Barış mı, savaş mı? Bu soruyu sokağa çıkıp sorduğunuzda cevap verenlerin yüzde 90’ı, belki de daha fazlası, “barış” yanıtını verir. İnsanlar ölmeyi, öldürülmeyi seçmez, yaşamayı, barışı seçer. Seçmeli de… Ama her insanın olduğu gibi, her toplumun da kırmızı çizgileri var. Onlar aşıldığında ya da aşıldı gibi gösterildiğinde halklar ikna edilir ve çatışmalar, savaşlar kaçınılmaz olur. Savaştan çıkar sağlayanların en önemli malzemesi bu kırmızı çizgilerdir. O çizgi bazen dinle donatılır, bazen etnik kimlikle… Esas amaç o kurşunu sıkmaksa, o amaç bazen bayrakla, bazen de dinle gizlenir.

Suriye savaşına yıllar içindeki tanıklıklarım birçok şeyi bana gösterdi. Savaşın egemen güçlerin çıkarları doğrultusunda sahada nasıl yönlendirildiğine şahit oldum.
Bir örnek vereyim. Şanlıurfa-Ceylanpınar’da kameraman arkadaşım Adem Keleş ve mihmandarımız Mustafa İrşitaş haber nöbetindeydik. Ceylanpınar, Suriye sınırının sıfır noktasında bulunan bir ilçe. Tel örgülerin hemen arkası Suriye toprakları. Ceylanpınar Öğretmenevi de tam sınırda bulunuyor. Bahçesi Suriye’ye bakıyor. Savaş sürecinde en çok etkilenen yerlerden biriydi.
Sınır nöbeti boyunca bazen o noktadan, bazen de Suriye içinden savaşı yıllarca aktardık. Bir gün yine o noktadayken diğer televizyonlardaki gazeteci arkadaşlarım, “Bugünlük iş bitti, başka yayın istemiyorlar, biz merkeze geçiyoruz” dedi. Ben biraz daha kalacağımı söyledim. Hava iyice karardı. Öğretmenevinin bahçesinde insanlar oturmuş, bir şeyler içip, savaşın sürdüğü toprakları izliyordu.
Kahve içmek istedik. “İçelim, öyle gideriz” dedik. Kasaya gittim, sonra nasıl içeceklerini sormak için geri döndüm. O sırada iki kişinin karanlıkta öğretmenevinin arkasından gittiğini gördüm. Hemen ileride büyük silolar vardı. Nereye gittiklerini anlamadım ama kısa bir süre sonra siloların üstünde önce alevler gördüm, sonra da büyük patlama sesi duyuldu. Tam dibimizde büyük bir gürültü ve sarsıntı oldu.
Herkes Suriye topraklarından Türkiye’ye füze atıldığını sandı, panik çıktı, koşturmaya başladı insanlar. Ben de “Oradan değil, buradan atıldı” dedim. O atılan her neyse, siloların üstünden ateşlenmişti. Güvenlik güçleri geldi. Onlara da o iki kişiden bahsettim. Oraya doğru gittiler, sonra diğer güvenlik güçleri alanı boşaltmaya başladı. Sivillerin hepsi çıkarıldı, bir biz kaldık, gazeteciler. Sanırım 10 kişilik bir gruptuk.
Bir yandan ne olduğunu anlamaya çalışıyor, bir yandan da haber merkezlerini arayıp -bizi yayına almaları için- durumu anlatıyorduk. Bir duvarın arkasında hep bir arada duruyorduk. Sonra olan oldu. Tam yarım saat boyunca Suriye tarafından üzerimize ateş açıldı. Hepimiz yerlere yattık.
Kimimizde çelik yelek vardı, kimimizde yoktu. “Sakin olun, dikkat edin” diye birilerinin bağırdığını hâlâ hatırlıyorum. Üzerinizden kurşunlar geçerken, etrafınıza havan mermileri uçuşurken nasıl sakin olup neye dikkat edeceksiniz?
Peki bunu neden anlattım? Ceylanpınar’ın tam karşısında o dönem PYD vardı. O topraklar savaş boyunca sürekli el değiştiriyordu ve o dönem PYD-YPG güçleri orayı kontrol ediyordu. Atılan bir füzeye ya da havan topuna karşılık veriyorlardı. Oysa orada sadece gazeteciler vardı.
- O iki kişi kimdi?
- Türkiye sahada resmî olarak savaşa dahil değilken, PYD neden hedef alınmıştı?
- Her yerde önce gazeteciler alandan çıkarılırken, o gün biz hiç çaba sarf etmeden nasıl orada kalmıştık?
Bir sürü soru… Niyet okuyamayız, o kişiler kimdi, ne yaptı, bilemeyiz tabii ama olayın oluş şekli buydu. Belki de birileri PYD’yi hedef yapmak için “Gazetecileri öldürdü” propagandası ile bir kırmızı çizgiyi aşılmış gibi göstermek istedi. İşte savaş böyle kirli bir şey.
Buradan konuyu çerçeve yasaya bağlayacağımı sanabilirsiniz ama hayır. Barışı her zaman desteklerim, diyerek dikkatlerden kaçmaması gereken Mekke Anlaşması’na konuyu bağlamak istiyorum. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında Mekke’de imzalanan anlaşma. Henüz tüm içeriğini bilmiyoruz, zira nedense açıklanmadı ama önemli bir maddesini biliyoruz. Tıpkı NATO’nun 5. maddesi gibi. Anlaşmaya taraf ülkelerden birine yapılan saldırı, diğer ülkelere de yapılmış sayılacak ve cevap verilecek.
Bazı kırmızı çizgiler bayrakla, bazıları dinle aşılır, demiştik. Anlaşma Mekke’de imzalandı. Anlaşmanın Müslüman dünyasındaki ön kabulü için önemli bir yer ve isim. Peki, gerçekten öyle mi?
- Bir yanda barış yaparken, diğer yanda olası büyük savaşlara zemin hazırlamanın bölgede kime ne faydası var?
- Tam da ABD ve İsrail’in, İran’a saldırdığı bir dönemde, İran’ın kuşatılması kimin daha çok işine yarar?
- İran, Suudi Arabistan topraklarından kendisini vuran Amerikan üssünü vurursa, Türkiye, İran’a savaş mı ilan edecek?
- ABD’nin Körfez’de yalnız bıraktığı müttefikleri, güvenliklerini Türkiye aracılığı ile mi sağlayacak, hem de ABD-İsrail planını oynarken?
- Bu anlaşmayı Müslüman ülkeler neden Filistin yönetimi ile imzalamadı?
- Aralarında çocukların da bulunduğu on binlerce insanın katledildiği Gazze, neden böyle bir güvence altına alınmadı hiç?
Maalesef hiçbir şey göründüğü gibi değil, her şey planlı. Bu planların işletilebilmesi de halkların ikna edilmesine bağlı. O meşhur kırmızı çizgiler üzerinden.














