Doğancan Özsel yazdı: Muhalefete aday gerek

19 Mart’ın ardından muhalefet halka doğrudan hitap edecek, iktidarın adımları karşısında dönüp ne dediğine bakılacak ikinci bir ismi sahaya sürmedi. Özgür Özel her fırsatta “adayımız İmamoğlu” diyor ve İstanbul’un seçilmiş başkanını cumhurbaşkanı yapacaklarını söylüyor. Bu söylem İmamoğlu’nu Türkiye’nin demokrasi mücadelesinin en önemli sembolü haline getirdi. Onun ve arkadaşlarının maruz kaldığı adaletsizlikler bugüne değin muhalefetin birleştirici unsuru olarak çalıştı. Çok farklı siyasi arka planlardan gelen insanlar, İBB davasının özündeki adaletsizliği teslim ederek CHP ile ortak bir duygudaşlığa meylettiler.

Doğancan Özsel yazdı: Muhalefete aday gerek

Öte yandan son dönemde bu dalganın sönümlenmeye başladığını görüyoruz. Özel’in mitingleri giderek daha sönük geçiyor. Katılımcılar büyük oranda partililerle sınırlı ve yaş ortalaması da buna paralel olarak artmış durumda. Ana muhalefetin ülkenin geleceğine dönük politika önerileri ve seçim vaatleri de arzu edilen etkiyi yaratamıyor. Ülkenin sosyoekonomik krizinin yarattığı anlık manşetler ve dünyadaki jeopolitik çalkantı arasında CHP kendi gündemini kurmayı beceremiyor. Örneğin genel merkez içerisinde kurulan Adaylık Ofisi’nin çalışmaları, seçmen nezdinde büyük oranda yok hükmünde. Muhalif televizyonların canlı yayınladığı mitingler ise çoktan sıradanlaştı ve marjinal faydaları azaldı. Muhalefetin canla başla çalıştığı kesin. Ancak normal bir ülkede adayın muhalefet için seçim çalışması yapması gerekirken, yaratılan fiili durum nedeniyle muhalefetin adayı için çalışmak zorunda kaldığı absürt bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bu bağlamda Özel’in “adayımız İmamoğlu” söyleminin de son kullanma tarihi geldi. Bu iddia inandırıcılığını tümüyle yitirdi ve seçmende bir coşku ya da kararlılık yaratmıyor. Açıktan söyleyen pek yok ama hemen herkes Ekrem başkanın bir sonraki seçime katılmasının imkânsız olduğunu kabul etmekte. İmamoğlu tutuklandıktan sonra CHP genel merkezinin hemen geri adım atmaması elbette olağandı. Her şeyden önce milletin oylarıyla adaylaşmış bir isimde ısrar etmek, iktidar karşısında bir direnç sergilemenin şartıydı. Üstelik İmamoğlu ve arkadaşlarına dönük yoldaşlık hukukunun da bir gereğiydi. Dahası, bir B planı üzerinde açıkça konuşmaktan kaçınan Özel aynı zamanda muhalefet içerisindeki yeni aday tartışmalarının da önüne geçmiş oluyordu. Ancak tüm bu gerekçeler güncel siyasi dinamikler karşısında geçerliliğini yitirmeye başladı. Bugün gelinen noktada muhalefetin yeni bir ismin liderlik edeceği bir dinamizm dalgasına olan ihtiyacı gitgide daha belirgin bir hal alıyor.

Bugüne değin muhalefet, Ekrem başkandan kalan siyasal boşluğu farklı bir aday ile değil de partinin kendisi ile doldurmaya çalıştı. Özgür Özel başkanlığında CHP, cumhurbaşkanlığı kampanyasını devralıp il il gezmeye, seçim çalışmaları ve mitingler yapmaya koyuldu. Adaylık Ofisi’nin genel merkez bünyesine alınması da bu sürecin en sembolik adımlarından birisiydi. Belli ki parti organları, müstakbel cumhurbaşkanı adayından ziyade kendilerinin Erdoğan ile mücadele etmesini daha uygun görmüştü.

Doğancan Özsel yazdı: Muhalefete aday gerek
Doğancan Özsel yazdı: Muhalefete aday gerek

Ancak bu tercihin siyasi kültürümüze uygun düştüğünü söylemek zor. Türkiye gibi politikanın lider odaklı olduğu bir ülkede adayın kimliği ve kişisel nitelikleri, kurumsal yapının ürettiği söylem ve vaatlerin niteliğinden çok daha önemli. Doğru isimle girdiğiniz bir seçimden, “iki keklik bir kayada ötüyor” diyerek bile başarıyla çıkabiliyorsunuz. Dahası, başkanlık sistemi anayasası da tüm siyaseti tek bir makam çevresinde kurmuş durumda. Cumhurbaşkanlığı seçimi bu sistemin kalbinde yer alıyor. Bu makama gelen kişi yalnız partilerden bağımsız geniş bir yetki alanına değil, aynı zamanda halkın çoğunluğu adına konuşmak gibi benzersiz bir meşruiyete de sahip oluyor. Dolayısıyla tıpkı kültürümüz gibi siyasal sistemimiz de özünde kişi odaklı ve liderin kimliğine vurgu yapmakta.

İktidar ile muhalefet arasında tam da bu konuda büyük bir asimetri söz konusu. Bir tarafta güçlü bir lider ve bir persona olarak Erdoğan durmakta. Karşısında ise kurumları, organları ve gelenekleri ile bir siyasi parti ve onun genel başkanı durmakta. Elbette bu karşılıklı mücadelede siyasi kültürümüz liderden yana bir basınç yaratıyor ve Erdoğan’ın lider personası CHP’yi silikleştiriyor. İmamoğlu’nun yokluğunun muhalefet açısından en can acıtıcı yönü bu. Özel ve arkadaşları ne kadar büyük bir özveriyle çalışırlarsa çalışsınlar, bir parti genel başkanının yarattığı etki ile cumhurbaşkanı adayının yarattığı etki seçmen gözünde çok farklı. Hatta bu ikisi aynı kişi olsa bile arada bariz bir fark olacağı muhakkak. Örneğin Özgür Özel’in CHP genel başkanı sıfatıyla topluma ulaşma ve iktidara yakın seçmene kendini dinletme kapasitesi, aday sıfatıyla konuşacak olsa ortaya çıkacak etkiye nazaran çok daha az.

Burada söylemek istediğimiz Özgür Özel’in ya da bir başka spesifik ismin belirlenmesi gerektiği değil. Ancak İmamoğlu’nun yerine geçecek gerçekçi bir isim öne çıkmadığı sürece, muhalefet de iktidara yakın seçmene erişme imkânından mahrum kalıyor. Aslında İmamoğlu’nun 2025 ilkbaharında aday ilan edilmesini AKP için son derece tehlikeli kılan ve apar topar tutuklanmasına yol açan tam olarak buydu. Ülkeyi yönetmeye talip olduğu kesinleştikçe geniş kitleler onun söylediklerine daha fazla kulak kesilir oldu ve durum Erdoğan bakımından tahammül edilmesi zor bir hal aldı. 19 Mart sonrasında ise özellikle ilk tepki dalgasının ardından muhalefetin tekrar kendi mahallesine sıkıştığını ve İmamoğlu’nun yokluğunda iktidar seçmenine erişmekte zorlandığını görmekteyiz. İktidarın bu anlamda hesaplarının tuttuğunu söylemek yanlış olmaz.

Doğancan Özsel yazdı: Muhalefete aday gerek
Doğancan Özsel yazdı: Muhalefete aday gerek

CHP’nin yeni bir isim belirleme işini seçimlere değil ertelemesinin bir diğer sakıncası da belirlenecek kişinin o tarihe kadar adaylık zırhından mahrum kalıyor olması. Bu noktada aday olmanın muhalif siyasilere ek bir koruma sağlamadığı, hatta durumu onlar açısından daha nazik bir hale getirdiği söylenebilir. Nitekim İmamoğlu örneğinde aday olma süreci bu kadar erken gerçekleşmemiş olsa belki de operasyon için daha ileri bir tarihte düğmeye basılacaktı.

Ancak bu konuya muhalefetten ziyade iktidar yaklaşmak daha doğru. Eğer CHP Ekrem başkanı adayı olarak ilan etmemiş olsaydı, salt İBB başkanı sıfatı taşıyan bir ismin tutuklanmasının toplumsal ve siyasi maliyeti iktidar için çok daha düşük olacaktı. Oysa olası bir operasyonun yaklaştığını gören muhalefet, akıllıca bir hamle ile adaylık sürecini hem hızlandırdı hem de çok daha katılımcı bir şekle soktu. Neticede savcılar operasyonu başlatıp İmamoğlu ve arkadaşlarını tutukladıklarında ortaya çıkan toplumsal ve siyasi tepkinin dinmesi aylar aldı. Bu süreçte iktidarın oyları düşerken kararsız seçmen sayısında da bir artış meydana geldi. Erdoğan seçmenleri arasında da muhalefete haksızlık yapıldığına dair bir duygunun ilk tohumları böylece atılmış oldu. İktidar partisi hâlen daha 19 Mart öncesindeki ivmesini tam olarak yakalayamadıysa bu biraz da sözünü ettiğimiz adaylık sürecinin bir başarısı.

Doğancan Özsel yazdı: Muhalefete aday gerek
Doğancan Özsel yazdı: Muhalefete aday gerek

Dolayısıyla bugün CHP yeni cumhurbaşkanı adayını meydanlara çıkarıp konuşturmayı erteledikçe aslında iktidara ikinci bir darbe vurma fırsatını da elinden kaçırıyor. Öte yandan böyle yaparak seçimlere girmeyi düşündükleri ismi koruduklarını söylemek de çok mümkün değil. Zira gerek Mansur Yavaş’a gerekse diğer CHP’li belediye başkanlarına dönük hukuki hamleler, aday olmamanın da en az olmak kadar tehlikeli olduğunu ve muhalif siyasileri AKP yargısından koruma konusunda bir işe yaramadığını gösteriyor.

Nihayetinde 2027’den önce gerçekleşmeyecek gibi görünen seçimler için CHP’nin şimdiden bir cumhurbaşkanı adayı belirlemesi şart. Bu, hem aday aracılığı ile AKP seçmenlerine seslenmenin çok daha kolay olması hem de belirlenecek isme dönük operasyonlarının iktidara olan maliyetinin arttırılması bakımından bir tercih sebebi. Oysa bugünkü adaysızlık durumunun muhalefete kazandırdığı pek bir şey yok. Karşısında onunla boy ölçüşebilecek bir rakip olmaksızın geçirdiği her gün, Erdoğan için hanesine yazdığı bir artı puan niteliğinde.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.