Pedro Sánchez, Avrupa’nın “Don Kişot”u mu, Trump’a karşı çıkmayı nasıl göze alıyor?

Pedro Sanchez

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in İran’a saldırıları konusunda Avrupalı liderler temkinli açıklamalarla yetinirken, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ABD Başkanı Donald Trump’a doğrudan meydan okuyan tek isim. Peki Sánchez, Avrupalı diğer liderlerin göze alamadığını nasıl başarıyor, hangi faktörler etkili?

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İsrail’in İran’a saldırıları başlayan savaş, Batı ittifakı içinde beklenmedik bir siyasi çatlak yarattı.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Avrupa başkentlerinden gelen açıklamalar büyük ölçüde “gerilimin azaltılması” ve “diplomasiye dönüş” çağrılarıyla sınırlı kaldı. Ancak Madrid’den yükselen ses diğerlerinden belirgin biçimde ayrılıyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, saldırıyı açıkça “uluslararası hukukun ihlali”, “haksız ve tehlikeli bir askeri müdahale” olarak nitelendirdi. Bu çıkış yalnızca Washington ile diplomatik gerilimi tırmandırmakla kalmadı; Avrupa’da ABD’ye karşı açıkça pozisyon alan nadir liderlerden birinin Sánchez olduğunu da gösterdi.

Sánchez, ABD ve İsrail’in saldırılarını “daha belirsiz ve daha düşmanca bir uluslararası düzenin oluşmasına katkıda bulunan” bir müdahale olarak tanımladı.

Barcelona’da yaptığı konuşmada bu fikirlerini şöyle ifade etti:

“İran rejimi nefret edilen bir rejim olabilir. Ama aynı zamanda uluslararası hukukun dışında gerçekleştirilen haksız ve tehlikeli bir askeri müdahaleye de karşı çıkmak mümkündür.”

Bu yaklaşım Avrupa’daki birçok liderin temkinli tutumundan farklı.

Pedro Sánchez ve Donald Trump.

Üstelik Madrid ile Washington arasındaki gerilim yalnızca söylem düzeyinde kalmadı. İspanya hükümeti, ABD’nin İran saldırılarında İspanya’daki ortak askeri üsleri kullanmasına izin vermedi.

Savunma Bakanı Margarita Robles, Morón de la Frontera ve Rota üslerinde bulunan Amerikan birliklerinin “uluslararası hukuk çerçevesinde faaliyet göstermek zorunda olduğunu” vurguladı. Bu üslerin İran saldırılarına lojistik destek vermesine izin verilmeyeceğini açıkladı.

Uçuş verilerine göre kararın ardından ABD’ye ait birden fazla askeri uçak İspanya’dan ayrılarak Almanya’daki Ramstein üssüne yönlendirildi.

Bu karar Washington’da sert karşılandı. ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray’da Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile yaptığı görüşmede İspanya’yı “korkunç bir ortak” olarak nitelendirdi ve ülkeyle ticareti tamamen kesme tehdidinde bulundu. Trump, “İspanya ile bütün ticareti kesebiliriz. İspanya ile hiçbir iş yapmak istemiyoruz” dedi.

“Hukuksuzluk başka bir hukuksuzlukla kapatılamaz”

Sánchez ise televizyonda yaptığı yaklaşık on dakikalık konuşmada hükümetinin tutumunu dört kelimeyle özetledi: “Savaşa hayır.”

Solcu, LGBTİ+ ve kadınların kürtaj hakkını destekleyen biri olarak tanınan Sánchez, sadece ABD-İsrail koalisyonun İran’a saldırılarına değil; Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline ve İsrail’in Gazze’deki soykırımına da karşı çıkan liderlerden. “Hukuksuzluğun başka bir hukuksuzlukla kapatılamayacağının” altını çizen Sánchez, “Bazı liderlerin savaşın yarattığı sis perdesini kendi başarısızlıklarını gizlemek için kullanması kabul edilemez” dedi.

Hatta Sánchez, İBB Başkanı ve CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından Sosyalist Enternasyonal Konsey Toplantısı için geldiği İstanbul’da “Free İmamoğlu (İmamoğlu’na özgürlük)” yazılı dövizi salondaki diğer katılımcılarla birlikte kaldırarak poz vermişti.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da isim vermeden Sánchez’in “Free İmamoğlu” dövizi kaldırmasına sitem etmiş, “O dost bildiklerimiz ‘nedir bu işin aslı’ diye soruyor, o da şok oluyor fakat daha sonra o da bakıyorum ki önüne ufak tablo koymuş, cevap veriyor” demişti.

Jacques Chirac benzetmesi

Politico’ya göre Sánchez’in bu çıkışları Avrupa’da daha önce yalnızca birkaç liderin üstlendiği bir rolü hatırlatıyor. Bunlardan biri, 2003’te ABD’nin Irak’ı işgaline karşı çıkan Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac.

Chirac o dönemde uluslararası hukuka ve çok taraflı diplomasiye vurgu yaparak ABD’ye açıkça karşı çıkan en güçlü Avrupa lideri olmuştu.

Sánchez’in bugün üstlendiği rol de benzer bir çizgiye işaret ediyor: Uluslararası hukuk ve çok taraflı diplomasi savunusu. Zira Sánchez de İran’a yönelik saldırılara karşı çıkarken yaşananları Irak’ın işgaline benzetmiş, Saddam Hüseyin liderliğindeki rejimden de nefret ettiklerini ama Irak’ın işgaline karşı çıktıklarını vurgulamıştı.

Fransızların Charles de Gaulle döneminden itibaren İsrail konusunda temkinli olduklarını hatırlamak gerek. De Gaulle, 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın başlamasının ardından De Gaulle’ün İsrailliler için “Kendinden emin, egemenlik heveslisi bir millet” yorumunu yapmıştı.

Avrupa’nın sessizliği ve ABD bağımlılığı

Avrupa’da Sánchez’in çıkışı dikkat çekici çünkü birçok hükümet Trump yönetimi ile açık bir çatışmadan kaçınmaya çalışıyor.

EUobserver’a göre Avrupa Birliği (AB) ülkeleri son yıllarda enerji, savunma, teknoloji ve finans alanlarında ABD’ye ciddi ölçüde bağımlı hale geldi. Bu nedenle Trump yönetimini doğrudan eleştirmekten kaçınıyorlar.

Avrupa liderleri çoğu zaman “diplomasi”, “gerilimin azaltılması”, “derin endişe” ve “uluslararası hukuka saygı” gibi ifadelerle sınırlı kalan açıklamalar yapıyor. Bu açıklamalar, Avrupa’nın uluslararası hukuk konusundaki inandırıcılığını da zedeliyor.

Pedro Sánchez.

Sánchez neden böyle bir risk alıyor?

Uzmanlara göre Sánchez’in çıkışı yalnızca dış politikayla ilgili değil, iç siyasetin de etkisi var.

Madrid’de hükümet son dönemde yolsuzluk iddiaları ve bölgesel seçimlerde yaşanan kayıplar nedeniyle ciddi baskı altında. Madrid Carlos III Üniversitesi’nden siyaset bilimci Pablo Simón’a göre bu nedenle Sánchez dış politikada daha iddialı bir rol üstleniyor.

Simón, “Sánchez şu anda biraz Don Kişot gibi davranıyor. Kendini çok taraflılığın ve Avrupacılığın sembolü olarak konumlandırıyor” diyor.

Ancak bunun seçmenler üzerinde nasıl bir etkisi olacağı henüz belirsiz.


İran savaşı yalnızca Ortadoğu’daki dengeleri değil, Avrupa’nın dış politika kimliğini de test ediyor. Avrupa uzun yıllardır kendisini uluslararası hukukun savunucusu olarak tanımlıyordu ancak Gazze’deki soykırım ve şimdi İran savaşı, bu iddianın giderek daha fazla sorgulanmasına yol açıyor.

Bazı uzmanlara göre Avrupa bugün bir yol ayrımında: ya uluslararası hukuku savunan bağımsız bir aktör olacak ya da ABD’nin stratejik tercihlerini takip eden bir blok olarak kalacak.

Şimdilik bu tartışmada en net konuşan lider Madrid’de oturuyor. Üstelik Sánchez, diğer krizlerde de uluslararası hukukun çiğnenmesine karşı Avrupalı liderlerin aksine en tutarlı çizgide duruyor ve bu pozisyonu, siyasi duruşuyla paralellik taşıyor.

Ancak İspanya tek başına küresel bir güç değil. AB’nin geri kalanı Sánchez’in çizgisine katılmadığı sürece bu çıkışın uluslararası dengeleri değiştirmesi zor görünüyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.