Mümtaz’er Türköne yazdı: Anketler yanılıyor, çünkü…

Orban, Macaristan’da seçimi açık ara kaybetmeden önce kamuoyu yoklamaları %60-70 oyla kazanacağını söylüyordu. Orban için öngörülen oyu Magyar aldı, anayasayı bile değiştirecek Meclis çoğunluğunu kazandı.

Sebep, öncelikli olarak korku atmosferiydi. Orban yargıyı ve emniyet güçlerini muhalefeti sindirmek için seferber etmişti. Korku, ürkeklik, güvensizlik sağlıklı kamuoyu yoklamalarının olmazsa olmazı olan şeffaflığı ve özgüveni ortadan kaldırıyor. İnsanların gerçek düşünceleri ile sorulduğunda söyledikleri resmî görüşleri arasındaki tezatlar çoğalıyor.

Siyasî eğilimleri ve parti tercihlerini ölçen kamuoyu araştırmaları istatistik biliminin ince teknikleri ile yürütülür. Yaş, cinsiyet, eğitim, gelir düzeyi gibi değişkenlere göre genel nüfusu temsil eden, 1.200 civarında tesadüfi bir örneklem seçilir. Standart sapması hesaplanır, hata payı dikkate alınır. Kısa, özlü sorular bu örnekleme, profesyonel anketörler marifetiyle uygulanır. Veriler tek tek bilgisayar programına kaydedilir ve düğmeye basınca istatistikî tablolar karşınıza çıkar.

Kesin olmamakla birlikte sağlıklı bir araştırma, “Son seçimde hangi partiye oy verdiniz?” sorusuna verilen cevapların dağılımı ile test edilir. Şayet dağılım gerçek seçim sonuçları ile çakışıyorsa, “Bu pazar seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusunun cevapları da sağlıklı kabul edilir. Anketlerde bu çakışma genel olarak gerçekleşmez. Bunun yerine araştırmayı yapan, daha geniş tuttuğu örneklemi, veriler üzerinden ayıklayarak çakışmayı sağlamaya ve buna uygun seçim öngörüsünde bulunmaya çalışır.

Günümüzde anketler kapı kapı dolaşarak değil telefonla yapılıyor. Telefon, kayıt altına alınmış kişisel bilgi demek. Bizdeki gibi keskin kutuplaşmalarda insanlar kimseye güvenmiyor. Bu yüzden bilhassa muhalif düşüncede olanlarda üç farklı eğilim ortaya çıkıyor. İlki cevap vermeyi reddetmek, ikincisi kararsız olduğunu söylemek, üçüncüsü de gerçek parti tercihini gizlemek.

Özetle, mevcut siyasî atmosfer kamuoyu yoklamalarının vatandaşların gerçek siyasi eğilimlerini ölçemediği şartları haber veriyor. Üç ay sonra 2027’ye gireceğiz. Seçime bir yıl kalması, seçim atmosferinin devreye girmesi demek. Anketlerin nicel verilerine değil, siyasetin kimyasını ve dengelerini belirleyen niteliklere eğilmekten başka çaremiz yok. Otomatik pilotun, yükseklik, sıcaklık ve basınç ölçen aletlerin hiçbiri çalışmıyor. Sağduyunuza, sebep sonuç ilişkilerini doğru kurabildiğiniz analizlere güvenmekten başka çareniz yok.

Başka birçok parametrenin ilk sıralarına yerleşen üç gündeme odaklanmanızı önereceğim:

İktidarın meşruiyet kaybı, aşırı kişiselleşen siyasî rekabet ve ekonomik krizden çıkış ihtimali.

Meşruiyet kaybı

Meşruiyet kaybı, bir insanın iffetini ve namusunu kaybetmesine benzer.

Üsküdar Belediyesi’ni yöneten partinin değişmesi, iktidarın kendisini var eden meşruiyetle bağını koparması sonucunu doğurdu.

Mesele parti tercihi, seçmen eğilimi değil. Yerel yönetimin sandıkla/seçimle değil de organize bir kumpasla el değiştirebildiği algısı, sandıkla/seçimle iktidar koltuğuna oturanların sahip olduğu gücü sıfırlamak için yeterli. Vurgulamak için tekrarlıyorum: Durum parti tercihi meselesi değil, halkın sandıkta tecelli eden iradesinin yok sayılması. Halkı, tercihini ve iradesini adam yerine koymamış oluyorsunuz. Seçmen için parti tercihini aşan bir kriz; çünkü doğrudan kendisi, yani halkın tercihi yönetme hakkının kaynağı olmaktan çıkmış oluyor.

2019’da tekrarlanan İstanbul seçiminde tecrübe ettik. Üçüncü defa tekrarlansaydı aradaki fark daha da açılacaktı.

Halk kendi iradesinin gasp edildiğine kanaat getirirse, ortaya bir siyasî rejim krizi çıkar. Böyle bir kriz ancak eşit rekabet koşullarında adil bir rekabet ortamında çözülür. Yoksa her şeyini borçlu olduğu meşruiyetini bir ilçe belediyesi için toprağa gömen bir iktidar ülkeyi yönetemez.

Meşruiyetin yitirilmesi, binanın ana taşıyıcı kolonunun kesilmesi gibidir. İktidar yerle yeksan olur.

Karşımızda iktidar gücü olarak oturduğu dalı kesen bir Nasrettin Hoca figürü duruyor. Oturduğu koltuğun iki ayağını kesen biri olarak da gözünüzde canlandırabilirsiniz iktidarı. Emek, çaba, organizasyon ve kural dışı ataklarla iktidar kendi yuvarlanacağı tuzağı kazıyor.

İktidar her şeylerini borçlu oldukları sandığın, dolayısıyla sahip olduğu yönetme hakkının anlamsız hale geldiğinin yeteri kadar farkında değil. Bu vahim durum, doğal olarak oy erimesi ile sonuçlanır. Başka herhangi bir şey için değil, sırf söyledikleri sözün üzerine söz söylendiği, üstüne iradeleri gasp edildiği için vatandaş en kestirme yoldan başındaki belayı defetmenin yolunu arar. Demokrasi tarihimiz bu sonucu hafızamıza sayısız tecrübe ile çivilemiştir. Sandıktan aldığı meşruiyeti, sandığı hiçe sayarak kaybeden iktidarlar ömrünü tamamlamış demektir.

İktidar kafasını sandığa vurduğu zaman atı alan yeni süvari Üsküdar’ı çoktan geride bırakmış olur.

Kişisel rekabet?

Aşırı derecede kişiselleşmiş bir siyaset sahnesinde işler görülüyor. Kişiselleşme kuralların, kurumların, kadroların, programların, politikaların kişilere indirgenmesi anlamına geliyor. Politik şahsiyetler taşıyamayacakları kadar ağır roller, çareler ve anlamlar yükleniyor.

Tayyip Erdoğan, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş: Hangisi?

Mümtaz'er Türköne yazdı: Anketler yanılıyor, çünkü...
Mümtaz’er Türköne yazdı: Anketler yanılıyor, çünkü…

Geleceğin iktidarını bu dört isim etrafında tahayyül etmek, siyasî rekabeti çok dar bir alana hapsetmek demek. Kişiler iktidar mücadelesinin sebebi değil sonucu olarak ortaya çıkar. Kişiler, hatta partiler toplumdaki farklı kesimlerin, çıkar gruplarının, çatışan tarafların temsilcisidir.

Siyaset bir oyun değil. Koca ülke ve halk, birileri gelip yönetsin diye köşede beklemiyor. İyi yönetimi gerçekleştiren, çıkarları optimize eden, sorun çözmeyi becerebilen iktidarda kalır. Yoksa daha iyisi gelir onun yerini alır.

2017’den sonra Erdoğan’ın altında sıralanan iktidar temerküzü, aşırı derecede kişiselleşmiş bir politika algısı yarattı. Aynı algı, 24 yıllık iktidarın sonunu haber veriyor; çünkü Erdoğan geçmişte temsil ettiği çıkar gruplarını artık temsil edemiyor. Finans sektörü ile küçülen müteahhitlik sektörü ve üç beş tarikat dışında desteği kalmadı.

Ekonomik kriz, iktidarın başından itibaren dayandığı yoksul kesimleri enflasyon canavarına kurban etti. Mehmet Şimşek yine iyi direniyor, enflasyonu belirli düzeyde tutuyor. Bu başarı bile iktidarın felaketi anlamına geliyor; zira kronik enflasyon orta sınıfın ve yoksul kesimlerin satın alma gücünü ellerinden alarak fiyatları kontrol altında tutmak dışında ekonomiyi yönetenlere çare bırakmıyor. Tablo, iktidarda 2017’den sonra ortaya çıkan aşırı güç temerküzünün eseri. Bu kısır döngüden mevcut iktidarla çıkış ihtimali görünmüyor. En mantıklı çözüm, ekonomide güven ortamını yeniden kurmak, çaresi ise iktidarın değişmesi.

Sahip olduğu siyasi gücü paranteze alıp tersinden bakmayı deneyin: Erdoğan, dünyayı sırtında taşıyan Atlas gibi, bu ekonomik kriz yükünü tek başına üstlenmiş durumda. Ekonomik şartlar nispeten iyi iken siyasî rekabet nasıl kişiler etrafında dönerse, krizden çıkış da ilahlara kurban merasimi ile gerçekleşir.

Bu tabloya göre Erdoğan’ın karşısına aday olarak kim çıkarsa çıksın kazanır.

Eski politikacıların “sandalye koysam kazanır” dedikleri durum.

Seçmende krizden çıkış için Erdoğan’ın karşısında saf tutma eğilimi son derece güçlü. Dip dalga dediğimiz bu güçlü eğilimin, bugün buz dağı gibi ancak çok az bir kısmı görülüyor. Siyasî eğilim negatif veya pozitif tutumlarda kendini gösterir. Pozitif eğilim bir partiye veya kişiye duyulan sempatinin eseridir. Negatif tutum ise bir partiye veya kişiye karşı duyulan tepki şeklinde ortaya çıkar. Negatif tepki, iktidara kimin geleceğine değil, kimden kurtulacağına odaklanır. Türkiye’de bugün negatif tepkiler siyasetin baskın kimyasını oluşturuyor. Bu yüzden iktidarın rakipleri oyundan düşürme operasyonları hiçbir işe yaramıyor.

Anketler yanılıyor, çünkü…

Onca yolsuzluk iddiasına, oluşturulan algılara rağmen Belediye davalarının muhalefeti yıpratmaması bu yüzden. Şimdiden “kim kazanacak?” sorusunun cevabı belli: Erdoğan en çok kimi karşısına alırsa o kazanacak.

Ekonomik kriz gelecek sene onuncu yılına girecek. Politika araçlarını kontrol edemeyen yeni siyasal sistemin eseri olan ekonomik kriz, iktidar mimarisi ile özdeşleşerek yapısal bir kriz halini aldı. Sistem değişikliğini barındıran iktidar değişikliği olmadan bu kriz sona ermez.

Başladığımız yere dönelim:

Sebeplerin yol açtığı sonuçlara odaklanırsanız, benzer analizlerin test edileceği bir kamuoyu yoklaması bulamazsınız. Bu yüzden anketlere değil, Pazar yerlerine ve yolda yürürken gördüğünüz insanların mutsuz yüz ifadelerine bakarak politikanın geleceği hakkında fikir sahibi olabilirsiniz.

Siyasî alt-üst oluşlar günlük tüketilen algılara, imajlara, kişilere göre değil vatandaşın feryadına, açlığına ve susuzluğuna göre gerçekleşir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş