Işıl Öz’ün Gülay Türkmen ile söyleşisi: Demokratik gerileme insanları yurtdışına göçmeye itiyorsa, bazıları neden geri dönmeyi tercih ediyor?

Sosyolog Gülay Türkmen, 2016 sonrasında demokrasisi daha iyi ülkelerden Türkiye’ye gönüllü dönen 41 yüksek nitelikli bireyi inceledi. Araştırma, akademik literatürde ilk kez otoriterleşmenin geri dönüşü de motive edebildiğini ortaya koydu. Işıl Öz, Gülay Türkmen ile “Demokratik Gerileme ve Geriye Göç: Yüksek Nitelikli Bireylerin 2016 sonrası Türkiye’ye Gönüllü Geriye Göçünü Ne Motive Ediyor?” makalesini konuştu.

Işıl Öz’ün Gülay Türkmen ile söyleşisi: "Demokratik gerileme insanları yurtdışına göçmeye itiyorsa, bazıları neden geri dönmeyi tercih ediyor?"
Işıl Öz’ün Gülay Türkmen ile söyleşisi: “Demokratik gerileme insanları yurtdışına göçmeye itiyorsa, bazıları neden geri dönmeyi tercih ediyor?”
  • Uzun yıllardır Türkiye’den yurtdışına göç konuşuluyor. Geriye göç pek de konuşulmuyor sanki. Bu konuda araştırma yapma fikri nasıl çıktı ortaya?

Tam da dediğin gibi, uzun zamandır yüksek eğitimli bireylerin Türkiye’den yurtdışına göçünü konuşuyoruz. Fakat bir de gönüllü olarak geriye dönen yüksek nitelikli T.C. vatandaşları var ve bu kişilere pek de bakılmıyor. Kendilerine benzer profildeki yüksek eğitimli birçok vatandaş Türkiye’den yurtdışına göç etmeye çalışırken bu kişiler acaba neden geri dönüyor diye merak ettim ve böylece bu araştırmayı yapmaya başladım.

  • Kriter neydi?

Makale demokratik gerileme ile yüksek nitelikli göç arasındaki ilişkiye odaklanıyor. Göç literatüründe demokratik gerileme genellikle yurtdışına göçün önemli sebeplerinden biri olarak görülüyor. Özellikle yüksek eğitimli kişilerde bu etkinin daha güçlü olduğunu biliyoruz. Çünkü bu kişiler eğitimleri ve sahip oldukları nitelikler sayesinde yurtdışında daha kolay iş bulabiliyor. Ancak ben şu sorudan yola çıktım: Eğer demokratik gerileme insanları yurtdışına gitmeye itiyorsa, bazıları neden geri dönmeyi tercih ediyor?

Bu nedenle araştırmada en önemli kriter, katılımcıların Türkiye’nin demokrasi skorlarının en düşük olduğu 2016 yılı ve sonrasında, demokrasisi Türkiye’den daha iyi durumda olan ülkelerden dönmüş olmalarıydı. Ayrıca Türkiye’de doğup büyümüş olmaları, yüksek eğitimli olmaları (üniversite mezunu ve üstü) ve en az iki yıl yurtdışında yaşamış olmaları gerekiyordu. (Not: Görüştüğüm 41 kişinin yurtdışında geçirdiği süreler bunun oldukça üzerindeydi; ortalama süre yaklaşık 6 yıl çıktı.) Bir diğer önemli kriter de görüşmecilerin iktidar destekçisi olmamalarıydı. Çünkü iktidarı destekleyen kişiler için geri dönmek çok da şaşırtıcı bir karar değil. Benim amacım, demokratik gerilemeden kaygı duyduğu hâlde geri dönmeyi tercih edenlerin bu kararı neden verdiğini anlamaktı.

  • Ev özlemi, aidiyet, aile bağları gibi duygusal nedenler biliniyor da, otokratikleşmenin geri dönüş kararlarındaki rolü şu ana kadar işlenmiş miydi bilmiyorum. Türkiye’ye otoriterleşmeyle mücadele için döndüğünü söyleyenler ilgi çekici. Bu bize ne söylüyor?

Geriye göçe odaklanan pek çok akademik çalışma, bu kararı otoriterleşmeden bağımsız ele alıyor. Bahsettiğin ev özlemi, aileye ve arkadaşlara duyulan özlem, ana dilde konuşma isteği, aşina olunan kültüre duyulan bağlılık, yurtdışında maruz kalınan ırkçılık ya da yurtdışındaki hayata adapte olamama gibi sebepler hem benim makaleminbulguları hem de bu çalışmaların bulguları arasında. Özellikle yüksek eğitimli kişiler için yurtdışında yaşanan sosyo-ekonomik statü kaybı da geri dönüşü tetikleyen önemli etkenlerden biri. Ancak otoriterleşme ile geri dönüş kararı arasındaki ilişkiye bakan bir çalışmaya ben rastlamadım. Literatür genellikle otoriterleşmenin yurtdışına göç kararını nasıl etkilediğine odaklanıyor. Ya da ülkedeki demokratikleşmenin geriye göçü nasıl artırdığına bakan çalışmalar var.

Ben 41 kişiyle görüştüm ve bunlardan 7’si Türkiye’ye demokratikleşme mücadelesine katkı sunmak için döndüklerini söyledi. Bu oldukça ilginç bir bulgu; çünkü literatürde şimdiye kadar vurgulanmayan bir örüntüye işaret ediyor. Bu kişiler muhtemelen ülke otoriterleşmese de döneceklerdi, dolayısıyla otoriterleşme ile dönüşleri arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi kurmak mümkün değil. Ancak genellikle yurtdışına göçün sebeplerinden biri olarak görülen otoriterleşme bu kişileri geri dönmekten alıkoymamış; aksine bazılarını geri dönme konusunda daha da motive etmiş.

Görüşmecilerden biri “Dönmesem omuzlarımda büyük bir yük hissedecektim. Burada hapse dahi girsem bana destek olacak arkadaşlarımın varlığını bilmek güç veriyor” derken, bir başkası “Dostlarım ve yakınlarım burada sorunlarla mücadele ederken yurtdışından onları izlemek bana etik gelmedi” diye anlattı. Bir başka görüşmecim ise şöyle dedi: “Filmlerde herkesin kaçtığı yöne doğru kararlı adımlarla yürüyen bir karakter vardır ya, uçağa bindiğimde kendimi öyle hissettim.”

Bu kişilerin hepsi akademisyen. Dolayısıyla bu bulgunun oldukça spesifik bir gruba ait olduğunu ve genellenebilir olmadığını söylemek gerekir. Yine de bu örnekler makalenin en özgün bulgularından birini oluşturuyor.

  • Makalede Albert O. Hirschman’a yaptığın atıfı bir kez daha anlat isterim.

Makale kavramsal çerçevesini Albert O. Hirschman’ın “exit, voice, loyalty” modeli üzerine kuruyor. Hirschman bu modelde, içinde bulundukları ortamdan memnun olmayan kişilerin ya o ortamı terk ettiklerini (“exit”) ya da itiraz edip ses çıkardıklarını (“voice”) öne sürüyor. Bu iki seçeneği şekillendiren en önemli faktörün de kişilerin o kuruma veya ortama duydukları sadakat (“loyalty”) olduğunu iddia ediyor. Hirschman’a göre bu model, aile ilişkileri, işveren-işçi ilişkileri veya ulus-devlet aidiyetleri gibi pek çok farklı ilişkiyi anlamak için uygulanabilir.

Hirschman, bulundukları ortama pek de sadakat duymayanların orayı terk etmeye (“exit”), yüksek sadakat hissedenlerinse memnuniyetsizliklerini dile getirip ses çıkarmaya ve ortamı düzeltmek için çaba göstermeye daha eğilimli olduğunu düşünüyor. Göç literatürü de, kişilerin aldıkları göç kararlarını analiz ederken sıklıkla bu modeli kullanıyor. Araştırmacılar, uzun yıllar boyunca demokratik gerileme yaşayan ülkelerden gönüllü veya zorunlu olarak yurtdışına göç eden kişileri incelerken Hirschman’ın “exit” kategorisini, ülkede kalarak mücadele edenleri ise “voice” kategorisiyle analiz ettiler.

