Metin Acıpayam yazdı: Taşralı yazarlar yapay zekâyı keşfederse

Yapay zekâ hayatımıza girdiğinden beri birçok şey değişti. Yazmak kolaylaştı, bilgiye ulaşmak hızlandı, araştırma yapmak başka bir boyut kazandı. Açıkçası bundan rahatsız değilim. Hatta doğru kullanıldığında yapay zekânın insanın işini kolaylaştıran son derece güçlü bir araç olduğunu düşünüyorum. Bir metnin dilini düzeltmek, bir fikri geliştirmek, bir konuda araştırma yapmak, farklı bakış açıları üretmek için yapay zekâdan yararlanmakta hiçbir mahzur görmüyorum. Fakat mesele başka bir yerde başlıyor: Yapay zekâ düşünmenin, okumanın, yazmanın ve nihayetinde entelektüel emeğin yerine geçirildiğinde… Özellikle taşrada yeni bir tipin ortaya çıkışını seyrediyoruz: Dün iki sayfa okumaya üşenen, edebiyat tarihiyle birkaç ezber isim dışında ilişkisi olmayan, bir şiirin nasıl kurulduğundan habersiz, düşünsel bir mesele üzerinde on dakika bile yoğunlaşamayan bazı insanlar bugün birdenbire kitap, makale, şiir, deneme, hatta roman üretmeye başladılar. Bilgisayarın başına oturuyor, birkaç komut yazıyor ve karşısına yüzlerce kelimelik metin çıkıyor. Sonra o metnin başına kendi adını koyuyor. Böylece yeni bir mucize gerçekleşiyor: Yazar olmadan kitap sahibi olmak. Eskiden bunun için okumak, düşünmek, araştırmak, yazmak, bozmak, yeniden yazmak, utanmak, çöpe atmak, tekrar denemek gerekiyordu. Şimdi bazıları için süreç biraz daha pratik: Yapay zekâya sor, metni al, birkaç kelime değiştir, kapağı yaptır, kitabı bastır ve artık yazarsın. Ne güzel memleket!

Metin Acıpayam yazdı: Taşralı yazarlar yapay zekâyı keşfederse
Metin Acıpayam yazdı: Taşralı yazarlar yapay zekâyı keşfederse

Şiirin zahmeti kaybolduğunda

Gerçek edebiyatın en önemli taraflarından biri, sonuçtan önce uğraştır. Bir şairin bir dize üzerinde saatlerce düşünmesi, bir kelimeyi değiştirmek için metni defalarca gözden geçirmesi, şiirin sesini ve ritmini araması boşuna değildir. Çünkü edebiyat yalnızca ortaya çıkan metin değildir; o metne ulaşırken yaşanan zihinsel süreçtir.

Yahya Kemal’in şiir anlayışını düşündüğümüzde bunu çok daha iyi görürüz. Onun şiirinde geleneksel biçim, dil, ritim, sembol ve Fransız edebiyatından gelen etkiler birbirinden kopuk unsurlar değildir; uzun bir kültürel birikimin içerisinde işlenerek şiire dönüşür. “Sessiz Gemi” üzerine yapılan akademik çalışmalar da şiirin ölüm fikrini taşıyan zengin bir metaforik ve kavramsal yapı üzerine kurulduğunu gösteriyor. Buradaki mesele Yahya Kemal’in kaç saatte bir şiir yazdığı değildir. Mesele, şiirin arkasında bir zihnin bulunmasıdır. Çünkü iyi şiir yalnızca kelimelerin yan yana gelmesi değildir. Kelimeyi seçen bir hafıza vardır. İmgeyi kuran bir tecrübe vardır. Ritmi duyan bir kulak vardır. Yanlış kelimeyi fark eden bir estetik bilinç vardır. Ve bütün bunların arkasında yıllarca birikmiş bir okuma vardır. Yapay zekâ bunların sonucunu taklit edebilir. Fakat insanın yaşadığı o zihinsel yolculuğu sizin yerinize yaşayamaz.

Mesele yapay zekâ değil, yapay yazarlık

Burada açık konuşalım: Ben yapay zekâya karşı değilim. Tam tersine, yapay zekânın insan zihnini destekleyen olağanüstü bir araç olduğunu düşünüyorum. Araştırmacının yardımcısı olabilir, yazarın editörü olabilir, öğretmenin asistanı olabilir, öğrencinin çalışma arkadaşı olabilir. Fakat yazarın kendisi olduğunda mesele değişir. Çünkü bir metni yapay zekâya yazdırıp altına kendi adını koymakla, o metni kendisinin yazdığı izlenimini vermek arasında ciddi bir etik problem vardır. Yapay zekâ ile çalışmak başka şeydir, yapay zekânın yerine yazması başka şey. Birincisinde araç vardır. İkincisinde ikame. Ve ikame başladığında insanın kendi zihinsel kasları da yavaş yavaş tembelleşebilir.

Bir insanın entelektüel gelişimi yalnızca ortaya koyduğu metinlerin sayısıyla ölçülmez. Kimleri okuduğuna, ne kadar düşündüğüne, hangi fikirlerle mücadele ettiğine, neyi reddettiğine, hangi soruların karşısında çaresiz kaldığına da bakmak gerekir. Gerçek zekâ, gerçek zekâyla karşılaşmaktan beslenir. Bir insan Dostoyevski okurken yalnızca hikâye okumaz; insan ruhunun karanlık taraflarıyla karşılaşır. Nâzım Hikmet okurken yalnızca şiir okumaz; dilin, ritmin ve siyasal düşüncenin şiirle nasıl birleşebileceğini görür. Yahya Kemal Beyatlı okurken yalnızca güzel dizeler görmez; dil, musiki, tarih ve biçim arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu fark eder. Bunlarla gerçek anlamda karşılaşmak zihinsel bir emek ister. Yapay zekâ ise önünüze bir metin koyabilir. Fakat okumadığınız kitapların yerine okuyamaz. Yaşamadığınız hayatın yerine yaşayamaz. Çekmediğiniz zihinsel sıkıntıyı çekemez. Ve belki de en önemlisi, sizin yerinize düşünsel bir kişilik inşa edemez.

Metin Acıpayam yazdı: Taşralı yazarlar yapay zekâyı keşfederse
Metin Acıpayam yazdı: Taşralı yazarlar yapay zekâyı keşfederse

Taşranın yeni entelektüeli

Asıl tehlike burada ortaya çıkıyor. Zaten düşünsel üretimin zayıf olduğu bir ortamda, üretim araçlarının olağanüstü kolaylaşması bazı insanlarda bilgi ve yetkinlik yanılsaması oluşturabilir. Eskiden “Bir kitap yazmak istiyorum” diyen insanın önünde bir engel vardı: Kitabı yazmak. Şimdi o engelin önemli bir kısmı kalktı. Fakat engelin kalkması insanı otomatik olarak yazar yapmıyor. İşte bizim taşralı entelektüelimiz tam burada sahneye çıkıyor. Bir yapay zekâ metni açıyor. Biraz değiştiriyor. Başına bir önsöz yazıyor. Sonuna da “yazar hakkında” bölümü ekliyor. Ardından sosyal medyada: “Yeni kitabım çıktı.” Ve memlekette yeni bir edebî hadise yaşanıyor. Dün yazmayan insan bugün yazar. Dün düşünmeyen insan bugün düşünür. Dün okumayan insan bugün “entelektüel” olur. Üstelik yapay zekâ sayesinde artık insanın kendi cehaletinin sınırlarını görmesine de gerek kalmaz. İşte buna itiraz ediyorum.

Türkiye’nin önemli problemlerinden biri yalnızca insanların az okuması değildir. Daha büyük problem, okumadan konuşabilme özgüvenidir. Çünkü cehalet bazen sessiz değildir. Aksine son derece gürültülüdür. Bir insan üç kitap okuyup on üç konuda konuşabilir. Yapay zekâ bu kişiye on üç konuda da metin hazırladığında, ortaya bilgi değil, bilgi görüntüsü çıkar. Ve görüntü, özellikle taşrada, çoğu zaman gerçekliğin kendisinden daha hızlı dolaşıma girer. Bir makale vardır ama makalenin arkasında araştırma yoktur. Bir şiir vardır ama şairin şiirle hesaplaşması yoktur. Bir kitap vardır ama kitabın arkasında yıllarca süren okuma yoktur.Bir “entelektüel” vardır ama entelektüel merak yoktur. Ortada bol miktarda metin vardır. Fakat düşünce azalmaktadır. Bence asıl tehlike budur. Yapay zekâ düşünsel güdüklüğün sebebi değildir. Fakat yanlış kullanıldığında onun çok iyi bir makyaj malzemesi olabilir. İnsan düşünmüyorsa, yapay zekâ onun yerine düşünebilir. İnsan okumuyorsa, yapay zekâ ona okumuş gibi görünme imkânı verebilir. İnsan yazamıyorsa, yapay zekâ onun adına yazabilir. Ve sonunda ortaya çok garip bir manzara çıkar: Herkes yazardır ama ortada yazar yoktur.

Yapay zekâ şairi

Belki de en komik tarafı burada.Yapay zekâ ile yazılmış şiirin altında insan adı duruyor. Şairimiz şiirini paylaşırken son derece gururlu. Hatta şiirinin altına birkaç da felsefi söz ekliyor. “İnsan ve varoluş üzerine…” Ardından beğeniler geliyor. Bir süre sonra kendisini şair sanmaya başlıyor. İşte burada mesele yalnızca edebiyat etiği olmaktan çıkıp benlik algısına dönüşüyor. İnsan ürettiği şeyi kendisinin üretmediğini bilmesine rağmen, onun sağladığı itibarı sahipleniyorsa burada ciddi bir özdeşleşme problemi vardır. Çünkü yazarlık yalnızca bir metnin üzerinde isminizin bulunması değildir. Yazarlık, o metnin sorumluluğunu taşıyabilmektir. Bir şiir kötü olabilir. Bir roman başarısız olabilir. Bir makale zayıf olabilir. Bunların hepsi insanîdir. Asıl problem, insanın kendi zihinsel emeğini ortaya koymadan onun sonucunda elde ettiği itibarı sahiplenmesidir.

Bitirirken

Yapay zekâ gelecek. Daha da güçlenecek. Daha iyi yazacak. Daha hızlı araştıracak. Daha iyi çeviri yapacak. Buna direnmenin anlamı yok. Fakat tam da bu yüzden insanın kendisine ait olanı koruması gerekecek: merakı, tecrübesi, hafızası, sezgisi, estetik duygusu ve düşünme zahmeti. Çünkü geleceğin en değerli şeyi belki de bilgi olmayacak. Bilgiye ulaşmak zaten kolaylaşacak. Asıl değerli olan, bilginin içerisinde kendi zihnini kurabilmek olacak. Bu nedenle yapay zekâdan korkmuyorum. Yapay zekânın yazmasını da istemiyorum. Ben insanın yeniden yazmasını istiyorum. Bir mısra üzerinde saatlerce düşünmesini, bir paragrafı beğenmeyip çöpe atmasını, bir kitabı bitirdiğinde “Ben bunu neden yazdım?” diye kendisine sormasını istiyorum. Çünkü edebiyatın değeri yalnızca ortaya çıkan metinde değildir. Edebiyat, insanın kendi zihniyle boğuşma biçimidir. Ve o boğuşmayı makineye devrettiğimiz gün, elimizde çok daha fazla kitap olabilir. Ama belki de çok daha az yazarımız olur.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş