Ruşen Çakır yorumluyor: İran’da rejim ayakta kalabilir mi?

Hamaney

Ruşen Çakır, Hamaney suikastının İran rejiminin zayıflığını ortaya koyduğunu savundu. Ekonomik kriz, bölgesel yalnızlık ve vekâlet ağının çöküşü nedeniyle rejimin ömrünün uzun olmayabileceğini söyledi.

Gazeteci Ruşen Çakır, İran’da Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesinin ardından yaşanan gelişmeleri değerlendirdiği açıklamasında, ülkede İslam Cumhuriyeti rejiminin ömrünün uzun olmayabileceğini savundu. Çakır’a göre, Hamaney’e yönelik suikast yalnızca İsrail ve ABD’nin istihbarat başarısını değil, aynı zamanda İran rejiminin ciddi bir zafiyet içinde olduğunu da gösteriyor.

Ancak Çakır, İran’da rejimin çökmesinin İran için otomatik olarak daha iyi bir gelecek anlamına gelmeyeceğini de vurguluyor. Ruşen Çakır, İsrail-ABD işbirliğiyle şekillenecek olası yeni bir düzenin İran halkı açısından daha olumlu sonuçlar doğurmayabileceğini belirterek “Her halukârda İran halkının kazanma şansının çok yüksek olduğunu düşünmüyorum” dedi.

“İran’da rejim ayakta kalabilir mi?” sorusunu soran Ruşen Çakır, rejimin kırılganlığına ilişkin değerlendirmesinde üç temel noktaya işaret etti:

Ekonomik kriz ve toplumsal rıza kaybı: İran ekonomisinin ağır bir kriz içinde olduğunu, Haziran ayında yaşanan protestoların da ekonomik koşullara tepki olarak ortaya çıktığını hatırlatan Çakır, bu gösterilerin sert biçimde bastırıldığını ve binlerce kişinin öldüğüne dair iddialar bulunduğunu söyledi. Seçimlere katılım oranlarının düşmesiyle birlikte rejimin toplumsal desteğinin zayıfladığını savundu.

Vekâlet savaşları ağının zayıflaması: İran’ın bölgedeki etkisini Hizbullah, Hamas ve çeşitli silahlı gruplar üzerinden yürüttüğü vekâlet savaşları sayesinde kurduğunu belirten Çakır, son gelişmelerle birlikte bu yapıların büyük darbe aldığını ifade etti. Suriye’de Esad rejiminin devrilmesini de bu bağlamda değerlendiren Çakır, İran’ın Irak dışında güçlü müttefiklere sahip olmadığını ve bu ağları eskisi gibi finanse edebilecek durumda bulunmadığını dile getirdi.

Uluslararası yalnızlık: Çakır, İran’ın Batı kamuoyunda insan hakları ihlalleri, idamlar ve kadınlara yönelik baskılar nedeniyle olumsuz bir imaja sahip olduğunu belirterek, Gazze konusunda görülen kamuoyu desteğinin İran için oluşmayacağını savundu. İslam dünyasında da güçlü bir destek bulunmadığını, Türkiye’nin temkinli davrandığını, Körfez ülkelerinin ise İran’la doğrudan karşı karşıya geldiğini söyledi.

İran'da rejim ayakta
Ruşen Çakır yorumluyor: İran’da rejim ayakta kalabilir mi?

Hamaney’den daha sert bir çizgi mi?

İran’ın girdiği savaşta büyük ölçüde yalnız kaldığını belirten Çakır, iddialara göre Hamaney’in yerine daha sert bir çizginin gelebileceğine dikkat çekti. Bu durumda İran’ın daha da zorlanacağını ifade eden Çakır, rejim içinden daha ılımlı bir ekibin çıkmasının kısmi bir nefes alma imkânı yaratabileceğini, ancak bunun da kolay görünmediğini dile getirdi.

Yeni yöneticilerin ve askeri liderlerin de hedef alınabileceğini, rejim içinden çözülmeler yaşanabileceğini savunan Çakır, etnik grupların (Kürtler ve Beluçlar gibi) olası hareketliliğinin de tabloyu daha karmaşık hale getirebileceğini söyledi.

Sonuç olarak Çakır, İran’ı ve İranlıları “iyi günlerin beklemediğini” belirterek, İsrail’in ABD desteğiyle bölgedeki hegemonyasını güçlendirdiği bir döneme girildiğini ifade etti. Ayrıca, bölgesel gelişmelerin Türkiye’yi de etkileyebileceği ve Türkiye’nin olası bir sonraki hedef olma ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.


Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar ve iyi sabahlar. Hâlâ sesim kötü biliyorum ama konuşmak zorundayım, anlatmak zorundayım. Çok önemli olaylar yaşanıyor, daha da yaşanacak. İran’da bir günde olanlar aslında çok tarihi öneme sahip. Ülkeyi yıllardır yöneten Ayetullah Ali Hamaney cumartesi sabahı öldürüldü. Yanında kurmayları da aile üyeleri de vardı. Saldırının her an beklendiği İran’da böyle bir olayın gerçekleşebilmiş olması tabii ki bir yanıyla İsrail ve ABD’nin istihbarat başarısı ama esas olarak da İran’daki rejimin artık birtakım şeylerle baş edemediğini de bize gösteriyor. Dün Medyascope için yazdığım yazıda şunu söyledim, dedim ki: “İran’da Hamaney’in ölümünü duyuran gözü yaşlı spiker aynı zamanda rejimin öldüğünü de ilan etti.” Fakat yine dün okuduğum birçok analizde, önem verdiğim İran uzmanlarının analizlerinde rejimin öyle kolay kolay yıkılamayacağı konusunda önemli ve değerli yorumlar gördüm. Fakat ben rejimin artık ömrünü çok da fazla sürdüremeyeceği konusunda bayağı bir emin gibiyim. Tabii neye istinaden? Birazdan sıralayacağım. Fakat bir diğer husus da şu: İran’da İslam rejiminin yıkılacak olması, çözülecek olması İran’ın daha iyi bir ülke olacağı anlamına gelmiyor. İran’da İslam rejimi kötüydü ama İsrail-ABD iş birliğiyle tezgahlanacak, biçimlendirilecek yeni bir İran’ın daha iyi olacağını düşünmemek için elimizde çok neden var. Sonuçta her halükarda İran halkının kazanma şansının çok yüksek olduğunu maalesef düşünmüyorum.

Peki rejim neden ömrünü çok fazla uzatamaz? Bir kere bu saldırı demin de söylediğim gibi rejimin çok da iyi bir durumda olmadığını bize gösteriyor. Bir diğer husus ekonomik anlamda İran çok zor durumda. Zaten en son Haziran’da yaşanan olaylar da halkın ekonomik koşullara tahammül edememesinden kaynaklanmıştı. Ve bu olaylar, protestolar rejim tarafından çok acımasızca bastırılmıştı. Binlerce kişinin öldüğü söyleniyor. Ekonomisi kötü olan bir rejim aynı zamanda kendi toplumunun rızasını da üretemiyor. Yani, ‘‘hep birlikte yoksul ama gururlu bir İran yapalım’’ dese rejim, peşinden gidecek çok büyük kalabalıklar yok. Tabii ki rejimi destekleyenler var ama biliyoruz ki belli bir tarihten itibaren İran’da seçime katılım oranı çok çok düştü. İnsanlar artık rejimden bir şey beklemez haldeler. Bir diğer sorun İran’da rejimin en önemli güç kaynağı, kendi yürütmek istediği savaşları birtakım vekilleri üzerinden yürütmesiydi. Yani bu Lübnan’da Hizbullah oluyordu, Filistin’de Hamas oluyordu, Yemen’de birtakım gruplar, Afganistan’da, Pakistan’da birtakım gruplar, Irak’ta tabii ki ve Suriye’de Esad rejimini destekledi. Ve İran bu sayede, bölgede kurduğu bu ağ sayesinde kendine dokunulmasını da engelliyordu.

Fakat Haziran’daki olaylarda gördük; İsrail-ABD iş birliği ile bu İran’ın vekalet savaşını yürüten yapılar büyük ölçüde darbe yediler. Zaten ardından, öncesinde daha doğrusu, Suriye’deki rejim de devrildi. İran, Irak dışında çok fazla müttefike sahip bir ülke olma durumunda değil. Yani ona yardım edecek kimse yok. Yardım edecek kimse olmadığı gibi istese de bunları eskisi gibi finanse edebilme imkanı da yok. Bir diğer olay da İran’a yönelik uluslararası desteğin yok gibi olması. Rusya’nın, Çin’in pozisyonları tabii ki bir yere kadar önemli ama Batı’dan İran’a destek gelmiyor, gelmeyecek. Filistin’de, Gazze’de yaşananlara gösterilen Batı kamuoyu desteğini de önümüzdeki günlerde İran konusunda görebileceğimizi sanmıyorum. Çünkü bütün Batı kamuoyunun, özellikle ilerici kamuoyunun hafızasında İran rejimi çok kötü bir yere sahip. İdamlar, kadınlara yönelik engeller, yasaklar, bütün bunlar; kendi vatandaşını katleden bir rejim olması nedeniyle uluslararası destek bulması çok zor. İslam dünyasından hele hiç yok. Türkiye bile İran konusunda çok tereddütlü hareket ediyor. Körfez ülkeleri İran kendilerine saldırdığı için ve bunu bahane ederek İran’a savaş açtılar. İran şu anda girdiği savaşta yalnız başına yola devam etmek zorunda ve imkanları son derece kısıtlı. Dolayısıyla rejimin bu ısrarla, ki iddiaya göre Hamaney’in yerine daha sert ya da sertlik yanlısı birtakım kişilerin gelme ihtimali var. Eğer İran bu sert politikaları sürdürmeye çalışırsa yani bir ara yol bulmaya çalışmazsa işi çok daha zor olacak. Peki nasıl bir formül olabilir? Ne derece etkili olur bilmiyorum ama rejimin içinden bir tür yumuşak yani rejimin sert yönlerini yumuşatmaya talip olacak, bu konuda birtakım şeyler söyleyecek bir kişi ya da kişiler, ekipler ortaya çıkarsa belki İran bir ölçüde nefes alabilir. Aksi takdirde cumartesi günü yaşadıklarımızı önümüzdeki günlerde sık sık yaşayabiliriz.

İran’ın yeni yöneticileri, yeni genelkurmay başkanı, yeni dini lideri, yeni Devrim Muhafızları komutanı; bunların her biri çok ciddi istihbarat kaynakları olan ABD ve İsrail tarafından öldürülebilirler. Yerlerine yenileri gelmekte, yeni isimler bulmakta zorlanabilirler. Bir diğer husus da rejimin ömrünün uzun olmadığını düşünecek olan rejimin birtakım unsurlarının durması, terk etmesi; ülkeyi de olabilir, rejimi de olabilir ve içlerinden ABD ve İsrail’le iş birliğine kalkanlar da olabilir ki bu konuda şimdiye kadar da zaten çok ciddi iddialar dile getirildi. Dolayısıyla halkının rızasını üretmesi iyice zorlaşmış bir rejimin ayakta kalması çok zor. Hele buna bir de Kürtler, Beluçlar gibi birtakım etnik grupların, ki içlerinde silahlı olarak örgütlüler var, birtakım dış desteklerle sahaya sürülmesi halinde işin rengi iyice değişir. Dolayısıyla şu haliyle İran’da rejimin geri çekilmesi, ılımlılığa doğru yönelmesi dışında pek bir alternatifin başarılı olabileceğini sanmıyorum. Bunun da çok büyük kabul görme ihtimali olduğuna emin değilim. Sonuçta İran’ı ve İranlıları hiç de iyi günler beklemiyor. İsrail’in, ABD destekli İsrail’in bölgedeki hegemonyasının daha da güçleneceği, güçlendiği bir döneme girmek üzereyiz. Ki dünkü yazıda da bahsettim; bir sonraki hedefin Türkiye olma ihtimalini hiç yabana atmamak lazım. Evet, şimdilik burada noktalayayım.

Ve bugünün ithafı bir Japon yazara olacak: Haruki Murakami. Evet, adını söylemekte hep zorlanıyorum. Neredeyse Türkçeye çevrilmiş tüm kitaplarını okudum. 75 yaşında olan Murakami’nin en son okuduğum kitabı herhalde şu: ‘‘1Q84’’. Ama onun dışında birçok kitabı çıktı. Mesela ‘‘Sahilde Kafka’’ çok konuşuldu. Kendisi Japonya’da fazla Batı etkisinde olmakla eleştiriliyormuş ama dünya çapında herhalde şu anda en çok kabul gören Japon yazarlardan birisi ve belki de birincisi. Nobel almadı bildiğim kadarıyla; alsaydı bilirdik ve bence alması gereken çok önemli bir isim. Murakami’yi okumadıysanız mutlaka okumanızı öneririm. Kendisinin gazeteciliği de var, çevirmenliği de var. Her işe karışmış ama esas olarak romanları ve öyküleriyle bilinen, çağımızın, hem 20. yüzyılın hem 21. yüzyılın çok önemli bir ismi. Haruki Murakami’ye burada takdirlerimi belirterek bu yayını sonlandırıyorum. Sesim için tekrar özür dilerim. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.