Patdio ile Hayvani Bakış’ın bu haftaki konuğu akademisyen Mine Yıldırım oldu. Yıldırım, hayvana şiddetin toplumsal şiddet içindeki yerini ve bu şiddet döngüsünün taşıdığı riskleri anlattı.
Hayvana şiddet ve ihtimam pratikleri üzerine çalışan Kadir Has Üniversitesi Dr. Öğretim üyesi Mine Yıldırım’a dünyada hayvana şiddetin, insana şiddete yönelik öncül olduğuna dair akademik çalışmalar yapılırken Türkiye’de oldukça az olmasının en önemli sebebinin Türkiye’de veri eksikliği olduğunu söyledi. Akademik çalışmalar için kullanılacak kayıtların tutulmadığını, olan kayıtların kamuya açılmadığını ve sistemsel olarak böyle bir bakışın var olmadığını anlattı.

“Cehennemin kapıları açıldı”
2024 yılında Gazete Duvar’a verdiği röportajda, kamuoyunda katliam yasası olarak bilinen yasanın kabul edilmesi halinde cehennemin kapılarının açılacağını söyleyen Yıldırım’a aradan geçen zaman sonrası cehennemin kapılarının açılıp açılmadığını şöyle anlattı:
“Hayvana yönelik şiddetin yasa eliyle yapılmasının ne kadar büyük ve dönüştürücü bir eşik, ne kadar büyük bir felaket olduğunu vurgulamak için kurmuştum o cümleyi yani bir metafizik bir öngörü ya da kehanet gibi değil, şiddetin toplumsal dolaşımına dair somut verileri biz görmeye başladık.”
Yıldırım hayvana yönelik şiddetin yoğun olduğu toplumlardaki gelecek projeksiyonu ile ilgili şunları söyledi:
“Korku bazlı ideolojiler ve siyasetler zaten tam bu tür bir toplumsallık yaratarak toplumsallığı bu tür bir atomize her birimizin korku ve dehşet içinde yaşadığı bir şok halinde ve kaygı halinde yaşadığı bir toplumsal çerçeveyle başarılı oluyor. Bütün dünyada aşırı sağın yükselişi, göçmen karşıtı, mülteci karşıtı, hayvan karşıtı, LGBT karşıtı söylem var. İktidarın kendini modellediği, kendini ayna tutan ve besleyen gruplar dışında başka gruplar tarif ettiği ve çok büyük bir kırılganlık alanında yaşayan farklı farklı gruplarız aslında. Hayvan da bunun içinde, hayvana bakan da bunun içinde farklı derecelerde yer alıyoruz.”
“Hayvanı, insanı ve doğayı kuşatan bir yıkıma gidecek”
Söz konusu şiddetin karşısında toplumun hayvanlara yönelik ihtimam ve bakım ilişkilerinin görünmez kaldığını söyleyen Yıldırım, “Dehşet o kadar büyük ki, bu ihtimam ilişkileri, bakım ilişkileri ya da günlük olarak hayvana sokakta sahip çıkma gibi görünen son derece basit, naif ama aslında o kadar kuvvetli duygulara sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum. Buradaki projeksiyonda açılan kapı var, korkunç bir şiddete doğru açılıyor. Hayvanlar, burada bu kapıyı açmaları için bir tür nasıl eski kale kapılarını açan koçbaşları gibi kuvvetli bir saldırı aracı oldu. Türkiye toplumundaki şiddet kanıksanması, şiddetin alanının genişlemesi, eşiğinin düşmesi, kabul edilebilirlik sınırlarının yükselmesi maalesef hayvanları, hem içeren hayvanların merkezinde durduğuna inanıyorum. Bu bir siyasi proje ise, siyasi gidişatsa, bunun çok daha kapsamlı olduğunu, hayvanları da aşan, hayvanı da insanı da kuşatan, doğayı da kuşatan bir yıkıma doğru gideceğini düşünüyorum” dedi.





