İran savaşı 31. gününü geride bıraktı. Peki uzlaşı sağlanabilir mi? Taraflar geri adım atar mı? Uşak Belediyesi’ne düzenlenen operasyonda Belediye Başkanı Özkan Yalım dahil 11 kişi gözaltına alındı. Özkan Yalım’ın gözaltına alındığı anlara ait çıkan görüntüler CHP’yi nasıl etkileyebilir? Hafta Başı’nda Kadri Gürsel ve Ruşen Çakır değerlendirdi.
Videonun özeti
- İran savaşı 31. gününü geride bıraktı; Husilerin savaşa katılması çatışmanın seyrini değiştirebilir.
- Husilerin Kızıldeniz’deki ticaret yollarını hedef alma ihtimali, küresel ticaret üzerinde ciddi etkilere yol açabilir.
- Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın gözaltına alınması, CHP üzerindeki etkilerini artırabilir.
- Gazeteciler, tutuklu meslektaşları için İstanbul’da eylem yaptı; polis müdahalesi ile karşılaştılar.
- Özgür Özel, Özkan Yalım’ın sorumluluğu üzerine dikkat çekti ve hukukun gerekliliklerini vurguladı.
Bilmeniz gerekenler

İran savaşı biteceğe benzemiyor
İran savaşı 31. gününü geride bıraktı. İran destekli Husilerin İsrail’e yönelik saldırılarla savaşa dahil olması, çatışmanın seyrini değiştirebilecek bir gelişme. Özellikle füze ve drone kapasitesiyle dikkat çeken Yemen’deki Husilerin de savaşa dahil olmasıyla artık asıl risk, Kızıldeniz’deki deniz ticaretinin hedef alınması.
Uzmanlara göre Husilerin savaştaki rolünün gerçek etkisi, yalnızca İsrail’e yönelik sınırlı füze ve drone saldırılarıyla mı kalacağı yoksa Kızıldeniz’deki kritik geçiş noktası Bab el-Mendeb Boğazı’nı hedef alıp almayacağına bağlı olacak.
Yemen ile Afrika Boynuzu arasında Bab el-Mendeb, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sinin geçtiği bir hat üzerinde bulunuyor. Daha önce İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki etkisiyle birlikte düşünüldüğünde, iki geçiş noktasının aynı anda aksaması küresel ticaret açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.
Uluslararası Kriz Grubu’ndan Yemen analisti Ahmed Nagi, Husilerin ticari gemilere yönelik saldırılarını artırması halinde bunun yalnızca enerji piyasalarını değil, “tüm deniz güvenliğini istikrarsızlaştıracağını” belirtiyor.
CHP sürekli hedefte
CHP’li belediyelere yönelik yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sürüyor. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı “rüşvet”, “irtikap” ve “ihaleye fesat karıştırma” soruşturması kapsamında, Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım hakkında gözaltı kararı verildi.
Soruşturma kapsamında Uşak, Ankara ve Kocaeli illerinde operasyonlar düzenlendi. Özkan Yalım dahil 11 kişi gözaltına alındı.
Özkan Yalım’a “kişi ve firmalardan rüşvet aldığı” suçlaması yöneltiliyor.
Ekrem İmamoğlu’nun serbest bırakılması için başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitinginin 100’üncüsünü Çanakkale’de düzenledi. Mitingde Özgür Özel CHP’ye yönelik operasyon ve Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın gözaltına alındığı esnada çekilen görüntüye ilişkin konuştu.
Özgür Özel, Özkan Yalım’ın ailesine ve CHP’ye karşı sorumlu olduğunu vurguladı, “Özkan Yalım o görüntülerle ilgili ailesine karşı sorumludur, partimize karşı sorumludur. Biz de Uşak halkına karşı sorumluyuz. O konuda sorumluluğumuz neyi gerektiriyorsa yaparız” dedi.
Ruşen Çakır ile Kadri Gürsel Hafta Başı’nda değerlendirdi.
Gazeteciler yeterince cesur değil mi?
Gazeteciler, basın meslek örgütleri ve insan hakları savunucuları cezaevinde tutuklu bulunan gazeteciler İsmail Arı, Alican Uludağ ve Merdan Yanardağ için yağmura rağmen İstanbul-Kadıköy’de eylem yaptı.
Mehmet Ayvalıtaş Parkı’ndan Kadıköy İskele’ye kadar yürümek isteyen kitle, “İsmail’e, Merdan’a, Alican’a özgürlük”, “Özgür basın susturulamaz”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganları attı.
Polis Mehmet Ayvalıtaş Meydanı’nı bariyerlerle kapatarak gazetecilerin yürüyüş yapmasını engelledi. Polisin barikatı açmamasının ardından gazeteciler, basın açıklamasını ve tutuklu meslektaşlarının mesajlarını barikatın içinde yoğun yağmur altında okudu.
- Ruşen Çakır yorumladı: Siyasetçilerin özel hayatı var mıdır?
- CHP’li Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım: “TÜGVA ve ÖNDER’in tüm giderleri Uşaklı vatandaşların vergileriyle karşılanmış”
- Hafta Başı (73): İran savaşı ve Türkiye | İBB davası başladı
- Özgür Özel: “Ben CHP’yi iktidar yaparım”
Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ’Hafta Başı’yla karşınızdayız. Yine Kadri Gürsel’le bu haftayı konuşacağız. Kadri, merhaba.
Kadri Gürsel: Merhaba, Ruşen.
Ruşen Çakır: Dönüp dönüp hep aynı konuları konuşuyoruz. Baktım da, son bir ayda, bir CHP’yi, bir de savaşı konuşmuşuz.
Kadri Gürsel: Önceki aylarda da öyleydi.
Ruşen Çakır: Evet. Bu hafta da öyle olacak.
Kadri Gürsel: Uzun zamandır süreci ve CHP’yi konuşuyorduk.
Ruşen Çakır: Evet. Mehmet Uçum süreç konusunda “Süreç tam gaz gidiyor” demiş, ama bakalım ne olacak. O gelirse konuşuruz. Önce CHP’den başlayalım. Çünkü Özgür Özel’e dava açıldı. Ekrem İmamoğlu’na savunmasından dolayı soruşturma açıldı, Özgür Özel’e Kuşadası mitingindeki sözlerinden dolayı dava açıldı. Arada Uşak Belediyesi’ne operasyon yapıldı. Belediye başkanı da dâhil olmak üzere, 11 kişi gözaltında. Bu arada, bu sabah, Ankara Etimesgut Belediyesi’nde 4 kişi gözaltına alındı, ama Belediye Başkanı Erdal Beşikçioğlu, “Bunları zaten biz soruşturduk ve savcılığa biz şikâyet ettik” dedi. O, istisnai bir olay olarak bir kenarda dursun.
Kadri Gürsel: Siyasi bir operasyon değil gibi.
Ruşen Çakır: Değil, evet. Ama diğerleri siyasi. Tabii Uşak’ta işin bir başka boyutu var. Belediye Başkanı Özkan Yalım, üç dönem milletvekilliği yapmış. 40’lı yaşlarda başlıyor milletvekili olmaya. Son seçimde, 2023’te kazanamamış. 2024’te aday gösterilmiş ve kazanmış Uşak’ta. Özgür Özel’e çok yakın olduğu söyleniliyor. Uşak’ta değil de, Ankara’da bir lüks otel odasında, belediye çalışanı olan 21 yaşındaki bir kadınla birlikteyken yakalanıyor ve o görüntüler servis edildi. O görüntüleri kim çekti? Daha önce Deniz Baykal ya da MHP’liler olayları vardı. Onlar gizli kayıt, kimlerin yaptığı tartışmalı.
Kadri Gürsel: Şimdi burada onu konuşmanın yeri yok, ama herkes biliyor kimin yaptığını. Onu FETÖ’nün polislerinin yaptığını biliyor herkes. Şimdi burada hiçbir şekilde konuşmanın gereği yok dedik, ama niye gereği yok diyenlere de cevap olsun.
Ruşen Çakır: Buradaki olay da resmi kayıt ve bu operasyonlarda yapılması gereken uygulama bu; her şeyin usulüne göre olduğunu göstermek için yapılan kayda alma. Ve bu kaydı alır almaz servis ettiler tabii ki. İktidar yayın organları da onu alıp tepe tepe kullandı. Bir yolsuzluk iddiasıyla yapılan soruşturma var, ama tabii ki oradaki olayı başka bir yerden, özel hayat üzerinden yaptılar. Özgür Özel cumartesi günü Çanakkale’de, bu belediye başkanın yaptığından dolayı halktan net bir şekilde özür diledi. Bu arada bir de ne oldu? O, arada kaynadı. AKP’nin Adapazarı belediye başkanının da bir gizli aşk yaşadığı iddiaları var.
Kadri Gürsel: İstifa etti.
Ruşen Çakır: Evet, partisinden istifa etti, ama o olay arada kaynadı. Tabii insanlar şunu karıştırmasınlar: Oradaki kişi Sakarya Büyükşehir değil, Adapazarı Merkez İlçe belediye başkanı.
Kadri Gürsel: Ama onun hakkında açılmış bir yolsuzluk soruşturması yok.
Ruşen Çakır: Yok. O, tamamen özel hayat üzerinden giden bir şey.
Kadri Gürsel: Olsaydı dahi, herhâlde sevgilisiyle birlikteyken onu gözaltına almayacaklardı.
Ruşen Çakır: Yok, kesinlikle öyle bir şey olmayacaktı. Zaten AK Partili olup da gözaltına alınan, operasyonla alınan bir belediye başkanı, adı bilinen bir belediye başkanı yok; onlara dokunulmuyor. Hesapta, İçişleri Bakanlığı en çok AK Partilere soruşturma açmışmış. ‘’Hesapta’’ diyorum. Tabii açıp açıp herhâlde rafa kaldırıyorlar. Ama burada başka bir şey var. Uşak Belediye Başkanı olayı ile ilgili yaptığım yayında, Özgür Özel tam Akın Gürlek’in malvarlığı konusunu gündeme getirdiğinde, birdenbire, insanların çok hoşuna giden özel hayat konusunda devlet eliyle paparazzilik yapıldığını söyledim. Tabii burada paparazzilik yapan devlet, buna alet olan herkes, iktidar medyası bir yana, bir de olayın aktörü olan belediye başkanı var. Tekrar söylüyorum: Üç dönem milletvekilliği yapmış. Hâli vakti yerinde, bir lojistik şirketi varmış. Böyle birisi.
Kadri Gürsel: Yakıt istasyonu var.
Ruşen Çakır: Başka şeyleri de var.
Kadri Gürsel: Hatta sosyal medyada eskiden pavyonu olduğu iddia ediliyor.
Ruşen Çakır: O kadarını bilmiyorum.
Kadri Gürsel: Öyle iddialar da var.
Ruşen Çakır: Böyle bir dönemde, ahlâki açıdan, siyasi açıdan, böyle bir şeyi yapabilmesi akıl alır bir şey değil. Ne sanıyor? Özgür Özel, kirli bir savaşa alan açtığını söyledi. Böyle bir ortamda olmayan şeylerin üzerinden bu kadar köpürten bir sistemin, böyle bir açığı yakaladığında nasıl kullanacağını tasavvur edemiyor mu mesela?
Kadri Gürsel: Özkan Yalım’ın şahsından meseleye girmem gerekirse, aslında şunun çok çarpıcı bir örneği var: Cumhuriyet Halk Partisi bir kariyer partisi ve üzerindeki baskının neticesinde kendi DNA’sından kolayca sıyrılıp başka bir şeye dönüşmesi öyle bir iki yılda olamaz. Belki de senin deminden beri anlattığın çirkinlikler, ama tek boyutlu çirkinlikler değil, çok boyutlu çirkinlikler buna vesile olacak, olur diye temenni ediyorum. Bir dava partisine dönüşmesinin gerektiğini daha önce de defalarca söyledim. Çünkü ancak bir dava partisi olmanın siyasi kültürüyle, ruhuyla, zihniyetiyle, zihin dünyasıyla, üzerindeki bu baskıya göğüs gerebilir. Bu baskı, evet, bu tür sonuçlar doğurmaya namzet. ama bu, aynı zamanda yapısal bir sorunu da işaret ediyor. Çünkü zaafları çok belirgin olan bu şahıs, Özkan Yalım, üç dönem üst üste milletvekilliği yapmış. Yani aslında partinin demirbaş kadrosundan. Ama lümpen bir siyasetçi.
Ruşen Çakır: Ben tanımadım.
Kadri Gürsel: Ben de tanımadım, ama ortaya şöyle bir manzara çıkıyor. Aynı zamanda, sosyal medyada daha önce paylaştığı videolarda hâline, tavrına baktım. Sosyal medyayı iyi kullanıyor. İyi derken, kendi açısından iyi, etkili kullanan bir siyasetçi. Gençlerle videolar çektirdi. Çektirdiği videolardan birinde, hatta 2024 belediye seçimlerinden önce oy isterken, birisi, “Ağabey, Bozkurt işareti yap” diyor. O da, “Yaparım ya, fark etmez” diyor. Bozkurt işareti yapıyor ve “Ne olacakmış ya?” diyor. Böyle bir şey. Akla yine Kılıçdaroğlu gelecek, ama bunun geleceğini bile bile söylüyorum; onu biraz da bu olayın özelinde tutarak, sadece bir benzerlik olduğunu söyleyerek, Özkan Yalım’ın mezhebi geniş bir siyasetçi olduğu anlaşılıyor, öyle görülüyor. Evet, herkes söyledi. Söylemeyen kalmadı. Bunu, “Bu kadar salak olunur mu?” diye TGRT ekranlarında da söylediler. Orada arz-ı endam eden baş tetikçiler de söyledi. “Ya bu kadar salak olunur mu?” Evet, ben de aynı şeyi söyleyebilirim. Seni düşmanlaştırmışlar ve açık bir şekilde, hayat tarzını hiç değiştirmeden devam ediyorsun. Sanki Türkiye’de olağanüstü şartlarda yaşanmıyormuş gibi, kendi olağanında, kendi normalinde devam ediyor.
Ruşen Çakır: Kendi normali bu.
Kadri Gürsel: Kendisi çok normalleştirmiş bunu. Ben normaldir demiyorum. Adamın hayat tarzının normali bu. Bir belediye başkanısın ve Ankara’da lüks bir otelde yakalanıyorsun. Belli ki Özkan Yalım’ın bu zaafını çok önceden tespit etmişler ve zamanı gelince kullanmak üzere izlemeye almışlar, takip etmeye devam ediyorlar. Akın Gürlek’in mal varlığı hadisesinden sonra, bunun, CHP Genel Başkanı tarafından gündeme getirilmesinin ardından, belli ki düğmeye basılmış ve Ankara’da gözaltına alınıyor. Şu da olabilirdi…
Ruşen Çakır: Bir de İstanbul Savcılığı yapıyor bunu.
Kadri Gürsel: İstanbul yapıyor bunu ve Ankara’da gözaltına alınıyor. Ankara Uşak’tan daha yakın, ama ne olursa olsun bunu pekâlâ Uşak’ta, evine döndüğünde, aile evine baskın yapılarak gerçekleştirebilirlerdi. Bunun yapılmasında da tabii hadisenin bir anda gündemi değiştireceğini ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin kucağına çok büyük bir sorun olarak bunu bırakacaklarını biliyorlardı ve bence bunda da başarılı oldu bu operasyon. Fakat daha nelerle karşılaşabiliriz, karşılaşabilir miyiz bu bakımdan? bu sorunun cevabını vermek zor. Fakat demek ki Özkan Yalım hadisesinde olduğu gibi çok da imkânsız değil. Öyle gözüküyor.
Ruşen Çakır: Bir de şöyle bir şey var. İBB davası başladı. Ben de gittim iki kere. Orada tutuklu sanıklar, aileler, avukatlar var. Bir şey yaşanıyor orada ve tam aktarılamıyor aslında. Çok önemli, siyasi bir şey yaşanıyor. Orada insanlar neler yaşıyor. Onların yerine koysana kendini. Mesela, bugün savunmasını yapacak olan cezaevindeki tutuklu sanığın yerine koy kendini. ‘’Biz nelerle uğraşıyoruz, insanlar neler yapıyor?’’ diye düşünüyorlardır.
Kadri Gürsel: Bu aynı zamanda tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki saf tutmaya, dayanışmaya da zarar verebilecek bir şey. İnsanlardaki direnme arzusunu da zayıflatan, zayıflatma kapasitesi olan bir durum bu gerçekten.
Ruşen Çakır: İstersen bu konuyu burada keselim, başka bir konuya geçelim.
Kadri Gürsel: Tamam, keselim.
Ruşen Çakır: Geçen haftasalı günü CHP grup toplantısını izledim Ankara’da. Hatta bunu geçenlerde yaptığım bir yayında da söyledim.Özgür Özel salı günkü konuşmasının bir yerinde, adını vermeden Adalet Bakanlığı’ndaki yeni bir danışmanın gazetecilere ‘’Tarafınızı belli edeceksiniz. Ya bizim ya onların tarafında olacaksınız’’ dediğini söyledi. Sonra da, “Tarihin doğru yerinde yer alın. Çocuklarınızın yüzüne bakacak şekilde davranın. Korkmayın” diyerek gazetecileri cesaretlendirdi.
Kadri Gürsel: Gazetecilerin korktuğunu mu tespit etmiş acaba?
Ruşen Çakır: “Korkabilirsiniz ama korkmayın” dedi. Sonra, demek ki o çok hoşuna gitmiş; cumartesi günü 19 Mart’ın yıldönümü vesilesiyle yapılan bir etkinlikte de, ‘Beş cesur gazeteci çıksaydı, beş cesur sanatçı çıksaydı,’ kabilinden, yine aynı şekilde gazetecilerin cesur olmasını söylemiş. Tabii ki herkes cesur olsun. Ama sonuçta, bu siyasi bir mesele ve biz de gazeteciyiz, siyasetçi değiliz. Burada, hele bugünün Türkiye’sinde, hele 10 yıl önceki medya ortamının olmadığı bugünün medya ortamında, şu anda kaç tane yer var iktidarın dışında olmaya çalışan ve bunlar hangi şartlarda bu işi yapmaya çalışıyorlar? Bu, bir yana. Bir de, böyle bir siyasi mücadele varsa, gazeteci bunun aktörü olabilir mi? İktidara karşı olabilirsin, ama burada siyaseti yapması gereken siyasetçi. Ondan sonra ne oluyor? En ufak bir şeyde muhalif vatandaş kalkıyor, ‘’Siz de çok korkaksınız. Siz de bilmem nesiniz. Biraz cesur olun’’ gibi tepkiler veriyorlar. Ben hâlâ bunu anlayabilmiş değilim. Ne yapmasını istiyorlar insanlardan?
