Ruşen Çakır, Gündüz Vassaf ile “Doğana” kitabı üzerine konuştu. Vassaf, babalığı “Kendini dönüştüren bir yüzleşme” olarak tanımladı.
Gündüz Vassaf, son kitabını Ruşen Çakır’a anlattı. İletişim Yayınları’ndan çıkan “Doğana”, Vassaf’ın oğlunun doğacağını öğrendiği andan itibaren kaleme aldığı mektuplardan oluşuyor. Kitapta mektupların el yazıları da yer alıyor. Vassaf, mektupları yazma sürecini şöyle anlattı:
“Anne bana bir şeyler anlatıyor, ben de dinliyorum ama seyirciyim. Bir ara ‘Bu çocuğa bunları not alsam’ dedim. İleride ne olup bittiğini okusun diye başladım. Belki de çaktırmadan kendimi babalığa alıştırmak için yazıyormuşum. Daha doğmadan baba gibi hissetmeye başladım.”
Baba olmayı istemek, beklemek ve baba olmak
Kitapta yer alan özel anlatıların sansürlenmeden yayımlanmasına ilişkin soruya Vassaf, “En doğal halimizi mahremleştiriyorsak ilk sansürü orada başlatıyoruz” diyerek yanıt verdi.
Mahremiyetin kültürel bir inşa olduğunu belirten Vassaf, iki kişi arasında yaşanan bir durumun tarafların bilgisi dahilinde paylaşılmasının sorun oluşturmadığını söyledi.

“Sakın bana benzemesin”
Baba-oğul ilişkisine dair 40 yıllık muhasebesini de paylaşan Vassaf, çocukla ilişkinin insanın kendi önyargılarıyla yüzleşmesine vesile olduğunu ifade etti:
“Ne kadar bildiklerimi, değer yargılarımı aktarayım, ne kadar aktarmayayım tedirginliği hep vardı. ‘Sana benziyor’ dediklerinde ‘Aman sakın bana benzemesin’ diyordum.”
Kitabın yayımlanmasına oğlunun yaklaşımına da değinen Vassaf, Doğan’ın önsözde kendi varoluş konumunu ortaya koyduğunu söyledi.
Vassaf, çocuklarla ilişkinin insanın erdemini sınayan bir süreç olduğunu belirterek şunları sözleri söyledi:
“Çocuklar son kölelerimiz. Onlara isim veriyoruz, din veriyoruz, benzesin istiyoruz. Çocuk aslında sevilmeden sevmeyi öğrenebilmemize bir fırsat. Mesele karşılık beklemeden sevebilmek.”
“Benim devletim değil ki, niye ben özür diliyorum?”
Çocukların geleceği ve memlekete bağlılık tartışmasının temelinde milliyetçilik bulunduğunu söyleyen Vassaf, şu ifadeleri kullandı:
“Ben Osmanlı’nın ya da Türkiye Cumhuriyeti’nin yaptığından sorumlu değilim. Bana rağmen birilerinin iktidar olduğu bir devlet. Niçin benim devletim olsun?”
Bir dönem gündeme gelen “özür diliyoruz” kampanyasına ilişkin de konuşan Vassaf, “İmzalamadım. Çünkü milliyetçi bir ses tonu taşıdığını düşündüm. Benim devletim değil ki, niye ben özür diliyorum?” dedi.
Çocukların mutlaka doğdukları ülkede yaşaması gerektiği fikrine karşı çıkan Vassaf, dünyayı tek bir ev olarak görme yaklaşımını savundu. Oğluyla her yerde Türkçe konuştuğunu ancak bunun milliyetçilikten kaynaklanmadığını belirtti. Gündüz Vassaf, “Türkçe konuşmam milliyetçilikten değil, o dilin zenginliğinden. İçimdeki duyguları o dille farklı paylaşabiliyorum.” dedi.








