Nepal-Tibet sınırında yaşanan sel felaketi, yüzyılın en büyük doğal afetlerinden biriydi. Peki ne kadar doğaldı?
Tabii ki bir patlamayla tetiklenmedi buzullar, ya da son teknoloji bir iklim silahı ile…
Ama felaket sonrası yapılan resmi açıklamalar tarandığında, en yüksek olasılıklı neden “Küresel ısınma” olarak gözüküyor. Yani insan kaynaklı iklim değişikliği ve bunun tetiklediği zincirleme reaksiyon.
Felaketin yaşandığı Himalayalar’da küresel ısınma 2 kat daha hızlı ilerliyor. Bilimsel çalışmalara göre; artan sıcaklıklar, dağlardaki devasa buzulları çatlatıp kırılgan hale getirdi. Bu da dağ yamaçlarını bir arada tutan donmuş toprak tabakasının çözülmesine, dev kaya ve buz kütlelerinin çökmesine yol açtı.

Gelelim Nepal’de yaşananlara…
Yüzlerce kişinin ölümüne, binlerce insanın da kaybolmasına yol açan bu felaket, Rasuwa bölgesinde yüksek rakımlı bir dağdan devasa bir buzul kütlesinin kopup hızla aşağı kaymasıyla başladı. Felaketten saniyeler önce insanlar bir yer sarsıntısı hissetti. Felaket sonrası ilk yorumlarda da, bu sarsıntının 4.5 ila 5.0 büyüklüğünde bir depremden kaynaklandığı belirtildi. Buzul kaymasının nedeni olarak da bu deprem gösterildi. Ama gerçek tam tersi gözüküyor. Yani bu sarsıntının nedeni, buzul ve kaya çökmesiydi.
BM raporlarına göre; Nepal’deki dağlarda son 30 yılda buzulların üçte biri kaybedildi. Küresel ısınma sürdüğü takdirde yüksek dağlık bölgelerde, buzul kaynaklı ani sel felaketlerinin sayısı ve sıklığı artacak.
Peki sadece bu bölgede mi? Cevap: Hayır! Küresel iklim değişikliği tüm dünyada olağan dışı hava olaylarına, felaketlere yol açıyor ve bu felaketler artacak. Türkiye de bu durumdan azade değil. Bilimsel veriler ve açıklamalara baktığımızda Nepal’de yaşanan felaketin benzerleri Türkiye’de de gerçekleşebilir. Köyler yok olabilir, yüzlerce insan ölebilir. Zira Türkiye’deki yüksek dağlık alanlarda bulunan buzullar ve bunların önünde biriken buzul gölleri, küresel ısınma nedeniyle tehdit altında.
Örneklerle devam edelim.
Kaçkar Dağları, Doğu Karadeniz bölgesi. Rize ve Artvin sınırlarında uzanan Kaçkar Dağları’nda küresel ısınma nedeniyle eriyen buzullar, önlerinde onlarca buzul gölü oluşturdu. Bu göllerin alt kısımlarında da çok sayıda köy bulunuyor.
Bir diğer örnek, Hakkari bölgesi. Türkiye’nin en büyük vadi buzulu bu bölgede, Uludoruk (Reşko) buzulu. Yapılan gözlemlerde, son yıllarda bölgedeki buzullarda derin çatlaklar oluştuğu, büyük kütlelerin koptuğu görülmüş.
Karadeniz’e gidelim. Trabzon’da bulunan Uzungöl. Evet, bu bölge devasa buzullar barındırmıyor ama küresel iklim değişikliği burada sonuçları benzer bir tehlikeye neden olabilir. Uzungöl bir heyelan gölü. Yani böyle oluştu. Bu da bize bölgenin karakterini, dolayısıyla risklerini anlatıyor. İşte küresel ısınma o riski yükseltiyor. Son yıllarda bu bölgedeki ani sellerin, kuvvetli yağışların nedeni ortada. Eğer bu yağışlar devam eder ve sonucunda toprak suya dolgun hale gelirse, bölge karakterini insanlara bir kere daha hatırlatır, büyük kütleli heyelanlar oluşur. Bu da yerleşim yerlerine doğru çamur ve kaya seline yol açar.
Bir başka risk de şu;
Büyük bir heyelan, Haldizen Deresi’nin önünü geçici olarak tıkayabilir. Tıpkı Nepal’de olduğu gibi, biriken su bu doğal seti patlatırsa, aşağı havzadaki Uzungöl yerleşim merkezini saniyeler içinde yutabilecek çok güçlü bir çamur seline hatta tsunamisine neden olur.
Bu felaketleri biz getiriyoruz. Hatta “Geliyorum” diye bağırıyor. Uzungöl’ün; “Ben büyük bir yamaç göçmesi ile oluştum” diye bağırması gibi. Buna rağmen dere yatakları gibi yerleşime açılmaması gereken alanlara köyler, şehirler kuruluyor. Binalar, okullar, hidroelektrik santralleri yapılıyor. Sonra bir gün felaket yaşayınca, “Kader” deniyor.
Cehalet, rant, güç ya da hepsi. Sebebi ne olursa olsun, birileri bile bile insanları öldürüyor, birileri bile bile toplu intihar ediyor. Az sayıda birileri de görüyor, “Yapmayın” diyor… Sonra dövülüyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Bu artık dünyanın düzeni olmuş maalesef.














