Mümtaz’er Türköne yazdı: Çıplak gerçek, pornografik siyaset

Muhafazakârlık çok işlevli bir koruma kalkanıdır; siyasette, toplumda, piyasada, aile içinde konforlu bir hayat alanı sunar. Pornografinin en takıntılı hali de bu koruma zırhının arkasında yaşanır. Bu zehirli duruma bastırılmış cinselliğin hastalıklı tezahürleri diyebilirsiniz.

Bu dünyadan kulağınıza gelen, Kur’an ve Sünnetle yakından-uzaktan alâkası olmayan Cennet tasvirleri, pornografik hayal gücünün zirveleridir. Cennet, tam anlamıyla bir sapkınlar evreni olarak tarif edilir. Tükenmeyen cinsel güç ve 70 bin huri masalı gibi. Bastırılmış cinselliğin bu yolla ertelendiği ve ölümden sonraya bırakıldığı açıktır. Dinselliğin, cinselliği kontrol altında tutma iddiası yüzünden ortalama dindarlık kolaylıkla yoldan çıkabilir. Tarikatlarda, Kur’an kurslarında patlayan skandalların arkasında kaynayan bu cinsellik kazanı bulunur. Cinsellik her alandadır. Kadın cinsel bir objedir, pedofili pusuda bekler. Tasavvufta mistik tecrübeler (seyr-i süluk) “aşk”, “vuslat” gibi cinselliğe de uyarlanabilen metaforlarla anlatılır.

Ölçüyü tek bir örnekten çıkartabilirsiniz: Kur’an’da Neml Suresinde Hz. Süleyman-Belkıs karşılaşması anlatılır. 41-44. Ayetlerde, Belkıs’ın (Tanah’da Ester) Süleyman’ın hazırlattığı billurdan bir platforma çıkarken, su zannedip eteklerini toplamasından çağlar boyu pornografik hikâyeler üretilmiştir. Zamanın iktidar sahiplerinin cinsel fantezileri için yaptırdıkları saraylara-köşklere “Belkıs Kasrı” adı verilmiştir. (Bk. “Belkıs” İslam Ansiklopedisi)

Bu durum bütün dinler için geçerlidir. Mesela, Ahd-i Atik’te, Kitabium’da yer alan Süleyman’a yazılmış bir çobanla bir kızın aşkını anlatan “Neşideler Neşidesi”, “Beni kendi ağzının öpüşleri ile öpsün; çünkü okşamaların şaraptan daha iyidir” diye başlayan pornografik bir metindir.

Seküler hayat biçiminde cinselliğin doğal haline yakın yaşandığını varsayarsak; bu hayatın baskın gücünün hemen yanı başında kaç-göçün olduğu muhafazakâr adalarda ne kadar saplantılı halde zincirlerle tutulduğunu tahmin edebilirsiniz. Durum geleneksel toplumlardaki gibi değil, muhafazakâr dünya ile hayatın tadını özgürce çıkartanlar-keyfini sürenler yan yana, aynı toplumda yaşıyor. Kadının topuğunun görünmesine “haram” diyenler, yolda yürürken neler neler görüyor. Muhafazakâr bu dünyaya bakarak hayal dünyasının sınırlarını alabildiğine genişletiyor. Basit konular içinden çıkılmaz hale geliyor. Çocuk yaşındaki kızların evlendirilmesi mevzuunun, zamanımız şeriat otoriteleri tarafından bir türlü çözülemeyişini, bu saplantının tezahürlerinden biri olarak görebilirsiniz.

Pornografik siyaset nedir?

Yunanca “porneia” (πορνεία) kelimesinden üretilen porno, evlilik ile meşru hale geldiği kabul edilen cinsel ilişkinin dışında yer alan bütün cinsel etkileşimleri ifade ediyor. Hristiyan literatürü bu kelimeyi “zina” yerine kullanıyor. Bu kelimeye “grafi” yani resmi, yazıyı eklediğiniz zaman pornografi “zina resmi-yazısı” anlamına geliyor. Pornografi, dünya çapında büyük bir ekonomik sektör haline geldi. Pornografik ürünlere yaygın ilgi, psikiyatride bir ruhsal rahatsızlık olarak muamele görüyor ve tedavi ediliyor.

Pornografik siyaset, doğrudan cinsel bir deyim değil; bir metafor olarak cinsel haz arayışı veya cinselliğin farklı tezahürleri ile siyasî faaliyetler arasında kurulan paralelliği-benzerliği ifade etmek için kullanılıyor. Meselâ etkili bir siyasi hamleyi veya laf sokmayı ifade için, “vurup geçti” anlamında kullanılan “çaktı” deyimi, cinsel içeriklidir. Siyasette bol bol kullanılan küfürlerin tamamı da öyle. Ancak siyasî pornografi, siyaset sahnesindeki aşırılıkları, sansasyonu, abartıları, mahremiyetin konu edilmesini, şiddet dilini, manipülasyonları, kısaca kural dışı belden aşağı bütün vuruşları kapsıyor. Seksteki şiddetin, tutkunun, sapkınlıkların bir benzeri olan öfke patlamaları, teşhircilik, özel hayatı konu alan şantajlar pornografik siyasetin gündelik uğraklarıdır. Siyasetin-siyasetçinin doğasında bulunan tutku ve saldırganlık, siyasetin asıl varlık sebebi olan sorunlardan-gerçeklerden koptuğu, anadan üryan ortalıkta gezinmeye başladığı zaman pornografik siyaset sahneye çıkar. İnanılması güç bir yaygınlıkta ortalığa egemen olur.

Saldırganlık ve cinselliğin kaynadığı Libido kazanı, hem siyasî pornografiyi hem de cinsel pornografiyi aynı düzleme taşıyor.

Pornografik teşhir

Deniz Göktaş’ın, hazırlanmış bir platformda kısa şortuyla ters kelepçeli haliyle arkadan çekilmiş teşhir görüntüleri, tam anlamıyla pornografik bir şiddet gösterisiydi. Artık otomatiğe bağlanan “Ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonları”nın özellikle anında medyaya aktarılan görüntüleri de bir siyasî pornografi pratiğidir. Davul zurna ile ilan edilen “ailem güvende” operasyonları da öyle.

Gülistan Doku soruşturmasında 36’ya yakın kişi tutuklu. Bu trajik olayın her safhası ve ayrıntısı televizyon dizisi gibi gündemde tutuluyor. Soruşturmanın gizliliği ilkesi sistematik olarak ihlal ediliyor. Yeniden açılan fail-i meçhul dosyalarının tamamı için aynı durum söz konusu.

Suçla mücadele için icat edilen cezai müeyyideler, suçu caydırmak, toplumun güvenliğini ve huzurunu temin etmek amacı taşır. Uyuşturucu bilhassa yeni nesiller için büyük bir bela. Oran artıyor ve kullanım yaşı düşüyor. Cezaevlerinde yatanların yarıdan fazlası uyuşturucudan yatıyor. Peki “ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonları”nın anayasanın koruma altına aldığı masumiyet karinesi alenen ihlal edilerek teşhir edilmesi suçla mücadeleye, toplumun korunmasına hizmet ediyor mu?

Basit bir sağduyunun ve muhakemenin devreye girmesi gerekiyor. Gençlerin rol-model olarak örnek aldıkları ünlülerin neredeyse tamamı uyuşturucu kullanıyorsa ve bu durum emniyet müdürlüğünün kapısında resmi geçitlerle ve resmi gazetecilerin kaydettiği görüntülerle teşhir ediliyorsa ne yapacaksınız? “Uyuşturucu kullanımını teşvik” suçundan polislere-savcılara soruşturma mı açacaksınız?

Aile gerçekten güvende mi?

“Ailem güvende” operasyonları için de aynı tezat söz konusu. Tersine reklâm diye bir kampanya yürüyor. Dünyada her toplumda farklı cinsel tercihler, yani LGBT her yerde, bilhassa doğu toplumlarında mevcut. Tarihsel olarak da böyle. Bugün dünyada nüfusa oranla en çok eşcinsel şeriat ile yönetilen Afganistan’da. Kimsenin yatak odasına giremezsiniz, özel hayatına müdahale edemezsiniz; yapacağınız yegâne şey henüz reşit olmayan çocukları korumaktan ibaret. Büyük tantanalarla ve sosyal medya kampanyalarıyla teşhir edilen “ailem güvende” operasyonları hangi muhafazakâr değerlere hizmet ediyor? Bu operasyonların reklam edilmesinin, pornografik materyallere kolay ulaşabilen çocukların dünyasında ne tür karşılıkları var?

Kimse bunları düşünmüyor mu?

Muhafazakârlık, muhafaza-koruma kökünden gelir. Muhafazakâr siyaset, toplumdaki muhafazakâr değerlerin korunması iddiası ile hayat bulur. Suçla mücadele ederek, ahlak bekçiliği yaparak toplumu korumanın yerini pornografik teşhir aldığı zaman murat edilenin tam tersi sonuçlar ortaya çıkar.

Bu yüzden muhafazakâr siyaset, muhafazakâr toplumdan ve insandan farklı olarak kendiliğinden iki yüzlüdür.

Ekonomide ve bütünüyle reel politikada çökmüş olan iktidar, muhafazakâr toplumun sinir uçlarını uyararak ömrünü uzatmaya çalışıyor; ama muhafazakârlık adına çok yanlış işler yapıyor.

Serbestlik fetişizmi

İçinden geçtiğimiz zaman aralığının en güçlü iki politik aktörü var: Akın Gürlek ve Mehmet Uçum. Akın Gürlek’in durumu açık. AKP, ekonomik krize rağmen yoluna devam edebilirse Erdoğan’ın Akın Gürlek’ten başka halefi olamaz. Çünkü AKP iktidarının devamını, bu adama borçlu olacak.

Mehmet Uçum konusunda mütereddidim. Çok yönlü bir önceliği var. Kısa pazar yazılarında Erdoğan adına ve “Cumhur İttifakı” diyerek Bahçeli adına, onların tam yetkili sözcüsü gibi konuşuyor. Devlet adına, hükümet adına, halk adına, rejim adına o kadar yüksek bir perdeden ve özgüvenle talimatlar veriyor ki, “Türkiye’nin topyekûn referansı bu adamdan başkası olamaz” diye bir düşünceye kapılıyorsunuz. Hakkını teslim edelim: Sadece Meclis adına konuşmuyor, bunun altını da özenle çiziyor. Ancak ülke adına yegâne doğrunun ne olduğunu tek başına biliyor, sınırları ve istikameti tayin ediyor ve yapılması gereken işleri çok üstenci bir dille sıralıyor. Üstelik adına konuştuklarından da hiç ses seda çıkmıyor. Bu sessizlik bir onay olarak anlaşılıyor.

Etkisini, değiştirici-belirleyici gücünü bilemiyoruz, her şey Saray’ın kapalı kapıları arkasında olup bitiyor; ancak müesses nizam (establisment) adına en tepede bir regülatör rolünü, durumdan vazife çıkartarak benimsediği ve uyguladığı anlaşılıyor. Otokrasilerde böyle sözcülerin ön plana çıkması doğal. Arkalarındaki güce göre bugün varlar, yarın yoklar.

“Yeni anayasa ihtiyacı” konusunda talimatlarını sıraladığı son yazısında, anayasada “‘Serbestlik fetişizmi’ tuzağına asla düşülmemelidir” sözüne takıldım. Siyasi pornografiyi yazı konusu etmemin sebebi de bu ifade. Yanlış anlaşılmasın, Mehmet Uçum siyası pornografi yapmıyor -herhalde muhalefeti ve halkı- pornografi takıntısı ile itham ediyor.

“Cinsel fetişizm” pornografinin yaygın deyimlerinden biridir; ama “fetişizm” cinsellikten bağımsız da kullanılır. Fetişizm nesnelere, sahip olmadıkları anlamları, değerleri hatta kutsallığı atfetmektir. Cinsel fetişizm ise cinsellikle doğrudan alâkası olmayan nesnelere tahrik edici, arzu uyandırıcı nesneler olarak değer atfedilmesidir.

“Serbestlik”, “serbestiyet”, özgürlüğü karşılamak için icat edildi. Hürriyet, “köle olmama” durumunu anlattığından böyle bir kelimeye ihtiyaç duyulmuş olmalı. Gerçi birincisine, insanın kendi içsel tercihi, ikincisine yani hürriyete dışarıdan getirilen sınırlamalardan azade olma durumu atfedilse de liberal lafzı, serbestlik yanlısı olarak kullanılıyordu.

Mehmet Uçum’un kullanımı böyle bir atfa sahip değil; o, “serbestlik fetişizmi” tabiri ile “özgürlük tutkusunu” aşağılıyor. “Fantezi” bile değil, “fetişizm”; çok ağır bir aşağılama. Tıpkı cinsel fetişizmin konusu gibi, alakasız bir obje.

Yalnız bir sorun var: Özgürlük, yani serbestlik bir obje-nesne değil; bir insanlık hali, bir eğilim ve özgürlük vazgeçilmez, devredilemez bir hak. Bütün insanlık tarihinin özetini, temel muharrik gücünü veren bir arayış ve çaba. Tarihin bir özgürleşme (émancipation) mücadelesinden ibaret olduğu tezi, merkeze insanı yerleştirirseniz çok gerçek görünüyor ve olup biten büyük değişimlerin mantığını açıklıyor.

Bu arayış ve çaba bir fetiş ise yerine bir ideal olarak neyi koyacaksınız? Devleti mi? Rejimi mi?

Sadede gelelim:

Memleketin çıplak bir gerçeği var: Ekonomi çökmüş durumda. Enflasyon baskısı altında giderek daha fazla fakirleşmenin önüne geçmenin imkân ve ihtimali yok. İktidar bütün çareleri tüketti. Son borsa krizi, kendi paydaşlarını bile feda etmek zorunda kaldığını gösterdi. Bu gerçeğe, tiyatro perdeleri gibi kalın ve kabarık bir perde çekip, sahnenin önüne siyasetin çıplak gerçeği konuyor. Şiddet yüklü, çok üstenci, kibirli, itici, teşhirci ve çok çirkin. Seyretmeye ve dinlemeye zorlandığımız siyasî pornografi hikâyesi işte bu. Gerçek her zamanki yerinde, perdenin arkasında olanca zavallılığı ve çaresizliği ile duruyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş