Onur Yaser Can ölümüne ilişkin davada yine karar çıkmadı. Sanık polislerin avukatları reddi hakim talebinde bulundu.

Gözaltına alınarak polislerin kötü muamelesine maruz kalmasının ardından 28 yaşında intihar eden Onur Yaser Can’ı intihara sürükleyen polislerin, “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan altı yıl ceza almalarının üzerine istinaftan “iyi hâl indirimiyle” yargılanmaları yönünde karar çıkması nedeniyle yeniden yargılanmaları bugün 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı.
İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Onur Yaser Can’ın kardeşi Ezgi Sevgi Can, “Davanın konusu işkence suçu için ara suçtur. Yalan söylemeye devam ediyor bu sanıklar. Kamera kayıtları var ve bilirkişi raporu var hala yalan söylüyorlar. Hiçbir şekilde pişmanlık göstermiyorlar” dedi.
İyi hal indirimin herhangi bir şekilde uygulanmaması gerektiğini söyleyen Can ve avukatlar resmi belgeyi yok etmekten üst sınırdan ceza verilmesi gerektiğini belirtti.
Savcı, polisler hakkında 13 yıla kadar hapis cezası talep etti. Bu ceza talep edilirken işkenceye, karartmaya ve belgelerin neden karartıldığına dair ayrıntıya yer verilmedi.
Duruşmada konuşan sanık polislerden Hakan Aydın, “Ben emniyetteydim evet ama teknik dinleme kısmındaydım. Evraklarda imzam yok” dedi.
Sanık polislerin avukatı ise “Heyete çok ciddi bir baskı var. Hakarete varacak sözler söyleniyor ve görmezden geliniyor” diyerek reddi hakim talebinde bulundu.
Mahkeme heyeti polislerin avukatlarının ek süre talebini de değerlendirdi ve yeterli süre tanındığını söyleyerek bu talebi reddetti. Duruşma 10 Nisan’a ertelendi.
Onur Yaser Can davası: Ne olmuştu?
ODTÜ Mimarlık Fakültesi mezunu Onur Yaser Can, Haziran 2010’da İstanbul-Harbiye’de esrar satın aldığı iddiasıyla gözaltına alındı. 28 yaşındaki genç mimar, nöbetçi savcının talimatıyla ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.
İki gün sonra tutanaklarda eksiklik olduğu gerekçesiyle tekrar karakola çağrıldı. Kötü muameleye maruz bırakılan Can, baskı altında tutanakları imzalamak zorunda kaldı.
23 Haziran’da bir kez daha karakola çağrılan Can, 23 Haziran 2010’da odasının penceresinden atlayarak intihar etti. Can’ın 23 Haziran 2010’da 01:00’de salıverildiği ancak ifadesinin aynı gün saat 15:48’de değiştirildiği yer alıyor.
Anne Hatice Can, oğlunun intiharından sonra kot pantolonun arka cebinde bir not buldu. Notta, “Narkotik Şube’de çırılçıplak soyulup yere çöktürülüp öksürtüldüm. Onurumla oynadılar. Korkuyordum” yazıyordu.
Oğulları Onur’un ölümünün ardından Can ailesi hukuk mücadelesi başlattı. İki polis memuru hakkında “resmî belgede sahtecilik” suçlamasıyla dava açıldı. Polisler dava sırasında çıplak arama yapıldığını itiraf etti. Ancak 2011’de polisler hakkında işkence ve kötü muameleyle ilgili kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi.
Polisler hakkında “resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek” suçundan altı yıl hapis cezası verildi.
Fakat karar sonrası istinaf mahkemesi “iyi hâl indirimiyle” ilgili bozma kararına hükmetti.
Anne Hatice Can, mahkemenin kararını Yargıtay’a taşıdı ama sürecin adaletsizliğine dayanamadı ve 2014 yılının Mart ayında yaşamına son verdi. Bu süreçte sağlığı bozulan baba Mevlüt Can da 2019’da hayatını kaybetti.








