İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır “Öcalan niçin medyaya konuşmak istiyor?” başlıklı yayınında, gazetecilerin İmralı’ya gizlice gittiği yönündeki iddiaları ve PKK lideri Abdullah Öcalan’ın basına konuşma isteğinin arka planını değerlendirdi.
Ruşen Çakır, yeni çözüm süreci bağlamında PKK lideri Abdullah Öcalan’ın basınla görüşme talebini ve kendisinin de dahil edildiği “gazetecilerin İmralı’ya gizlice gittiği” yönündeki iddiaları değerlendirdi.
“Gazeteciler İmralı’ya gitti” iddiası
Ruşen Çakır, bir videoda kendisinin de tarif edilerek gazetecilerin İmralı’ya gittiğinin öne sürülmesine tepki göstererek, sürecin başından beri adadaki görüşmelere talip olduğunu ancak ortada gizli bir ziyaret olmadığını söyledi:
“Ulusalcı bile olamayacak kadar birisi, ‘İmralı’ya gazeteciler gitti ama saklıyorlar, konuşmuyorlar’ demiş ve videoyu gönderen arkadaşıma göre beni tarif etmiş. Süreç başladığında, neredeyse iki yıl önce İmralı’ya gitmeye talip olduğumu söyledim. Yine talibim. Bunun takipçiliğini de yapıyorum. Ama bir baktık ki ben gitmişim zaten. Yalan tabii. Çünkü bunu dile getiren kişi böyle gizlenen bir olayı bilebilecek çapta birisi değil.”

Öcalan’ın “inkarcı dil” rahatsızlığı
Çakır, Öcalan’ın basınla görüşme isteğinin yeni olmadığını ve Mayıs 2025’teki İmralı heyeti görüşmesine dayandığını hatırlatarak, Öcalan’ın kendi realitesinin kabullenilmesi konusunda ısrarcı olduğunu vurguladı:
“Öcalan özellikle muhalif bilinen Sözcü gazetesinin adını vererek rahatsız olduğunu söylüyor. ‘Medyayla görüşmem gerekiyor. O dil hala beni inkar ediyor’ diyor. Bence en kritik nokta bu. Öcalan kendi realitesinin artık kabullenilmesi gerektiğinde ısrarcı. Bir zamanlar Türkiye’nin gündeminde Kürt realitesini tanımak diye bir şey vardı, şimdi o aşamadan başka bir realitenin tanınmasına geçmiş durumdayız, o da Öcalan realitesi.”
Medyaya konuşma kararı ve zamanlaması
Öcalan’ın kimlerle ve nasıl görüşeceğinin aylardır tartışıldığını belirten Çakır, devletin bu konuda prensipte karar verdiğini ancak zamanlamanın beklendiğini söyledi:
“Devletin, ‘Evet, Öcalan medyaya konuşsun’ kararı verdiğini biliyoruz. Ama bunun zamanlaması diye bir mesele var. O zamanlama olduktan sonra, bir an önce olması bence hayırlı olur. İşte o zaman o kritik meseleyle karşı karşıya geleceğiz. Öcalan konuşacak ve Öcalan’a yönelik kendi tabiriyle inkar politikası bitecek mi, bitmeyecek mi? Sorunun çözümünde bir fırsat da olabilir, zorlaştıran bir şey de olabilir. Ama benim düşüncem büyük ölçüde bunun çözüme katkı sağlayacağı yolunda.”
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
‘‘Ruşen Çakır da aklını fikrini Öcalan’la bozdu’’ diyenler çok, biliyorum. Olsun.Bir de ‘‘Daha yeni Öcalan’ın medyaya konuşmasıyla ilgili yayın yaptı’’ diyenler de var, olabilir. Ama bugün özel olarak tekrar bu konuyu ele almak istiyorum. Çünkü dün çok güldüğüm bir şeye tanık oldum. Bir dostum bana bir video yolladı. Dedi ki ‘‘Ya İmralı’ya gitmişsin.’’ dedi. ‘‘Allah Allah’’ dedim. Sonra baktım, bir ulusalcı diyeceğim ama ulusalcı bile olamayacak kadar birisi diyelim, demiş ki, ‘‘İmralı’ya gazeteciler gitti. Gittiler ama saklıyorlar, konuşmuyorlar.’’ Eyvallah. Ve burada isim vermemiş ama bir şeyler tarif etmiş. Bana yollayan arkadaşım ‘‘Seni tarif ediyor.’’ dedi. Ben üstüme alınmadım. Ben defalarca dile getirdiğim için gitmek istediğimi… Daha süreç başladığında, neredeyse 2 yıl önce talip olduğumu söyledim. Yine talibim. Bunun takipçiliğini de yapıyorum. Her fırsatta dile getiriyorum. Ama bir baktık ki yani ben gitmişim zaten ya da başkaları gitmiş. Yalan tabii. Neden yalan? Çünkü bunu dile getiren kişi böyle gizlenen bir olayı bilebilecek çapta birisi değil zaten.
Ama şöyle bir husus var. Biliyorsunuz İmralı’ya Meclis komisyonundan temsilciler gitti. Onlardan bir tanesi AK Parti temsilcisi. Gittiğini bile söyleyemedi. Sonra gittiğini öğrendik. Böyle olunca bu Öcalan’la görüşmek sanki kriminal bir şeymiş gibi… Tabii ki Öcalan’la görüşmek dünkü Türkiye’de böyle bir şeydi ama artık bunu aştı birileri. Bahçeli bu startı verdi. Öcalan’la görüşmek ne kelime, onu daha yolun başında Meclis’e getirdi, Meclis’te DEM Parti grubunda konuşma yaptırttı. Bakın, unutulacak gibi değil. Siz şimdi Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ı Meclis’te konuşturduğunu duymuş bir insan olarak ‘‘Abdullah Öcalan’la gazeteci görüşüyor’’ diyerek oradan ekmek yiyemezsiniz. Yenecek gibi bir şey değil. Olacak gibi değil. Ama bu işte bunu istemeyenler böyle kendilerine küçük meşguliyetler buluyorlar ve oralardan tabanlarına ya da neyse artık seslendikleri kişilere böyle birbirlerine propaganda yapıyorlar.
Öcalan’la gazetecilerin görüşmesi yeni bir olay değil. Uzun zamandır gündemde olan bir olay. Daha ne zaman? Mesela bakıyorum, 19 Mayıs 2025’te İmralı Heyeti gidiyor, Öcalan’la görüşüyor ve orada ne diyor Öcalan? Rahatsız, Öcalan bazı gazetelerden rahatsız. Özellikle muhalif bilinen Sözcü Gazetesi‘nin adını veriyor, ondan rahatsız olduğunu söylüyor ve diyor ki, “Medya ile görüşmem gerekiyor.” Bunu Mayıs ayında söylüyor, 2025 Mayıs ayında. “Medya ile görüşmem gerekiyor. Hâlâ inkârcı bir dil ve üslup var. O dil hâlâ beni inkâr ediyor.” Bence en kritik nokta bu: ‘‘O dil beni hâlâ inkâr ediyor.’’ Yani Öcalan kendi realitesinin artık kabullenilmesi gerektiğinde ısrarcı ve bunun için de medyadan seslenmek istiyor, kamuoyuna seslenmek istiyor. Yani bir zamanlar Türkiye’nin gündeminde yıllar önce Kürt realitesini tanımak diye bir şey vardı. Siyasi iktidarlar, zamanında Süleyman Demirel başbakan olduğunda ilk Doğru Yol Partisi’nde bunu tanıdığını söyledi. Tabii ki tanındı da neler oldu, o tartışmalı bir konu ve şimdi o aşamadan başka bir realitenin tanınmasına geçmiş durumdayız. O da Öcalan realitesi, PKK realitesi. Yani Kürt realitesinin ötesinde örgüt ve onun kurucu lideri ve bunun da en büyük sözcüsü malum Devlet Bahçeli.
Şimdi Devlet Bahçeli’nin bunu ısrarla vurgulayıp ondan ‘‘kurucu önder’’ olarak bahsetmesi… Hatta ilk bahsettiğinde şey sandılar, dediler ki, ‘‘Ağzından kaçırdı Bahçeli’’ ve onu oradan sıkıştırmaya çalıştılar. Özellikle İYİ Parti, Zafer Partisi vesaire. Ama Bahçeli inadına her vesileyle Öcalan’dan ‘‘kurucu önder’’ diye bahsetti. Geri adım atmadı. Şimdi Bahçeli’nin tanıdığı Öcalan realitesini, Öcalan herkesin tanımasını istiyor ve bu anlamda da medyaya diyor ki, ‘‘Bunları anlatacağım. Benim dışımda bunu yerine getirebilecek kimse yok.’’ Çıkıp seslenmek istiyor ve şu anda süreçte var olan bir rolü var. Sürecin başaktörlerinden birisi ama iktidarın özellikle AKP kanadı bunu olabildiğince örtük bir şekilde yapmaya çalışıyor ve Öcalan da bunu alabildiğine açık bir şekilde yapmak istiyor ve statü ısrarı bundan, medyaya konuşma ısrarı da bundan. Ve en son Devlet Bahçeli yine Öcalan’ın gazetecilerle konuşması gerektiğini söylüyor.
Yıllar önce PKK Türkiye’de en büyük suç örgütü olarak görüldüğü zamanda Mehmet Ali Birand, rahmetli Mehmet Ali abinin yaptığı röportaj bomba gibi düşmüştü. Türkiye karışmıştı. Çok büyük riskti, çok büyük bir gazetecilik işiydi. Sonra başkaları da yaptılar ama o olay işte Türkiye’de birtakım şeylerin değişmesine o an yol açtı ama onun etkisi bir şekilde kısa bir süre sonra kırıldı. Zaten diyor ki Öcalan da ‘‘İlk dönemlerde acemiliğimiz vardı’’ diyor. Ve Özal’ın vurulmasının da o dönemdeki medyaya yaptığı çıkışlarla alakalı olduğunu söylüyor. ‘‘Tekrar aynı acemilikleri yaşamayalım’’ diyor ve ondan sonra talebi var. Orada görüyoruz ki tartışılmış daha 2025 Mayıs ayında: Kim gelsin, kimler gelsin? Bir kişi mi gelsin, birden fazla kişi mi gelsin? Grup halinde mi gelsinler? Bunların hepsi bu görüşme notlarında var. Belli ki o zamandan bu zamana bu olay hep tartışılıyor, ediliyor ve devletin bu konuda ‘‘Evet, Öcalan medyaya konuşsun’’ kararı verdiğini biliyoruz. Ama bunun zamanlaması diye bir mesele var. O zamanlama olduktan sonra bir an önce olması bence hayırlı olur. İşte o zaman o kritik meseleyle karşı karşıya geleceğiz. Öcalan konuşacak ve Öcalan’a yönelik kendi tabiriyle inkâr politikası bitecek mi, bitmeyecek mi?
Öcalan ısrarlı, kendinden emin. Diyor ki, ‘‘Evet, ben bunu bitiririm.’’ ‘‘Ben bu işi hallederim.’’ diyor. Birçok konuda olduğu gibi ya da her konuda olduğu gibi kendine aşırı güvenen bir Öcalan var. Zor bir iş. Daha önceki yayında da söyledim; bu sorunun çözümünde bir fırsat da olabilir, sorunun çözümünü zorlaştıran bir şey de olabilir. Ama benim düşüncem büyük ölçüde bunun çözüme katkı sağlayacağı yolunda. Bu arada birtakım isimler telaffuz edilmiş o görüşmelerde. Bu isimlerin adını anmak istemiyorum, yani kendi gıyaplarında ama saptanmış bir isim yok diye biliyorum. Farklı kesimlerden gazetecilerin götürülmesinin söz konusu olduğunu duydum. Bakalım ne olacak. Umarım bir an önce olur ve o kişi de der ki, ‘‘İşte ben dedim, çıktı. Evet, gazeteciler İmralı’ya gitti.’’ Yani daha gitmediler, gidecekler. Umarım bir an önce olur ki o kişi de ‘‘ben öngörmüştüm’’ diye en azından durumu toparlamaya çalışır. Ona da devletin böyle bir kıyağı olsun bari diyelim.
Bugünün ithafı bir büyük Amerikalı yönetmen, sinema yönetmenine. 86 yaşında an itibarıyla, Brian De Palma. De diyorum ama Fransızca De Palma. İlk çıkışı, ciddi çıkışı “Carrie”, “Carrie: Günah Tohumu”. Bundan nerede bahsettik? Stephen King’den bahsederken, onun kitabından uyarlama. Onunla çıkış yapan bir büyük yönetmen. Daha çok gerilim, polisiye gibi alanlarda öne çıkmış bir isim ama başka şeyleri de var. Daha hafif filmler de çevirdiğini biliyoruz. Şu gördüğünüz John Travolta’yla “Blow Out” filmi. “Blow Out” filminin özelliği büyük İtalyan yönetmen Michelangelo Antonioni’nin “Blow-Up” filmine gönderme olması. Böyle bir saygısı var. Bir diğer husus da ‘’Scarface’’de bir başka Amerikan klasik filmine gönderme. Orada Al Pacino, yaralı yüz. Çok muazzam bir performans sergilemişti. İzlemediyseniz muhakkak izleyin. Benim için en kişisel tarihimde en çarpıcı, önemli filmlerinden birisi “Untouchables”, “Dokunulmazlar”. Kevin Costner vardı, Sean Connery vardı, başka birçok iyi isim vardı. Neden benim için önemli? Çünkü Nokta’dan ayrılmıştım. Bir süre boş gezdikten sonra Tempo dergisinde çalışmaya başlamıştım. Tabii o zaman internet falan yok. Film 87 yapımı. Galiba Türkiye’ye 88’de geldi, o tarihlerde. Dialar gelirdi bize Sigma Ajansı’ndan ve biz onların haberini yapardık. “Untouchables”‘ın haberini o zaman o dialardan ve iki sayfalık bilgi notundan yaptığımı ve ondan sonra da ilk fırsatta filme gittiğimi hatırlarım. Uzun bir filmdi diye hatırlıyorum. Bir gangster filmiydi. Başka ne var? Bir de “Carlito’s Way” var ama başka çok filmi var. Brian De Palma en son filmini galiba 2019’da çekmiş. Genellikle iş yapan filmlere imza atmış. Stüdyoları da memnun etmiş ama en önemlisi biz seyircilerin gönlünü kazanmış, takdirini kazanmış bir isim. Bir de çok iyi oyuncular onun filmlerinde çok iyi performanslar sergilediler ve bu anlamda oyuncularla yönetmen arasında bir kazan-kazan ilişkisi olduğunu da vurgulamak lazım. Evet, Brian De Palma’ya uzun ömürler diliyorum.
Şunu söyleyeyim, bugün birazdan Bursa’da olacağım. Bursa’da Özgür Özel’in halk programını izleyeceğim. Esnaf görüşmeleri, buluşmalar, halk buluşmaları ve en sonunda galiba bir yürüyüş olacakmış. Onları izleyip size cumartesi günü Bursa’dan Özgür Özel izlenimleri aktarmaya niyetim var. Bana şans dileyin. Bereketli bir gün olsun, anlatacak çok şey olsun. Birlikte bunları konuşalım.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







