İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “Kılıçdaroğlu aradığı adaleti dokuz yıl sonra buldu” başlıklı yayınında Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’de yaşanan kriz sürecindeki tutumunu değerlendirdi. Çakır, Kılıçdaroğlu’nun geçmişteki “Adalet Yürüyüşü” ile bugün savunduğu hukuk anlayışı arasında çelişki olduğunu söyledi.
Video özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
- Ruşen Çakır, Kılıçdaroğlu’nun adalet anlayışındaki çelişkileri eleştiriyor.
- Kılıçdaroğlu’nun 2017’deki ‘Adalet Yürüyüşü’ ile bugünkü durumu arasındaki farklar dikkat çekiyor.
- Çakır, CHP içindeki tartışmaların Türkiye siyaseti açısından önemli olduğunu belirtiyor.
- Kılıçdaroğlu’nun, yargı süreçlerine güvendiğini ancak bu durumun partiye zarar verebileceğini savunuyor.
- CHP Genel Merkezi’ndeki polis müdahalesi, kamuoyunda farklı algılar yaratıyor.
Bilmeniz gerekenler
Ruşen Çakır, CHP’de seçilmiş ve atanmış yönetim tartışmasının parti tabanında tedirginlik yarattığını belirtti. Kılıçdaroğlu’nun uzlaşma yerine süreci yargı üzerinden yürüttüğünü savunan Çakır, “ortak akıl” arayışlarının sonuçsuz kaldığını ifade etti.
“Adalet anlayışı değişti”
Çakır, Kılıçdaroğlu’nun 2017’de gerçekleştirdiği “Adalet Yürüyüşü”nün siyasi kariyerindeki en önemli çıkış olduğunu söyledi. Ancak bugün gelinen noktada Kılıçdaroğlu’nun mevcut yargı kararlarını savunmasının dikkat çekici olduğunu belirtti.

Çakır, “2017’de olmayan adalet, bugün Kılıçdaroğlu’na göre var” dedi. Ruşen Çakır, Kılıçdaroğlu’nun CHP’deki süreci yargı kararlarına bağlamasını eleştirerek bunun partiyi siyasi iktidara bağımlı hale getirebileceğini aktardı.
Çakır, CHP Genel Merkezi’nde yaşanan polis müdahalesini de değerlendirdi. Kılıçdaroğlu’nun “CHP’nin kapıları hiçbir milletvekiline kapanmaz” sözlerini hatırlatan Çakır, yaşananların kamuoyunda farklı bir tablo yarattığını söyledi. Çakır, CHP Genel Merkezin polis müdahalesiyle boşaltıldığını ve bunun parti tarihinde tartışmalı bir görüntü oluşturduğunu ifade etti.
Çelişki büyüyor
Ruşen Çakır, bir dönem “adalet” söylemiyle öne çıkan Kılıçdaroğlu’nun bugün mevcut yargı düzenini savunmasının kamuoyunda çelişki yarattığını belirtti. Çakır, yaşanan sürecin yalnızca CHP içi bir mesele değil, Türkiye siyasetinin genel gidişatı açısından da önemli olduğunu söyledi.
- Önder Özden yazdı – Silivri’den ekonomiye: Türkiye’de önceliğin haritası
- Netflix, özel jeti için uçuş görevlisi arıyor: Yıllık maaş 385 bin dolar
- Aydın Selcen yazdı: Türkiye’nin kendi çelişkileri, Batı’nın Türkiye çelişkileri
- AB, Doğu Akdeniz’de izinsiz sondaj iddiasıyla Türkiye’ye uyguladığı yaptırımları bir yıllığına uzattı
- Açık Oturum (453) | Adem Sözüer, Tevfik Sönmez Küçük ve Figen Çalıkuşu: Yeni anayasaya kim neden ihtiyaç duyuyor?
Video deşifresi
Kılıçdaroğlu aradığı adaleti dokuz yıl sonra buldu | Ruşen Çakır yorumluyor
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi bayramlar. Tabii ki gündemimiz Cumhuriyet Halk Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi’nde bir yanda seçilmiş bir yönetimin olması, diğer yanda atanmış bir yönetimin olması ve özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’ne yakın olanlar, ona gönül verenler neler yaşandığını ve yaşanabileceğini büyük bir tedirginlikle izliyorlar, anlamaya çalışıyorlar. Tabii bütün bu yaşananlardan en mutlu olan iktidar partileri; onlar büyük bir memnuniyetle bu olayın daha da CHP için yıpratıcı olmasını bekliyorlar. İlk günden itibaren ortaya atılan “ortak akıl” gibi bir önerme var. Ama şu ana kadar böyle bir girişim olmadı, olacağa da benzemiyor. Ve bunun da bana göre en önemli nedeni, Kemal Kılıçdaroğlu’nun devletin yargı eliyle kendisine verdiği bu imkânı kaybetmeme hırsı; öyle söyleyelim. Çünkü bulunabilecek her ortak şeyin bir yerde CHP’de hızlı bir şekilde kurultaya gitmek olacağını biliyor. En son ne dedi? “Tedbir kararı kaldırılsın, bakarız” dedi. Tedbir kararını kim kaldırıyor? Yargıtay. Yargıtay bunu nasıl yapıyor, neye göre yapıyor? Tam bir önceki, yani bu mutlak butlan kararında istinafın yapması gibi, siyasi iktidarın saptadığı bir zamanlamayla bunu yapacak. Bunu anlıyoruz.
Kılıçdaroğlu 21 Mayıs’tan itibaren çok az çıktı insan karşısına, medyanın karşısına; genellikle yazılı açıklamalar ya da çok kısa açıklamalar yaptı. Ama dün oturduğu bir bankta, evinin önünde gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Onu izlediğim zaman, orada söylediği bazı şeyler bana bu yayın fikrini verdi. O da nedir? Kılıçdaroğlu’nun bence genel başkanlığı sırasında yaptığı en önemli iş – ki bunu defalarca söyledim, hâlâ öyle olduğuna inanıyorum – Adalet Yürüyüşü’ydü. Onun elinde “Adalet” yazılı pankartla, 45 gün mü öyle bir sürede; Ankara’dan İstanbul’a yürümesiydi. Hangi tarihler arasında yapmış? 15 Haziran 2017’de başlıyor, 9 Temmuz 2017’de bitiyor. 25 günmüş, pardon. 420 kilometrelik yolu gitti ve o olay neydi? Enis Berberoğlu’na açılan davaydı ve Kılıçdaroğlu adalet istiyordu. Ve Türkiye’de adalet isteyen herkesin bir şekilde dâhil olduğu bir yürüyüş oldu ve ondan sonraki yapılan yerel seçimde Cumhuriyet Halk Partisi çok büyük bir başarı elde etti; İstanbul’u, Ankara’yı aldı ve hatta bu yol üzerindeki Bolu’yu da aldı. O da çok şaşırtıcıydı, çok büyük bir başarı elde etmişti. Adalet… 2017’de olmayan adalet bugün var mı? Evet, Kılıçdaroğlu’na göre var. İzleyelim isterseniz.
Kemal Kılıçdaroğlu: ‘‘İş mazbata değil. İş mazbata değil. İş, hukuk içinde, hukuk kuralları içinde belli şeyleri yapmaktır. Siz yargı kararının üstüne çıkamazsınız. ‘Yargı kararını bir köşeye atayım’ diyemezsiniz. Yargı kararına uyacaksınız. Nedir mesela? Biz Anayasa Mahkemesi’ne gidiyoruz değil mi bir yasa dolayısıyla? Anayasa Mahkemesi iptal ediyor onu. Türkiye Büyük Millet Meclisi diyebiliyor mu? ‘Hayır, ben o yasayı düzeltmeyeceğim’ diyebiliyor mu? Tarihinde var mı? Yok. Ona uymak zorunda. Tekrar ‘Anayasa Mahkemesi böyle verdiyse yasa metnini, ben o yasa metnini düzelteceğim’ diyor, düzeltiyor yani. Bizde hukuk kuralları varsa mahkeme kararlarına uyacağız. Ben hukukçu değilim. Bir an önce, benim elimde olsa, ben yarın sabah da kurultaya giderim. Hukukçu olmadığım için ben bilmiyorum. Arkadaşlar, ben mahkemenin kararını söylüyorum. Ben illa ‘Kesinleşti’ demiyorum ama kararın getirdiği nokta bu; mahkeme bunu söylüyor. Söyleyenler kim? Herhangi bir partili mi? Hayır. Kim? CHP’liler, onlar söylüyorlar. Hani, dışarıdan birisi geldi; partiyle hiçbir bağı olmayan birisi geldi, tanıklık yaptı… Yok, öyle bir şey. Başka bir partiden geldi, birisi tanıklık yaptı… Öyle bir şey de yok. Yapan kim? Partililer. ‘Para dağıttılar’ deniyor. Bu olmaz arkadaşlar. Olmaz, olmaz. Bunlar olmaz. Ahlaki değerleri; bakın, çıkışta söylemiştim, geçen gün söylemiştim: Cumhuriyet Halk Partisi, kuruluşundaki ahlaki kodlara yeniden kavuşmak zorundadır. Nokta.’’
Şimdi ahlaki değerler konusunu falan bir kenara bırakalım. Burada yapılanın ne kadar ahlaklı olduğu; şu söylenenler mesela… Diyor ki: “Yargı kararına uymak zorundayız.” Hatta bir yerde — bu videoda o yok — Can Atalay, deniyor. ‘‘Can Atalay hakkındaki yargı kararına uymuyor Meclis’’ deniyor. ‘‘O, siyasi dava” diyor, sanki bu CHP meselesi siyasi dava değilmiş gibi. Kılıçdaroğlu, hepimizin çok iyi bildiği, onun da en iyi bildiği bir olayı görmezden geliyor. O da nedir? Türkiye’de yargının; hele siyaseti ilgilendiren, hele ana muhalefet partisini, kimilerine göre Türkiye’nin birinci partisi olmuş ve iktidarı tehdit eden bir parti hakkındaki yargı kararının adil olabileceğini savunuyor; olabileceğini değil, olduğunu savunuyor. Ve referansı da ne? “CHP’liler başvurmuş” diyor. CHP’lilerin kim olduğunu biliyoruz; kendisiyle beraber hareket eden bazı kişiler. O kurultayı ben gazeteci olarak izledim, çok arkadaşımla beraber izledim. Hatta ilginçtir, o kurultayı izlediğim için oradaki baz kayıtlarım, İBB davasındaki birisinin baz kayıtlarıyla — belli ki o da izlemiş — örtüştüğü için de yargılanıyorum. O kadar. Ve Kılıçdaroğlu burada olayı yargıya kilitledi ve yargıyı savunuyor şu anda çünkü kendi işine geldiği için ve bize diyor ki: “Herkes buna uymak zorunda.”
Mesela aynı şekilde; ‘‘Kurultay ne zaman?’’ ‘‘Yargı karar verir.’’ Her şeye yargının karar verdiği bir CHP çiziyor. Ve biz de biliyoruz ki, hepimiz de biliyoruz ki bu yargı, Türkiye’de mevcut yargı maalesef tamamıyla siyasi iktidara bağımlı olduğu için Kılıçdaroğlu’nun çizdiği aslında siyasi iktidara bağımlı bir Cumhuriyet Halk Partisi. Belki şunu düşünüyor olabilir: ‘‘Ben bunu alırım. Ondan sonra tekrar CHP’yi iktidara karşı bir parti haline getiririm.’’ Ama siz nasıl başlarsanız öyle gider. Şu haliyle baktığımız zaman 2017’de Ankara’dan İstanbul’a yürüyen CHP, Kılıçdaroğlu ve ona destek verenlere baktığımız zaman, 2017’den bu yana Türkiye’de yargı anlamında her şeyin daha da kötüye gittiğini bildiğimiz zaman bu söylediklerinin hiçbir inandırıcılığı olmuyor. Kılıçdaroğlu yargı görüntüsü altında siyasi iktidar ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bu partinin başına atandı. Niçin yapıldı? Çünkü öteki parti, öteki seçilmiş yönetim Erdoğan’ı çok ciddi bir şekilde rahatsız ediyordu. Çok ciddi bir şekilde. Yerel seçimde gördük, 2024’te. 19 Mart operasyonundan sonra da gördük. Bütün bunları, hepsini bir şekilde aşabilen bir parti olarak çıktı Cumhuriyet Halk Partisi. Kamuoyu araştırmalarında gücünü büyük ölçüde koruyarak çıktı ve şimdi birden yargı eliyle, yargı aracılığıyla kötürüm hale getirilmek isteniyor ve Kılıçdaroğlu da burada bu olayın gönüllü bir aktörü olmayı kabul ediyor. Şimdi bir başka videosunu izleyelim, pazar günü yaşananlar hakkında söylediklerini ve bu arada izlerken arkasındaki kişinin, muhtemelen danışmanının el hareketlerine de dikkat edelim.
Muhabir: ‘‘Genel merkeze bir polis müdahalesi oldu. Avukatınız bir bildirimde bulunmuş, partinin boşaltılması…’’
Kemal Kılıçdaroğlu: ‘‘Herkes yasalara uymak zorundadır değerli arkadaşlarım. Yasalara uymak zorundadır. Bu konuda bütün ayrıntıları halkla buluşmada anlatacağım.’’
Muhabir: ‘‘Ama şimdi 106 yıllık bir siyasi parti Cumhuriyet Halk Partisi ve sanırım o pazar günü herhalde Cumhuriyet Halk Partisi’nin en karanlık günüydü. Biber gazlarıyla polislerin, Çevik Kuvvetin oraya girmesi. Canınızı acıttı mı?’’
Kemal Kılıçdaroğlu: ‘‘Cumhuriyet tarihinde CHP’nin kurulduğu tarihten bu yana hiçbir milletvekili genel merkeze gittiği zaman kapılar kapatılmamıştır. Niye böyle düşünmüyorsunuz? Bir CHP milletvekili, bir CHP grubu 5 kişi, 6 kişi, 10 kişi, 15 kişi milletvekili CHP genel merkezine gittiği zaman CHP genel merkezinin kapısı o milletvekillerine nasıl kapatılır? Tarihinde CHP genel merkezinin kapıları kapanmamıştır, kilitlenmemiştir. CHP genel merkezinden dışarıya taş atılmamıştır. Bolu Belediye Başkanı gelip genel merkezin önünde beni protesto ettiğinde ‘Arkadaş eğer arzu ederse genel merkeze gelsin, çay ısmarlayın’ dedim. Böyle bir yapıdan siz çıkıp da ‘ben kapıları kapatacağım’ olmaz. Kapılar kapanmaz. Bir partinin kapıları halka kapanamaz. Milletvekillerine kapanamaz. Böyle bir şey yoktur. Bizim tarihimizde yoktur.’’
Evet, pazar günü yaşananları merak ettiyseniz hepiniz görmüşsünüzdür. Pazar sabahı saat 7.45’te gelen, kol kola girmiş, yürüyüş halinde gelen önde milletvekilleri arkada kim oldukları belli olmayan hatta bazılarının CHP’li olmadığı kanıtlanan bir ekibin bir hamlesi vardı orada. Ama Kılıçdaroğlu ve o ekip bunu bir nezaket ziyareti gibi sunmaya çalıştılar. Bunu da tabii hepsini bir şekilde tarih yazdı ve orada o gün nasıl polisin tıpkı İstanbul’da olduğu gibi orayı da zorla boşalttığını, atanmış yönetime teslim ettiğini, onların da ilk iş olarak çikolata yiyerek bunu kutladığını gördük. Dolayısıyla bir tarafta söylenenler var; bir tarafta da gözümüzün önünde yaşananlar, gerçekler var. Böyle devam edecek anlaşılan. Ve Kılıçdaroğlu ‘‘yasa’’ — ya da nedir — ‘‘hukuk, adalet’’ diyerek bir zamanlar adalet çağrısıyla prim yapan bir siyasi lider olarak, yükselişe geçen bir siyasi lider olarak adalet istediği için şimdi tekrar siyasi gücünü olmayan adaletin üzerine yükselerek inşa etmeye çalışıyor. Yaşayıp görüyoruz.
Evet, bugün değişik birisi… Nasıl okunuyor? Björk. İzlandalı şarkıcı. Film oyuncusu ama esas olarak şarkıcı. Kıyafetleri, her şeyi değişik. Her yönüyle bambaşka birisi. Bu yanılmıyorsam filmden, Lars von Trier’in filminden olsa gerek. Çok çarpıcı bir filmdi. Adı neydi filmin? Hatırlamaya çalışıyorum. İzlediğimde neye uğradığımı şaşırmıştım. Siz de izlemediyseniz muhakkak bulun edin. Bir yerlerde vardır. Filmin adı: ‘‘Dancer in the Dark’’ (Karanlıktaki Dansçı). Björk, İzlandalı. Şu an itibarıyla 60 yaşında falan olsa gerek. Benden 3 yaş küçük diye biliyorum ya da 4 yaş küçük. Şarkıları her biri bir başka ve öyle bir şey ki hemen anlıyorsunuz, onun söylediğini anlıyorsunuz. Evet, bu da filmden bir sahne. Orada kocaman gözlükleri vardı. Evet, onu hatırladım. Kocaman gözlükleri vardı. Björk’ün, kılık kıyafetleri, makyajı, şusu busu her biri bir ilginç. Ve tabii ki orada İskandinav ülkelerinden çıkmış günümüzün en önde gelen şarkıcılarından birisi. Nevi şahsına münhasır bir isim ve hâlâ söylemeye devam ediyor ve biz de kendisini dinlemeye devam ediyoruz. Bu bayramın ikinci gününü de Björk’e ithaf edelim ve ondan sonra Türkiye’yi takip etmeye bayramda da devam edelim. Tekrar hepinize iyi bayramlar. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








