Gözaltında kaybedilen yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri, Galatasaray Meydanı’nda 1091. buluşmalarında Murat Yıldız için adalet istedi.

Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran ve faillerin yargılanması talebiyle İstanbul-Beyoğlu’nda 1995’ten bu yana eylem yapan Cumartesi Anneleri, bu hafta (21 Şubat 2026) Galatasaray Meydanı’na karanfil bırakarak açıklamalarını okudu.
Cumartesi Anneleri 1089. haftada 15 Şubat 1995’ten bu yana haber alınamayan Murat Yıldız için adalet istedi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
31 yıldır soruyoruz: Murat Yıldız nerede?
1091. haftamızda, Galatasaray Meydanı’ndaki buluşmalarımıza yönelik mekân yasağı ve kişi sınırlaması uygulamasının gölgesinde bir kez daha kamuoyuna sesleniyoruz.
Zorla kaybetme, yalnızca bir kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması değildir. Aynı zamanda inkâr, bilgi saklama ve akıbeti gizleme yoluyla sürdürülen çok katmanlı bir insan hakkı ihlalidir. Kaybedilenin yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı ihlal edilirken; yakınları da belirsizlik içinde tutularak sürekli bir psikolojik işkenceye maruz bırakılır. Bu nedenle zorla kaybetmeler, etkileri kuşaklar boyu süren derin bir toplumsal yarılmaya yol açar.
Bu yarılmayı onarmanın yolu, hakikatle yüzleşmekten ve adaleti tesis etmekten geçer. Toplumsal travmanın aşılması için geçiş dönemi adaleti mekanizmalarına duyulan ihtiyaç hayati niteliktedir. İktidar, barış ve demokratikleşme konusunda ipe un sermekten vazgeçmeli; cezasızlığın sona erdiği, yüzleşmenin cesaretle yürütüldüğü bir sürecin başlaması için somut adımlar atmalıdır.
1091. haftamızda, 31 yıl önce İzmir’de gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Murat Yıldız’ın akıbetini öğrenme talebiyle buluştuk.
19 yaşındaki Murat Yıldız, İzmir’de annesiyle birlikte yaşıyordu. Bir kafede çıkan tartışma sırasında silahla havaya ateş ettikten sonra olay yerinden uzaklaşmış, bu nedenle polis tarafından aranmaya başlanmıştı. Polisler annesi Hanife Yıldız’ı karakola götürerek, “Murat teslim olursa ifadesi alınıp serbest bırakılacak” dedi. Bunun üzerine Murat Yıldız, 23 Şubat 1995 tarihinde avukatı, kuzeni ve annesiyle birlikte İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne giderek Komiser Ramazan Kaya ile polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim oldu.
Aradan üç gün geçmesine rağmen Murat eve dönmeyince, anne Hanife Yıldız aynı şubeye başvurdu; ancak sorularına net ve tutarlı yanıtlar alamadı. Israrı üzerine yetkililer, Murat’ın emniyette verdiği ifadede silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediğini, bu nedenle polis memurları Tahir Şerbetçi ve Şah İsmail Öztürk nezaretinde İstanbul’a gönderildiğini iddia ettiler. Resmî anlatıma göre Murat, yolculuk sırasında feribottan denize atlayarak kaçmıştı ve tüm aramalara rağmen bulunamamıştı.
Oğlundan bir daha haber alamayan Hanife Yıldız, Bornova ve Gebze Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurdu. Yargılama sürecinde Murat Yıldız’ın feribottan atladığını gören tek bir tanık bulunmamasına rağmen mahkeme, sanık polislerin beyanlarını esas aldı. Beş yıl süren yargılamanın sonunda polisler yalnızca “görevi ihmal” suçundan, günümüz karşılığıyla 1 lira 18 kuruş gibi sembolik bir para cezasına mahkûm edildi. Bu karar, adalet duygusunu onarmak bir yana, cezasızlık algısını derinleştirdi.
2015 yılında İHD avukatı Gülseren Yoleri, Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak yeniden soruşturma açılmasını talep etti. Açılan soruşturma iki yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı; karara yapılan itiraz da reddedildi. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı.
Bir kez daha hatırlatıyoruz: Adalet, yalnızca bir hüküm vermek değildir; toplumun vicdanını onaran ve hukuk devletine olan güveni yeniden inşa eden bir süreçtir. Murat Yıldız’ın gözaltında kaybedilmesine ilişkin yürütülen soruşturma ve kovuşturma bu sorumluluğu yerine getirmemiştir.
Murat Yıldız’ın gözaltında kaybedilmesinin 31. yılında yargı makamlarını, anayasal ve uluslararası yükümlülükleri doğrultusunda, zaman aşımı engeline sığınmaksızın etkin ve bağımsız bir soruşturma yürütmeye çağırıyoruz.
Kaç yıl geçerse geçsin; Murat Yıldız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten ve devletin evrensel hukuk normlarına uygun davranmak zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.







