Doğancan Özsel yazdı: Mansur Yavaş’ı olduğu gibi görmek

Son on beş günde muhalif kamuoyunu önemli ölçüde rahatsız eden iki gelişmeye şahit olduk. Önce Özgür Özel iki ayrı vesileyle Kemal Kılıçdaroğlu ile karşılaştı ve kafasını çevirmek yerine elini uzatıp tokalaştı. Başka bir ülkede gerçekleşse haber değeri dahi olmayacak bu basit jest YENİ Parti liderinin kendi tabanı tarafından hedef tahtasına oturtulmasına yetti. Ardından 9 Eylül gibi sembolik bir tarihte Mansur Yavaş, Külliye’de Erdoğan ile bir araya geldi. Tahmin edebileceğiniz gibi bu görüşme de muhalif yorumcular ve sosyal medya kullanıcıları cephesinde adeta infial yarattı.

Her iki örnekte de gösterilen aşırı tepkilerin ortak bir nedeni var: Muhalif kamuoyunun bir bölümü hem partilerinden hem de olası cumhurbaşkanı adaylarından son derece tavizsiz, net ve kesin bir tavır talep ediyor. İktidar ile herhangi bir uzlaşma ve orta yol bulma olasılığını kategorik olarak reddediyor. Üstelik bu psikoloji, iktidarın 19 Mart’tan bu yana yapıp ettikleri ile de doğrudan bağlantılı değil. Zira Ekrem İmamoğlu tutuklanmadan önce de Özgür Özel, normalleşme amacıyla Erdoğan ile görüştüğü için eleştiri konusu oluyordu. 19 Mart süreci tüm bunların üzerine tuz biber ekti. Muhalif kanaat önderlerinin böylesi bir uzlaştırıcı siyasete dönük tahammülü neredeyse hiç kalmadı.

Bugün geldiğimiz noktada pek çok muhalif YENİ Parti’den ve onun olası adayından adeta devrimci bir duruş bekliyor. İktidara karşı dimdik durmasını, Erdoğan’a rest çekmesini, devletin zor kullanma gücüne karşı “direnişin estetiği” üzerinden kitleleri harekete geçirecek bir siyaset gütmesini talep ediyorlar. Kısa vadede tüm bu talepleri karşılamak elbette mümkün. İmamoğlu’nun kolları sıvayarak “gençliğimiz var!” dediği konuşma ya da Özel’in yağmur altında CHP Genel Merkezi’nden Milli Egemenlik Parkı’na yaptığı yürüyüş böylesi bir siyaset pratiğinin başarılı örnekleri olarak hatırımızda. Ancak ne CHP ne de onun içerisinden çıkan YENİ Parti, iktidara karşı uzun soluklu bir direniş hattını kurabilecek örgütlenme kapasitesine ve ideolojik kesinliğe sahip değil. Zira bunlar kadro değil kitle partileri. Dolayısıyla her ikisinden de tutarlı bir devrimci siyaset tarzı beklemek abesle iştigal.

Öte yandan tabanın böyle bir siyasi çizgiye ne kadar uygun olduğu da son derece şüpheli. Ülkede yaşanan hak ihlallerinin ve hukuksuzluğun ağırlığı karşısında siyasi liderler, kısa vadeli direniş pratiklerini hayata geçirerek kitlelerini mobilize edebiliyor. Ancak muhalif seçmen böyle bir direnişi sürdürebilecek dirayetten uzak. Örneğin ortalama bir YENİ Parti seçmeni, arzu ettiği sonuç kısa sürede alınmayınca hızla içine çekilmeye ve apolitik bir karamsarlığa sürüklenmeye teşne. Anton Jäger’ın deyimiyle “hiperpolitik” zamanlarda yaşıyoruz. Kitleler için aniden yükselen bir siyasi harekete dahil olmak ne kadar kolaysa onu terk edip gitmek de bir o kadar kolay. İnsanlar buhrana sürüklenmeye, ilk sendelemede umutlarını kaybedip “bu ülkeden bir şey olmaz” demeye fazlasıyla meyilli.


