenizle birlikte tanıdık sizi, daha önce tanımıyorduk. 3 yıl 2 ay geçti üzerinden, o gün bugündür süre giden bir adalet arayışınız var. Güç koşullarda yaşadığınızı da biliyoruz. Bugün dava sürecinden ziyade sizi konuşacağız. Dilerseniz önce şununla başlayalım: Ayşe Ateş kim? Nasıl tanımlarsınız kendinizi? 

Ayşe Ateş bir anne öncelikle. Katledilen kocasının katillerini arayan, onun için adaletin gelmesi için mücadele eden, savaş veren bir anne. Aynı zamanda da maalesef babalarını kaybeden evlatlarıma onun yerine de hem anne hem babalık yapmaya çalışan bir kadın. 

  • Eşinizi kaybettiğiniz tarih sizin ve kızlarınızın, ailenizin yaşantısında da bir dönüm noktası oldu. Ondan önce muhtemeldir ki bu günlerin hayalini bile kurmanız mümkün değildi. O dünya neydi, nasıl değişti?

Şimdi ben sınıf öğretmeniyim zaten kamuoyu da biliyor bunu. Öğretmenlik yapıyordum. Yoğun bir hayatımız var. Daha doğrusu Sinan’ın hayatı yoğundu. Siyasetin içerisindeydi çok aktif bir şekilde. Ama ben kendim evde bir anne, bir öğretmen, evlatlarıyla çocuklarıyla ilgilenen, rutine onlara yemek yapan, ev işleriyle ilgilen bir insandım. Ama Sinan’ı kaybettiğimiz gün Yani o gün, şunları söylemek istiyorum. O gün hastanedeyiz. Bir arkadaşım kalabalığın içinden beni aldı, kenara çekti ve “Bak kendine gelmelisin. Şimdi bundan sonra Sinan öldü, artık Sinan yok. Ağlamayı bırak. Seni büyük bir mücadele bekliyor, hayatta kalma mücadelesi bekliyor. Aklın başında olmak zorunda, sakın kendini kaybetme” dedi. Ve ben o andan beri kendimdeyim. Hiç kendimi bırakmadım. O andan beri hayatta kalma mücadelesi veriyorum. Çocuklarımla birlikte ayakta durma mücadelesi veriyorum. Aynı zamanda bunun yanı sıra Sinan’ı öldürenlerle, bu katillerle de onlar cezasını bulsun, hak ettiği cezayı alsın diye büyük bir savaş veriyorum adeta. 

  • Ben sizi yine bu stüdyoda ağırladığımda bir korku ikliminden söz etmiştiniz.. O korku iklimi hala devam ediyor mu? Aradan çünkü epeyce bir zaman geçti. 

Bu korku ikliminin değişebilmesi için, düzelebilmesi için bütün katillerin, azmettiricilerin hak ettiği cezayı alması, cezaevine girmesi gerek ki biz de rahat bir nefes alalım. Ama maalesef dava sürüncemede alt tabakadakiler ceza aldı; bir kısmı ceza aldı, bir kısmı almadı ama asıl azmettiriciler hala dışarıda elini kolunu sallayarak gayet konforlu bir şekilde… 

  • Onların dışarıda olması mı sizi korkutan? Size de zarar vermelerinden mi endişeleniyorsunuz? 

Tabii ki korkutuyor. Korkutuyor çünkü Sinan’ı güpegündüz sokak ortasında hiç acımadan göstere göstere adeta kameralara poz vererek katlettiler. Şimdi korkusuzluğu zaten buradan görebiliyorsunuz. Bu insanlar, ona kıyanlar bana niye kıymasın? Veya bana niye bir şey yapmasın? Bence önlerindeki tek engel -onların hiç hesap edemedikleri- kamuoyunun, muhalefetin desteği. Bence bu destek olmasaydı zaten belki bu dava şu an bu kadar bile ilerlemeyebilirdi. O sebeple de ben bunların acımasızlığından elbette ki korkuyorum. O korku iklimi hala devam ediyor. 

  • Kapınızı kilitliyordunuz en son hatırladığım kadarıyla

Bakın kapıyı kilitleme görevi küçük kızımda, Banu Çiçek’te. Her gece kapıları sonuna kadar o kilitler. 

  • Neden o kilitliyor özellikle?

Çünkü güvenmiyor. İnanılmaz bir korku yaşıyor. Büyük kızım da korkuyor ama en çok küçük olduğu için belki de bu korkuyu en zirvede o yaşıyor. Arabaya biner binmez ilk işi kapıları kilitlemek. Eve girer girmez ilk işi kapıları sonuna kadar kilitlemek. Ve hala birlikte uyuyoruz. Dün gece mesela uzun süre ben onu uykuya geçiremedim. Çünkü “Anne gitme,  gitmesen olmaz mı? Korkuyorum. Sana bir şey olacak mı? İşte başka polis gelecek mi seninle birlikte? Sizi takip edecekler mi? Ya sana bir şey olursa!” diye. Onu sakinleştirerek uykuya geçirmem bayağı uzun bir zaman aldı. Yani bizim korkularımız ilk günkü gibi. Özellikle çocukların zihninde çok başka bir şey. Çünkü onlar babalarının nasıl öldürüldüğünü izlediler televizyonda. Gördüler yani bunu. 

  • Bu istemsizce mi oldu? Bu çok tartışılan da bir şey çünkü biz gazetecilerin mesleki etik ilkeler çerçevesinde “bakın bu insanların aileleri var, çocukları var, bunun bu şekilde yayınlanmaması gerekir” dediğimiz görüntüler var. Bu istemsiz bir izleme mi? 

Tabii ki basına sızdırılıyor. Zaten bu da havada çok enteresan paylaşımlar oluyor. Hiç kimsenin bilmediği bir şeyi bir anda bakıyorsunuz basına sızmış, çok değişik veriler paylaşıldı. Bu da bir anda internete düştü bu görüntüler ve saklamak diye bir şey mümkün değil. 

  • Görmemelerini sağlamak için bir çabada bulundunuz mu? 

Evet, çabada bulundum. Birkaç gün erteledim ama ellerinde telefon var. Televizyonu açmadım, interneti kapattım falan. Ama birkaç gün erteleyebildim. Nihayetinde izlediler, gördüler… 

  • Bir de tabii siz evdeyken bunları yapabiliyorsunuz. Bu çocuklar okula da gidiyorlar. 

Okula gidiyorlar. Okulda arkadaşların tarafından maruz kaldıkları farklı şeyler var. 

Mesela zorbalanıyorlar onların tabiriyle. Birkaç defa böyle şeyler de yaşadık. Sosyal medyada atılan iftiralar, söylenilen hakaretler “Senin annen şöyle mi, baban böyle mi?” diye.  Bir de bunlarla uğraşıyoruz. 

  • Çocuklarınızı tekrar döneceğim. Hakaretten söz ettiğiniz için oraya geliyorum. Yine sosyal medya üzerinden yayılan ve hakikaten sizi hedef alan, rencide eden pek çok şey var. Bu sadece çocuklarınız değil sizi de yıpratan bir süreç. 

Kesinlikle. Yani dört cephede savaşıyorum diyebilirim. Bana uğraşacak çok farklı problemler de çıkardı bu olay. Çocuklar okula gidiyorlar dediğim gibi bu tür şeylerle karşılaşıyorlar, eve geliyorlar ağlama krizleri, sinir krizleri, onları sakinleştirmek, anlatmak. 

  • Kim size bu şekilde saldıranlar peki? Tabii ki bilmiyorsunuz somut olarak kim olduğunu ama sizi hedef alan nasıl bir çevre? 

Şimdi bu cinayeti işleyenlerin arkasında duranlar diyebilirim. Yani bu katliamın arkasında duranlar, onların destekçileri. 

  • Susmanızı mı istiyorlar? 

Evet, susmamızı istiyorlar. Tabii zaten bütün kurguyu bunun üzerine yapmışlar. Ben bu süreçte bunu gördüm. Bunların kurguları şuymuş, bu cinayet işlendikten sonra hiç kimse korkudan sesini çıkaramaz. Bütün kurgu bunun üzerine yapılmış ama işte ben konuşunca, ailesi konuşunca, en yakın arkadaşları hiç korkusuzca ifadelerini verince, hoş o ifadelerin birçoğu da dosyaya iddianameye girmedi, o da ayrı bir mesele. Ama bizim böyle korkusuzca hareket etmemiz, kendimizi savunmamız, kamuoyunun desteğini arkamıza almamız, muhalefetin desteğini arkamıza almamız ve bunun çok büyük ses getirmesi onların bütün hesaplarını, planlarını alt üst etti. İşte nasıl birazcık bu siyasi grup Biliyoruz kim olduklarını. Kamuoyunun gözünde beni küçük düşürerek, itibarsızlaştırarak, Sinan’ı itibarsızlaştırarak kendilerini daha böyle suçsuz göstermeye çalıştılar ki kendi destekleri kırılmasın. Ama olmadı yani hesapladıkları gibi olmadı hiçbir şey. 

  • Olmadı tabii ama siz hala da bununla devam ediyorsunuz yaşamaya. Yani bütün bu süreç içinde size el uzatan, destek veren kim var? Yalnız başınızda değilsiniz. 

Yok, yalnız başıma değilim. Bir defa yani aklı, vicdanı olan her biri, vatandaş gerçekten bana destek verdi. Kamuoyu çok büyük destek verdi. Siz gazeteciler çok desteklediniz. Muhalefet, siyasiler, siyasetçiler çok büyük destek verdi gerçekten. Özellikle o ilk baştaki mahkemelerin o uzun sürdüğü dönemlerde hemen hemen hepsi geldiler mahkemeye, destek oldular. Aradığımda, ihtiyacım olduğunda, görüşmemiz gerektiğinde görüştük. Hiçbirisi geri çevirmedi sağ olsun. Yani bu şekilde. 

  • Çocuklarınızın ruh sağlığını nasıl iyi tutmaya çalışıyorsunuz, destek alıyor musunuz? Ne yapıyorsunuz bu konuda? 

Psikolojik destek alıyoruz ilk günden beri. Ben bıraktım bir yıl kadar oldu ama kızlar almaya devam ediyor. Bir kırkı çıksın demişti psikoloğumuz, kırkını çıkardıktan sonra psikolojik destek almaya başladık. Çocuklar o acıyı yaşasınlar. Acıyı da yaşamak gerekiyor.

  • Yararını görüyor musunuz? 

Tabii ki. Bakış açıları değişiyor. Bir de gerçeğini kabullendiler. Her ne kadar o korkuyu yaşasalar da bizim gerçeğimiz bu. Bizim babamız yok. Bizim babamız öldürüldü. Siyasi bir cinayet. Bunu biliyorlar. Öldürenlerin hepsi yargılanmıyor ama bir gün yargılanacak. Buna inanıyorlar. Annemiz bunun için mücadele ediyor. Ve bazen psikologla konuştuklarında ben öncesinde bilgi veriyorum psikoloğuma, “bugünler zorlu geçecek hocam biraz hazırlayın” diyorum. Mahkeme olduğu dönemler özellikle.

  • Mahkemeyi izliyor mu çocuklar? 

Yo yo izlemiyorlar. Ama mahkemenin stresi… Eve yansıyan stresi, sizin hazırlık süreciniz. Tabii evde hazırlanıyorum, ben de notlarımı alıyorum, gündemi takip ediyorum, yazılar yazıyorum. Hazırlanıyorum yani ders çalışır gibi çalışıyorum ben de. 

  • Ve bu durum onları geriyor.

Tabii, çünkü ben de gergin oluyorum ister istemez. Çünkü odaklanmam gerekiyor, sakin kalmam gerekiyor, kendimi kontrol etmem gerekiyor. Çok zor ama duygularımı bir tarafa bırakıp mantığımla hareket etmem gerekiyor. Çünkü güçlü değilseniz akıllı olmak zorundasınız. 

  • Güçsüz mü hissediyorsunuz kendinizi? 

Yok, yani zaman zaman düştüğüm zamanlar oluyor, olmuyor değil. Ama genel anlamda iyiyim, iyi hissediyorum. 

  • Buraya gelirken de bir koruma zinciri ile geldiniz. Gündelik hayatınız da böyle mi geçiyor? Hep korumalar mı var hayatınızda? 

Dışarıya korumasız çıkmıyorum. İki yakın özel silahlı korumam var, devletin verdiği koruma polisi. Dışarıdaki bütün programlarımda… Evin, binanın dışına… Yani binanın önüne korumasız çıkmıyorum, o kadar söyleyeyim size. Hayatımdaki her şey onlar dahil. Hep birlikte gidiyoruz, geliyoruz. İşte tabi bunun kısıtlayıcılığı var. İki koruma, ben, çocuklar, hep birlikte bir şey yapmamız zor. Çocukları okula bir arkadaşım götürüp getiriyor. Bu tür bazı işlerde sağolsun arkadaşlar destek oluyorlar. Çünkü hepsini bire bir ben yapamam her defasında. Onlarla (korumalarla) gezmekten çok çocuklar da hoşlanmıyorlar çünkü. Onları da kısıtlıyor. Arkadaşların da desteğiyle devam ediyor. 

  • Gördüğüm kadarıyla siyasi dünyadan da aldığınız destek var. Siyasi partilerden, siyasetçilerden. Onların da sizi yalnız bırakmadığı anlaşılıyor düşen haberlerde. Ne tür bir destek var aranızda? 

Mesela hukuki destek alıyorum siyasi partilerden en baştan beri. Hem danışma anlamında hem de mesela Sayın Özgür Özel’in verdiği bir avukat var, Süleyman Bey, sağ olsun o çok destek oluyor. Onun dışında resmi olarak vekâlet vermedim ama görüştüğüm avukatlar var, partilerin avukatları, hukuk danışmanları. Onlardan hukuki manada destek alıyoruz. Onun dışında manevi destek de alıyoruz, psikolojik destek de alıyoruz. Çünkü onların bize destek vermesi çocuklara çok iyi geliyor. Yani bizi koruyan birileri var, bize destek olan birileri var. Bu duygu, bu düşünce onlara çok iyi hissettiriyor. O yüzden de onların bu manevi desteği de benim için çok önemli. Bunun dışında davayı takip ediyorlar. Sürekli çok yakından takip ediyorlar. görevlendirdiği milletvekilleri var mesela partilerin. Özellikle davayı takip edip zaman zaman görüştüğümüz, fikir alışverişinde bulunduğumuz. 

  • Çok inatçı bir yanınız olduğunu ben gözlemliyorum. Öteden beri yani sizi tanıdıktan bu yana. Kararlı, inatçı ve sadece bu olay için söylemiyorum sonuna kadar giden biri gibi bir izlenim bıraktınız, en azından bende. Öyle misiniz? 

Evet öyleyim. Bir şeye inanıyorsam, ben bunu yapacağım, yapmalıyım diyorsam onu yaparım. Ve ben Sinan öldüğünde şöyle bir cümle sarf etmiştim: Beni öldürmediğinize pişman olacaksınız. 

  • Bakın önümde yazılı bu soruyu soracaktım… 

Çoktan pişman oldular bence zaten ama daha çok pişman olacaklar. 

  • Ne demek istediniz diyecektim ben bunu sorarken.

Şunu demek istedim; En aşağıdan en yukarıya kadar herkes bu işte ne kadar dahli varsa hak ettiği cezayı çekecek. Onlar bu cezayı alana kadar ben bırakmayacağım. Bu savaşı bırakmayacağım ve bu işin de sonlanacağına, herkesin hak ettiği cezayı alacağına inanıyorum. İnanmasam mücadele edemezdim, bu bir. İkincisi de kızlarıma söz verdim. 

  • Ne söz verdiniz? 

“Anne, babamın katilleri yakalanacak mı?” Sürekli bunu soruyorlar. Ben de onlara evet anneciğim hepsi bir gün yakalanacak ve cezasını çekecek.

  • Çocuklarınızın biri 15, biri 11 yaşında. Daha çok küçükler. Üç yıl önce baktığınız zaman daha da küçüklerdi. Bu çocuklar bununla mı yatıp kalkıyorlar? 

