Trump ve Netanyahu İran konusunda aynı fikirde değiller mi?

Trump ve Netanyahu

New York Times yazarı W.J. Hennigan, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İran savaşındaki hedeflerinin giderek ayrıştığını yazdı. Hennigan’a göre Trump İran’ı “diz çöktürmek” isterken Netanyahu rejimi tamamen yıkmayı amaçlıyor. Hennigan’ın yazısını sizler için Türkçeleştirdik.

İsrail’in bu hafta Tahran’daki petrol depolarını bombalamasının ardından gökyüzünü kaplayan dev alevler ve siyah duman neredeyse kıyameti andırıyordu.

Şehrin üzerinde siyah yağmur ve kurum yağarken, 10 milyondan fazla Tahranlı bu manzaraya tanık oldu. Bu saldırıların yarattığı sarsıntı ise Washington’a kadar ulaştı. ABD’deki yetkililer, savaşın hedefleri konusunda ortaya çıkan farklılıkların etkisini açık biçimde hissetmeye başladı.

Görünüşe göre ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a karşı yürütülen hava savaşına katılmaktaki hedefleri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun uzun vadeli amaçlarıyla giderek çatışmaya başlıyor. Trump son günlerde yaptığı açıklamalarda Amerika’nın askeri hedeflerinin büyük ölçüde tamamlanmak üzere olduğunu söylerken — İran’da Ayetullahlar hâlâ iktidarda olsa bile — İsrail rejimin tamamen sona ermesini ve bölgesel etkisinin kırılmasını istiyor.

Kısacası Trump İran’ı diz çöktürmek istiyor. Netanyahu ise İran’ı tamamen kırmayı hedefliyor.

Petrolün kime ait olduğundan bağımsız olarak depoların alevler içinde kalmasının Trump yönetimi için hoş bir görüntü olmadığı açık. Çünkü aynı anda ABD’de akaryakıt fiyatları hızla yükseliyor. İran’daki savaş küresel enerji piyasalarında ciddi sarsıntı yarattı ve ülkeleri artan yakıt maliyetlerinin yaratacağı uzun süreli ekonomik sonuçlara hazırlanmaya zorladı.

11 Mart Çarşamba günü Hürmüz Boğazı ve çevresinde en az üç gemi vuruldu. Bu çatışmalar dünya petrol ticaretinin en hayati güzergâhlarından birini tehdit eder hale geldi. Bütün bunlar, savaştan yorgun düşmüş Amerikan kamuoyunun zaten ikna olmadığı bir çatışma için Trump’ın önüne yeni siyasi engeller çıkarıyor.

Şu anda iki liderin çıkarları büyük ölçüde örtüşüyor. Hava harekâtı ikinci haftasının ortasına girerken ABD ve İsrail orduları İran genelinde binlerce hedefe yönelik saldırılarda koordinasyon içinde hareket etmeyi sürdürüyor.

İki ülkenin kısa vadeli hedefleri örtüşüyor: İran’ın füzelerini, nükleer programını, donanmasını, silah üretimini ve askeri komuta sistemlerini yok etmek. Her iki taraf da İran rejiminin ABD ve İsrail’e mümkün olan en büyük zararı vermeye çalıştığı ve aynı zamanda Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırdığı konusunda hemfikir.

Ancak uzun vadeli zaferin nasıl tanımlanacağı konusunda ciddi bir ayrım var. Washington Tahran’da daha uyumlu bir hükümet görmek isterken İsrail tamamen yeni bir yönetim istiyor. Eğer bu fark giderilmezse ABD kendisini yeni ve uzun bir savaşın içinde bulabilir.

İran’daki liderlik yapısı ve altyapının farklı katmanlarına yönelik sürdürülen saldırılar, Trump’ın yıllardır karşı çıktığı uzun süreli “devlet inşa etme” operasyonlarına yol açabilecek bir süreci tetikleyebilir. Beyaz Saray yetkililerinin Tahran’daki yanan petrol sahnelerinden rahatsız olduğu bildirildi. Bunun nedeni yalnızca petrol fiyatları değildi. Bu görüntüler Irak ve Afganistan’daki kontrolsüz kaosu hatırlatıyordu.

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth bu hafta yaptığı açıklamada İran’daki operasyonun geçmişteki askeri maceralardan farklı olduğunu savundu. Hegseth Pentagon’daki brifingde, “Bu 2003 değil. Bush veya Obama döneminde gördüğümüz bataklıklardaki gibi sonsuz devlet inşası operasyonları değil” dedi.