Mansur Yavaş işte böyle bir siyasi tablo karşısında, gerçek anlamda alternatif bir siyasi hattı temsil ediyor. Daha mutedil olmaya, soğukkanlı kalmaya ve gündelik kararlar yerine ilkelerle hareket etmeye özen gösteriyor. Önceki gün yaptığı açıklamada da muhalefetin birinci önceliğinin bir araya gelmek olduğunu söylerken, kendisinin belediye başkanı olarak asli sorumluluğunun Ankaralılara karşı olduğunu belirtiyor. Burada aslında ikili bir ayrım yapıyor Yavaş: Bir yandan parti liderleri kendi görevlerini yaparak ulusal ölçekte siyaseti sürdürsün ve muhalefeti bir araya getirmeye çalışsın diyor. Öte yandan da belediye başkanlarının yerel siyasette rahat bırakılması gerektiğini de ima ediyor. Olası bir cumhurbaşkanı adaylığı konusunu ise, belki de şimdilik kaydıyla açmamayı yeğliyor.

Elbette bu tavrı eleştirenlerin haklı olduğu bir nokta var: Yavaş çizgisi, normal bir ülkede belki anlaşılabilir. Ancak olağanüstü bir durumda, baskıların ve otoriterleşmenin son derece arttığı zamanlardayız. Mevcut durumun sıradışılığı, muhalefet aktörlerini kendi rollerinin ötesine taşmaya zorlamıyor mu? Ulusal ve yerel siyaset arasındaki sınırlar, 19 Mart’tan bu yana kaybolmadı mı?

Burada yine aynı soruna geri dönüyoruz. Mansur Yavaş’tan bu noktada kendi görev ve sorumluluk alanının ötesine geçmesi, kurumsal politikayı bir kenara bırakarak adeta radikal bir liderlik yapması, muhalefeti arkasından sürüklemesi bekleniyor. Oysa ona göre böyle bir siyaset iktidarla mücadelede doğru bir yol değil. Konuşmalarından anlaşıldığı kadarıyla bu çizginin iki önemli sakıncası olacağından endişe ediyor kendisi. Her şeyden önce onun hedefi %50+1’in çok ötesine geçecek bir tabanı bir araya getirmek. Muhalefetin mümkün olan en geniş ittifakı kurması gerektiğini sürekli tekrarlıyor. Zamanından önce yapılacak sert çıkışların da böylesi bir tabanı daha oluşmadan parçalamasından endişe ediyor.

İkinci olarak Yavaş, belediye başkanlarının yalnızca yerel siyasetle ilgilenmeleri ve ilke olarak seçildikleri partiden farklı bir partiye geçmemeleri gerektiği kanaatinde. Burada, başta İmamoğlu olmak üzere ulusal siyasetle ilgilenen tüm belediye başkanlarına dönük örtülü bir eleştiri var. Ona göre ülkenin genel durumuna dair siyasi mücadeleyi parti liderlerine bırakmak ve muhalefeti bir arada tutacak dirayeti göstermelerini beklemek durumundayız. Aksi bir durumda gerek iktidarın baskılarının gerekse partiler arası çekişmelerin muhalif belediyeleri pasifize edebileceğinden endişe ediyor Mansur Bey. Tekirdağ örneğini de bu bağlamda hatırlatıyor.

Bu yaklaşıma elbette itiraz edilebilir. Zira gözaltına alınıp tutuklanan muhalif belediye başkanlarının sayısı, yalnız yerel siyasetle ilgilenmenin de muhalefet için yerel yönetimleri elde tutmanın etkin bir yolu olmadığını bize gösteriyor. Ancak Yavaş, muhalif belediye başkanlarının iktidara karşı takınacakları yapıcı tavrın, kendilerine dönük olası yargı müdahalelerine karşı tepkiyi arttıracağını ve iktidarın meşruiyetini azaltacağını düşünüyor olabilir.

Dahası, kendisi özelinde böyle bir tavrın gerçekten de etkin bir koruma sağlaması mümkün. Zira Mansur Yavaş’ın siyasetteki konumu farklı. O İmamoğlu’ndan da tutuklanan diğer CHP’li belediye başkanlarından da farklı bir yerde duruyor. Yalnız muhalefet içerisinde değil iktidar kanadında da kendisine dönük teveccüh yüksek. Öyle ki Yavaş’a dönük olası bir yargı hamlesinin iktidar elitleri içerisinde dahi ciddi bir tepkiyle karşılaşması şaşırtıcı olmaz. Merkezin hem solunda hem de sağında duran ve siyasi statükoya önem veren pek çok kişi açısından o, cumhuriyetin aşırıya kaçan bu yirmi beş yıllık penceresini kapatabilecek isimlerden biri. Üstelik bunu aksi yönde bir başka savruluşa neden olmadan yapabilecek bir isim.


“Karşımızdakini olduğu gibi görmeyip tanrılaştırmak, sonra da sanki böyle bir tanrı olabilirmiş de olmuyormuş diye ona kızmak.” André Gide’nin Kadınlar Okulu kitabında geçen bu söz tam da Mansur Yavaş’ın başına geleni anlatıyor. Hiçbir zaman olduğunu iddia etmediği bir devrimci muhalif lider rolünü ona yakıştıran kamuoyu, ardından bu rolle bağdaşmayan her hareketinde Mansur Yavaş’ı kıyasıya eleştiriyor.

Oysa Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı, özellikle de adaylık konusunda son yıllarda yaptığı açıklamalarında son derece tutarlı. Hatırlarsanız bundan iki yıl önce, CHP İmamoğlu’nu bir an evvel aday gösterebilmek için Mansur Yavaş’ı baskı altına almış ve adaylıktan vazgeçtiğini ilan etmesini istemişti. Yavaş bunu reddederek aslında niyetini de ortaya koydu. Ardından İmamoğlu CHP’nin adayı olarak ilan edilip tutuklandığında Mansur Bey ona tam destek verdi ve Ekrem başkanın alternatifi gibi görünmemek adına bu meseleyi rafa kaldırdığını ilan etti. Bu tarihten sonra da cumhurbaşkanı adaylığı konusunda kamuya açık hiçbir açıklama yapmadı. Uzunca bir süredir siyasi konuşmalarında yalnızca iki vurgu hâkim: İlki seçimlere kadar Ankara’nın sorunlarına odaklanma niyeti, ikinci de muhalefetin çok geniş bir tabanda bir araya gelmesinin gerektiği. Bu çerçeveden bakıldığında son Erdoğan görüşmesi, onun pozisyonu açısından bir değişikliğe değil devamlılığa işaret ediyor.

Kendi kafasındaki ideal muhalefet liderini Yavaş’ta görmek isteyen muhalif kamuoyu, tam da bu nedenle hayal kırıklığı içerisinde. Sert, masaya yumruğunu vuran, kolları sıvayıp bir an önce erken seçim isteyen, muhalefeti sokaklara döken ve iktidarı çaresiz bırakacak bir lider talep ediyor. Açıkçası herkesin arzusu, “kendi mahallelerinden çıkmış bir Erdoğan’ı” iktidara getirmek. Mevcut cumhurbaşkanı kadar güçlü hitabeti olan, kitleleri onun gibi peşinden sürükleyecek, otoriter ve maskülen bir liderlik arzuluyorlar… Halbuki böyle bir personaya bürünen muhalefet liderleri yakın geçmişte Erdoğan’a karşı tekrar tekrar kaybetti. 2018 seçimlerinde iktidara karşı en tavizsiz muhalefeti yapan Muharrem İnce, o dönem hazır cevaplığıyla da pek çok yorumcunun beğenisini kazanıyordu. Beş yıl sonra ise Kemal Kılıçdaroğlu, özellikle kampanyasının son haftalarında benzer bir liderlik sergilemeye çalıştı. Holding kapılarına dayanan, iktidar odaklarına rest çekerek masalara vuran bir aday olarak geçirdi seçim kampanyasının son haftalarını. Muhalefetin topuklu efelerinin veya Meclis kürsüsünü yumruklaya yumruklaya konuşan en cesur vekillerinin akıbetinden söz etmeye ise hiç gerek yok.

Aslında arzulanan bu liderlik tarzının en ideal temsilcisi kuşkusuz İmamoğlu. Hatta bu tarz ile iktidarı elde etme şansı en yüksek isim de o. Ancak İmamoğlu’nun bu sert siyasetle iktidara ulaşma arayışı da başarılı olamadı ve AKP yargısı tarafından cezalandırıldı. Şimdi muhalif kamuoyu, aynı şeyi bir de Yavaş’ın denemesini talep ediyor. Adeta aynı seçimi tekrar tekrar kaybetmek isteyen bir muhalefetimiz var. Tam da bu yüzden Yavaş’ın sunduğu farklı siyaset tarzına tahammül edemiyorlar. Oysa Yavaş, yalnızca Erdoğan’a değil, genel olarak Türkiye’deki siyasal iklime de bir alternatif olabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş