Mümtaz’er Türköne yazdı: Borsa soygununun hukukî, siyasî, ekonomik ve sosyal sonuçları

Aylarca gündemimizi işgal edecek, dallanıp budaklanacak bir hikâyenin henüz başındayız. Düzen tepemize çöktü, yara henüz taze, hissedilmesi zaman alacak. Yeni başlayan karanlık bir televizyon dizisi gibi, her hafta yeni bölümleri şaşkınlıkla ve heyecanla takip edeceksiniz. Bütün tasarruflarını kaybeden bir ahbabım endişe içinde bu işlerden anladığımı düşünerek bana: “Devlet zararımızı karşılar mı?” diye soruyordu. “Üzerine bir bardak soğuk su iç, sonra mutluluğu paradan başka şeylerde ara” cevabını verdim. Halini görmeliydiniz.

Emin olabilirsiniz: Bu soygunun birçok cephede sarsıcı sonuçları olacak.

Nüfuz ticareti suçu

Önce hukuki sonuçlardan başlayalım.

Finans sektörünü düzenleyen kanunlara karşı suç işleyen yetkili sorumlular tek tek ayıklanıp toplanıyor. Paranın değeri itibarına bağlı olduğu için, bu itibarı korumayı amaçlayan kanunlar da çok detaylı. Sultanahmet Camii’nin üçer şerefeli altı minaresini çalanlar, kılıfa ihtiyaçları olduğunu hiç düşünmemişler. Peynir büyük, fare ne yapsın? Demek çok sağlam garantilerle iş görmüşler.

Kim vermiş?

İşte bu soru, iktidar katında ve bürokraside su başlarını tutmuş soyguncuların TCK 255. maddeden yargılanması ile karşılığını bulacak. “Nüfuz ticareti” başlığı ile düzenlenen bu ceza maddesi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörüyor. Suçu işleyen kamu görevlisi ise (politikacılar da bu kategoriye girecek) ceza yarı oranında arttırılıyor ve üç yıldan 7.5 yıla kadar çıkıyor.

Hisse tahtasının %1000-2000 arttığı fonlardan Fatma Betül Sayan gibi astronomik kâr edenler, otomatik olarak bu suçu işlemiş sayılacak. Bürokraside ve AKP’de etkili görevlerde bulunanlar “nüfuz ticareti” suçundan yargılanacak.

Göz göre göre gelmekte olan kriz için uyarılarda bulunan eski MASAK başkan yardımcısını gözaltına alan yargı mensupları, el konulan şirketlerdeki usulsüzlükleri haber yapanlara saniyesinde “yayın yasağı” kararı veren hakimlerin de soruşturulması gerekecek.

Mehmet Şimşek’in geçen sene kasım ayındaki uyarısından sonra gerekli adımların atıldığı anlaşılıyor. Ortaya dökülüp saçılanlar, SPK’nın ocak ayında, yani dokuz ay önce olan bitenin farkında olduğunu ve duruma el koyduğunu gösteriyor. Ne çare ki geri adım atıyor veya attırılıyor, üç başkan yardımcısı görevden alınıyor ve malumu ilam eden rapor SPK web sitesinden kaldırılıyor. Bu güç kimde var? Kimler araya girmiş? Yetkili ve sorumlular kendi paçalarını kurtarmak için mutlaka ötecek. Merak etmeyin, etkili faillerin ismi ortaya dökülecek. Nüfuz ticaretinin yüksek seviyede devreye girdiği bir dosya mahkemenin önüne düşecek.

Devlet gücü ve kurumları aracılığıyla yapılan bu soygun için kriter belli.

Kim ne kadar kazanmış? Kazananlar hangi görevlerdeymiş?

AKP için arınma fırsatı

AKP’de bu usulsüzlükleri ve aleni suçları yakından bilen, ama ellerinden bir şey gelmeyen dürüst politikacıların başkaldırısı için bir fırsat doğdu. AKP’nin siyasî varlığını devam ettirebilmesi, bu tufeylileri sırtından atıp, bulaşan kirden-pastan arınmasına bağlı.

Hayatı boyunca özel himaye görmüş ve bir siyasî proje olarak kariyer basamaklarını tırmanmış Fatma Betül Sayan’ın profili, aslında AKP’nin 24 yıldaki ahlaki çöküşünün de hikâyesini özetliyor. Güç, bütün ahlaki öncelikleri toprağa gömüyor, sonradan görmelerin çılgın soygunu başlıyor.

Fon krizi
Mümtaz’er Türköne yazdı: Borsa soygununun hukukî, siyasî, ekonomik ve sosyal sonuçları

Borsa soygununu doğrudan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin yol açtığı siyasî bir skandal olarak okuyabilirsiniz. Bütün yetkiler tek kişinin elinde toplandı. Tekelleşen bu yetkiyi tabasbus ile gücün yanında pozisyon alanlar, doğal olarak kendileri için kullanmaya başlayınca yolsuzluklarda patlamalar yaşandı. Mevcut siyasal sistem bu tür soygunları fiilen önleyecek denetim mekanizmalarını işletemiyor. Güce yakın duranların kolaylıkla istismar ederek çıkar sağlayacakları soygun fırsatları doğuyor. Görgüsüz fareler için peynir büyük olunca iş zıvanadan çıkıyor.

Yanlışı başka yerde aramaya gerek yok. Devletin ekonomik iktidarının suiistimali ve devlet kurumları aracılığıyla yapılan bir soygun söz konusu.

Yetki kimde ise sorumlu odur.

Ekonominin her alanı etkilenecek

En başta yoksullar daha da yoksullaşacak ama bununla kalmayacak, bu sefer zenginlerin de başı dertte.

Ekonomik sistemin tamamını kilitleyecek bir arıza ile karşı karşıyayız.

Mehmet Şimşek, kemerleri sıkarak enflasyonu kontrol altına almaya çalışıyordu.

Fiyat istikrarı arz talep dengesinde kurulur. Enflasyonla mücadelede Ortodoks politika talebin kısılması, arzın da arttırılmasıdır. “Nass var nass” denilen faiz indirimleri ve Kur Korumalı Mevduat (KKM) uygulaması, fakirin parasını zengine aktarma düzeneğiydi.

Mantık şöyle işler:

Fakirin geliri artarsa tüketim artar, talep baskısı doğar ve fiyatlar yükselir. Bunun yerine fakirden zengine verirsek, doğal olarak tasarruf edeceği para fazla yatırıma dönüşür ve arz artar, bu da fiyatların düşmesine yol açar.

Tuzu kuruların tasarruflarını az biraz yatırıma kanalize eden sistem hisse senetleri ve doğal olarak borsadır. Borsa bu tasarrufları finans sistemi aracılığıyla güya reel sektöre sevk etmekle görevlidir.

Borsa çökmüş durumda. Bugün (28 Eylül Pazartesi) satış baskısı var ama devre kesicilerin hemen duruma müdahale etmemesi, yani çöküş boyutunda bir kaçışın olmaması sizi yanıltmasın. İki dinamik işliyor. Şirketler kendi hisselerini satın alarak piyasa değerlerini korumaya çalışıyor. İkinci olarak eldeki senetler çöp olunca bir anlamı kalmadığı için kimse satmıyor. Gerçek durumu anlamak için alım-satım hacmine bakmanız gerekir.

Ekonomi yönetimine gelince.

Mehmet Şimşek tansiyonu düşürmek için piyasanın likidite ihtiyacının karşılanacağını söylüyor.

Çocukken balon patlayınca, parçalarından minik balonlar yapardık. Borsa krizinden sonra bu imkân da mevcut değil.

450 bin hisse sahibinin toplumdaki karşılığı

Uçuk senaryolar dolaşımda.

Devletin hisse sahiplerinin zararlarını karşılaması veya bu iş için özel bir vergi salınması uçukluğun bile uç örnekleri.

Bu iş KKM veya faiz indirimi gibi değil. Kamu kaynakları, yani yoksulların parası ile bu zarar telafi edilemez; çünkü yer yerinden oynar. Ayrıca hisse sahiplerinin kayıplarının telafisi, bu tasarrufun ekonomiye kanalize olmasını sağlamaz. Sağlıklı işleyen bir ekonomik düzenin en büyük sermayesi güvendir. Piyasadaki güven duygusu yerle yeksan oldu. Siyasal sistem bu şekilde devam ederse güven hiçbir şekilde yeniden tesis edilemez.

450 bin hisse sahibinin 50 binini çıkartın, geriye kalan 400 bin kişi küçük tasarruf sahipleri. Aileleri ile birlikte toplumsal dengelerde ağırlıklı bir yerleri var; çünkü bu kesim aynı zamanda toplumun orta sınıfını meydana getiriyor. Orta sınıf, ekonomik-siyasî çalkantı dönemlerinde üst ve alt sınıflar arasında süspansiyon vazifesi görür, darbeleri yumuşatırlar. Şimdi yaşadıkları duygu yoğunluğu yoksullardan farklı değil. Bu zümre, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan yoksul kesimin halini daha yakından tanıyacak.

İktidar-muhalefet rekabetine yansımalar

Üsküdar ve Adalar’da AKP’nin sandıkta kaybettiği belediyeleri yargı desteği ile geri alması, önümüzdeki seçimlerde demokratik yöntemle iktidarın değişebileceği inancına darbe vurdu. Üstüne Erdoğan’ın 110 metre engelli koşucusu gibi ipi göğüslemeyi hedefleyen “bu seçimleri atlatalım” sözü ile Adalet Bakanı’nın “Cumhurbaşkanımızı tekrar seçtireceğiz” sözü, iktidarın adil ve eşit seçimlerle yoluna devam etmekten vazgeçtiği şeklinde yorumlandı. Bu yorum, Üsküdar ve Adalar’da olanları da açıklamak için kullanılıyor.

Ben öyle düşünmüyorum.

Siyaset iddia işi. Erdoğan bu işleri çok iyi bilen bir virtüöz. Muhalefete karşı yıldırma-sindirme taktiği uyguluyor. Butlan meselesi, belediye davaları, transferler ile güç gösterisinde bulunuyor. “Ne yapar, eder, bir dönem daha devam eder” teslimiyetini pekiştiriyor. AKP iktidarı algılar üzerinden yürüdü. “Tekrar seçtireceğiz” lafı, algı oluşturmaya yönelik bir meydan okuma. Tabii yerseniz.

Borsa soygunu bu algı operasyonlarını bile anlamsız ve işe yaramaz hale getirecek çapta iktidarı dehşetli bir türbülansın içine soktu. 2001 bankacılık krizi ile iktidara gelen AKP’nin, 2026 borsa krizi ile iktidarı halefine devretmekten başka çaresi yok.

Toplumdaki infial, siyasetteki çözümsüzlük derinleşiyor. Türkiye’nin nefes almasını sağlayacak yegâne çare, tarafların adaletini içine sindirecekleri bir seçim ve bu yolla iktidarı değiştirme umudu. Toplumun sabrı siyasetin basiretli duruşu bu umuttan besleniyor. Bu ihtimal ortadan kalkarsa düdüklü tencere içinde biriken basıncın hangi şiddette ve ne zaman patlayacağını muhalefet dahil hiç kimse kestiremez.

Borsa soygunu, Fatma Betül Sayan’ın siyasî kariyerini noktaladığı gibi, AKP iktidarının da sonunu getirmiş görünüyor. Bu minval-i meşruhta önünüze dökülmek için zamanını bekleyen siyasî skandallar zinciri başka bir ihtimale mahal bırakmıyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş