İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, Abdullah Öcalan’ın medyaya yapacağı olası açıklamanın sürecin geleceği açısından kritik olduğunu söyledi. Çakır, “Öcalan ne zaman konuşacak? Artık bu anın en kritik noktasının bu olduğu kanısındayım” dedi.
Gazeteci Ruşen Çakır, çözüm sürecinde gelinen aşamayı değerlendirdiği “Öcalan ne zaman konuşacak?” başlıklı yayınında, Abdullah Öcalan’ın statüsü üzerinden yürütülen tartışmaların süreci olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Çakır, sürece karşı çıkan kesimlerin Öcalan’ı sürecin “yumuşak karnı” olarak gördüğünü belirtti.
Çakır, yasa çıktıktan sonra silah bırakma ve örgütün kendini feshetmesinin tamamlanmasının beklendiğini, ancak tarafların bazı kritik başlıklarda uzlaşma ve ortak formül arayışında olduğunu aktardı.
“Sürecin yumuşak karnı olarak görülüyor”

Son dönemde Öcalan’ın statüsü üzerinden yürütülen tartışmalara değinen Çakır, İYİ Parti’nin yapay zekâyla hazırladığı ve Öcalan’ı bir villada gösteren videoyu da değerlendirdi. Bu tür içeriklerin kamuoyunda öfke yaratmayı amaçladığını belirten Çakır, videonun aynı zamanda Öcalan’ı daha fazla gündeme taşıdığını söyledi.
Öcalan’ın sürecin yumuşak karnı olarak görüldüğünü ifade söyleyen Çakır, bunun aynı zamanda sürecin ilerlemesinde Öcalan’ın oynadığı role işaret ettiğini belirtti. Yaklaşık iki yıldır Öcalan’la yapılan görüşmelerin önemli bölümüne ilişkin notları takip ettiğini belirten Çakır, örgüt içerisindeki birçok sorunun da Öcalan’ın adı üzerinden çözüldüğünü söyledi.
Çakır, “Öcalan olmadan yürüyebilecek bir süreçten bahsetmiyorum” dedi.
“Öcalan’ın medyaya konuşması gerekecek”
Yayınının başlığını oluşturan “Öcalan ne zaman konuşacak?” sorusunun artık sürecin en kritik noktalarından biri olduğunu söyleyen Çakır, devletin Öcalan’ın medyaya konuşmasını ertelediğini düşündüğünü belirtti.
Öcalan’ın bir grup gazeteciyle görüşerek soruları yanıtlamasının önemli olduğunu söyleyen Çakır, ilk konuşmanın özellikle kritik olacağını ifade etti. 27 Şubat bildirisini hatırlatan Çakır, o açıklamanın sürecin önünü ciddi biçimde açtığını söyledi.
Öcalan’ın daha önce Mehmet Ali Birand ve Fatih Altaylı ile yaptığı röportajlara da değinen Çakır, Öcalan’ın mevcut olumsuz imajına rağmen kendi tabanı dışındaki kesimlere de ulaşabilecek bir söylem geliştirebileceğini savundu.
Daha önce Duran Kalkan’la yaptıkları röportajın da sürece olumlu etki yarattığını söyleyen Çakır, Öcalan’ın benzer şekilde sürecin önündeki bazı tıkanıklıkların aşılmasına katkı sağlayabileceğini belirtti. Çakır, Öcalan üzerinden süreci baltalamaya çalışanların ise “tersi bir sonuca” hizmet edebileceğini ifade etti.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar.
Türkiye bir süreç yaşıyor, çözüm süreci ama Türkiye bir başka süreç daha yaşıyor. O süreç de Türkiye’de siyasi iktidar hoşlanmadığı, kendine rakip gördüğü ne varsa yok etmeye, yargı yoluyla yok etmeye, etkisizleştirmeye çalışıyor. Bunun en son örneği tabii ki Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına gelenler, mutlak butlan, bütün bunları biliyoruz ama onun ötesinde gazetecilere yönelik baskıları biliyoruz ve en son olarak LGBTİ+ bireylere ve kurumlara yönelik saldırıları biliyoruz. Gözaltılar, tutuklamalar, dayanışmaya gidenlerin gözaltına alınması gibi uzayıp giden bir silsile var. Bir de bu arada çok alâkasız bir şekilde meslektaşımız Selahattin Günday’ın Kaşif Kozinoğlu olayından dolayı tutuklanmış olması var. Bunu da çok ciddi bir şekilde not etmek lazım. Dün ikinci kez tutuklandı. Sanki Kaşif Kozinoğlu’nu bir gazeteci öldürmüş gibi… Ortada başka bu konuda ciddi bir çalışma yok. Adalet Bakanı Akın Gürlek bu sorunu gündeme getirdi ama tabii ki fatura ilk olarak gazetecilere çıkartıldı. Bu ortamda çözüm sürecinde bir beklemeye girdik. Yasa çıktıktan sonra silah bırakmanın ve örgütün kendini feshinin tamamlanması bekleniyor. Fakat dünkü yayında da bahsettiğim gibi birtakım kritik noktalar var. Taraflar bu noktalarda uzlaşmanın, anlaşmanın ve ortak birtakım formüller bulmanın arayışı içerisindeler.
Ve tabii ki süreci istemeyenler de bu tür sorunları alabildiğine köpürtüp olayın yarıda kalmasını sağlamaya çalışıyorlar. Ve bu bağlamda ilk akla gelen hususlardan birisi malum Öcalan’ın statüsü meselesi. Onu tekrar söylemekte, ele almakta yarar var. Nagehan Alçı’nın Devlet Bahçeli görüşmesinden sonra dile getirdiği iki katlı ev meselesi muhalefetin içerisinde sürece karşı çıkanları çok memnun etti ve bunun üzerinden bayağı bir kampanya yapmaya başladılar. En son İYİ Parti’nin yaptığı kısa bir video var. Gördünüz mü bilmiyorum. Bu yapay zekâyla yapılmış videoda ‘‘satılık bahçeli villa’’ deyip ‘‘250 metrekare kapalı alan, 500 metrekare bahçeli’’ diyerek Öcalan canlandırılmış bir şekilde yapay zekâyla. Havuz var, şu var, bu var ve burada ‘‘kefiller malum’’ diyor. Bu videoda iki kere ‘‘bahçeli’’ lafı geçiyor ama burada kastedilenin MHP lideri Devlet Bahçeli olduğu kesin. Şimdi bu video ya da neyse artık, bu sosyal medya paylaşımı ne işe yarıyor? Kamuoyunu tabii ki öfkelendirmek istiyorlar, onu biliyoruz. Nefes Gazetesi bunu ‘‘kıyamet koparacak video’’ diye paylaşmış ama ben öyle kıyamet koptuğunu falan çok görmedim. Çok da yaygın bir şekilde paylaşıldığını da görmedim ama böyle bir videonun yapılmış olması tabii ki anlamlı.
Ama şunları tekrar vurgulamakta yarar var, ortada bir havuz falan tabii ki yok. Ortada bir ev de yok. Ortada bir çalışma ofisi var. Dün bunu anlatmaya çalıştım ve bu yeni bir olay değil. Aylar öncesinden olan bir olay. Öcalan’a bu imkân sağlanıyor. Öcalan da diyor ki, ‘‘Benim durumum belli olmadan burayı kullanmayacağım’’ ve Bahçeli de bu sorunun çözülmesini istiyor. Bunu biliyoruz ve bu anlamda da Nagehan Alçı’ya herhalde bu nedenle bunu tekrar söylemiş ve bunun üzerine hemen atlayıp buradan yürümeye çalışıyorlar. Ama bence ters tepki yaratacak. Böylece Öcalan’ı daha bir normalleştirmiş oluyorlar. Şimdi o deminki videoda portakal suyu içen Öcalan. Yani bunlar tabii ki bir karşı propaganda için düşünülen şeyler ama bir yerden sonra baktığınız zaman Öcalan’a işte videoda ‘‘50.000 vatandaşın katili’’, ‘‘terör örgütü kurucusu’’ falan deniyor ama normal bir insan, hayatını yaşayan, belki iyi yaşayan bir insan olarak tarif edilmiş. Protesto etse dahi Öcalan’ı gündeme taşıyor İYİ Parti ya da Ümit Özdağ da. O bir video yaptı mı bilmiyorum. Onun partisi böyle şeylerde çok becerikli değil ama onlar da başka bir şekilde bunu kullanmaya çalışıyorlar. Herkes biliyor ki burada en önemli rol Öcalan’da. Tabii ki devlet bir yanda ama esas olarak Öcalan. Ve muhalefet, karşı çıkan, süreç karşıtları burada zayıf noktanın, yani sürecin yumuşak karnının Öcalan olduğunu düşünüyorlar. Bunu sadece Türk milliyetçileri yapmıyor. Süreç karşıtı Kürt milliyetçileri ve onlara yakın davranan birtakım Türk solundan diyelim isimler de bunu yapmaya çalışıyorlar ve Öcalan üzerinden olayın akamete uğramasını sağlamaya çalışıyorlar. Yani Öcalan ne kadar öne çıkartılırsa o kadar sürecin yürümeyeceğini, özellikle kamuoyu desteğinin sağlanamayacağını düşünüyorlar. Ama yanılma paylarını çok fazla hesaba katmıyorlar. Evet, yumuşak karın Öcalan olabilir ama aynı zamanda Öcalan bu sürecin yürümesini de büyük ölçüde sağlayan isim.
Başından itibaren, 2 yıl olacak, Öcalan’la yapılan görüşmelerin önemli bir kısmının notlarını, tabii ki örgüt tarafından elenmiş hâlini okumuş birisiyim. Daha önceden de Öcalan’ı, yıllar boyu yazıp çizdiklerini, söylediklerini okuyan birisiyim. Ve orada şunu görüyorum; gerçekten sorunları çözme konusunda çok ilginç birisi. Ki örgütün bunca yıl Orta Doğu gibi bir jungle’da ayakta kalabilmesi esas olarak bunda düğümleniyor. Kendisi yıllardır içeride olmasına rağmen örgütün bir şekilde varlığını sürdürmesinde etkili oluyor. Doğrudan teması olmasa bile örgüt içerisindeki birçok sorun Öcalan adı üzerinden çözüldü şu ana kadar. Hep onu görüyoruz. Birtakım tartışmalar var ama deniyor ki, örgütten bahsediyorum, işte ‘‘önderlik’’ diyorlar, ‘‘önderlik’’ ya da ‘‘başkan Apo’’, ‘‘Reber Apo, o bunu halleder.’’ En son Kandil’e gittiğimde de bunu gördüm. Çok kuşku var, kaygı var ama ‘‘Öcalan bunu halleder’’ yaklaşımı var. Geçen bahsettim, Mustafa Karasu ile yapılan Erdal Er’in röportajında ‘‘Çerçeve yasa bizi memnun etmedi, Öcalan’ı da memnun etmedi ama olsun, bundan sonra biz yolumuzu çizeriz’’ var.
Yani burada bir pratiği çok iyi kullanabilen birisinden bahsediyoruz. Ve bu kişi sanıldığı gibi, bazılarının sandığı ve umduğu gibi süreci sabote edecek kişi olsaydı, yumuşak karnı olsaydı bu süreç iki yılda buraya gelemezdi. O aşamaları izleyen birileri burada en kritik yerlerde sorunları bir şekilde Öcalan’ın çözdüğünü görürdü. Yani şunu söylemeye çalışıyorum. Bir önceki dönemde olsa tabii ki terör örgütü propagandasından falan başımıza işler gelirdi. Bu bir övgü falan değil, bu bir durum tespiti. Yarın öbür gün süreç başarısızlığa uğrarsa da tabii ki bu sözlerimizi birileri aleyhimize kullanmak isteyebilir. Mesela geçen yaptığım ‘‘Türkiye Öcalan’la tanışmaya hazır mı?’’ yayını çok ilgi gördü ve çok kişi de beni şikâyet etti. Kime nereye şikâyet ediyorlarsa… Mesela Ümit Özdağ parti genel başkanı olmasına rağmen işini gücünü bırakıp benim yaptığım röportajları, yayınları bir yerlere şikâyet etmekle meşgul. Ama bir şey olduğu yok çünkü Öcalan burada gerçekten önemli bir rol oynuyor ve bu süreç yürüyecekse Öcalan sayesinde, tek başına o değil tabii, ama Öcalan olmadan yürüyebilecek bir süreçten bahsetmiyoruz.
O zaman başlığımıza gelelim. Öcalan ne zaman konuşacak? Artık bu anın, en kritik noktanın bu olduğu kanısındayım. Anladığım kadarıyla devlet de böyle düşünüyor ve erteliyor. Neyi erteliyor? Öcalan’ın medyaya konuşmasını erteliyor, geciktiriyor. İşte o konuşma, kiminle yapacak, nasıl yapacak bilmiyoruz. Ben ilk talip olanlardan birisiyim. Gider miyim, gitmez miyim bilmiyorum ama Öcalan’ın bir şekilde medyaya konuşması gerekecek ve bunun bence olabildiğince hızlı olması gerekiyor ve o konuşma, özellikle ilk konuşma, belki birkaç kez konuşacaktır ama ilk konuşma çok kritik olacak. Tıpkı 27 Şubat bildirgesi gibi. 27 Şubat bildirgesi neydi? Sürecin ilk ciddi çıkışıydı ve hepimiz merakla bekledik. Gazeteciler Taksim’deki otele merakla gittik ve çok şaşırdık, özellikle ‘‘her türlü kültüralist talepler’’ dediği statü taleplerini elinin tersiyle itmesi kısmında. Ve sonuçta o 27 Şubat bildirgesi sürecin önünü çok ciddi bir şekilde açtı. Şimdi yapacağı konuşma, yani bu konuşma nasıl olacak? Şimdi bir grup gazeteci gidecek ve o elindeki metni mi okuyacak? Böyle bir şeyin çok fazla bir anlamı yok. Onu gazeteciler olmadan da bir video kaydı ile yapabilir. Ama sorulara vereceği cevaplarla herhalde olacak ve işte o zaman göreceğiz. Ve daha önceki Öcalan röportajlarını hatırlıyorum. Mehmet Ali Birand’la, rahmetli Mehmet Ali abi ile röportajı ya da geçenlerde bizim de yayınladığımız Türk medyasında yayınlanmayan Fatih Altaylı ile röportajı. Yıllar sonra yayınladık ve birçok kişi şaşırdı. Öcalan çok ilginç. DEM Partililer kızacak ama DEM Partililerin çoğunun şu anda, Selahattin Demirtaş’ı hariç tutuyorum özellikle, başkaları da var tabii ki ama şu anda beceremediği bir şeyi becerebilir. Bütün hakkındaki olumsuz imajlara rağmen, hakkındaki bütün kabullere rağmen, algılara rağmen kendi tabanı olmayan kesimlere de bir şeyler söyleyebilir. İşte o zaman işin rengi biraz daha netleşecek. Tabii iktidarı korkutan da şu: Böyle bir konuşmanın ardından her şey batabilir endişesi var. Bu bir risk ama her olayda olduğu gibi riskler ve fırsatlar var. Bu aynı zamanda bir fırsat. Bu öndeki birtakım tıkanıklıkları aşabilecek bir imkân. Bence bir an önce olması gereken bir şey.
Bunu, bu konuyu kapatmadan önce tekrar Duran Kalkan’la yaptığımız röportajı hatırlatmak istiyorum. Devlet böyle bir röportajın yapılmasını istemedi. Çok iyi biliyorum. Endişe ettiler. Olumsuz etki yaratabileceğini düşündüler. Ama biz gazeteciler olarak, Kaya ile beraber gittik, yaptık ve sonra hiçbir kimseden şikâyet olmadı. Öyle ki süreci istemeyenler bu röportaj nedeniyle bana, Medyascope‘a ayrıca yüklendiler, rahatsız oldular. Çünkü Duran Kalkan, Öcalan’la beraber örgütün kurucularından birisi. Neyin nasıl söyleneceğini az buçuk bilebilen birisi ve sürecin başarıya ulaşmasını isteyen birisi olarak konuştu bize 70 dakika boyunca. Tek bir saniyesini bile kesmedik ve o pozitif bir etki yarattı. Birileri bunun tersini beklemiş olabilir. Umduklarını bulamadılar. Öcalan’ın da Duran Kalkan’dan çok daha farklı ve sürece pozitif etki yaratacak bir konuşma yapacağını ya da röportaj vereceğini düşünüyorum. Ama tabii ki risklerin olduğunu da kabul etmek lazım. Şöyle bağlayayım; Öcalan’ı olayın zayıf noktası, yumuşak karnı gibi görüp buradan süreci baltalamaya çalışanlar, engellemeye çalışanlar tam tersi bir sonuca hizmet ediyor olabilirler diyerek bitiriyorum.
Ve bugün bir karikatürist demeyeceğim, çizgi roman ustası Nuri Kurtcebe’ye ithaf etmek istiyorum. 78 yaşına varmış ama sağlık durumu çok kötü Nuri Kurtcebe’nin. Bir kanser atlattı, KOAH hastası, vantilatörle yaşamak zorunda. Ve Nuri Kurtcebe 2018’deki bir karikatürü nedeniyle cumhurbaşkanına hakaretten mahkûm edildi ve devlet hapse gitmesini istiyor. Avukatları da bu cezasını ev hapsine çekmeye çalışıyorlar. Bir kere mahkûm edilmesi falan asla kabul edilebilir bir şey değil ama burası Türkiye. Ama böyle bir durumda gerçekten fiziki olarak cezaevini kaldıramayacak olan ve Türkiye’ye çok büyük katkıları olan böyle bir isme bu yapılmamalı. Nuri Kurtcebe’yi nereden biliyoruz? Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük mizah dergisi Gırgır‘ın ilk isimlerinden birisi. Oğuz Aral’ın yanında ilk çizen isimlerden birisi. Onun ‘‘Gaddar Davut’’ diye bir karakteri vardı. Sonra albümleri de oldu ama ‘‘Gaddar Davut’’ başlı başına bir olaydı. Ama esas Nuri Kurtcebe çizgi romanlar yapıyordu, yapıyor. Ve kurgu bilime de çok meraklı ve birtakım o tür şeyler üzerine çok çalışmış birisi. Bir de tabii Nâzım Hikmet’in ‘‘Kuvâ-yi Milliye Destanı’’nı çizgi romana çevirmiş hâli var. Kaç sayfa? 350 sayfalık bir şey. Çok muazzam bir iş. Ve bu Nuri Kurtcebe, Türkiye’ye nice katkıda bulunmuş bu kişi şu anda cumhurbaşkanına hakaret gibi çok artık bildiğimiz bir suçlamadan — %80 deniyor görme kaybı var, demin de söylediğim gibi KOAH hastalığı var, kanser atlatmışlığı var — 78 yaşında hapse gönderilmek isteniyor. Umarım bu yanlıştan dönülür ve Nuri Kurtcebe üretmeye, çizmeye devam eder. Kendisine buradan sevgilerimi yolluyorum.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.