Hegseth, ABD’nin askeri operasyonunun bugün için böyle bir noktaya “yakın bile olmadığını” söyledi. Ancak durum bir, üç ya da altı ay sonra farklı olabilir.

ABD ordusu Haziran 2025’te İran’ın nükleer tesislerini bombalamıştı. Ardından yürütülen diplomatik görüşmeler uzayınca Trump sekiz ay sonra İran üzerinde yeni ve karmaşık bir askeri operasyon emri verdi. Operasyonların yeniden başlamasından bu yana yedi Amerikan askeri hayatını kaybetti, 140 asker yaralandı. Bölgedeki ABD güçlerinin bulunduğu en az 11 üs ve tesis de hasar gördü.

Trump son günlerde İran’ın askeri kapasitesinin büyük ölçüde yok edildiğini söyleyerek ABD’nin savaşta oynadığı rolün sona yaklaşmış olabileceğini ima etti ancak başlangıçta İran’a karşı askeri tehditte bulunmasına yol açan gerekçe bu değildi.

Trump ilk olarak ocak ayında İran hükümetinin protestoculara yönelik ölümcül baskısını askeri müdahale için gerekçe göstermişti. O zamandan bu yana Trump ve yönetim yetkilileri savaş için farklı nedenler sıraladı: İran’ın nükleer programı, füze üretimi, donanması ve hatta İsrail’in saldırılarına karşı İran’ın vereceği olası misillemeleri önlemek.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio geçen hafta bu argümanı dile getirdi ve İsrail’in saldırısının İran’ı bölgedeki ABD güçlerini hedef almaya iteceğini bildikleri için Washington’un harekete geçtiğini söyledi.

Amerikalılar başkanlarının bir müttefik lider tarafından savaşa sürüklendiğini duymaya alışık değil. Bu doğru olsun ya da olmasın, bu söylem çatışmaya verilen desteğin rekor seviyede düşmesine katkı sağlamış olabilir. Yapılan anketlere göre Amerikalıların yalnızca yüzde 41’i İran’la savaşı destekliyor. Oysa 2003’te Irak müdahalesine çok daha geniş bir destek vardı.

Trump ile Netanyahu’nun çıkarlarının ayrıştığı bir diğer nokta da burada ortaya çıkıyor. İsrail kamuoyunun büyük bölümü savaşı destekliyor ve bu durum Netanyahu için siyasi bir güç kaynağı. Netanyahu’nun bu yıl zorlu bir seçimle karşı karşıya kalması bekleniyor.

Trump ise kasım ayında yapılacak ara seçimler yaklaşırken popüler olmayan bir savaşın siyaseti sarsmasını istemiyor.

Eski ABD terörle mücadele yetkilisi Javed Ali’ye göre Trump’ın savaşın çıkış yolunu aramaya başlaması bu yüzden şaşırtıcı değil. Ali, “Bu savaş konusunda sabrının hızlı bir şekilde tükenmesi zaten bekleniyordu. Vermek istediği mesaj şu: İran askeri olarak dişsiz bırakıldı. Şimdi anlaşma zamanı” dedi.

Trump İran’ın geleceği konusunda ise çelişkili açıklamalar yapıyor. Rejim değişikliğinden, müzakerelerden, koşulsuz teslimiyetten ve yeni liderin bizzat kendisi tarafından seçilmesi gerektiğinden söz etti.

Trump benzer bir senaryonun Venezuela’da gerçekleştiğini düşünüyor. Amerikan ordusu Nicolás Maduro’yu iktidardan “uzaklaştırmış” ve yerine sistemle daha uyumlu bir isim olan Delcy Rodriguez gelmişti. Trump geçen hafta Axios’a verdiği röportajda Tahran’da da benzer bir gelişme görmek istediğini söyledi. Trump, “Venezuela’da Delcy’de olduğu gibi atama sürecinde benim de rolüm olmalı” dedi.

Ancak İran’ın planı farklı görünüyor. İran kısa süre önce öldürülen Ayetullah Ali Hamaney’in oğlu Mücteba Hamaney’i yeni dini lider olarak ilan etti. Şu ana kadar ABD’ye boyun eğmeye hazır olduğuna dair bir işaret yok.

Bu nedenle bombardıman sürüyor.

İki ülke bu savaşı birlikte başlattı. Ancak onu birlikte nasıl bitirebileceklerini görmek zor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.