Berrin Sönmez anlattı: Gerçekten “Ailem Güvende” mi?

Berrin Sönmez anlattı: Gerçekten "Ailem Güvende" mi?

İSTANBUL (Medyascope) – LGBTİ+ derneklerine yönelik “Ailem Güvende” operasyonu hakkında Berrin Sönmez, operasyonun adının aksine kimseyi güvende kılmadığını, tam tersine eril tahakkümü korumayı amaçladığını söyledi.

Adalet Bakanlığı, 12 Eylül’de İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 15 ilde “Ailem Güvende” operasyonunu başlattı. Operasyon kapsamında dernek yöneticileri, aktivistler ve çalışanlar dahil en az 60 kişi gözaltına alındı. İzmir’de gözaltına alınan 18 kişiden 16’sı tutuklandı.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, operasyonun AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı” vizyonu doğrultusunda yürütüldüğünü açıkladı. Operasyon kapsamında 162 kişi, dokuz dernek ve 13 işletmeye yönelik adli işlem yapıldı.

Peki gerçekten “Ailem Güvende” mi? Berrin Sönmez, İstanbul, Ankara ve İzmir başta olmak üzere, 15 ilde düzenlenen “Ailem Güvende” operasyonu hakkında konuştu.

Gerçekten “Ailem Güvende” mi?

Sönmez, iktidarın “aile” kavramını yıllardır bir şifre sözcük olarak kullandığını vurguladı:

“Ailem güvende dediklerinde eril tahakküm güvende dedikleri şekilde anlıyorum. Aileyi özellikle bir şifre sözcük olarak kullanıyorlar.”

Berrin Sönmez, operasyonun fuhuş soruşturması olarak başlatılmasını yanlış bulduğunu kaydetti. “Fuhuş yapmakla” suçlanan kişilerin hangi koşullarda bu duruma sürüklendiğinin sorgulanması gerektiğini belirten Sönmez, şöyle konuştu:

“Fuhuş operasyonu meselesi de çok büyük bir sorun. Ücretli seks talep eden tarafa ceza kesilmelidir. Diğer insanın hangi koşullarda buna mecbur kaldığını, belki gönüllü de yapıyor olabilir, sorgulamak gerekir. Önemli olan ücretli seks talebinin cezalandırılmasıdır. Çok radikal bir şey yapıp bu durumdaki, yani fuhuş yapmakla suçlanan kişiler kendi müşteri listelerini açıklasalar, şu ülkenin hangi yerlerinden insanların olduğunu görürüz.”

Sırada kadın dernekleri mi var?

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Eylül 2026 verilerine göre ağustos ayında,

  • 22 kadın öldürüldü,
  • 33 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti,
  • Yüzde 41 kadın evli olduğu erkek tarafından öldürüldü,
  • Yüzde 55 kadın evlerinde öldürüldü.

Bu doğrultuda “Sırada kadın dernekleri mi var?” sorusunu yanıtlayan Berrin Sönmez, kadınların ve LGBTİ+’ların eşitlik mücadelesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. Sönmez, kadın örgütleri ile LGBTİ+ örgütlerinin hak savunuculuğu alanında işbirliği yaptığını vurguladı:

“Bütün bunlar eşitlik sorunu, insan haklarından eşit yararlanma meselesi. Her insan eşit ve özgür doğar. Her insanın, cinsel yönelimi ve cinsiyeti ne olursa olsun aynı haklardan eşit şekilde yararlanması için mücadele ediyoruz. Feminizmin eşitlik mücadelesi LGBTİ+’ları da kapsar. Bununla organik bir ilişki vardır. Dernekler birbirleriyle hak savunuculuğu alanında işbirliği yaparlar. Sonuçta LGBTİ+ dernekleri de insanlara insanca, onurlu ve insan onuruna yakışır şekilde yaşayabilme hakkını savunuyor.”

Berrin Sönmez, İstanbul Sözleşmesi’nin iptali sürecinde de LGBTİ+ örgütlerinin bahane olarak kullanıldığını hatırlatarak kadın cinayetlerindeki artışa dikkat çekti:

“Aynı zamanda şöyle bir sorun da var: İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmak için LGBTİ+ örgütlerini, derneklerini kullandılar. Bahane olarak onu kullandılar ve sonuçta görüyoruz ki İstanbul Sözleşmesi kalktığından bu yana en az bin 600’ün üzerinde kadın cinayeti işlendi. Neden en az diyorum? Çünkü devlet herhangi bir veri açıklamıyor. O tarihten itibaren giderek yükselen, eski dönemlere kıyasla olağanüstü hızla yükselen, şüpheli kadın ölümleri var. Yeterince araştırılmayan şüpheli kadın ölümleri artık kadın cinayetleri sayısını da aştı.”

“Siz bu kadınlara nasıl bunu yapıyorsunuz?”

Sönmez ayrıca yerel basının kadın cinayetlerine ilişkin haberleri yayımlamakta zorlandığını belirterek, merkezi desteğe ihtiyaç duyan yerel gazetelerin baskılar nedeniyle bu haberleri çoğu zaman yayımlayamadığını söyledi. Sönmez, yıllar içinde çok sayıda yerel medya çalışanının kendisine bu konuda ulaştığını aktararak, tanık oldukları şiddet vakalarını haberleştiremediklerini anlattı:

“Yerel medya çok büyük baskılar altında. Yerel medyadan pek çok muhabir arkadaşın yıllar içerisinde bana defalarca yazdığı şeyler vardı. ‘Şöyle bir olay oluyor ama biz bunu haberleştirsek gazete basmıyor’ diyorlardı. Çünkü yerel basın, merkezi desteğe çok büyük ihtiyaç duyuyor, hayatta kalabilmek için. Bu nedenle haberleri yazamıyorlar. Ağlayarak beni arayan bir kadın muhabir vardı. Tanık olduğu bir şiddet vakasını yazamamıştı. Yazmış ama yayınlanamamış. Böyle olayların çok fazla olduğunu tahmin edebilirsin. Dolayısıyla en az 1.600 küsur kadın öldürüldü. Ama bunun yanında ne var? O tarihten itibaren giderek yükselen, eski dönemlere kıyasla olağanüstü hızla yükselen şüpheli kadın ölümleri var. Yeterince araştırılmayan şüpheli kadın ölümleri artık kadın cinayetlerinin sayısını da aştı, biliyorsunuz.”

Kadına yönelik şiddet vakalarının üstünün örtüldüğünü vurgulayan Sönmez, böyle bir dönemde hak savunucularının hedef alındığına dikkat çekerek “Ailem Güvende” operasyonu kapsamında kadın örgütlerinden isimlerin de gözaltına alındığını söyledi.

Gazeteci Seniye Nazik Işık, KaosGL denetim kurulunun yedek üyesi olması nedeniyle İzmir’de gözaltına alındı ve Ankara’ya götürüldü. Ankara’da yaşayan gazeteci Belgin Çelik ise İstanbul’a götürüldü. Berrin Sönmez, Çelik’in Kırmızı Şemsiye ve Pembe Hayat derneklerinde uzun yıllar çalıştığını belirterek hak savunucusu kadınların gözaltına alınmasına şu sözlerle tepki gösterdi:

“Kadın örgütlerinden de pek çok arkadaşımız gözaltına alındı. Seniye Nazik Işık yıllardır kadın örgütleri içinde çalışıyor ama aynı kapsamda KaosGL’de denetim organının yedek üyesi olduğu için İzmir’de gözaltına alınıp Ankara’ya getiriliyor. Belgin Çelik diye bir arkadaşımız var Ankara’da, onu da almış İstanbul’a götürmüşler mesela. O, Kırmızı Şemsiye ve Pembe Hayat ikisinde de görevliydi, yıllardır çalışırdı. Belgin 75 yaşı civarında, Nazik 70’in üstünde. Siz bu kadınlara nasıl bunu yapıyorsunuz? Gençler için de öyle, hayatlarını karartıyorsunuz bir anda, tamamen yok yere.”

“Otoriter rejimler önce dili ele geçirir”

Sönmez, iktidarın “cinsiyetsizleştirme” gibi kavramlarla dili ele geçirerek toplumun zihnini bulandırdığını belirtti. “Cinsiyetsizleştirme” kavramının daha önce Hitler döneminde bir düşünür tarafından kullanıldığını hatırlatan Sönmez, kavramın hukukta da kullanılmaya çalışıldığını söyledi.

LGBTİ+ derneklerinin tehdit ve yaşamsal risk altındaki bireyleri güvenli bir yaşama kavuşturmak için çalıştığını belirten Berrin Sönmez, bu derneklere yönelik gözaltı, tutuklama ve erişim engeli kararlarının LGBTİ+’lara psikolojik destek veren dernek ve uzmanları da etkilediğini anlattı:

“‘Cinsiyetsizleştirme’ diye bir şey yok, olamaz böyle bir şey. Oksimoron bir kavram ve bunu hukukta da uygulamaya çalışıyorlar. ‘Aile Yılı’ ilan edilen resmî metinlerde de var, Diyanet’in hutbelerinde de var. Alakasız şeyler ama kendi kafalarından uydurdukları kavramlar. ‘Otoriter rejimler önce dili ele geçirir’ diye bir ifade var. Bunlar da bu ‘cinsiyetsizleştirme’ kavramıyla dili ele geçirerek insanların zihnini bulandırdılar ve toplumda böyle bir algı yarattılar.”

Çocuk istismarı verileri neden açıklanmıyor?

Berrin Sönmez, Adalet Bakanlığı’nın 2018’den bu yana çocuk cinsel istismarı davalarına ilişkin verileri kamuoyuyla paylaşmadığını söyledi. Bakanlığın daha önce mahkeme kararlarıyla birlikte bu davalara ilişkin verileri liste halinde yayımladığını, ancak 2019’da bu uygulamanın sona erdiğini hatırlatan Sönmez, 2018 öncesine ait verilere de artık erişilemediğini vurguladı.

Verilerin paylaşılmamasının çocuk cinsel istismarı vakalarındaki artışı toplumdan gizlemeye yönelik olduğunu savunan Sönmez, “Bütün bu meseleler birbiriyle son derece ilişkili” dedi:

“O kadar çok çocuk cinsel istismarı var ki 2018’den beri yayınlamıyorlar çocuk cinsel istismarı davalarını. Adalet Bakanlığı mahkeme kararlarıyla birlikte yayınlardı, bir liste olarak bilgi verirdi. 2019’da yayınlamadılar, ondan sonra döndüler 2018’den önceki verileri de erişime kapattılar. Bilmiyoruz. O kadar çok artmış olmalı ki bunu toplumdan gizliyorlar. Bütün bu meseleler birbiriyle son derece ilişkili.”

Kültürel ve ahlaki vesayet

Sönmez, iktidarın 2017 Anayasa referandumuyla bürokratik ve askeri vesayeti tek elde topladığını, şimdi ise kültürel ve ahlaki vesayeti pekiştirmeye çalıştığını belirtti.

Bu süreçte LGBTİ+ dernekleri ile kadın örgütlerinin hedef seçildiğini söyleyen Berrin Sönmez, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu cinsel yönelim meselesinde iktidarın yaptığı şeyler kesinlikle din bahaneli. Aile bahanesiyle erkek hegemonyasını korudukları gibi, din bahanesiyle de neoliberal politikaların izinden gidiyorlar. LGBTİ+’lara yapılanların bir başka nedeni de kültürel vesayet. İktidar kültür savaşlarını kazanamadığı için ahlaki ve kültürel vesayet kuruyor.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş