2002, AKP’nin ilk seçim zaferi ve iktidara geldiği yıl. Aradan 24 yıl geçti, AKP hala iktidarda. Kuruluşundan yola çıkılarak AKP’nin 25. Yılı için özel bir organizasyon yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan burada bir konuşma yaptı, başka partilerden daha dün iktidara söylemediğini bırakmayan kişiler sahneye çıktı ve AKP’ye katıldı. Çok geriye gitmeye gerek yok, bu kişilerin birkaç hafta önceki söylemleri bile hala hafızalarda. Örneğin, İYİ Partili Ömer Karakaş. AKP’ye katılmadan birkaç gün önce şöyle demişti:
“Vereceğiniz bu kararla ya torunlarınız sizinle gurur duyacak ya da onları ömür boyu taşıyacakları bir utançla yaşatacaksınız…”
Çerçeve yasa ile ilgiliydi bu sözleri. Yasaya evet diyecek olanlara seslendi, bu durumun ömür boyu taşınacak bir utanç olduğunu iddia etti. Birkaç gün sonra da yasayı hazırlayanların yanına geçti. Onunla ilgili düşünceyi torunlarına bırakalım ve devam edelim.
Bu duruma aslında açıkça “siyasi yolsuzluk” diyebiliriz zira halktan başka söylemlerle, başka partiler adına oy alıp o oyları verenlerin tam da karşısında durduğu partiye taşıdılar. Yalan söylediler… Bu kişilerin yüzü kızarmaz ama bu kadar rahat olmalarının bir sebebi de var tabii. Türkiye’de siyasetin gidişatını da toplum belirliyor. Bu kişiler gayet iyi biliyor ki, bir iki tepkiden sonra her şey unutulacak. Sokağa çıktıklarında kimse onlara “utanmaz!” diye bağırmayacak, tam tersine “sayın vekilim hoş geldiniz…” denecek. Belki bir iki tepki dışında kimse hatırlamayacak, hatırlasa da selam verdikten sonra yanındakine “bu da az değil…” diye dedikodu yapacak. Kimse “benim oyumu çalamazsın…” diye bağırmayacak. Hal böyle olunca onlar da istedikleri partiye, çıkarları doğrultusunda gidip, yerleşecek. Tepkisizliğin yarattığı siyasi çöküntü böyle oluyor işte. İşin ilginç yanı Cumhurbaşkanı Erdoğan bu toplantıda şöyle bir cümle kurdu:
“Bugüne kadar belki oyunu alamadığımız ama tercihlerini daima saygı ile karşıladığımız vatandaşlarımıza demokrasimize yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ediyorum…”
Mehmet Mustafa Gürban. Seçimlere İYİ Parti adayı olarak girdi. AKP’ye değil, İYİ Parti’ye oy verenler onu meclise taşıdı. İktidarla kendilerini temsilen, siyaseten mücadele etsin diye. Ama o AKP’ye katıldı.
Ömer Karakaş, o da seçimlerde İYİ Parti’nin oyları ile meclise girdi artık AKP’de.
Mustafa Bilici, Gelecek Partiliydi. CHP seçmeninin oyları ile meclise girdi ve şimdi AKP’de.
Seçmen hiçbirinin kara kaşına, kara gözüne oy vermedi. Kendi siyasi eğilimleri doğrultusunda seçtikleri muhalif partiyeydi o oylar. Cumhurbaşkanı Erdoğan da kendisine oy vermeyen seçmene saygısını, onlara AKP rozeti takarak gösterdi.
Hazır seçmene saygı demişken… Kürt siyasetinin 95 belediyesine 2016-2019 arasında kayyum atandı.
Kürt siyasetinin 48 belediyesine 2019-2024 arası yine kayyum atandı. 31 Mart 2024’ten sonra ise Kürt siyasetinin 10 belediyesine, CHP’nin ise 3 belediyesine kayyum atandı.
Ayrıca yerel seçim sonrası 36 CHP’li belediye başkanı tutuklanarak cezaevine konuldu. Tahliyelerin ardından bu sayı değişti ama şu anda sadece İstanbul’da 16 belediye başkanı tutuklu. Milletin seçtiği, oy tercihini muhalefetten yana kullanan belediye başkanları.
Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın “Al Yazmalım Selvi Boylum” meşhur bir film repliği vardır:
“Sevgi neydi?”
Şimdi de biz soralım:

Sahi, saygı neydi?
Türkiye artık “özgür değil”
AKP’nin kuruluşunun 25. yılında “nereden, nereye” vurgusuyla yatırımlar, harcanan trilyonlar tek tek sayıldı. Geldiğimiz noktanın başarısının altı çizildi. Bazı küçük ayrıntılar unutuldu tabii. Sadece üçünü hatırlatayım ben de.
- Basın özgürlüğü: Türkiye, RSF’nin (Sınır Tanımayan Gazeteciler) Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde 2002’de 99. sıradaydı. Türkiye 2026’da ise 186 ülke arasında 163. sıraya geriledi.
- Yolsuzluk algısı: Türkiye, Transparency International’ın (Uluslararası Şeffaflık Örgütü) 2002 endeksinde Türkiye 64. sıradaydı. 2025 endeksine göre 182 ülke arasında 124. sıraya geriledi.
- Özgürlük durumu: Freedom House’a* göre Türkiye 2002’de “kısmen özgür” bir ülkeydi. 2026’da ise “özgür değil” kategorisinde.
Hadi desinler ki, “Bu uluslararası kuruluşlar aslında dış güçler…” Peki, o zaman sahaya bakalım. Hakkını arayan madenciler gözaltına alınıyor, bir komedyen gösterisinden dolayı “kuyu tipi” bir hücreye atılıyor, bir sanatçı klibindeki bir sahne nedeniyle soruşturma geçiriyor, klibi ve şarkısı yasaklanıyor… Daha sayalım mı?

*Freedom House, ülkelerdeki siyasi haklar, sivil özgürlükler ve demokrasi durumunu izleyen ABD merkezli bağımsız bir sivil toplum kuruluşu.)













