Yıllardır Türkiye-ABD ilişkilerinin en hassas başlıklarından biri olan Halkbank davasında sona yaklaşıldı. Reza Zarrab’ın 2016’da tutuklanmasıyla başlayan süreç, Hakan Atilla’nın mahkûmiyeti, Halkbank’a açılan kurumsal dava, Yüksek Mahkeme kararları ve son olarak 9 Mart’taki ertelenmiş kovuşturma anlaşmasıyla yeni bir eşiğe geldi. Peki Halkbank davası nasıl başladı, savcılar Halkbank’ı ne ile suçladı ve bugün gelinen nokta ne anlama geliyor?
ABD’de görülen Halkbank davası, yalnızca bir yaptırım ihlali davası olmadı. Yıllar boyunca Türkiye’de iç siyasetin, Washington-Ankara hattındaki gerilimlerin, İran yaptırımlarının ve uluslararası finans sisteminin nasıl çalıştığına dair büyük bir tartışmanın merkezine yerleşti. Şimdi ise dava, tam bir beraat kararıyla değil, tarafların vardığı bir “ertelenmiş kovuşturma anlaşmasıyla” kapanma aşamasına geldi.
Reuters ve Financial Times’ın aktardığına göre anlaşma henüz mahkeme onayına bağlı, para cezası içermiyor, suç kabulü gerektirmiyor. Buna karşılık Halkbank’ın İran’a fayda sağlayacak işlemlerden kaçınmasını ve bağımsız bir uyum denetimi sürecini öngörüyor. Şartlara uyulursa suçlamaların düşmesi mümkün olacak.

Halkbank davası nasıl başladı?
Hikâyenin ABD ayağı kamuoyu açısından Mart 2016’da görünür hale geldi. ABD Adalet Bakanlığı ve New York Güney Bölgesi Savcılığı, 19 Mart 2016’da Reza Zarrab’ın Miami’de gözaltına alındığını duyurdu.
Resmi açıklamaya göre Zarrab ile birlikte iki İran vatandaşı, İran’a yönelik Amerikan yaptırımlarını delmek, para aklamak ve bankacılık sistemi üzerinden yasaklı işlemler yürütmekle suçlanıyordu.
Kasım 2016’da iddianame genişledi. Eylül 2017’de ise eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Halkbank’ın eski Genel Müdürü Süleyman Aslan, bankanın uluslararası operasyonlardan sorumlu eski genel müdür yardımcısı Levent Balkan ve bazı başka isimler de dosyaya eklendi. İddianamede bu üç isim “komplonun ortakları” olarak tanımlandı.

İddianamede, “2012-2013’te Zarrab, Çağlayan’a bu altın ticareti düzeninin uygulanmasına verdiği destek karşılığında ABD doları, euro ve Türk Lirası cinsinden nakit ödemelerin yanı sıra lüks saat ve diğer eşyalarla en az 70 milyon dolar civarında rüşvet verdi” denildi.
ABD Adalet Bakanlığı’nın açıklamalarında, İran petrol ve doğalgaz gelirlerinin uluslararası finans sistemi içinde altın, nakit ve sahte ticaret belgeleri üzerinden dolaşıma sokulduğu iddia edildi. Reuters da o dönemde Amerikan savcılarının, Türkiye bağlantılı bu ağın yüz milyonlarca dolarlık işlemleri kapsadığını yazdı.
Davanın kritik ismi: Reza Zarrab
Davayı büyüten asıl eşik, Reza Zarrab’ın suçlamaları reddeden bir sanık konumundan çıkıp savcılıkla işbirliği yapan bir tanığa dönüşmesi oldu.
ABD Adalet Bakanlığı kayıtlarına göre Zarrab, 26 Ekim 2017’de yedi ayrı suçlamayı kabul etti. Bunlar arasında ABD’yi dolandırma komplosu, İran yaptırımlarını ihlal komplosu, banka dolandırıcılığı ve kara para aklama gibi suçlamalar da vardı. İddianamede yer alan altı suçlamaya ek olarak bir de cezaevinde rüşvet verdiğini de itiraf etti.

Zarrab’ın mahkemede anlattıkları, dosyanın hem hukuki hem de siyasi ağırlığını artırdı. Savcılığın tezine göre İran’a ait petrol ve doğalgaz gelirleri önce altın ticareti üzerinden, daha sonra da “gıda” ve “ilaç” ticareti gibi gösterilen sahte işlemler aracılığıyla hareket ettirildi. Amerikan tarafı, bu yapı sayesinde milyarlarca dolarlık İran fonunun yaptırımlara rağmen dolaşıma sokulduğunu savundu. Zarrab’ın itirafçı olması, savcıların bu iddiaları içeriden bir tanığın anlatımıyla desteklemesine imkân verdi.
Hakan Atilla davası
Dosyanın ikinci büyük kırılma anı, Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın Mart 2017’de New York’ta gözaltına alınması oldu.
Atilla artık sembolik bir isimdi çünkü Zarrab’ın işbirliği yaptığı aşamada ABD savcılığı, yaptırım delme planının sadece iş insanlarıyla sınırlı olmadığını, kamu bankası içindeki karar mekanizmalarına kadar uzandığını öne sürmeye çalışıyordu. ABD Adalet Bakanlığı’nın açıklamasına göre Atilla, İran hükümeti ve İranlı kurumlar adına Amerikan finans sisteminin kullanılmasına yardımcı olan bir komplonun parçasıydı.
Atilla’nın tutuklanması dosyada iki sonucu aynı anda doğurdu. Birincisi, ABD savcılığı yaptırım delme planının sadece bir iş insanı ağı değil, kamu bankası içindeki karar mekanizmalarıyla da ilişkili olduğunu göstermeye çalıştı. İkincisi, Türkiye’de dava artık çok daha doğrudan devletle ilişkilendirilen bir başlığa dönüştü.
Atilla’nın tutuklanması, Zarrab dosyasının Türkiye piyasaları üzerindeki etkisinde “önemli kırılma” yarattı. Yine aynı dönemde Zarrab’ın avukat ekibine Rudy Giuliani ve Michael Mukasey’in katılması ve “diplomatik çözüm” arayışlarının ortaya çıkması davanın siyasi niteliği tartışmasını büyüttü.
Jüri 3 Ocak 2018’de Atilla’yı altı suçlamanın beşinden suçlu buldu. ABD Adalet Bakanlığı, mahkûmiyet açıklamasında Atilla’nın Zarrab’la birlikte İran yaptırımlarını delmek için Amerikan finans sistemini kullanan işlemleri gizlediğini belirtti. 16 Mayıs 2018’de ise Atilla 32 ay hapis cezasına çarptırıldı.
28 ay tutuklu kalan Atilla 2019’da tahliye edilerek Türkiye’ye döndü. Atilla’nın İstanbul’a dönüşünde ailesi, bankacılık çevreleri ve dönemin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak karşıladı. Daha sonra Atilla, Borsa İstanbul Genel Müdürü olarak atandı.

Atilla daha sonra hikâyesini kendi kaleminden anlattığı bir kitap yayımladı: “Amerika Atilla’ya Karşı: Amerikan Hapishanelerinde Bir Türk Bankacı.” Kitabında John F. Kennedy Havalimanı’nda gözaltına alınmasından tutukluluk günlerinde, neden hedef alındığına dair görüşlerinden dönüş sürecine kadar yaşadıklarını anlattı.
Atilla’nın yıllar sonra sessizliğini bozduğu en dikkat çekici açıklamalardan biri, Cansu Çamlıbel’in 16 Ocak 2023’te T24’te yayımlanan uzun söyleşisi oldu. Çamlıbel, girişte davanın merkezinde aslında Reza Zarrab olduğunu ancak Zarrab suçunu itiraf edip tanık kürsüsüne geçince dosyanın fiilen “ABD Atilla’ya karşı” davasına dönüştüğünü yazdı.
Röportajda Atilla, Türkiye’ye dönüşünde Berat Albayrak tarafından karşılanması ve ardından Borsa İstanbul’un başına getirilmesi nedeniyle oluşan algıya doğrudan yanıt verdi. Çamlıbel’in, bu tablonun kamuoyunda “ABD’de hükümeti satmadı, dönünce ödüllendirildi” şeklinde yorumlandığını hatırlatması üzerine Atilla, “Ben ne Berat Albayrak’ın adamıyım ne o benimle ilgili böyle bir tasarrufun içinde oldu. İkimiz birlikte herhangi bir şeyin parçası hiç olmadık” dedi.
Söyleşinin bir başka önemli kısmı, Atilla’nın Reza Zarrab ile arasına koyduğu mesafeydi. Çamlıbel, Zarrab’ın son anda tanık olmasının savunma stratejisini nasıl etkilediğini sorduğunda Atilla, “Belli suçlarda inisiyatif kullandığını itiraf etmiş birisiyle aynı kefeye konmak hoşuma gitmiyordu zaten” dedi.

Ardından daha da ileri giderek, Zarrab’ın aslında kendisinin bu işlerin merkezinde olmadığını bildiğini söyledi: “O da biliyordu aslında, benim konularla ilgim olmadığını.”
Atilla, tutuklandıktan kısa süre sonra cezaevinde karşılaştıklarında Zarrab’ın kendisine “Konunun benimle ilgisi olmadığını, bir haftaya kadar anlaşılacağını ve beni göndermek durumunda kalacaklarını” söylediğini de anlattı.
Atilla, dönemin Ankara-Washington hattında konuşulan “Brunson karşılığı Zarrab” ya da daha genel anlamda takas pazarlıkları konusunda da ihtiyatlı konuştu. Çamlıbel’in, Erdoğan yönetiminin Andrew Brunson üzerinden bir takas zemini aradığı ve Rudy Giuliani’nin de bu hattın bir parçası olarak devreye girdiği yönündeki hatırlatması üzerine Atilla, böyle bir senaryodan kişisel olarak umutlanmadığını söyledi.
“Oldu desem yalan olur” diyen Atilla, “öyle bir konuşmanın gerçekleştiği konusunda bir umuda kapılmak istemedim” ifadesini kullandı.
Halkbank’a kurumsal dava ne zaman açıldı?
ABD savcıları bankanın kendisini doğrudan sanık haline getiren iddianameyi 15 Ekim 2019’da açıkladı. New York Güney Bölgesi Savcılığı’nın hazırladığı 45 sayfalık iddianameye göre hisselerinin büyük bir çoğunluğunun Türk devletine ait olduğunun altı çizilen Halkbank, İran’a yönelik Amerikan yaptırımlarını delmek için milyarlarca dolarlık bir planın parçasıydı.
Bankaya yöneltilen suçlamalar arasında ABD’yi dolandırma komplosu, IEEPA’yı ihlal komplosu, banka dolandırıcılığı, banka dolandırıcılığı komplosu, kara para aklama ve kara para aklama komplosu yer aldı.
Savcılık, bankanın İran’ın petrol ve doğalgaz satışından elde edilen ve yaptırımlar nedeniyle kısıtlanan yaklaşık 20 milyar dolarlık kaynağın transferine yardım ettiğini öne sürdü.
İddianamede, “Halkbank, bilerek kurulan bu düzene yardımcı oldu, ABD’li düzenleyici kurumları ve yabancı bankaları aldatmayı amaçlayan hileli işlemlerin tasarlanmasına dahil oldu ve bu süreçlere katılımıyla ilgili ABD’li düzenleyici kurumlara yalan söyledi” denildi.
Halkbank ise bütün süreç boyunca suçlamaları reddetti ve suçsuz olduğunu savundu.
O dönem hükümetten de sert açıklamalar geldi. Dönemin Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Bu davanın siyasi olduğu çok net ortadadır. Bu dava, FETÖ’yle (Fethullahçı Terör Örgütü) FBI, CIA ve ABD yargısının işbirliğinin somut bir ispatıdır” demişt.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da o dönemki grup toplantısında, “17-25 Aralık’ta ülkemize tarihin en büyük tuzaklarından biri kuruldu. Bu tuzak başarısız olunca aynı tezgâhı götürdüler Amerika’da kurdular. Birileri hala FETÖ’nün ağzı ile itham etmeyi sürdürüyorsa sebebi onlara verilen rolü oynamaktır. Aynı çevreler hepimizin gözü önünde yaşanan 15 Temmuz ihanetine hala tiyatro, kontrollü darbe diyebiliyorsa bu sözü onlara kimlerin söylettiğine bakmak gerekir” demişti.
Nitekim dava 2019’dan sonra uzun süre esas suçlamalardan çok, “Halkbank ABD’de ceza davasında yargılanabilir mi” sorusu üzerinden ilerledi.

Halkbank yargılanabilir mi?
Halkbank’ın en önemli savunması, Türkiye Cumhuriyeti’ne ait bir kamu bankası olarak Amerikan mahkemelerinde ceza davasına konu edilemeyeceği yönündeydi. Banka bu argümanı önce Yabancı Devlet Dokunulmazlıkları Yasası’na, yani FSIA’ya dayandırdı. Dava sonunda ABD Yüksek Mahkemesi’ne kadar gitti. Yüksek Mahkeme 19 Nisan 2023 tarihli kararında FSIA’nın Halkbank’a ceza yargılamasında otomatik dokunulmazlık sağlamadığını belirtti. Bununla birlikte mahkeme, “common law” yani ortak hukuk kaynaklı dokunulmazlık savunmasının alt mahkemede yeniden incelenmesi gerektiğini söyledi.
Bu karar Halkbank için tam bir zafer de değildi, ABD Adalet Bakanlığı için tam bir nihai üstünlük de değildi. Dosya yeniden İkinci Daire Temyiz Mahkemesi’ne döndü. Temyiz Mahkemesi 22 Ekim 2024’te, ortak hukuktan doğan dokunulmazlığın da Halkbank’ı bu davadan korumadığına hükmetti. Reuters’ın aktardığına göre mahkeme, yabancı devlete ait ticari işletmelerin ticari faaliyetleri nedeniyle ceza kovuşturmasından mutlak olarak muaf tutulamayacağını belirtti.
Halkbank bu kez dosyayı yeniden Yüksek Mahkeme’ye taşıdı. Reuters’ın 6 Ekim 2025 tarihli haberine göre ABD Yüksek Mahkemesi bu ikinci başvuruyu dinlemeyi reddetti. Böylece, uzlaşma olmazsa Manhattan’daki ceza davasının devam etmesinin önü tamamen açılmış oldu.
Daha sonra Reuters, Türkiye’nin Halkbank davasının anlaşma ile kapatılması için ABD’ye 100 milyon dolar teklif ettiğini yazdı.
Halkbank davası nasıl siyasî bir meseleye dönüştü?
Halkbank davası, ilk günden itibaren Ankara-Washington ilişkilerinin en gergin dosyalarından biri oldu.
Reuters, 2017’de Rudy Giuliani’nin Reza Zarrab’ın savunma ekibine katıldığını ve bir anlaşma zemini arandığını yazmıştı. Giuliani de bir beyanında ABD’li üst düzey yetkililerin, müvekkiline yardımcı olacak ama aynı zamanda Amerikan çıkarlarına da hizmet edecek bir çözüme açık olduklarını söylemişti.
Bir başka tartışma ABD’nin eski Birleşmiş Milletler (BM) Büyükelçisi ve eski Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın 2020’de yayımlanan kitabıyla yeniden alevlendi. Reuters’ın haberine göre Bolton, Erdoğan’ın Trump’a Halkbank’ın masum olduğunu savunan bir not verdiğini, Trump’ın da Güney New York Bölgesi savcılarının “Obama dönemi insanları” olduğunu söyleyerek, savcılar değiştiğinde meseleyi çözeceğini anlattığını yazmıştı.
Halkbank davası düştü, şimdi gelinen noktada ne olacak?
9 Mart 2026’da ortaya çıkan tablo ve varılan “ertelenmiş kovuşturma anlaşması”, Halkbank’ın on yıl boyunca Türkiye-ABD ilişkilerinde ağır bir yük oluşturan dosyasının kapanmaya en çok yaklaştığı an oldu.
Anlaşmaya göre Halkbank para cezası ödemeyecek, suçlamaları kabul etmeyecek; ancak yaptırımlara uyum bakımından dış denetime tabi olacak ve İran’a fayda sağlayacak işlemlerden kaçınacak. Şartlar yerine getirilirse dosya düşecek.
Bu uzlaşı, iki NATO müttefiki arasındaki en sorunlu başlıklardan birini kapatma potansiyeli taşıyor.








