İSTANBUL, (AP, AFP, TIME) – Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile İran arasında doğrudan temasın sınırlı olduğu bir dönemde Pakistan arabulucu rolüyle öne çıktı. Peki İslamabad’ı bu kritik pozisyona taşıyan ne, bu girişimin arkasında hangi dengeler var?
Haberin özeti:
- Pakistan, ABD ile İran arasında dolaylı görüşmelerde arabulucu rolü üstleniyor.
- İslamabad, iki taraf arasında mesaj ileten ve görüşmelere ev sahipliği yapmaya hazır bir kanal haline geldi.
- Pakistan, hem ABD hem de İran ile ilişki kurabilen nadir ülkelerden biri. Tarihi ve kültürel bağları da mevcut.
- Enerji güvenliği ve ekonomik riskler, Pakistan’ı savaşı sona erdirmeye iten başlıca nedenler arasında.
- Pakistan daha önce de ABD ile Çin, Sovyetler ile Afganistan, ve Taliban arasındaki görüşmelerde rol almış bir arabulucu.
Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş beşinci haftasına girerken diplomasi trafiğinde dikkat çeken bir aktör öne çıktı: Pakistan.
Normalde bu tür yüksek riskli krizlerde adı ilk anılan ülkelerden biri olmayan İslamabad, bu kez Washington ile Tahran arasında mesaj taşıyan ve görüşme zemini oluşturan bir kanal haline geldi.
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, ABD ile İran arasında dolaylı temasların Pakistan üzerinden yürüdüğünü doğruladı. Türkiye ve Mısır da tarafları müzakere masasına oturtmak için perde arkasında çalışan iki ülke.

Mesaj trafiği nasıl işliyor?
ABD’nin İran’a sunduğu tekliflerin Pakistan üzerinden iletildiği belirtiliyor. 15 maddelik planda Washington’ın, İran’dan nükleer programını sınırlandırmasını ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmasını talep ediyor. Öte yandan İran’dan tüm nükleer tesislerini imha etmesi ve mevcut zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesi de isteniyor.
Ancak Beyaz Saray, basına yansıyan planların tamamını doğrulamadı.
ABD Başkanı Donald Trump ise İran ile “şu anda müzakere halinde olduklarını” öne sürerken, İran tarafı bu iddiayı reddediyor. Buna rağmen Tahran’ın kendi önerilerini ilettiğini açıklaması, sürecin dolaylı ama devam eden bir diplomasi hattına işaret ediyor.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf ise bu görüşmeleri temkinli karşılayarak, müzakere sinyallerinin olası bir kara harekâtının örtüsü olabileceğini savundu. Bu açıklamalar, diplomasi ile askeri hazırlıkların aynı anda ilerlediğini gösteriyor.
Pakistan neden arabulucu olarak öne çıktı?
Daha önce ABD ile İran arasında yapılan nükleer müzakerelerde Umman ve Katar’ın adını duymuştuk ancak bu ülkeler, İran’ın misilleme saldırılarında hedef oldukları için bu rolü Pakistan üstlendi.
Pakistan’ı öne çıkaran en önemli unsur, hem ABD hem İran ile aynı anda ilişki kurabilen nadir ülkelerden biri olması.
İran ile yaklaşık 900 kilometrelik sınırı bulunan Pakistan, tarihsel, kültürel ve dini bağlara da sahip. Pakistan’da İran’dan sonra en büyük Şii nüfus bulunuyor. Öte yandan İran, 1947’deki bağımsızlığının ardından Pakistan’ı tanıyan ilk ülke.

Aynı zamanda Pakistan’ın ABD ile ilişkileri de son dönemde yeniden güçlendi. İslamabad, ülke içindeki İslamcıların eleştirilerine rağmen “Gazze’ye barış getireceği” iddia edilen Trump’ın Barış Kurulu’na da katılan ülkelerden.
Artan diplomatik temaslar ve askeri ilişkiler, İslamabad’ı Washington açısından da güvenilir bir muhatap haline getirdi. Trump’ın Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Asım Münir ile doğrudan temas kurması ve kendisini “en sevdiği Mareşal” olarak nitelendirmesi bu yakınlaşmanın bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.
İslamabad neden bu kadar istekli?
Pakistan için bu savaş yalnızca bölgesel bir kriz değil, doğrudan ekonomik ve enerji güvenliği meselesi.
Pakistan, petrol ve doğalgaz ihtiyacının büyük bölümünü Ortadoğu’dan karşılıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki aksama, Pakistan’ın enerji maliyetlerini doğrudan artırıyor.
Nitekim artan gerilim, ülkede yakıt fiyatlarının yaklaşık yüzde 20 yükselmesine yol açtı. Bu durum hükümet üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Ayrıca Körfez’de çalışan milyonlarca Pakistanlının gönderdiği döviz de ekonomi için kritik önemde.
Bu nedenle Pakistan için tarafsız kalmak ve savaşı sona erdirmeye çalışmak, yalnızca diplomatik değil ekonomik bir zorunluluk olarak görülüyor.
İran savaşının Pakistan’ın iç siyasetinde de etkileri var. ABD’nin saldırılarının ardından ülke genelinde İran’a destek protestoları düzenlendi, bazı şehirlerdeki protestolarda güvenlik güçleri ile çıkan çatışmalar sonucu çok sayıda kişi hayatını kaybetti.
İran’ı 37 yıldır yöneten Ayetullah Ali Hamaney’in öldürülmesi de Pakistan’daki Şii nüfus üzerinde güçlü bir etki yarattı. Bu nedenle İslamabad’ın İran karşıtı bir pozisyonda görünmesi iç politikada ciddi riskler barındırıyor.
Öte yandan Pakistan’ın Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleriyle güçlü ilişkileri bulunuyor. 2025’te imzalanan savunma anlaşması, Pakistan’ın Tahran’a açık destek vermesini sınırlayan bir unsur olarak öne çıkıyor.
Pakistan daha önce hangi çatışmalara arabuluculuk yaptı?
Pakistan nadiren arabulucu rolü üstlense de geçmişte kritik süreçlerde yer aldı. 1970’lerde ABD ile Çin arasındaki diplomatik açılımda arka kanal görevi üstlendi.
Daha sonra Sovyetler’in Afganistan’dan çekilmesini sağlayan süreçte ve ABD ile Taliban arasında yürütülen görüşmelerde de rol oynadı. Bu deneyim, Pakistan’ın kriz anlarında devreye girebilen bir aktör olduğunu gösteriyor.
Pakistan’ın arabuluculuğu, çatışmayı tamamen durdurmasa bile taraflar arasında sınırlı bir diplomasi alanı açabilir. Bazı uzmanlar, ABD’nin daha geniş saldırıları ertelemesinde ve İran’ın tepkilerinin görece sınırlı kalmasında bu temasların etkili olabileceğini belirtiyor.
Ancak sahadaki askeri hareketlilik ve karşılıklı güvensizlik, sürecin kırılganlığını koruyor. ABD’nin bölgeye asker sevkiyatı sürerken İran tarafı bunu olası bir kara harekâtının işareti olarak yorumluyor.
Sonuç olarak Pakistan, bu savaşta ne tamamen tarafsız bir gözlemci ne de klasik bir arabulucu. Ancak mevcut koşullarda, hem Washington hem Tahran ile konuşabilen az sayıdaki ülkeden biri olarak öne çıkıyor. Bu da İslamabad’ı savaşın ortasında kritik bir diplomatik kanal haline getiriyor.