Son yıllarda ise göç araştırmacıları, yurtdışına göçen kişilerin illa ki “sadakatsiz” olarak düşünülmemesi gerektiğini, bu kişilerin yurtdışından ses çıkararak/itiraz ederek ülkelerinin demokratikleşmesi için verdikleri çabaları vurgulayarak “voice after exit” (terk ediş sonrası ses çıkarma/itiraz) kavramını ortaya koydular ve Hirschman’ın modelini geliştirdiler. Ben de makalemde bu tartışmalara katkı sunarak geriye göçü bir ses çıkarma/itiraz yöntemi (“return as voice”) olarak kavramsallaştırıyorum.

Işıl Öz’ün Gülay Türkmen ile söyleşisi: “Demokratik gerileme insanları yurtdışına göçmeye itiyorsa, bazıları neden geri dönmeyi tercih ediyor?”
  • Tersine göçte, “paran varsa her yerde kralsın” gibi bir anlayış da vardır şüphesiz. Kendi balonlarının içinde yaşayan nispeten apolitik yaşam sürenleri kastediyorum. Onlar “loyalty” konseptine daha uygun desem yanılır mıyım?

Bu “paran varsa her yerde kralsın” vurgusu makalede geriye göçün sosyo-ekonomik sebeplerini ele aldığım bölümde öne çıkıyor. Yurtdışında uzun süre yaşayıp dönen görüşmecilerimden biri bunu şöyle ifade etmişti: “Türkiye, paran varsa istediğin her şeyi yapabildiğin neoliberal bir jungle’a dönmüş.” Kanada ve Amerika’dan dönen kimi başka görüşmecilerim de bunu vurguladı. Bu görüşmecilerin hepsinde olmasa da bazılarında “apolitiklik” tercihi göze çarpıyor. Üst sınıf veya orta-üst sınıf sosyo-ekonomik statülerinin sağladığı ayrıcalık sayesinde, arkadaşları ve yakın çevrelerinden oluşan bir “bubble” (kendileri böyle ifade etti) içinde nispeten apolitik bir hayat sürebileceklerine inanıyorlar. Onları “sadakat (loyalty)” konseptiyle kategorize etmek ne kadar doğru bilemiyorum. Ülkeye geri dönmeyi tercih etmeleri, belki de alışık oldukları kültüre ve parayla birçok hizmetin (ve saygınlığın) kolayca satın alınabildiği yaşam tarzına sadakatle açıklanabilir; ama yine de bu kadar keskin bir çıkarım yapmaktan kaçınıyorum.

  • V-Dem’e göre dünyada dört kişiden üçü otoriter düzende yaşıyormuş, mafyatik liderlik trendi aldı başını gidiyor. İnsanları geri göçe iten bir sebep de budur belki.

Bu gözlem doğru olabilir. Hatta benim de şimdilerde üzerinde çokça düşündüğüm bir konu bu. Fakat ben görüşmelerimi 2021’de tamamladığım için bu konuda bir şey söylemem zor. Belki görüşmelerimi şimdi yapsam “bulunduğumuz ülkede de siyaseten işler sarpa sarmıştı, bari alışkın olduğumuz, huyunu suyunu bildiğimiz ülkede yakalanalım bu fırtınaya” deyip geri döndük diyenler çıkabilir. Ancak görüşmeleri yapmadan bundan emin olmak tabii ki zor.

  • Görüşülen isimlerin aidiyet tanımlarını da merak ettim doğrusu, ne kadar esnektiler sence?

Aidiyeti nasıl tanımladıklarını sormadım ama kendilerini ait hissettikleri, evde hissettikleri bir yer var mı diye sordum. Buna farklı cevaplar geldi. Kimileri Türkiye’ye dönmüş olsa da başka bir ülke veya o ülkedeki bir şehir ismi söyledi. Kimileri Türkiye’de bir şehir ismi verirken kimileri “ailem, arkadaşlarım, yakınlarım” dedi. Kimileri birden fazla şehir/ülke saydı. Buradan da görebileceğimiz üzere aslında epey esnektiler.

  • Planda Ekim 2021’den, yani Türkiye’nin para biriminin çökmesinden sonraki dönemdeki hareketlere bakmak da var mı?

Hayır, özellikle Ekim 2021 sonrasına odaklanma planı yok; ama Türkiye’nin 2016 sonrası göç hareketlerini yüksek nitelikli farklı göçmen grupları üzerinden inceleyen bir kitap projesi var kafamda. Fon ve vakit bulabilirsem bir sonraki proje olarak onu hayata geçirmek istiyorum.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.