Medyascope okurları yazıyor – Eleştirel düşüncenin meşruiyeti üzerine: Cereyanlar tartışması ve Türkiye’de ideolojik hegemonya

Okurlarımızı, takipçilerimizi, izleyicilerimizi ve tüm destekçilerimizi görüşlerini Medyascope’ta dile getirmeye davet ediyoruz. Yazınız editoryal ilkelerimize uyar ve Yayın Kurulumuz tarafından da uygun görülürse, web sitemizde imzanızla yayınlanacaktır. Konuşan, tartışan, farklı fikirlerin dile getirildiği bir Türkiye istiyoruz. Lütfiye Bozdağ, “Eleştirel düşüncenin meşruiyeti üzerine: Cereyanlar tartışması ve Türkiye’de ideolojik hegemonya” başlıklı yazıyı kaleme aldı.

Cereyanlar tartışması ve ideolojik hegemonya - Okur görüşü
Cereyanlar tartışması ve ideolojik hegemonya – Okur görüşü

Tanıl Bora’nın Cereyanlar: Türkiye’de Siyasi İdeolojiler [[1]] adlı kitabının CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu tarafından “başucu kitabı” olarak nitelendirmesi üzerine gelişen polemik Türkiye’de eleştirel düşüncenin meşruiyeti ve ideolojik hegemonya konusunu düşünmeyi kaçınılmaz olarak gündeme getirmiştir.

Tanıl Bora’nın 2017 yılında yayımlanan kitabı, geç Osmanlı döneminden AKP iktidarına uzanan dönemde Türkiye’deki siyasal ideolojilerin tarihsel seyrini inceleyen kapsamlı bir düşünce tarihi çalışmasıdır. Tartışmanın metinsel içerikten ziyade eleştirel düşünce geleneğine yöneldiği görülmektedir. Bu tartışmalar aynı zamanda Türkiye’de entelektüel alanın yapısal krizine de işaret etmektedir. Polemiğin merkezinde, Bora’nın Kemalizm’e ilişkin değerlendirmelerinin “Atatürk karşıtı” bir “liberal proje” olduğu iddiası yer almaktadır. Bu eleştiriler kitabın bütünlüğü dikkate alınmadan bağlamından koparılan ifadeler üzerinden inşa edilmiştir. Söz konusu eleştiriler, metinle kurulan analitik eleştiriden ziyade, seçici alıntılar yoluyla yürütülen bir itibarsızlaştırma stratejisi olarak değerlendirilebilir. Bu yöntem, düşünce tarihine özgü bağlamsal analiz ile normatif mahkûmiyet arasındaki farkı silikleştirmektedir.

Düşünce tarihi çalışmaları, ideolojik formasyonları ortaya çıktıkları tarihsel-toplumsal koşullar içinde, kavramsal süreklilik ve kırılmaları dikkate alarak çözümlemeyi amaçlar; bu yaklaşımın hedefi hüküm vermek değil, anlamaktır. Buna karşılık normatif mahkûmiyet, metni belirli bir değer rejimi içinde konumlandırarak “doğru–yanlış” ya da “sadakat–ihanet” ikiliği üzerinden yargılamaya dayanır. Bağlamından koparılan ifadelerin dolaşıma sokulması, analitik bir tespiti normatif bir saldırı gibi sunarak bu iki düzlemi birbirine karıştırır. Böylece tarihsel çözümleme ideolojik bir beyanmış gibi algılanır; eleştirel analiz ise değer aşındırma veya siyasal konum alma olarak kodlanır. Bu yöntem, yalnızca metnin bütünlüğünü zedelemekle kalmaz, aynı zamanda eleştirel düşüncenin epistemolojik statüsünü de tartışmalı hâle getirir.

“İdeolojilerin tarihsel çözümlemesi, hegemonik anlatıları sorgulayan bir pratiktir”

Bora’nın Cereyanlar: Türkiye’de Siyasi İdeolojiler kitabı, ideolojileri savunan ya da yargılayan değil; tarihsel bağlamları içinde çözümleyen bir çalışmadır. Yaratılan polemikte metodolojik bir yaklaşım olmadığı gibi, analitik çözümleme normatif yargı gibi sunulmakta, tarihselleştirme “değer aşındırma” olarak gösterilmektedir. Bu durum, eleştirinin epistemolojik değil, ideolojik bir zeminde yürütüldüğünü göstermektedir.

İdeolojilerin tarihsel çözümlemesi, hegemonik anlatıları sorgulayan bir pratiktir. Bora’nın Cereyanlar: Türkiye’de Siyasi İdeolojiler kitabı, Kemalizm’i homojen bir öz olarak değil; farklı dönemlerde farklı yorumlara açık ideolojik bir anlayış olarak ele almaktadır. Bu yaklaşım, ideolojiyi tarihsel-toplumsal bir oluşum olarak kavrar. Kitabın önemli yönlerinden biri, Kemalizm’i homojen ve değişmez bir öz olarak tek boyutlu, donuk bir ideoloji olarak değil; farklı dönemlerde yeniden yorumlanan, tarihsel süreç içinde şekillenen çok katmanlı bir düşünce birikimi olarak ele almasıdır. Kitap erken Cumhuriyet’ten çok partili hayata, 1960’ların sol hareketlerinden 12 Eylül sonrasına Kemalizm’in nasıl farklı yorumlandığını, farklı siyasi aktörler tarafından nasıl yeniden üretildiğini gösterir.

