Mümtaz’er Türköne yazdı | Tavuk çiftliği tilkilere emanet edilince: Borsada sistemik kriz

Borsada patlayan skandallar sadece finans piyasalarıyla ve birkaç şirketle sınırlı basit ve geçici bir kriz değil. Bankacılık sektöründe finans krizi olarak başlayan ve ekonominin suçsuz-günahsız bütün kompartmanlarını felç eden 2001 krizini hatırlayın. Zaten kırılgan olan ve kronik krizlerle baş edemeyen ekonomi bugün daha yıkıcı bir felaketle karşı karşıya.

İktisatçıların, el konan şirketlerin sorunu için kullandıkları “likidite krizi” tabirine takılmayın. “Likidite” bildiğiniz keş para demek. Para ile para kazanılan bir piyasada para sıkışıklığı varsa, yani para yoksa ne olur? Cevap açık: Piyasa felç olur, güven ortadan kalkar ve panik başlar ve kriz dalga dalga yayılır. Para, insanlar eliyle yaratılan en ürkek-korkak varlıktır. Sıkışınca arkasına bakmadan kaçar gider.

2001 krizi, 28 Şubat Süreci’nin gölgesinde deveyi hamuduyla yutmaya, bunun için banka kasalarını boşaltmaya kalkan hırsız takımının marifetiydi. Yolu-yöntemi ise, bakkal dükkânı ruhsatı gibi dağıtılan, yeni bankalara izin veren Bakanlar Kurulu kararlarıydı. Soygun devlet eliyle sistemli bir şekilde yürütüldü ve zavallı Ecevit’e ve hükümetine IMF’in kapısını çalmaktan ve Kemal Derviş’i ekonominin başına getirmekten başka çare bırakmadı.

Bugünkü krizde ekonomi bürokrasisi, finans piyasasını yöneten devlet kurumları birinci derecede sorumlu. Sırayla: SPK, BDDK, Rekabet Kurulu, MASAK. Bir yıl önce Mehmet Şimşek, “fonlarda manipülasyon var” demiş, fakat hiçbir işlem yapılmamıştı. MSCI gibi uluslararası denetim kurumlarının uyarıları hiç dikkate alınmamış.

Kısaca kriz, göstere göstere geldi.

Mümtaz'er Türköne yazdı | Tavuk çiftliği tilkilere emanet edilince: Borsada sistemik kriz
Mümtaz’er Türköne yazdı | Tavuk çiftliği tilkilere emanet edilince: Borsada sistemik kriz

Kolay para

Yatırım fonları başlığı altında toplanan borsa başta olmak üzere finans piyasası araçları parayla para kazanmaya hizmet eder. Üretim, hizmet, reel yatırım; hiçbir şey yok. Sadece parayı alıp satıyorsunuz. Ucuz satın alıp pahalı satınca kâr ediyorsunuz.

Para somut bir varlık değildir; bir varsayımdır. Bir banknotun, tahvilin, hisse senedinin, hatta kripto paranın arkasında onun değerini belirleyen ve arkasında duran bir otorite ve o otoriteye duyulan güven vardır. Bu güven kaybolduğu zaman parasal araçların tamamı değersiz kâğıt parçalarına döner.

Örnekleri son krizde fazlasıyla mevcut. Örgütlü ve parası bol bir şirket yeni halka arz edilen bir şirketin hisselerine hücum ediyor. Vişne Madencilik örneği çok somut. Hisse fiyatları bir anda %2000 değer kazanıyor. Sonra satışlar başlıyor ve oltaya takılan sazanların, daha çok küçük yatırımcıların paraları büyük şirketlerin bilançosuna “kâr” olarak kaydediliyor. Yönettiği fon 25 milyar dolara varan şirketlerden bahsediliyor.

Para üzerindeki kontrol, devletlerin ordusundan, polisinden, mahkemelerinden daha etkili bir güç aracıdır. Siyasetin bu kadar yaygın ilgi görmesinin sebebi, bu araca en kestirme yoldan ulaşma arzusudur. Bu yüzden Bankacılık başta olmak üzere, ekonominin kılcal damar sistemine yerleşen finans kurumları istismara, yozlaşmaya ve yolsuzluğa en açık ekonomik faaliyet alanıdır. Devlet referansı olmadan bu alanda adım atamazsınız, kuruş para kazanamazsınız. Siyasî yolsuzluklar da bu bataklıktan sızan artıklarla beslenir.

Merkez Bankası, Hazine Bakanlığı, SPK, BDDK ve Rekabet Kurumu bu yüzden Türkiye’nin en etkili ve güçlü kurumlarıdır.

Tavuk kümesinde hüküm süren tilkiler

Borsada patlayan balon, Tavuk kümesine müdür olarak atanan tilkilerin ortalığı talan ettiğini bize yeteri kadar gösteriyor. Denetim yapılmamış, kurallar uygulanmamış. Tilkiler, yiyebileceklerinin çok fevkinde midelerini şişirmişler ve yerlerinden kımıldayamaz hale gelmişler. Patlayan balon değil, mideleri.

Ekonomi yönetimi “bulaşma riski”nden korkuyor, bu yüzden şirketlerin zararlarını üstlenmek gibi, halkın cebinden cömertçe devlet bankaları ve yatırım kurumları aracılığıyla bu “likidite sıkışıklığı”nı gidermeye gayret ediyor. Anlayacağınız bu fonlara sıcak para boca ediyor. Kimin parasını, kime, ne için veriyor?

Bu soruyu mutlaka sormalısınız.

Haklı oldukları taraf, zaten kırılgan olan ekonominin böyle bir şoka dayanamayacağı korkusu. Testi kırılmış, ne yapsınlar?

Piyasaya güveni yeniden kazandırmaları lâzım. Ancak para aktarmak dışında yapabilecekleri çok daha etkili bir şey var. SPK, BDDK, Rekabet Kurulu gibi devlet kurumlarında yetkilerini kullanmayan, görevlerini yerine getirmeyen, belki de suistimal eden üyelerin ve yöneticilerin hesap vermesi. Ancak böyle bir denetim, piyasalarda devletin ekonomik kurumlarına, dolayısıyla şirketlerin denetim altında bulunduğuna dair güveni yeniden sağlayabilir.

Ancak temelde çok daha esaslı bir sorun var.

Piyasalardaki dalgalanma doğrudan siyasî iktidarın tasarruflarının eseri olduğuna göre, bu krizin gerçekte bir siyasî sistem krizi olduğunu görmemiz gerekiyor.

İktidarın kendisi denetimsiz şekilde para araçlarına hükmediyor ve bu imkânı kendi çıkar ağlarına kanalize ediyor. Dolayısıyla kriz gerçekte bir siyasal sistem sorunu; evrensel kavramlara müracaat edersek bir Anayasal İktisat krizi ile karşı karşıyayız.

Anayasal iktisat neden buharlaştı?

Kemal Derviş reformları, siyasî iktidarların para araçlarına ve piyasalara kendi keyiflerince müdahalede bulunma imkânlarını sınırlama mantığı üzerine kuruluydu. Avrupa Birliği normlarına uygun olarak, yolsuzlukları önleyecek, kamu harcamalarını denetleyecek siyasi otoritenin dışında yer alan kurulların oluşturulmasını da bu mantığa eklemeniz gerekir.

Siyasetin ve tabii yolsuzlukların temel mekanizması, iktidara gelen partinin devletin ekonomik iktidarını karşı konulmaz bir yağma aracı olarak yandaşları için seferber etmesine dayanır. Sınır ve denetim olmadığı takdirde, suistimalin, istismarın ve yolsuzluğun engellenmesi mümkün değildir. Nasıl temel hak ve özgürlükler, çoğunluk iktidarının azınlıkta kalan muhalefetin üzerinde baskı kurmasını engellemek için anayasal güvencelere sahipse, iktidarların devletin sahip olduğu ekonomik gücü kullanarak memleketi soyup soğana çevirmesini engelleyecek anayasal güvencelere ve denetim mekanizmalarına ihtiyaç vardır. Anayasal İktisat, iktidarların para araçları üzerindeki kontrolsüz gücünü frenlemek, dengelemek, kurallara bağlamak ve sınırlamak için devreye girer.

Kemal Derviş reformlarının dayandığı anayasal yaklaşım tam olarak buydu.

Merkez Bankası’nın iktidarlar karşısında bağımsızlığı bunun için sağlandı. “Bağımsız İdari Otorite” adı verilen bir sürü iktidarın dışında yer alan denetim kurulu bunun için oluşturuldu. Kamu İhale Kurumu’na, kamu harcamalarındaki yolsuzlukları işin başında engelleme görevi verildi. Daha önce kurulan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Rekabet Kurumu daha bağımsız bir yapıya kavuşturuldu. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Kamu İhale Kurumu (KİK) bu reformlar çerçevesinde oluşturuldu. Aynı kapsamda kurulan Şeker Kurumu, 2017’de kapatıldı.

Bu kurumların tamamı, kanunlarına göre kimseden emir ve talimat almadan çalışır ve yaptırım uygulardı. Varlık amaçları ekonomik kazancı yüksek piyasaları siyasetin tasallutundan korumaktı.

Mümtaz'er Türköne yazdı | Tavuk çiftliği tilkilere emanet edilince: Borsada sistemik kriz
Mümtaz’er Türköne yazdı | Tavuk çiftliği tilkilere emanet edilince: Borsada sistemik kriz

Siyasal sistem krizi olarak finansal kriz

24 yıl fasılasız süren iktidara hiçbir bağımsız kurul kafa tutamaz. Hemen hepsi, bırakın denetimi, iktidarın talimatlarını en kestirme yoldan uygulayan ve bu talimatlara yaptırım sağlayan aparatlara dönüştü.

Yıllardır içinde debelendiğimiz ekonomik kriz, bu kurumların bağımsızlığını kaybetmesi ile başladı. 2017 ekonomik krizin dönüm noktasıdır. Siyasal sistem değişti ve kriz hemen başladı. Bu sistem değişmeden ekonomik krize bir nokta koyup işleri düzeltmenin imkân ve ihtimali yok.

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 1995 yılından bu yana her yıl yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi’nin 2024 raporunun, Türkiye’nin 2013’ten bu yana 16 puan kaybettiğini ilan etmesi bir tesadüf değil.

Sıraladıklarım spekülasyon veya analiz değil, somut olaylar. Erdoğan’ın 14 Mayıs 2018’de Londra Bloomberg’de söylediği: “Para politikalarından dolayı sıkıntı yaşayan insanlar bundan kimi sorumlu tutacaklar? Başkanı. Öyleyse para politikalarında etkili bir başkan imajı çizmeliyiz” sözü, piyasaları alt-üst etti ve bu sözle Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ortadan kalkınca finansal kriz de başlamış oldu. Erdoğan’dan gelen “faizleri düşür” baskısına direnen Merkez Bankası başkanının görevden alınması, ekonomik krizin somut başlangıç tarihini vermektedir. “Nass var nass” sözünü de, dinî esaslara dayalı bir ekonomik politikasının ilanı olarak görmekten ziyade, meselenin iktidar açısından ne kadar önemsendiğinin bir kanıtı olarak okumak gerekir. Hükümetin düşük faiz politikası ile fonlayacağı sektörler vardı ve bu işin mali dengeleri bozma, dövizi yükseltme ve enflasyon döngüsünü başlatma pahasına yapılması gerekiyordu.

Merkez Bankası’nın bağımsızlığını kaybetmesi, faiz politikası ile büyüyen ekonomik krizin asli sebeplerinden biridir.

Bugün, “SPK bugüne kadar neden müdahale etmedi?” sorusunun bu yüzden pek fazla anlamı yok. Faaliyeti durdurulan şirketlerden bazıları aynı zamanda banka sahibi. BDDK banka kurma izinlerini nasıl onayladı? Bu soru da aynı anlamsızlığa kurban ediliyor. Varlık fonunun son krizdeki müdahalelerinin de ortaya çıkan kamu zararının şeffaf bir şekilde denetlenmesi için bilinmesi gerektiğini de unutmayalım.

Tilki tavuk çiftliğine müdür atanınca, ne hissettiğini sormuşlar: “Gülmekten cevap veremiyorum” karşılığını vermiş.

Tablo çok acıklı. Birileri dolandırıcılık yöntemleri ile çılgınca para kazanmış. Müdahale etmesi gereken kurumlar sadece seyretmiş. Şimdi parası bol olanların hovardalığının cezasını fakir fukara vatandaş kamu zararı olarak ödeyecek.

Tilkiler işi öylesine azıya almışlar ki, yumurta yumurtlayacak tavuk da bırakmamışlar.

Ağlanacak halimize onların kahkahalarına bakıp acı acı tebessüm etmekten başka çaremiz yok.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş