Ahmet Altan’ın bütün romanlarını okumuş değilim ama kitapları arasında ilk baskısı bundan yaklaşık çeyrek yüzyıl önce yapılan İsyan Günlerinde Aşk’ın (Can, 1998 / Everest, 2025) belleğimde özel bir yeri var. Yakınlarda okuduğum son kitabı O Yıl (Everest, Kasım 2025) da beni onun kadar etkiledi. Bu iki kitaptan bu denli etkilenmemin nedeni, dönemlerin siyasi ortamlarını aşk hikayeleri ekseninde tasvir etmesi olabilir. Söz konusu kitapların ilkinin arka planında Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü, ikincisinde ise Osmanlı’nın son yıllarında vuku bulan büyük trajedi ve onun ortasında yaşanan bir aşk hikâyesi var.

O yıl, 1915 yılıdır. Osmanlı’nın son döneminde iktidarı ellerine geçiren İttihat ve Terakki paşaları, imparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’na Almanya’nın müttefiki olarak sokarlar. Çanakkale’de İngiltere ve müttefiklerine karşı kazanılan büyük zafer, Türk milliyetçisi İttihatçılara, bağımsızlık için Rusya ile güçbirliği yaparak isyan eden Ermeni milliyetçilerini cezalandırma cesareti verir. İttihatçılar sadece isyan eden Ermenileri değil, imparatorluğa bağlılığı nedeniyle “Millet-i Sadıka” olarak anılan Ermenilerin tümünü cezalandırma kararı alırlar. İstanbul ve İzmir dışında kalan Ermeniler Tehcir‘e, yani zorunlu göçe tabi tutulur; evlerinden, yurtlarından alınıp, çoğunlukla yürüyerek savaş alanı dışına, Suriye çöllerine sürülür. Zorunlu göç, bir buçuk milyon dolayında olduğu tahmin edilen Osmanlı Ermenilerinin en az yarısının açlıktan, hastalıktan ya da katliama uğrayarak can vermeleriyle sonuçlanır.
Ahmet Altan’ın çok etkileyici olan bu son romanının odağında, Çanakkale savaşında yaralanan bir Türk subayı olan Ragıp ile tedavi gördüğü hastanede şefkatini esirgemeyen Ermeni hemşire Efronya arasında, büyük trajedinin göbeğinde yaşanan aşkın hikâyesi var. Evlerinden, yurtlarından sürülen soydaşlarına destek olmak için onlarla birlikte yollara düşen Efronya ile tayin olduğu Filistin cephesindeki yeni görevine gitmeden önce sevdiği kadını bulma çabasına girişen, madalya sahibi Osmanlı subayı Ragıp’ın nihayetinde birbirlerini bulmalarıyla, ancak Efronya’nın yakalandığı hastalıklardan kurtulamayarak ölmesiyle sonuçlanan acıklı öykü. Romanın üzerinde yükseldiği hikaye özetle bu, fakat düşündürdükleri çok boyutlu.
Bana düşündürdükleri şunlar: Birer insan, birey olarak hangi etnik kimliğe, hangi dine, hangi millete mensup olursak olalım, hepsinden önce hepimiz birer birey, birer insanız. Dinsel aidiyetler, milliyetçilikler arası çatışmalar tarih boyunca çok kan dökülmesine yol açtı, bugün de açmaya devam ediyor. Milliyetçilikler çağı artık geride kalmalı, insanlık çağı başlamalı. Bir milletin mensubu olarak düşünmek ve davranmaktan çok insanlığın bir ferdi olarak düşünmenin ve davranmanın çağı açılmalı. En azından Türkler ve Ermeniler olarak düşmanlıkları geride bırakmamızın, insanlar olarak kucaklaşmamızın zamanı geldi. Evet, tehcir ya da soykırım, kendi hükümetlerinin verdiği kararla yüzbinlerce Osmanlı Ermenisinin ölümüne yol açan büyük bir felaketti. Unutulmaması gereken öteki husus ise, Balkanlar ve Kafkasya’daki yurtlarından katliama uğrayarak kovulup Anadolu’ya sığınmak zorunda kalan Türk ve Müslümanların yaşadıkları acıları tekrar yaşamama kararlılığının da bu felakette rol oynamış olması.
Sevindirici olan, Türkiye ile Ermenistan hükümetlerinin tarihte yaşananlara belki daha bir nesnellik ve rasyonellikle bakmaya başlamaları sonucunda, iki ülke ilişkilerinde son yıllarda başlayan yumuşama. Aralık 2021’de Türkiye ve Ermenistan hükümetlerinin ilişkileri normalleştirmek için atılacak adımları görüşmek üzere özel temsilciler tayin etmelerinden bu yana beş toplantı yapıldı. Mart 2022’de Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu ile Ermeni meslektaşı Ararat Mirzoyan Antalya Diplomasi Forumu’nda biraraya geldiler. Temmuz 2022’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ilk kez telefon görüşmesi yaptılar. Ermenistan hükümeti, Türkiye’nin Karabağ savaşında Azerbaycan’ın yanında yer alması üzerine Türk mallarının ithalatını yasakladıysa da iki hükümet arasında görüşmelerin başlaması üzerine buna son verdi.
Erdoğan ve Paşinyan Ekim 2022’de, Avrupa Siyasi Topluluğu toplantısı dolayısıyla Prag’da ilk kez buluştular. Şubat 2023’te Paşinyan, Türkiye’de yaşanan deprem faciası dolayısıyla Erdoğan’a başsağlığı dileklerini iletti; Ermeni yardımlarının ulaşması için iki ülke arasında bir sınır kapısı açıldı. Türkiye ve Ermenistan milli futbol takımları arasında ilk maç Mart 2023’te Yerevan’da oynandı. Haziran 2023’te Paşinyan, Erdoğan’ın üçüncü kez Cumhurbaşkanı seçilmesi dolayısıyla Ankara’da yapılan toplantıya katıldı; Haziran 2025’te iki lider İstanbul’da buluştu. İstanbul – Erivan arasındaki uçak seferleri 2 Şubat 2026’da başladı. Paşinyan, 26 Şubat’ta iki ülke arasındaki kara sınırının yakında açılacağını duyurdu. Diplomatik ilişkiler hala kurulmuş değil, ama bundan sonraki adım olacağa benziyor.
Ahmet Altan’ın son kitabı O Yıl bana içimde hep koruduğum Türk – Ermeni uzlaşması umudunu yeşertti.