Cereyanlar tartışması ve ideolojik hegemonya - Okur görüşü
Cereyanlar tartışması ve ideolojik hegemonya – Okur görüşü

Bu yaklaşım, Kemalizm’i “ya hep ya hiç” mantığıyla savunan dogmatik bakıştan da, onu tümüyle reddeden indirgemeci tutumdan da uzaktır. Bora, Kemalizm’in kurucu değerlerini yok saymaz; aksine, bu değerlerin tarih içinde nasıl farklı bağlamlarda anlam kazandığını, nasıl dönüştüğünü ve Türkiye siyasetinde nasıl bir referans çerçevesi oluşturduğunu titizlikle inceler.

Polemik metinlerde, bu çözümleme “CHP içindeki görünmez el” ve “liberal hat” gibi ifadelerle siyasal bir komplonun parçası gibi sunulmaktadır. Böylece tartışma, akademik düzlemden çıkarılarak politik bir söyleme çekilmektedir. Murat Sevinç konuya ilişkin Diken’de yazdığı yazısında[[2]] tartışmanın entelektüel düşmanlık boyutuna dikkati çekmekte; cümlelerin bağlamından koparılarak sıralandığını belirtmektedir.   

Türkiye’de kurucu ideolojilere yönelik tarihsel analizler, sıklıkla entelektüel düşmanlık ve otoriter refleksle, en çok da kimlik savunusu refleksiyle karşılaşmaktadır. Bu durumda metinle tartışmak yerine yazara niyet atfedilir. İletişim Yayınları’nın açıklamasından da anlaşılacağı üzere, kitapta yer almayan ifadelerin varmış gibi sunulduğu ve cümlelerin tahrif edildiği belirtilmiştir.

Habermas’ın belirttiği gibi demokratik kamusal alan, rasyonel-eleştirel tartışmaya dayanır. Ancak niyet atfı, yaftalama ve komplo söylemi kamusal aklı aşındırır. Cereyanlar kitabı tartışmasında da görülen budur. Metnin bütünlüğü yerine seçili ifadeler dolaşıma sokulmuş, akademik analiz siyasal polemik malzemesi hâline getirilmiştir. Eleştirel düşünce, sadakat testine tabi tutulmuştur. Bu durum, kamusal alanı rasyonel tartışma zemininden uzaklaştırmaya yönelik bir manipülasyon çabasını göstermektedir.

Cereyanlar tartışması ve ideolojik hegemonya - Okur görüşü
Cereyanlar tartışması ve ideolojik hegemonya – Okur görüşü

Tanıl Bora’ya yöneltilen suçlamalar kişisel ya da politik bir polemik gibi görünse de üç temel yapısal gerilime işaret etmektedir:

İdeolojinin tarihselleştirilmesi ile normatif kimlik savunusu arasındaki gerilim.

Mitolojik anlatı ile rasyonel analitik tarih yazımı arasındaki gerilim.

Hegemonik güvenlik refleksi ile eleştirel düşüncenin özerkliği arasındaki gerilim.

İdeolojiyi tarihsel bağlamı içinde çözümlemek, onu aşkın ve değişmez bir hakikat değil, belirli toplumsal koşulların ürünü olarak görmek demektir[[3]]. Bu yaklaşım, kimliklerin ve ideolojik aidiyetlerin de tarihsel olarak inşa edilmiş olduğunu ima eder. Buna karşılık normatif kimlik savunusu, kimliği tarihsel bir oluşum değil, korunması gereken özsel ve değer yüklü bir kategori olarak ele alır. Bu konumda eleştirel tarihsel çözümleme, “aidiyete saldırı” gibi algılanır. Tarihselleştirme, kimliği bağlamsallaştırır ve göreli kılar. Normatif savunu ise kimliği sabitleştirir ve kutsallaştırır. Oysa Stuart Hall’un belirttiği gibi, kimlikler özsel değil, “olma”dan çok “oluş” süreçleridir[[4]]. Bu görüş, özcü kimlik savunusuyla yapısal bir gerilim içindedir.

Kurucu figürleri ve olayları idealize eden, onları eleştiriden muaf tutan Mitolojik anlatı, kolektif hafızayı bütünleştirici, duygusal ve sembolik bir yapı üretir. Bu anlatılar genellikle seçici, dramatize edilmiş ve teleolojik bir kurguya sahiptir. Buna karşılık modern tarih yazımı, özellikle eleştirel tarihçilik, kaynak eleştirisi, bağlamsallık ve çoğul perspektif ilkesine dayanır[[5]] Mitoljik anlatı, kutsanan kimliğe atfedilen anlamı sürekli kılar. Analitik tarih anlayışı ise süreklilik yanılsamasını bozar, kırılmaları ve çelişkileri açığa çıkaran, mesafeli, sorgulayıcı ve çok boyutlu bir bakış sunar.

Cerayanlar örneğinde: Kitap, Atatürk’ü ve Cumhuriyet dönemini analitik bir mesafeyle ele alır. Farklı yorumları, çelişkileri, tarihsel bağlamı gösterir. Mitolojik anlatıyı benimseyenler bunu “Atatürk düşmanlığı” olarak yaftalar. Çünkü onların zihninde kurucu figürlere dair tek bir doğru anlatı vardır: O da mitolojik anlatı. Bu anlatıya yönelik her analitik yaklaşım, peşinen “düşmanlık” olarak addedilir.

Hegemonik düzenler, kendilerini tehdit altında hissettiklerinde “güvenlik refleksi” üretirler. Bu refleks, eleştiriyi potansiyel tehlike olarak kodlar. Eleştirel düşünce ise sorgulamayı kamusal aklın zorunlu koşulu sayar. Hegemonik güvenlik refleksi, belirli bir siyasal geleneğin veya ideolojinin sorgulanmasını “tehdit” olarak algılar. Eleştirel düşüncenin özerkliği ise hiçbir düşüncenin sorgulanamaz olmadığını, eleştirinin meşru olduğunu savunur. Cereyanlar örneğinde: Polemikçi kesimler, komplo teorisi üreten bazı çevreler ve ulusalcı kesimler, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun bu kitabı okumasını “tehlikeli” bulur. Çünkü onlara göre CHP’nin ideolojik çerçevesi bellidir ve sorgulanmamalıdır. Oysa eleştirel düşünce, bir siyasi partinin de kendi ideolojik referanslarını sorgulayabilmesini, farklı perspektiflerle beslenebilmesini olumlu görür. Hegemonik güvenlik refleksi aynı tutumu “tehdit” olarak algılar. Eleştirel düşüncenin özerkliği ile güvenlikçi refleks arasındaki bu karşıtlık, temel bir gerilim yaratır.

Üç Gerilimin Ortak Noktası: Bu üç yapının tek bir eksende kesişmesidir. Eleştirel aklın tarihsel ve analitik yaklaşımı ile kimliğin, mitin ve hegemonik düzenin koruyucu refleksi arasındaki yapısal çatışma yalnızca Türkiye’ye özgü değildir; modernitenin kurucu paradokslarından biridir. Eleştiri, anlam dünyalarını çözmeye çalışırken; kimlik ve hegemonya, anlamı sabitlemeye yönelir.

Burada mesele, bir yazarı savunmanın ötesindedir. Eğer bir düşünce tarihçisi, ideolojileri tarihsel bağlamına yerleştirdiği için hedef hâline getiriliyorsa, savunulması gereken şey Tanıl Bora’dan ziyade eleştirel düşüncenin kendisidir. Eleştirel düşünce, demokratik toplumlarda tehdit değil; kamusal aklın kurucu unsurudur. Cereyanlar tartışması, Türkiye’de bu meşruiyetin hâlâ kırılgan olduğunu göstermektedir.


[1] Bora, T. (2017). Cereyanlar: Türkiye’de siyasi ideolojiler. İletişim Yayınları.

[2] Sevinç, Murat, Tanıl Bora ve ‘Cereyanlar’…, https://www.diken.com.tr/tanil-bora-ve-cereyanlar/

[3] Mannheim K. (1954). Türkçesi (2016). İdeoloji ve ütopya, Çev. M. Okyayuz, Nika yayınevi.

[4] Hall, S. (2017), Temsil Kültürel Temsiller ve Anlamlandırma Uygulamaları, Çev. İdil Dündar, Pinhan Yayıncılık

[5] White, H. (1973). Metahistory: The historical imagination in nineteenth-century Europe. Johns Hopkins University Pres.


Lütfiye Bozdağ kimdir?

Çağdaş sanat eleştirisi alanında üniversitede dersler vermektedir. 1997-2000 yılları arasında Genç Sanat, Türkiyede Sanat, 2009-2012 yılları arasında Birgün gazetesi, Evrensel Kültür dergisinde sanat eleştirisi yazıları yazmıştır. Halen kolajart.com, Eleştirel Kültür, mikroscope dergilerinde sanat eleştirisi yazıları yazmaktadır. 12 Sanatçı 12 Söyleşi ve Mine Sanat Galerisi 30. Yıl Kitabının editörlerindendir. Birçok ulusal ve uluslararası sempozyum ve kongrelerde yayınlanmış bildirileri ve makaleleri bulunmaktadır. Barış İçin Akademisyenler bildirisi imzacılarındandır. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.