Sorel Dağıstanlı yazdı: Aranan toplumsal rıza yükleniyor

Türkiye’de, kendimi bildim bileli bir güvenlik tehdidi var. Bu tehdit ile yaşıyor, yaşatılıyoruz. Her zaman bir düşman oldu. Bu düşman bazen bir örgüt bazen de bir başka ülkeydi. Ülkeyi yöneten hükümetler bu tehdidi ortadan kaldırmak yerine canlı tutmayı tercih etti. Zira korku içinde olan, güvenlik riskini iliklerine kadar hisseden bir halk daha kolay yönetilebilir. 2015 yılını hatırlayın. Bir çözüm süreci vardı ama buna rağmen iktidar siyasilerden aldığı karşılığı halktan alamadı. Bu durum sandık sonuçlarına yansıdı. AKP 2002’den beri ilk defa tek başına iktidar olacak oyu alamadı. Sonra? Sonrası çok kanlı. Önce Ceylanpınar’da iki polis evlerinde öldürüldü. Sonra bombalar patlamaya başladı.  Suruç, Ankara garı…

Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, 10 Ekim 2015 Ankara Gar katliamından tam 9 gün sonra, A Haber’de katıldığı bir programda, “Saldırıdan sonra da yüzde 43-44 bandına doğru bir yükselme trendi devam ediyor bizim oylarımızda…” dedi. Sonradan bu sözünü düzeltmeye çalışsa da bu cümleleri, sunucunun özellikle “Benim kastım saldırıdan sonra…” diye sorması üzerine kurdu.

Bu kadar da değil. Günü geldi, Davutoğlu AKP’den ayrılmak zorunda kaldı ve kendi partisini kurdu. Gelecek Partisi… Öyle ya geçmişin ile yüzleşmezsen geleceğini nasıl inşa edersin? Sanırım böyle düşündü Davutoğlu ve 23 Ağustos 2019’da Sakarya’da yaptığı bir açıklamada, 7 Haziran- 1 Kasım 2015 arası dönemi kastederek “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan, insan içine çıkamaz” dedi. Tabii ki o defterler hiç açılmadı. Gelecek Partisi’nin de bir geleceği olmadı zaten. Bugün artık kapısına kilit vuruldu. Davutoğlu o dönemin karanlığı ile siyasetten çekildi. Bugün Öcalan’ın, Davutoğlu ile görüşmek istemesinin nedenini bilmiyoruz, onu kendi bilir.  Ama eğer görüşülürse acaba o karanlık dönem de gündeme gelir mi? Barış da bunu gerektirmez mi?

Bu örnekleri neden verdim. Ahmet Davutoğlu haklıydı aslında. İnsanlar kaos dönemlerinde, bombaların patladığı, savaşların sürdüğü dönemlerde devletlerine daha çok bağlanırlar. Korunmak isterler. Üstelik o dönemde iktidarlar her istediğini yapabilir ve toplumsal rıza için uğraşmazlar, o rıza kendiliğinden gelir. OHAL gibi… Muhalefet mi? Böyle dönemlerde muhalefet de olmaz. Zira söylem bellidir: “Dış tehdit, devletin bekası, birlik beraberlik…” 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ortaya çıkan “Yenikapı ruhu” gibi…

Eğer bugün beklenen barış beraberinde demokrasiyi de getirmez ise kendiliğinden gelişen o toplumsal rıza arayışı yeniden başlayacak demektir. O zaman o rıza için tehdit nereden gelecek?

Aranan toplumsal rıza
Sorel Dağıstanlı yazdı: Aranan toplumsal rıza yükleniyor

18 Ağustos’ta İsrail, Suriye İdlib’deki Ebu Zuhur üssünü 8 hava saldırısı ile vurdu. Ardından İsrail Başbakanlık Ofisi bir açıklama yaptı ve saldırının Türk askerlerinin bu bölgeye konuşlanmak üzere olduğu bilgisi üzerine yapıldığını duyurdu. Mesaj Türkiye’yeydi. Sonrası malum. Türkiye’den art arda açıklamalar yapıldı. Araya ABD’nin Suriye özel temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack girdi ve İsrail ve Türkiye’nin doğrudan çatışma ihtimaline değindi. Yavaş yavaş büyüyen bir gerilim.

İktidarın en güçlü alternatifi Yeni Parti Lideri Özgür Özel ne dedi?

21 Ağustos’ta, Trabzon’da yaptığı açıklamada, “İçeride birbirimizle en sert mücadeleyi ederiz ama dışarıdan, hele hele Filistinli bebeklerin katili çıkıp da iç politikaya bizi alet etmeye kalkarsa 87 milyon karşısında dimdik ayaktayız…”

Aranan toplumsal rıza yükleniyor…

“Mutlak Butlan” Kılıçdaroğlu durur mu, o da hemen konuştu, birlik çağrısı yaptı;

“Sadece CHP’nin değil, bütün Türkiye’nin. Dışarıdan gelen tehditlere karşı, içerdeki tehditlere karşı birlik olması lazım. Ülkemizi seviyoruz…”

Bu noktada siyasilere bir sorum var. Biz neden hep tehdit altında yaşıyoruz? Aslında cevabı basit! Bu tip rejimlerde olacak olan şudur:

Önce tehdit ve düşman üret. Üret ki, ülkedeki tartışma, iktidarın yönetim şeklinden “Bizi kim koruyacak?” sorusuna yönelsin. Ayrıca hazır güvenlik kaygısı artmışken özgürlükleri de daha fazla kısıtlayabilirsin.  Sonra liderle devleti özdeşleştir. Böylece milletin, devletin temsilcisi eleştiriden muaf olsun. Eleştiren ya da rakip olan vatan haini olsun.

Bu kıskaçtan siyasetçiler çıkamıyor, belli. Çözüm halkta. Halkın hafızasında, olayları bir araya getirmesinde.

İsrail, on binlerce sivili katlederken bu iktidar lojistik destek sayılacak ticaretini durdurmadı.

İsrail, İran’ı vururken Türkiye, İsrail müttefiki ABD’nin bölgedeki müttefikleri ile anlaşma imzaladı. ‘Birimiz hepimiz için’ dedi.

Bu anlaşma, en çok Trump’ın hoşuna gitti.

Anlaşmaya “ilk adım” dedi.

Peki ya sonra ki adımlar?

İlk adımı kimlerle attılarsa sonraki adımları da onlarla atmak isterler.

İsrail’de seçimler 27 Ekim’de. Bizde de en fazla 1,5 yıl var.

Aranan toplumsal rızaya her iki ülkede de ihtiyaç var, hem de hiç olmadığı kadar. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş