Ruşen Çakır yazdı: Bağımsız Kürdistan kapıda mı?

22 Ocak 1946’da İran’da bir Kürt devleti kuruldu: Mahabad Cumhuriyeti. 2. Dünya Savaşı’nda İran’ı işgal etmiş olan güçlerden Sovyetler Birliği’nin desteğiyle kurulan ve adını başkent olarak seçilen Mahabad’dan alan bu devlet, yine Sovyetler’in desteğini çekmesiyle 17 Aralık 1946’da yıkıldı. İran ordusu, cumhurbaşkanı Kadı Muhammed’i Mahabad’daki Çarçıra Meydanı’nda idam etti.

İran’da gözler Kürtlerin üzerinde

Geçen 80 yılda çok şey değişti ama bugün yine bir savaş söz konusu. Üstelik bu savaş İran merkezli. Ve tabii ki yine gözler İran Kürtleri üzerinde. ABD-İsrail ittifakının muhtemel bir kara savaşına Kürtlerin dahil olup olmayacağı yolunda çelişkili haberler, açıklamalar peşpeşe geliyor. Ama daha önemlisi, kimisi umutla, kimisi endişeyle İslam rejiminin yıkılması halinde Kürtlerin bir statü kazanıp kazanamayacağını merak ediyor ve tartışıyor.

Tabii bu arada Irak’tan sonra İran’da da Kürtlerin statü kazanması halinde sıranın Türkiye’ye gelip gelmeyeceği de ciddi bir şekilde gündeme getiriliyor. Hatta işi daha ileri götürüp, ABD-İran koalisyonunun bölgede bir Kürt devleti kurmasını umutla veya korkuyla bekleyenler de var. Bu bağlamda, CNN International’ın Kürtlerle ilgili bir harita yayınlaması ve Ankara’nın da bundan duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi şaşırtıcı değil.

Bağımsız Kürdistan kapıda mı?
Ruşen Çakır yazdı: Bağımsız Kürdistan kapıda mı?

Amaç ne?

Peki gerçekten bağımsız Kürdistan kapıda mı? Trump-Netanyahu ikilisi bunu sahiden istiyor olabilir mi? İsteseler de başarabilirler mi? Başarsalar da bağımsız Kürt devleti uzun ömürlü olabilir mi?

Mahabad’dan 80 yıl sonra bu sorunun hâlâ önümüze çıkıyor olması hiç şaşırtıcı değil. Zira bölgede dört ülkeye yayılmış olan Kürtler bu ülkelerin her birinde nice sorun yaşadılar, dışlandılar, diilleri, kültürleri yasaklandı…

PKK’nın ilk ortaya çıkışında hedefinin “bağımsız, birleşik, sosyalist Kürdistan” olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. Hatta PKK’nın ortaya çıktığı dönemde Sovyetler Birliği’ndeki Kürtleri de işin içine katıp “beş parça”yı birleştirmek isteyenler de vardı.

Irak ve Suriye örnekleri

O günden bugüne çok şey değişti. Öncelikle Irak’ta, Birinci Körfez Savaşı vesilesiyle Kürdistan Bölgesel Yönetimi 1991 Ekim ayında de facto kuruldu, 30 Ocak 2005’te, yani 2. Körfez Savaşı’nın ardından özerklik resmen ilan edildi. Fakat unutmamak lazım 25 Eylül 2017’de yapılıp katılanların yüzde 97.3’ünün evet dediği bağımsızlık referandumu hiçbir şeyi değiştirmedi: Uluslararası güçlerin desteğiyle özerklik kazanmış olan Irak Kürtleri, aynı güçlerin hep birlikte sırtını dönmesi üzerine bağımsızlık ilan edemedi.

Kürtlerin statü elde etmek üzere bölgesel ve/veya küresel güçlerle işbirliği yapmasının hayal kırıklığıyla sonuçlandığı çok örnek var. En sonuncusunu bu yılın başında Suriye’de yaşadık. ABD’nin desteğini tamamıyla çekmesiyle SDG iç savaş süresince elde ettiği çok şeyi kaybetmek zorunda kaldı.

Öcalan ne istiyor?

Geçenlerde “Yeniden: Türkiye’nin Öcalan’a ihtiyacı var” başlıklı bir analiz yaptım ve iki düşman kutubun hışmına uğradım: Türk ve Kürt milliyetçileri. Türk milliyetçilerinin ne dediğime baktıklarını bile sanmıyorum, onlara göre Öcalan’a olumlu bir şey atfetmek vatan hainliğiyle eşdeğerde.

Kürt milliyetçileri söz konusu olduğundaysa durum galiba farklı. Onlar İran savaşını, Kürtler için bağımsız devlete kadar bile gidebilecek yeni bir fırsat olarak görüyor ve Öcalan’ın bunu engellemeye çalıştığını düşünüyorlar.

Onlara göre Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te dile getirdiği ve “demokratik entegrasyon” olarak özetlenebilecek statü taleplerini dışlayan perspektifi “ihanet” olarak tanımlıyorlar.

Entegrasyon tamam da, ya demokrasi?

Gerçekten öyle mi? Kürt milliyetçilerinin ihmal ettiği ya da etmek istemediği önemli bir gerçek var: Türkiye, İran gibi köklü devlet geleneğine sahip ülkelerde bölünme endişesi, bu bağlamda Kürtlerin statü kazanma ihtimali anaakım milliyetçiliğin temel dayanaklarından biridir.

Kürtler kendilerine ne kadar güvenirlerse güvensinler, dış güçlerin desteği kalktığında intikamdan gözü dönmüş çoğunluğun hışmına uğrarlar: 1946 Mahabad, 2026 Rojava bunun örneği.

Birçok rejimin yıkıldığı Ortadoğu’da 50 yıldır varlığını sürdüren bir örgütün kurucusu ve “tek lideri” olan Öcalan’ın sadece Türkiye değil diğer üç ülke için de ileri sürdüğü “demokratik entegrasyon” perspektifinin ciddiye alınması gerektiğini düşünüyorum.

Ancak burada çok ciddi bir sorun karşımıza çıkıyor: Bu dört ülkeyi de yönetenler Kürtlerin “entegrasyon” talebini herhalde destekleyeceklerdir fakat iş “demokrasi”ye gelince maalesef aynısını söylemek mümkün değil.

Sonuç olarak bu dört ülke demokrasiden uzak kaldığı müddetçe Kürtler statü talep etmeye devam edeceklerdir. Statü elde etmenin tek başına yeterli olmadığını bile bile…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.