Kemal Can yazdı: CHP’ye girdiniz de ne oldu?

Mahkemenin verdiği “mutlak butlan” kararı, Türkiye siyasi tarihinde bir ilk. (Pek emin olmamakla birlikte dünya siyaset literatüründe de muhtemelen çok istisnai bir vaka) 12 Eylül yönetiminin parti yöneticilerini veto etmesi örnek gösterilebilir. Onlarca parti kapatma, siyasi yasaklarla ilgili hadiseler bol miktarda. Daha yakın döneme gelince, İYİP’in doğmasına yol açan MHP Kongre sürecine yargı müdahalesini hatırlatanlar var. Bir gazete yönetiminin iktidar talimatıyla ve yargı eliyle el değiştirmesine yol açan Cumhuriyet Davası’nı benzer olay sayabiliriz. Herhangi bir yargı kararı olmaksızın bir kanala el konulup haraç mezat satılmaya kalkıldığı Tele1 hadisesi çok taze. Sürekli OHAL düzeninde daha pek çok acayiplik gördük. Ancak bir partinin yönetimine el konulması ve genel başkan atamasının özel bir seviye olduğuna kuşku yok. Üstelik bu sefer ölçüsüzlük ve hukuksuzluk, pek çok kurumun ve siyasi aktörün kendisini inkâr ve imha etmesi eşliğinde yaşanıyor. Kurum olarak YSK, kendi varlık nedenini inkâr ederek; aktör olarak Kılıçdaroğlu, partisine polis baskını dilekçesi vererek.

Kemal Can yazdı: CHP’ye girdiniz de ne oldu?

Bu sert hamlenin geleceği, süreklileşmiş darbe dinamiğinin bu seviyeyi göze aldığı, hatta kararın yazılmış olduğu aylardır konuşuluyordu. Yürütülen operasyonun artık bir engelleme hamlesi olmaktan çıkıp, tanzim ve tahrip aşamasına ilerlediğinin işaretleri artmaya başlanmıştı. Zamanlamayla ilgili spekülasyonlar ise bazı tereddüt ya da hesapların netleşmediğini gösteriyordu. Ancak kulis bilgilerine göre ani bir kararla hamle öne alındı. Öne çekmenin gerekçesini, “artık bir şey olmaz” düşüncesine bağlayanlar da var, “ne olacaksa olsun” çaresizliği olarak görenler de. Kimi iktidarın çaresizliği ve zayıflığına bağlı riskli hamle diye değerlendiriyor, kimi ise iktidarın kendini durduracak bir engel görmediği için “bitirici vuruş” yaptığını düşünüyor. (“Deniz aşırı meşruiyete” gönderme yapanlar da var) Ancak her durumda, -bilinen ve beklenen bir gelişme olmasına rağmen- sarsıcı, sert ve zor bir tablo oluştuğu ortada. Ayrıca bu zorluğun devamı da hazırlanmış ve ara vermeden gelecek gibi. Üstelik planlamayı yapanların fazlaca acelesi olduğu ya da “demir tavında” aklıyla koştuğu görülüyor.

Kararın devamında olanlar ve beklenebilecekler

Kararın çıkmasından hemen sonra, davayla ilgili hemen gözaltı işlemlerine başlandı (bu hamlelerin “etkin pişmanlık ifadesi derlemek için kullanıldığını İBB davasından biliyoruz), Kılıçdaroğlu görevden almalar ve atamalar yaptı, hukuki kanalları kapatmak için hızla başvurular yapıldı. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun Genel Merkez’e yerleşmek konusunda aceleci olmayacağı söylenmesine rağmen, emniyete verilen dilekçeyle binanın boşaltılması istendi. Personel işten atılmakla tehdit edildi. İstanbul İl Başkanlığı’nda yaşananların benzeri Genel Merkez binası için tekrarlandı. Yargı eliyle göreve getirilenler, polisi partiye davet etti. Bütün bunlar, olayların doğal seyrinde atılmış adımlar olmaktan ziyade, hazırlanmış bir senaryonun adım adım sahnelenmesi gibi duruyor. Kılıçdaroğlu ile Özel arasındaki ilk temasta -“uygun zaman” kaydıyla- kurultay konusunun gündeme getirilmesi ve mahkemenin karar yazısına yerleştirilmiş bazı bağlayıcı ifadeler de hazırlığın parçası gibi duruyor. Kılıçdaroğlu’nun “davada karar kesinleşene kadar” göreve getirildiğinin belirtilmesi, kurultayın karar iradesini yine yargı (iktidar) elinde tutuyor.

Kemal Can yazdı: CHP’ye girdiniz de ne oldu?

Birileri için yapabileceğinin sınırı olmadığının söylenmesi, genellikle negatif niteleme olarak ele alınır. Ölçüsüzlük, dengesizlik, anormallik göstergesi sayılır. Ancak güç sahipleri, sınır tanımazlığı, öngörülemezliği güç enstrümanı olarak kullanır. “Ne yapacağı belli olmaz” sözü, caydırıcılık kalkanına dönüşür. Mesela dün Trump’ın Erdoğan’a teşekkür ettiği, “Trump, dünyanın asırlardır beklediği lider. Sadece güçten bahsetmiyor, o gücün bizzat kendisi” sözü iyi bir örnek. Erdoğan iktidarının yıllardır devam eden güç gösterilerinde de, bir tür baş etme yöntemi olarak fütursuzluğun sıkça kullanıldığını biliyoruz. Son birkaç yıldır, bu ölçüsüzlüğe ortak edilen şahıs ve kurumlar için de bütün sınırların kaldırıldığını anlıyoruz. YSK ve Kılıçdaroğlu’nun hukuki, siyasi, ahlaki hiçbir sınır tanımayan tutumu; iktidarın, birlikte hareket ettiklerinden beklentisinin “yapılacakları kitabına uydurmak” değil, fütursuzluğa tam ortaklık olduğunu gösteriyor. Artık öyle mahcup yancılık yeterli bulunmuyor, elini veren kolunu kaptırıyor.

Kemal Can yazdı: CHP’ye girdiniz de ne oldu?

Hangi “ahlaki değerler”, hangi “arınma”

Kılıçdaroğlu, kararın açıklanmasından sonra yaptığı bütün açıklamalarda, defalarca “ahlaki değerlerden” ve “arınmadan” bahsetti. Dün itibarıyla, “ahlaki değerlerden”, “utanma duygusundan”, “hak, hukuk, adalet” talebinden tam bir arınma yaşanıyor gerçekten. Bu aşamadan sonraki seviye konusunda herhangi bir öngörü yapmak için artık bir referans noktası kalmadı. Hatta siyasi ikbal veya “koltuk tutkusu”, hırs bile bu yapılanları, “teslimiyet” kadar açıklayamaz. (Hadiseyi hafifleştirmesi de ayrı kalem) Genel Merkez’de yaşanan olay İstanbul İl Başkanlığı’ndakine çok benziyor ama iktidar, aynı göreve talip olan Kılıçdaroğlu’nu Gürsel Tekin gibi yalnız ya da “serbest bırakmak” niyetinde görünmüyor. Kılıçdaroğlu’nu desteklediği bilinen bir grup milletvekilinin bile “yapmayın, etmeyin” demesinin hiçbir işe yaramaması bunu gösteriyor. Bu operasyonun yayılacağı alanın genişleyeceği ve operasyonda görev alanlara yapılacak takviyenin ölçeğinin, kapsamının ve yoğunluğunun artacağı anlaşılıyor. Zira bu göz karartma hamlesi, “sonuç” alana kadar devam etmeyi zorunlu kılıyor. “Sonuç”, dizaynın tamamlanması olarak kurgulandığı için, Kılıçdaroğlu’nun artık iyice zayıflamış “becerisine” bırakılmaz herhâlde.

Bu operasyonda görev almayı kabul edenler, herhangi bir siyasi gelecek tasavvur edemeyecek ölçüde nefret odağı hâline geldi. Dolayısıyla bunu göze almışların daha nasıl hamlelerin paydaşı olabileceğini düşünüp daha fazla asap bozmanın âlemi yok. Ancak hiç akıldan çıkarmamak gereken hakikat artık daha açık saçık biçimde ortada: Bunu tasarlayan, hazırlayan, ortaklar bulan, uygulamaya koyan ve bütün sonuçlarıyla göze alan asıl irade. Özgür Özel’in söylediği gibi “teslim almak isteyenle ve teslim etmek isteyen ittifakı”. “Bizim ne alakamız var, CHP’nin, kendi arasındaki mesele” deniyor olmasının hiçbir önemi yok. Çünkü bizzat iktidar medyasında ve iktidar sözcüsü sayılan isimler tarafından, “kararın yazılıp bekletildiği” aylardır söylendiğine -ve Dezenformasyon Merkezi tarafından yalanlanmadığına- göre, bize bu bilgiye itibar etmek düşer. Öfke sıcakken elbette aracılık, ortaklık, ihanet eden hedefte oluyor. Zaten operasyonun bu işbirliğiyle yeni bir aşamaya geçmesinin en sevimsiz tarafı, eski bir genel başkanın operasyonun tam içine girmesiyle -polisi çağırmasıyla- “CHP içi mesele” demagojisinin tazelenmesi.

Kemal Can yazdı: CHP'ye girdiniz de ne oldu?
Kemal Can yazdı: CHP’ye girdiniz de ne oldu?

Verilen cevabın gücü ve etkisi

Mutlak butlan kararının çıkmasının ardından -beklenen gelişme olmasına rağmen- bir şaşkınlık oluştuğu aşikâr. Çünkü olay ne kadar beklenirse beklensin, ne zaman ve nerede olursa olsun, yapılabildiği anda çok sarsıcı, şaşırtıcı. Örneği az görülmüş ve öyle olduğu için de nasıl karşılık verileceği kolay kararlaştırılamayacak bir hadise. Ayrıca denkleme Kılıçdaroğlu’nun girmesi ve nasıl davranacağının tam kestirilememesi, muhalefet kamuoyunun bir kısmında hayal kırıklığı yaratan bir duraksamaya neden oldu. Evet CHP sivil itaatsizlik örgütleyebilecek, sokakta hayat bulan bir mücadele pratiğinin partisi değil. Evet ağırlıklı tabanın, derin endişeleri, aşırı ihtiyatları ve ciddi kafa karışıklıkları var. Evet “hadi gelin” diye çağırdığınız insanlara bir istikamet, bir hedef göstermeniz ve sonra da kararlı biçimde bu yürüyüşü sürdürmeniz gerekir. Ancak tarihte örneği görülmemiş bir saldırıya uğradığınızda, bunu geçmek için “hadi kurultay yapalım” demek, rehavete yatkın profil için bile çok geri pozisyon olarak algılandı. Üstelik “iç mesele” anlatısını besleme riski doğdu. Fakat Özgür Özel -bir yıldır yaptığı gibi- yine kendini güçlü bir mücadele aktörü olarak ortaya koyarak sıkıntıyı hafifletti, ibreyi terse çevirdi.

Genel Merkez’deki direnişinin yeterince güçlü olmadığını söyleyenler çıkacaktır. Ancak nöbet çağrılarını devam ettirmeyerek bunun özel olarak tercih edildiği de düşünülebilir. Öte yandan binanın terk edilmemesi -özellikle karşı tarafın son derece rahatsız edici ve aceleci tutumu sayesinde- çok önemli sembolik tablolara imkân verdi. Özel’in Kılıçdaroğlu’nun “ahlaki üstünlük” ve “arınma” söylemini terse çevirmesi, ayrıca asıl fail olan “sarayı” hatırlatması önemliydi. “Bize bina değil mücadele lazım”, “Buradan sökerlerse meydanlarda sokaklarda devam ederiz” sözleri de öyle. Hele “binaya” ihtiyacım yok ama geri geleceğiz denilerek terk edilen genel merkezden -CHP’nin ilk genel merkez adresi olan- meclise başlatılan yürüyüş, yürüyüş boyunca Özgür Özel’in sergilediği performans ve sokakların katılarak gösterdiği destek, planlanamayacak kadar doğal ve etkiliydi. Bir tarafta planlanmış aceleci adımlarla ilerleyen son derece sakil görünümler diğer tarafta doğal olarak gelişmiş mücadele performansı, “ahlaki değerler” bakımından da sert bir kontrast oluşturdu.

Kemal Can yazdı: CHP'ye girdiniz de ne oldu?
Kemal Can yazdı: CHP’ye girdiniz de ne oldu?

CHP’yi ve Türkiye’yi neler bekliyor?

Kılıçdaroğlu, sadece hukuki, siyasi kriterler açısından değil, ağzından düşürmediği ahlaki kriterler açısından da meşru sayılamayacak bir işe daha imza attı. Kamuoyunun kahir ekseriyeti tarafından siyasi operasyon olduğu değişmez kanaat hâline gelmiş bir hamlede görev kabul etmekte sakınca görmedi. Bu görevin veriliş veya kabul ediliş gerekçeleri ve on kere daha toplansa Kılıçdaroğlu’nun kazanması imkânsız olması yüzünden kurultayın hemen yapılması mümkün görünmüyor. Bunun tek istisnası, hamlenin beklenmedik bir ters dalga yaratması ve planlayanların elinde patlaması olabilir. Kötü senaryo ise iktidarın operasyon amiri hâline gelen Akın Gürlek tarafından dillendirilen Anayasa bahsinin ve Bahçeli tarafından çerçevesi çizilen sürecin bu tabloya entegre edilmesi. Hepsinin Erdoğan’ın önceliklerine göre aynı yöne hareket etmesi. Fakat Erdoğan’ın kullanmayı çok sevdiği “plan kuruyorlar, Allah da plan kuruyor” alıntısını kendisi için de hatırlaması gerekir. Çünkü oluyor böyle şeyler.

CHP Genel Merkezi'ne polis müdahalesi: Özgür Özel Meclis'e yürüyor
Kemal Can yazdı: CHP’ye girdiniz de ne oldu?

Uzun bir süredir çok zorlu bir süreç yaşanıyor. CHP çok yönlü ağır bir saldırı altında. Siyasi alan bu ağır atmosferi dağıtacak reaksiyonu üretebilme yeteneğini kaybetmiş durumda. Uzun darbe dinamiğinin bugün itibarıyla vardığı nokta, çok daha zorlu ve sıkıntılı şartlar yarattı. CHP fiilen aynı bünyede ikiye bölünmüş, “ele geçirilmiş” durumda. CHP’nin yönetimine, binasına, parasına el konulmuş olması, seçilmiş yönetiminin hareket kabiliyetini elbette kötü etkileyecek. Partiyi geri alma mücadelesine abanılsa, “iç mesele” anlatısı meşrulaşacak, parti bırakılıp gidilse koca bir miras hediye edilmiş olacak. Darbeye direnişe abanılsa iktidar yürüyüşü geriye düşecek, iktidara yürüyoruz özgüveni öne çıkartılsa operasyonu hafife almak sayılacak. Diğer yandan büyük öfke ve itiraz potansiyelini, şimdi daha da büyüterek yönetme ihtiyacı artacak. Dolayısıyla baş edilmesi çok zor bir sürü teknik sorun var. Üstelik önümüzdeki günlerde diğer aktörlerin de özellikle Kılıçdaroğlu ile temas konusunda pozisyon sıkıntıları ortaya çıkacak. Fakat bazen büyük zorluklar, ilginç çözümleriyle birlikte gelir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.