Mesela, şimdi İsmail Arı içeride. Bugün Özgür Özel onu ziyarete gitti. Helal olsun, tamam. “Geçmiş olsun” dedi. Ama İsmail neden içeride? Alican Uludağ neden içeride? Dezenformasyon yasası nedeniyle içeride. Dezenformasyon yasası nereden geçti? Meclisten geçti. Mecliste kim var? Gazeteciler mi var? Hayır, CHP var. Çok basit bir soru: CHP dezenformasyon yasasının geçmesini niye engelleyemedi? Cevap çok basit. Ne diyecek CHP? ‘’Onların çoğunluğu var, bizim yok.’’ O yasa geçiyor ve sen elinden bir şey gelmediğini söylüyorsun. Ondan sonra da, o yasadan dolayı insanları alıyorlar. Neden aldıkları bile belli değil hâlâ, değil mi? Bu gazeteciler neyi, hangi şeyi dezenforme etmiş belli değil; ona rağmen alıyorlar. Nasıl olsa o yasa onlara o imkânı veriyor. Ondan sonra insanlara, ‘Hadi aslanım, cesur olun” diyorsun. O zaman siz cesur olsaydınız da, bu yasaların çıkması için çıkmaması için bir şeyler yapsaydınız. Gazetecilere böyle bir sorumluluk yüklemek…
Kadri Gürsel: Bu zihniyette olanlar, okkalı bir cevabı hak ediyor. Sadece Genel Başkan Özgür Özel değil, Kemal Kılıçdaroğlu da bu zihniyetteydi. O da arada bir çıkar, gazetecilere ve aydınlara, -bundan neyi kastediyorsa- cesur olmalarını söylerdi. Bu ülkede en ağır bedeli, bu ülkenin otoriterleşmesi, derin ve koyu bir otoriterliğe doğru kayış sürecinde en ağır bedelleri gazeteciler ödedi. Bütün bu otoriterleşme baskısının ilk hedefinde, medya-siyaset ilişkileri ilk önce halledilmesi gereken alan olduğu için, gazeteciler vardı. Önce gazeteciler tutuklandı, önce gazeteciler hapislerde yatırıldılar.
Ruşen Çakır: Ya da işlerinden oluyorlar.
Kadri Gürsel: Ekosistemleri ortadan kaldırıldı. Sektör yok edildi. Açlığa mahkûm edildiler, işlerinden kovduruldular. Yıllarca çok ağır mobinge maruz kaldılar, hedef gösterildiler. Tetikçiler, özellikle medyadaki gazetecilerin sindirilmesi, susturulması için memur edildi bu işe, sonra da “Ben görevliydim” dediler. Görevleri, ana akım medyayı ortadan kaldırmak, ana akım medyadaki çok sesliliği yok ederek, daha sonra da ana akım medyaya el koymaktı. Zaten öyle de oldu. O dönemde gazeteciler en ağır bedelleri ödediler. Bir de savunma avukatları. Ama siyasetçiler hiçbir zaman ödemediler. “Onlara sıra mı gelmemişti?” diyelim. Açık söyleyeyim, ta ki kendi başlarına gelene kadar, onlar ellerini taşın altına koymadılar. 2017 Referandumu’nda Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve yönetimi hiç risk almadı. O referandum sırasında kural değiştirilirken ve belki de referandum o şekilde kazanılmışken, hiç risk almamayı tercih etti; yokmuş gibi davrandı. Mezarlıkta ıslık çakmak gibi bir şeydi o gün Kılıçdaroğlu ve yönetiminin yaptığı. Daha sonra Adalet Yürüyüşü’nü yaptılar, tamam. Ama sonuçta, Türkiye’de muhalefetteki siyaset sınıfının kimseye, “Cesur olun” çağrısı yapmaya hakkı yok. Kendilerinin cesur olma mecburiyeti var. Maalesef gazeteciliğe bakış, Türkiye’deki bu siyasi kültür, gazetecilerin ilk elde hemen kurbanlaştırılmasının bir numaralı nedeni. Bu değişmiyor kolay kolay. Bazı stereo tipler var ve bunlar değişmiyor.
Yeri gelmişken yine söyleyeceğim: Türkiye’de matbuatın, gazeteciliğin, daha doğrusu gazetecilikten önce matbuatın, süreli yayıncılığın kuruluşu, ilk mecmuaların ve gazetelerin çıkması, doğrudan iktidar mücadelelerinin bağlamında gerçekleştiği için, gazeteci, genel, büyük kamuoyu tarafından hep, siyaseti kalemiyle sürdüren bir kalemşor olarak görüldü ve kodlandı. Ve bu imaj, aslında gazeteci imgesi nesilden nesle böyle aktarıldı. Mesela ben tuhaf olduğumu, tuhaf hissettiğimi hatırlıyorum. “Mücadelenize devam edin. İnsanlar arkanızda” diyorlar. Ne mücadelesi? Bizim verdiğimiz meşru mücadele en fazla basın özgürlüğü mücadelesidir. Kimi zaman basın özgürlüğü mücadelesinin şartları bile ortadan kalkar. Yani öyle ağır baskı dönemleri gelir ki, gazeteciliğin şartları ortadan kalkar. Gazetecilikte ısrar edenler ve bunun bedelini ödemeyi göze alarak ısrar edenler ya haysiyet mücadelesi veriyorlardır ya da siyasi aktivisttirler yahut da divanedirler. Divanelikten kastım, gazeteciliği rasyonel sınırlar içinde yapmaktan ziyade, kendinden geçme ve kendini feda etme hâli olarak yapmak. Bu üç gruba da çok saygım var. Aktivistlere de saygım var. Çünkü biz onlardan da bir şeyler öğreniyoruz. Aktivistlerden de enformasyon alabiliyoruz. Tabii onların aktivist olduğunu bilerek bakmamız lazım. Orada medya okuryazarlığı gerekiyor en başta. Burada bir çerçeve çatmamız gerekiyor. Gerçek anlamda gazetecilik, aslında sadece demokrasilerde yapılabilen bir şey. Gazetecilik, halk, okurlar ve izleyiciler, gerçeği zamanında, nesnel ve etraflı bir şekilde öğrensin ve siyasi görüşünü yahut tercihlerini buna göre tanzim etsin, gözden geçirsin, bir gerçeklik denetimi yapsın ve bunu da sandığa yansıtsın, tercihler doğru ve sağlıklı şekilde oluşsun ve demokrasinin en önemli hasleti olan sağlıklı değişimi üreterek, bu mânâda, ülkeyi ve toplumu çözümsüzlük hastalığından kurtarsın, çözüm üretsin diye yapılır.
Ruşen Çakır: Bizde demokrasi yok.
Kadri Gürsel: Bizde demokrasi yok. Bizde hem yorumun hem de gerçeğin, yani hem haberin hem de yorumun en geniş kitlelere ulaşmasının önüne geçmek için, iktidar, 2008’den 2018’e kadar sistemli bir mücadele yürüttü. Türkiye’de artık gazeteciler, eski ana akımdan kalan gazeteciler ya YouTuber oldular ya da internet sitelerinde yazıp çizer oldular ve bayağı da yaş aldılar, yaşlandılar. Anladığım kadarıyla, Özgür Özel gazetecilerden, CHP’nin gündemini taşıyan bir aktivizm bekliyor. Böyle bir aktivist tutum almalarını bekliyor. Şunu da hatırlatmam gerekiyor: Bu konuda eleştiriye de açık olmaları gerekiyor en başta. Ben muhalefette de eleştiriye açık olma hâlini göremiyorum. Tabii ‘‘Bu ağır baskı şartları altında bizi eleştirmeyi ihmal edin lütfen. Öteleyin en azından, tâli planda tutun’’ diyebilirsin. Bunu ön planda tutanların ne iş yaptıklarını, nerelerde ne tür operasyonların parçası olduklarını biliyoruz. Bunu ‘’eski CHP’li’’ kisvesi altında iktidar medyasında yapıyorlar.
Ruşen Çakır: Bugün bana sataştı, biliyor musun.
Kadri Gürsel: Sataşır.
Ruşen Çakır: Ben Özkan Yalım’ı eleştirdiğim için günah çıkartıyormuşum. Barış Yarkadaş öyle söylüyor. Uzun bir şey yazmış: O zaten hep söylemişmiş CHP’deki. Ben de ona, “Allah versin, başka kapıya” deyip yolladım.
Kadri Gürsel: Neticede, bu ülkede gazetecilerden daha cesur olmalarını beklemek… Bu ülkenin en çilekeş kesimi gazeteciler. Çilekeş olmalarının da nedeni cesur olmaları aslında. İşlerini, mesleklerini yapma konusunda bir kararlılık, bir ısrar sergilemeleri. Siyasetçilerin ise son birkaç yıldır, özellikle iki yıldır, Cumhuriyet Halk Partisi’nin maruz kaldığı bu şiddetli, ağır baskı ortamının öncesinde, geniş bir konfor alanında yaşadıklarını, gazetecilere sahip çıkarken de aslında bu konfor alanının kendilerine sunduğu imkânları kullandıklarını pekâlâ biliyoruz. Bizler Silivri’de yatarken, sağ olsun Özgür Özel de gelmişti ziyaretime, ama milletvekili olması ve onun dokunulmazlığı sayesinde, yani milletvekili olmanın imtiyazları sayesinde bunu yapabildi. O zamanlar Cumhuriyet Halk Partisi gazetecilere sahip çıkmadı mı? Çıktı. Ama şimdi arada böyle bir denge yok. Cumhuriyet Halk Partisi kadar güçlü değil ki gazeteciler. Sonuçta atomize oldular, dağıldılar. Gazetecilik ideolojisi açısından bakarsan, açıkçası Türkiye’de daha cesur olmanın kendisini gerçekleştirme imkânı çok da yok. ‘’Cesur olmanın imkânı yok’’ demiyorum, kendisini gerçekleştirme imkânı yok. Bu, ayrıca tartışılır; çok tartışmaya açık bir konu. Ama hiçbir zaman siyasetçiler gazetecilere dönüp de, “Daha cesur olun” demesinler.
Ruşen Çakır: Evet, kendileri olsunlar.
Kadri Gürsel: Buna hakları yok. Şimdi kendilerine yöneldi. Tamam, artık bir dava partisidir. Gazetecileri militanlaştırmaya uğraşmasınlar, kendi tabanlarını militanlaştırsınlar.
Ruşen Çakır: Evet. Savaşı konuşalım. İran savaşı bitmek bilmiyor. Başlığı da böyle koyduk. İran ve İsrail, savaş uzasın istiyor, Trump da bir an önce bitsin istiyor gibi bir hava var. Tabii bir an önce bitmesini isteyenler, hepsi olmasa bile Körfez ülkeleri ve tabii ki Türkiye, Mısır gibi ülkeler. Ama şu hâliyle savaş biteceğe benzemiyor. Geçenlerde ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi James Jeffrey yazmış galiba. “Bu, Ukrayna Savaşı’na benziyor artık, uzayacak” demiş. Bilmiyorum.
Kadri Gürsel: Ben pek emin değilim uzayacağından.
Ruşen Çakır: Nasıl bitecek?
Kadri Gürsel: Ukrayna Savaşı’nın uzamasının şartları var. Ukrayna Savaşı nedeniyle dünya buğdaydan tahıldan mahrum kaldı. Aslında Türkiye 2023’te o çözümün parçası oldu, hatta merkezinde yer aldı.
Ruşen Çakır: Evet.
Kadri Gürsel: Hatta bir hatırlatma yapayım; çünkü şu aralarda Çanakkale Savaşı yine konuşuluyor. Çanakkale Savaşı sırasında bu fikri ortaya atan, o zaman genç bir Donanma Bakanı olan Churchill. O dönemde İngiltere Rusya’ya bayağı büyük miktarda borç veriyor. Rusya’nın bu borcu ödeyebilmesinin yegâne çaresi buğday ihracatı. Ama savaş başlayınca boğazlar kapanıyor. İngiltere’nin borcunu tahsil edebilmesi ve Rusya’nın buğday ihraç edebilmesi için boğazlarını açık tutması lazım. Mesela bir ekonomik faktör. Tek değil tabii. Şimdi burada buğday yok. Burada petrol var. Sadece petrol de değil, gübre, azot ve fosfat ihracatçısı. Ben bunu açıkçası bilmiyordum. Çok ciddi manada, dünyada üçte bir, dörtte bir kadar ihracat yapıyor. Gübre açığı demek, tarım krizi, demek. Petrol fiyatlarının bu kadar yukarı gitmesi demek, ciddi bir petrol krizi, enflasyon krizi demek. Dünya bunu taşıyamaz neticede. Sen söylediğin için söylüyorum, İran’ın savaşı uzatmaktan yana bir niyeti olduğunu zannetmiyorum, ama kara savaşını ister. Saldırıya uğrayan ülkenin, ‘’keşke karaya çıksalar’’ diye bir beklenti içinde olması tuhaf bir durum değil mi?
Ruşen Çakır: Çünkü kendisinin hava gücü yok.
Kadri Gürsel: Ama karada çok ağır kayıplar verdirebilir İran. Tekrar ediyorum: Bugünkü Amerikan Genelkurmayı duruma ne kadar vakıf? Onların kurumları ve ciddi uzmanları var, üniversiteler var, düşünce kuruluşları var. Çok büyük bir beyin gücü var orada. Ama şunu unutmamak lazım: İran-Irak savaşı sırasında, İran’ın bugünkü durumuna benzer bir şey vardı. O zaman İran ambargo altındaydı; İslam devrimi yeni olmuş ve ordu tasfiye edilmişti. Irak’ın da, çok yüksek bir ateş gücü vardı. Buna rağmen Irak İran’da ilerleyemedi. Çok kalabalık ordularla savaştılar. İran’ın da Irak’a karşı kullandığı yöntemlerden birisi, insan dalgalarıydı. Kendi insanının eline bir tüfek verip ölüme yollamaktan hiçbir zaman feragat etmedi ve çok ağır kayıplar verdi İranlılar. İnsan dalgalarıyla şimdi de aynı şey olur. Bu sefer, insan dalgalarıyla Amerikalıların üzerine saldırabilirler; aynı şey olabilir. Amerikalılar ne kadar durumun farkında? Açıkçası bu son yaşananlardan sonra hem Hürmüz Boğazı’nın kapatılması hem de Türkiye hariç, Amerika’nın üslerinin bulunduğu tüm ülkelerin İran tarafından bombalanmasının öngörülememesinin veyahut öngörülse bile, bu öngörünün Beyaz Saray’a ve Trump yönetimine nakledilmemesinin veya bunun kulak arkası edilmesinin korkunç bir zaaf olduğu kanaatindeyim. Belli ki bu iş olacağı varsayılan bir kara savaşına doğru gidiyor.
Ama bu savaşta en çok korkulan iki şey gerçekleşti. Birincisi, yayılma; yani bu savaş aslında şimdi bütün bölgeye yayılmış durumda. Husiler de girdi işin içine. Bir lahzada bundan etkilenen sekiz, on ülke sayabiliriz. Yayılma var, yayıldı. İkincisi de görev sapması. Hürmüz Boğazı’nı açmak gibi bir misyonu olabilir mi bu savaşın? Çünkü zaten açıktı Hürmüz Boğazı. Herkesin söylediği şey. Şimdi Hürmüz Boğazı’nı açmak gibi bir misyonu olduğu söyleniliyor. Demek ki burada bir gerçekten görev sapması var. Ciddi bir stratejik başarısızlık var savaşta. Şu âna kadar İsrail’in istediği şeyler oluyor. İsrail’in, İran’ın nükleer programının tarumar edilmesi, tasfiye edilmesi ve bir daha İran’ın bu programı canlandırabilecek kapasiteyi inşa edememesi hedefinin ötesinde, İran’ın bir çökmüş devlet hâline getirilmesi, İran’daki kamu düzeninin çökertilmesi, İran’ın iç karışıklıklara, bölünmeye ve iç savaşa gark edilmesi gibi bir hedef güttüğünden emin olduğumu söylememe gerek yok; zaten görülüyor bu. Yani İsrail’in böyle bir hedefi var. Çünkü tek başına nükleer silahsız olan İran da vekil unsurlarıyla beraber tehlike olabilir. İsrail’e karşı çok can sıkıcı, ciddi bir tehlikeydi. Hem Hamas aracılığıyla hem Suriye’deki eski rejim, hem Hizbullah, hem Irak’taki Haşdi Şabi, hem de Husiler aracılığıyla öyleydi. Dolayısıyla, İran’ın nükleer kapasitesi yok edildi ve bir daha yapamayacak. Ama İran’ın iradesinin de ortadan kaldırılması lazım. Zaten ‘’savaş’’ dediğin zaman, herkes Prusyalı General von Clausewitz’in meşhur ‘’Politikaların askerî araçlarla devamı’’ kavramına atıfta bulunur. Bu, politikanın askerî araçlarla devamı olduğu zaman, bir tarafın diğer tarafa iradesini kabul ettirmesi gerekiyor. Savaşın bir tarafın yenilgisiyle sonuçlanmasının ön şartı, yenilen tarafın iradesini sürdürmekten, bunun taşıyıcısı olmaktan vazgeçmesidir. İran’da böyle bir belirti yok. Askerî hedeflere ulaşmış olabilirsiniz, ama politik hedeflerinize ulaşamadığınız sürece savaşın galibi olamazsınız. İsrail İran’ı yerle bir dahi etse, ki İran’ın da aslında on yıllardır buna hazırlandığı görülüyor. Mesela, “İran’ın elektrik santrallerini bombalarım,” diyor. Ama ben bir yerde okudum: İran büyük elektrik santralleri yerine, 200’den fazla olduğu söylenilen birkaç yüz tane küçük elektrik santralini ülke sathına yaymış durumda. Yani hedefleri dağıtmış ve küçültmüş durumda. Belli ki öteden beri böyle bir savaşa hazırlanıyor İran. O yüzden de kendilerinden emin görünüyorlar.
Şimdi Pakistan aracılığıyla görüşmeye devam ediyorlar. Fakat tabii bu bilinmez, öngörülmesi mümkün değil. Trump da zaten öngörülmesi mümkün olmayan bir adam. “Ben rejimi zaten değiştirmek istiyorum, hepsini öldürdüm” diyor. Yani bunu diyebilen bir adam. Rejimin değiştiği ya da dönüştüğü yok. Rejimin dönüşmesi dahi mümkün olmadı. Eğer siz düşman liderleri ortadan kaldırıyorsanız, bunu şu amaçla yapıyorsunuzdur: Ya liderlerini yok ederek düşman kampı çökertmek istiyorsunuzdur ya da bu olmuyorsa, başka birinin önünü açmak için yapıyorsunuzdur. İstihbarat örgütleri operasyonlarını bu amaçla yapar. Yerine ajanlaştırılmış bir başkası gelsin diye bir terör örgütünün lideri ortadan kaldırılır. Şimdi İran’da böyle birisinin olmadığı anlaşıldı. Dolayısıyla stratejik açıdan baktığın zaman, Amerika açısından pek de parlak bir tablo yok; durum utanç verici bir noktaya doğru gidiyor. İsrail ise çok rahat. Daha önceki arabulucular bombalandığı için, şu an sanıyorum Pakistan’la yürütüyorlar bu işi. Ama ben İran’ın bu parametrelerinin çok da uzlaşabileceğini zannetmiyorum. Aslında Amerika ültimatom veriyor, müzakere yaptığı yok. İran da aslında ültimatom veriyor. İran da “Bölgedeki bütün üslerini çekeceksin. Bana tazminat ödeyeceksin” diyor. Dolayısıyla, senin attığın başlıkta olduğu gibi, bu savaş biraz daha devam edecek gibi görünüyor. Fakat devam etmesinin dünya için çok büyük bir risk olduğunu, riskin bir kısmının gerçekleştiğini kabul etmek lazım. Bunun da, Trump’ın başına büyük işler açabileceğini, Amerika’da siyasi sonuçlar doğurabileceğini görmek lazım.
Ruşen Çakır: O da onun derdi olsun.
Kadri Gürsel: Evet, o da onun derdi olsun diyelim. Umarım başına büyük işler açar ve bir an önce Trump’tan da, bu savaştan da kurtuluruz diye bir temenniyle bitirelim.
Ruşen Çakır: Evet, ‘Hafta Başı’nı noktalıyoruz. İzleyicilerimize çok teşekkürler. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.








