Recep Karagöz yazdı | CHP ve Kürt meselesi: Cesaret edemeyen siyasetin hikâyesi

Son dönemde Türkiye siyasetinde tartışmaya açılan çözüm ihtimalleri ve muhalefetin iktidar perspektifi, Kürt meselesini bir kez daha siyasetin merkezine taşımış durumda. Bu tartışmalar yalnızca iktidarın politikalarını değil; muhalefetin, özellikle de CHP’nin bu mesele karşısındaki konumunu da sorgulamayı zorunlu kılıyor. Tam da bu nedenle, CHP’nin Kürt meselesiyle kurduğu ilişkiye daha yakından bakmak gerekiyor.

“Hakikatle yüzleşmeyen siyaset, konfor alanında çürür.”

Recep Karagöz yazdı | CHP ve Kürt meselesi: Cesaret edemeyen siyasetin hikâyesi
Recep Karagöz yazdı | CHP ve Kürt meselesi: Cesaret edemeyen siyasetin hikâyesi

Türkiye’de Kürt meselesi, iktidarların gelip geçici politikalarıyla açıklanabilecek bir başlık değildir. Bu mesele, devletin vatandaşına nasıl baktığını, kimleri “makbul” saydığını ve kimleri sürekli “şüpheli” gördüğünü ortaya koyan tarihsel bir aynadır. Bu aynaya bakıldığında ise Cumhuriyet Halk Partisi’nin yüzleşmekten kaçındığı uzun bir hikâye görünür.

CHP, bu ülkede yalnızca bir siyasi parti değildir; aynı zamanda devlet aklının kurucu taşıyıcısıdır. Bu nedenle Kürt meselesindeki rolü, diğer partilerle aynı düzlemde değerlendirilemez. Çünkü mesele sadece yanlış politikalar değil, bizzat o politikaların kurucu zihniyetidir. Cumhuriyet’in erken döneminde inşa edilen ulus-devlet modeli, farklılıkları tanımak yerine bastırmayı tercih etti. Kürtler bu bastırmanın en ağır sonuçlarını yaşayan toplumsal kesim oldu. Şeyh Said sonrası kurulan sert rejim, Dersim’de yaşanan büyük kırılma ve zorunlu iskân politikaları yalnızca bir dönemin güvenlik refleksi değildi; bugün hâlâ süren bir güvensizlik ilişkisinin temel taşlarıydı.

CHP’nin bugünkü açmazı tam da burada başlıyor. Parti, geçmişle gerçek bir yüzleşme yaşamadan geleceğe dair demokratik bir vizyon kurmaya çalışıyor. “Helalleşme” gibi kavramlar bu yüzden toplumda karşılık bulsa da, derin bir güven üretmiyor. Çünkü Kürt meselesi sembolik jestlerle değil, açık politik tercihlerle çözülür. CHP ise yıllardır bu tercihi yapmaktan kaçınıyor.

Bugün CHP siyasetinde dikkat çeken en belirgin özellik, sürekli bir denge arayışı ve bu arayışın doğurduğu belirsizliktir. Bir yandan Kürt seçmenin desteğini almak isteyen, diğer yandan bu desteğin gerektirdiği siyasal cesareti göstermeyen bir çizgi söz konusudur. Kayyum politikalarına verilen cılız tepkiler, Kürt siyasi hareketiyle kurulan dolaylı ve mesafeli ilişkiler, her kritik anda “millî hassasiyetler” söylemine sığınan dil… Bunların hiçbiri tesadüf değildir. Bunlar, CHP’nin hâlâ devletin kırmızı çizgileri ile demokratik siyaset arasında sıkıştığını gösterir.

Daha açık konuşmak gerekirse…

CHP Kürt meselesinde bir siyaset üretmiyor; duruma göre pozisyon alıyor. Bu ise siyaset değil, refleks üretmektir. Refleksler güven vermez.

Recep Karagöz yazdı | CHP ve Kürt meselesi: Cesaret edemeyen siyasetin hikâyesi
Recep Karagöz yazdı | CHP ve Kürt meselesi: Cesaret edemeyen siyasetin hikâyesi

Çözüm süreci bu açıdan önemli bir turnusol kâğıdıydı. Türkiye’nin onlarca yıllık çatışma döngüsünü kırma ihtimali doğmuşken, CHP bu sürecin öznesi olmayı başaramadı. Sürece bütünüyle karşı çıkmadı belki, ama yön de vermedi. Eleştirdi, mesafe koydu, temkinli davrandı. Fakat hiçbir zaman “benim çözümüm budur” diyemedi. Oysa ana muhalefet olmak, sadece iktidarın yanlışlarını göstermek değil; doğruyu cesaretle ortaya koymaktır.

Bugün gelinen noktada tablo daha da netleşmiş durumda. CHP, Kürt seçmenin desteği olmadan Türkiye’de iktidar olamayacağını biliyor. Ancak bu gerçeği ilkesel bir siyaset zeminine dönüştürmek yerine seçim matematiğinin bir parçası olarak görüyor. Kürtler ise artık sadece oy veren değil; neye ve kime oy verdiğini sorgulayan bir siyasal bilinç düzeyine sahip. Bu nedenle CHP’nin bu “mesafeli yakınlık” siyaseti her geçen gün daha fazla inandırıcılığını yitiriyor.

Asıl sorun şudur: CHP ne olmak istiyor? Devletin sınırlarını zorlamayan, güvenli bir muhalefet mi? Yoksa bu ülkenin demokratikleşme sürecinde gerçekten kurucu bir rol üstlenecek cesur bir siyasal aktör mü? Bu sorunun cevabı en açık şekilde Kürt meselesinde verilecektir.

Çünkü Kürt meselesi, Türkiye’de demokrasi meselesinin adıdır. Bu meselede net olmayan, hiçbir konuda gerçekten net olamaz.

CHP eğer bu tarihsel eşiği aşmak istiyorsa, artık dolaylı cümleler kurmayı bırakmak zorundadır. Geçmişle yüzleşmeden, bugünle hesaplaşmadan ve açık bir siyasal hat ortaya koymadan güven inşa edilemez. Dersim’i sadece bir “üzüntü” ifadesiyle anmak yetmez; onun siyasal sonuçlarıyla yüzleşmek gerekir. Kürt meselesini yalnızca “eşit yurttaşlık” gibi genel kavramlarla geçiştirmek yetmez; bunun somut karşılığını siyasal programa dönüştürmek gerekir. Kürt siyasi aktörleriyle mesafeyi koruyarak değil, açık ve şeffaf bir ilişki kurarak konuşmak gerekir.

Aksi halde CHP, her seçimde Kürt seçmenin kapısını çalan ama hiçbir zaman o kapıdan içeri giremeyen bir parti olarak kalacaktır.

Ve bu yalnızca CHP’nin değil, Türkiye’nin de kaybı olacaktır.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.