Yani hemen hemen evet. Özellikle haberler çıktığında. Şimdi Türkiye’nin gündemi çok yoğun eskisi kadar gündeme gelmiyor ama özellikle haberler çıktığında bazen onlar kendilerince duygusal olarak bunu çok yoğun yaşadıklarında gelip “anne, ne zaman yakalanacaklar ne zaman hepsi cezaevine girecek, biz ne zaman normal bir hayat yaşayacağız?” sorularını sorduklarında, “Anneciğim evet çok zor günler geçiriyoruz, hayatımız kısıtlandı. Kolay değil hiçbir şey. Ama çok da kalmadı, az bir zaman kaldı. Mutlaka hepsi bir gün yargılanacak ve biz bunu göreceğiz. Ben de elimden geleni yapıyorum bunun için” diye onlarla bu konuşmayı sık sık yapıyoruz. 

  • İnanıyor musunuz peki? 

Ben inanıyorum evet. Çünkü bu cinayeti de diğer siyasi cinayetler gibi bir kuyuya atmak istediler ama bence bu cinayetin onlardan bir farkı var. Bu çok göz önünde Göksel Hanım, çok göz önünde. Dediğim gibi adeta kameralara poz vererek işlenmiş bir cinayet. Her şey çok açık ve kapatılan bir dosya da var. Ben inanıyorum ki bu işin geri kalanı da bu dosyada. Bir gün bu dosya da raftan inecek ve bu yargılama yapılacak ve bunun da çok uzak olduğunu düşünmüyorum. 

Davaları izlemek, sonrasında yaşananlar, benim gözlemlerim, öngörüm, yani bunlara bakarak, bunlara dayanarak ben böyle olduğunu düşünüyorum. Çok da uzun değil, az bir zaman kaldı. Az bir zaman kaldı. 

  • Nedir ‘az’dan anlamamız gereken? 

Yani bir zaman veremem ama bence Sinan’ı kurban seçtiler bir şeyler olsun diye. Bir şeyleri yapabilmek için onu kurban seçtiler. Bu görünenin çok ötesinde çok derin bir mesele aslında. Herkes ve her şey bu işin içinde olabilir. Artık olmaz dediğim hiçbir şey kalmadı. “Bu kişi de bunun içinde değildir” diyordum mesela bazı kişiler için. Artık o sınırlar da kalktı. Dediğim gibi ben bütün mümkünlerin kıyısındayım. 

Herkes bu işin içinde olabilir bir tek kendimden eminim öyle söyleyeyim size. Bir tek kendimden eminim. Hiç kimsenin bu işin içinden çıkmasına şaşırmam. Sinan’ın dediğim gibi bir şeyler olsun diye kurban seçtiler. O istedikleri şeyler de oluyor, olmaya çalışıyor ya da olmayacak, onu da bilmiyorum. Ama çok da zaman kalmadı, onun farkındayım. Adalet yerini bulacak. Bulacak, ben inanıyorum buna. 

  • Bunun için Cumhurbaşkanı’na kadar çıktınız… Aldığınız sözler olduğunu da biliyorum. O sözler yerine geldi mi?

Evet. Kısmen yerine geldi. Sayın Cumhurbaşkanı “Sizin konforunuzu sağlayacağız, güvenliğinizi sağlayacağız, hiçbir endişeniz olmasın” dedi. Bu sözünü tuttu. Hukuki sonuçları da oldu bence. Yargılananlardan bazıları gerçekten çok ağır ceza aldılar. Ama tabii tam anlamıyla bir yargılama olmadığı için her şey çözülmedi. O manada verdiği sözlerin henüz tamamı gerçekleşmiş değil maalesef. Ama dediğim gibi yargılananların içerisinde yani birçoğu, büyük bir kısmı diyebilirim gerçekten ağır cezalar aldılar. Kısmen gerçekleşmiş oldu diyebiliriz. 

  • Sosyal medya üzerinden size uygulanan, dijital şiddeti paylaştınız mı kendisiyle? 

Tabii hepsinden bahsettim. İşte yapılan hakaretlerden, tehditlerden, iftiralardan hepsinden bahsettim. Ama açtığımız hiçbir dava sonuç bulmadı. Hepsine koşturmaya yer yok denildi. Özellikle Cumhurbaşkanı’na gittikten sonra AK Parti içinden bir klik çok daha fazla saldırmaya başladı. Bunu da anlayamadım. 

  • Nereden anladınız? 

Yani AK Parti’nin içerisinden bir kliğin yazarları, gazetecileri, biliyoruz onları ben tek tek isim isim söylemeyeceğim. 

  • İktidara yakın olduğunu bildiğiniz isimler mi? 

Bildiğim isimler. Bir grup aşırı derecede saldırdı. Onun sebebini de çok anlayabilmiş değilim ama sonrasında bir azalma oldu. Şu an belki gündemin yoğunluğundan biz de gündemden düştük. Biraz bir nefes aldım diyebilirim yani bu ara. 

  • Şunu merak ediyorum, şimdi bu programın adı Kurtlar Sofrasında Kadınlar. Her kadının kendi hikayesi şüphesiz var ve kendi yaşadığı zorluklar, kendi oturduğu kurtlar sofrası var. O basamaklar kolay çıkılmıyor. Sizinki tabi bambaşka kendi içinde bir süreç. Siz bu sofrayı nasıl tanımlarsınız kendi açınızdan? 

Çok zor, çok acımasız. İnsanların ne kadar acımasız olduğunu gördüm. Ve artık insanları gruplamıyorum. Önüne hiçbir sıfat koymuyorum. İnsanları sadece artık ikiye ayırıyorum: İyiler ve kötüler. Bu kadar keskin. 

  • Her şeye bu kadar keskinle bakıyorsun… 

İnanç, kültür, örf, adet, siyasi fikir, ideoloji… Her şey bir tarafa, insanları iyiler ve kötüler diye birbirinden ayırıyorum. Çünkü bu süreçte inanın hiç ummadığım insanların desteğini gördüm. Yanımda zannettiğim, bildiğim dostum, arkadaşım, kardeşim ya da aynı camiadan izlediğim insanlardan da çok acı şeyler gördüm. Görmezden gelindim. Hatta hakaretler, iftiralar. Çok zor ya, hayat çok zor. Yakın çevremizde de çok değişik davranışlarda bulunan insanlar oldu. Daha önce her gün görüştüğümüz, aynı sofrada oturduğumuz, yediğimiz, içtiğimiz insanlar telefon açıp başsağlığı bile dilemediler. Siyasetin içinde olanlardan bahsetmiyorum, siyasetin dışında. Kendi eş dost arkadaşımızın içinde de bunları gördüm. Maalesef. Ama hiç ummadığınız insanlar, siyasetçiler sadece insani olarak bu olaya yaklaştıkları için yani her cepheden MHP dışında, AK Parti de dahil, DEM Parti de dahil, TİP de dahil, yani işte CHP’yi zaten, İYİ Parti’yi, Zafer Partisi’nin bildiklerimizin dışında, deva gelecek bunların dışında, sizin gördükleriniz dışında, dediğim gibi işte onlardan da arayanlar oldu. 

  • Günün birinde siyasete atılmak var mı hedefleriniz arasında? 

Bu soruya şöyle başlayayım, Sinan öldüğünün hemen ertesinde Sayın Kılıçdaroğlu ve Sayın Akşener bana seçilebileceğim yerlerden ve sıradan milletvekili olmamı teklifi ettiler ve ben kabul etmedim. O anki psikoloji, şöyle düşündüm “Kocamın kanı üzerinden siyaset mi yapacağım, bir şeyler mi edineceğim, ben hiçbir şey değilim. Sırf Sinan’ın işte karısı olduğum için başıma bu geldi diye bana bunu veriyorlar…” Çok yanlış düşünmüşüm. Çok pişman oldum sonrasında. Keşke kabul etseydim. Siyasetin gölgesi bu cinayetin bu kadar üzerindeyken benim bu teklifi kabul etmemem aptallık olmuş. 

  • Estağfurullah. 

Keşke kabul etseydim ama “Bundan sonrası için düşünüyor musunuz?” derseniz “Evet düşünüyorum.”

  • Siyasete atılmayı düşünüyorsunuz. 

Kesinlikle düşünüyorum. 

  • O zaman siyasetten konuşalım. Ne zaman verdiniz bu kararı? 

Yaklaşık senesinde diyebilirim. Belki de biraz kendimi de toparladım, psikolojimi toparladım, kafamı toparladım, etrafımı gözlemledim. Bu işin başka yolu yok. Olacaksa siyasetin desteği olmadan, siyasetin içinde benim de birebir mücadelem olmadan olmaz gerçekten 

  • Bu yönde girişimleriniz var mı şu an? 

Şu an için yok. Vakti geldiğinde, zamanı geldiğinde. 

  • Ama sıcak ilişki içinde olduğunuz, yani size destek veren -yanlış anlaşılmasın- İYİ Parti var, CHP var az önce söylediğiniz gibi. 

Tüm muhalefet diyebiliriz. 

  • Herhangi birinden sizi, milletvekili görebiliriz yani. 

O gün geldiğinde bakacağız. Bu mücadeleyi kazanacağım.

  • Sizin ideolojik duruşunuz kendi bireysel mücadeleniz üzerinden şekilleniyor doğru mu? 

Evet. Sadece kendim için de değil aslında. Bu süreçte şunu gördüm. İnsanlar bana çok anlam yüklediler. Çok fazla kişiyle temasa geçtim ve herkes şunu söylüyor: Siyasetin içinde olmalısınız, biz size güveniyoruz. Benim desteğimi isteyen birçok insan oldu. Tabi ben her yere yetişemedim, yetişemem, şu an için siyasi bir kimliğim yok, öyle bir gücüm de yok zaten. “Bir program var, katılır mısınız? Burada bize destek olur musunuz?”…. Yine bu şekilde bir cinayete kurban giden kişilerin aileleri, anneleri, babaları… Kimileriyle görüştüm, kimileriyle görüşemedim. Tabi biraz da hani bu durumu kullanıyor gibi olmak da istemiyorum. Ama herkes yanlarında görmek istiyor. E sokakta insanlar çeviriyor, işte “Ayşe Hanım sizi milletvekili olarak mecliste görmek istiyoruz” diyorlar. İnsanlarda teveccühü var ama bunun yanı sıra her şeyi bir kenara koyun. Ben bu mücadeleyi verip kazanabilmek için istiyorum. Kazanacağıma da inanıyorum. Siyasetin içinde olmam gerektiğini düşünüyorum. 

  • Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz? Yani nasıl bir desteği olacak sizin siyasetin içinde olmanızın? 

Ya en basitinden, eğer ben o gün o milletvekili olsaydım, şimdi bana yöneltilen bu işte tehditler, şunlar bunlar, bunların hiçbirisinde olacağını düşünmüyordum. En azından ben sokağa rahat çıkardım Göksel Hanım. En basiti bu yani. Ve belki de daha güçlü bir mücadele verirdim. Sonuçlar bu noktaya değil de çok daha ileriye taşınırdı belki. Yani öyle olacağını düşünüyorum, öyle olur da en azından buna inanıyorum. 

  • Madem ki böyle bir siyasete atılmak gündeminizde var, önünüze de koydunuz. Bununla ilgili muhtemelen girişimler yapma zamanı çünkü seçimlere de çok bir zaman kalmadı sanki. 2028 olsa da hani öne çekilmesi de gündemde olabilir. Bu yönde çaba ve çalışmalar içine girmeyi planlıyor musunuz?

Şu an daha değil. Sanki biraz daha erken gibi. Vakti geldiğinde, bir teklif gelirse onu da yine değerlendiririm. Oturur konuşuruz. O gün, o zaman ve o şartlar. Çünkü Türkiye’de şartlar sürekli çok hızlı bir şekilde değişiyor. Yani her sabah farklı bir şeye uyanıyoruz. O yüzden de şimdiden net bir şey söylemek çok mümkün olmaz. Ama ben kendi hazırlığımı kendim açımdan yapıyorum. 

  • Ne yapıyorsunuz, nasıl hazırlanıyorsunuz? 

Okuyorum, gündemi takip ediyorum. Aslında psikoloji okuyorum. Bence toplum psikolojisi çok önemli. Benim özellikle eğildiğim konular mesela çocuklar. Suça sürüklenen çocuk mesela, bu konu özellikle gündemimizi çok meşgul eden, adalet konusu, adaletsizlik, insanlar neden bu durumda, nasıl bu duruma geliyor, nasıl bu cesareti gösteriyor, ailelerin yaşadıkları daha ziyade bu adaletle ilgili konuları araştırıyorum, okuyorum, gündemi takip ediyorum. Dinliyorum, izliyorum.

  • İzliyorsunuz ve siz kendi formasyonunuzu ona göre biçimlendirmeye başladınız. Peki önümüzdeki 5 yılın sonunda kendinizi nerede görüyorsunuz? Ya da nasıl hedefiniz var 5 yıl sonrası için? 

Bir defa biraz daha böyle huzurlu olmak istiyorum. Huzurlu, daha huzurlu, daha sakin, daha kendimi güvende hissetmek istiyorum. Eğer siyasete girersem olursa, nasip olursa milletvekili olmak istiyorum. Çocuklarımla birlikte, biraz da onlarla birlikte bir şeyler yapmak istiyorum. 

  • Çocuklarınız istiyor mu milletvekili olmanızı? 

Onlar benden daha çok istiyorlar. Öyle mi? Çünkü güven duygusu, bizim şu an yaşadığımız en büyük sorunumuz bu galiba. Güvende hissetmek. Öyle olduğu zaman daha güvende olacaklarını düşünüyorlar onlar da. 

  • Eşiniz Ülke Ocakları Başkanlığı yapmış biri, onun da size bıraktığı bir ideolojik miras var. Bu yön verecek mi sizin siyasi seçimlerinize?

İçinde bulunduğumuz, içinde yaşadığımız bir ideoloji, bir camia var ve maalesef onlar tarafından da bu iş oldu, maruz kaldık ve onlardan da en büyük kazığı yedik diyebilirim açıkçası. Benim için, benim kafamdaki, zihnimdeki şu, ben bu ülkede ayrılık olsun istemiyorum, birlik bütünlük olsun istiyorum. Bu ülkede herkes huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşasın istiyorum. Ne etnik köken üzerinden, ne inanç üzerinden siyaset yapmayı doğru bulmuyorum. Bunların hepsini bir tarafa bırakarak, bir kişi vekil olarak meclise girdiğinde bence bu milletin her bir ferdin derdiyle ilgilenmeli. Benim düşüncem de böyle. Sanırım onu bir kenara koyarak tabi ki hassasiyetlerim var. Yani hassasiyet mesela bölücülüğe karşıyım, terörizme karşıyım, hiçbir şekilde şu yürütülen süreci desteklemiyorum. 

  • Öyle mi? Desteklemiyorsunuz?

Desteklemiyorum. Bir bebek katiliyle, İmralı canisiyle, yani bir teröristle müzakere edilmez, mücadele edilir. Bu yolu ve yöntemi bu değil. Farklı yol ve yöntemler belirlenebilir. Terörist başıyla, 50 bin insanımızın katiliyle müzakere edilmez. Bu çok net mesela, benim için çok net bir çizgi. Dediğim gibi birçok şey tolere edilebilir, esnenebilir ama bu benim mesela esneklik göstermeyeceğim konulardan birisidir. Dediğim gibi milletin refahı, huzuru, mutluluğu her anlamda. Bunlar her siyasetçinin öncelikleri. Benim de önceliğim. Eğer olursa girersem siyasete nasip olursa yani. Bunlar benim önceliğim. 

  • Son soruya geliyorum. Bu soru biraz şöyle siz konuşurken geldi aklıma doğrusunu isterseniz. Sinan Ateş şu anda sizi bulunduğu yerden izliyor olsa, şu son siyaset atılmayla ilgili sözlerinizi ne derdi? Onu çok da yakından tanıyan birisiniz. 

Bence desteklerdi, “İyi yapıyorsun Ayşe, devam et” derdi. Yani görüyorsa beni, bir yerlerden gördüğüne inanıyorum… Bence “çok iyi yapıyorsun” diyordur. 

  • Kurtlar sofrasındaki kadınlara vereceğiniz bir mesaj var mı?

Gerçekten bizim ülkemizde kadın olmak çok zor ama mücadeleyi bırakmamak lazım. Çünkü hayat devam ediyor. Yaşadığımız, nefes aldığımız sürece ayakta durmak zorundayız. O yüzden de gerçeğimizi kabul edip önümüze bakacağız. Kendimiz için değil, yanımızdakiler için, belki evlatlarımız için, annemiz için, babamız için ayakta kalmak zorundayız. Mücadele etmek zorundayız. Başka yolu yok bu işin.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.