Palu ailesi belgeselini nasıl çektik: Şükrü Oktay Kılıç anlattı

İSTANBUL (Medyascope) – HBO Max ve Fayn ortak yapımı “Palu Ailesi: Karanlık Sarmal” belgeselinin yapımcılarından Şükrü Oktay Kılıç, projenin ortaya çıkış sürecini, Palu ailesi üyelerini kamera karşısına geçirme aşamalarını, Müge Anlı’nın belgeselde yer almama kararını, prodüksiyon sürecini ve belgesele gelen eleştirileri Medyascope’a anlattı.

Palu ailesi belgeseli

Türkiye’nin en çok tartışılan aile dosyalarından biri olan Palu ailesi vakası, yıllar boyunca gündüz kuşağı programları, mahkeme süreci ve kamuoyuna yansıyan iddialar üzerinden gündemde kaldı. HBO Max ve Fayn ortak yapımı “Palu Ailesi: Karanlık Sarmal” belgeseli ise dosyayı bu kez televizyon tartışmalarının ötesine taşıyarak araştırmacı gazetecilik perspektifiyle ele almayı hedefledi.

Fayn’ın kurucusu ve belgeselin editörü Şükrü Oktay Kılıç, Medyascope’a yaptığı açıklamada belgeselin çıkış noktasını, çekim sürecinde karşılaşılan zorlukları, aile üyeleri ve tanıkları kamera karşısına geçirme aşamalarını, HBO ile çalışma sürecini ve belgeselin yayımlanmasının ardından gelen eleştirileri değerlendirdi.

Dosyayı “televizyon sansasyonu” olmaktan çıkarma hedefi

Kılıç’a göre projenin temel motivasyonu, “Palu ailesi dosyasını yalnızca gündüz kuşağında tartışılmış bir olay olarak değil, araştırmacı gazetecilik disipliniyle yeniden ele alınması gereken bir dosya” olarak görmekti. Fayn’ın kuruluşundan bu yana açıklayıcı video serileri ve belgeseller üreten bağımsız bir dijital haber ve hikâye anlatıcılığı stüdyosu olduğunu hatırlatan Kılıç, Palu dosyasına yönelmelerinin arkasındaki gazetecilik motivasyonunu şöyle anlattı:

Palu ailesi

“Palu ailesinin hikâyesi, Müge Anlı’nın reality show’unda büyük yankı uyandırmıştı. Programa bağlanan tanıkların anlatımları ve daha önce emniyet, savcılık ve mahkemelerde verilen ifadelerle ortaya çıkan resme rağmen hem Palu ailesi üyeleri hem de Tuncer Ustael ve eşi asla bir itirafta bulunmamıştı. Ekranda bir aile vardı ve hiçbir şekilde konuşmuyorlardı. Reality show örsü altında ezilen bir dosyayı araştırmacı gazetecilik yaklaşımıyla açmak, yeni bilgilere ulaşmak, kategorize etmek yerine anlamak, neden sonuç ilişkileri kurmak, Türkiye’nin bu tür olaylar karşısında verdiği refleksleri geliştirmek gibi fikirler bizi gazeteciler olarak heyecanlandırdı.”

Kamera karşısına geçirme süreci

Belgeselin en kritik aşamalarından biri, dosyanın taraflarına ve tanıklarına ulaşmak oldu. Kılıç, Palu ailesi üyelerini, Tahnal ailesinden hayatta kalan Recep’i, Tuncer Ustael’i ve olayların çevresinde bulunan tanıkları kamera karşısına geçirmenin başlı başına zorlu bir süreç olduğunu söyledi:

“Böylesine karmaşık, farklı lokasyonlara ve zamanlara yayılmış, şeytani bir akıl tarafından emniyet ve savcılığın uzun süre yanıltılıp yönlendirildiği, işlenen birçok korkunç suçun yıllarca cezasız kaldığı bir suçun belgeselini yapmanın her aşaması ayrı ve üstesinden gelmesi zorluklar barındırıyordu. Türkiye’nin en karanlık dosyasıyla özdeşleşmiş bir aile söz konusu.”

Şükrü Oktay Kılıç, özellikle İsa ve Fatih Palu’nun ikna edilmesi, Recep Tahnal’ın ilk kez kamera karşısına geçmesi ve Tuncer Ustael ile cezaevinde görüşülmesi gibi başlıkların prodüksiyonun en zor aşamaları arasında yer aldığını belirtti:

“İsa ve Fatih Palu’yu ikna etmek; onları kamera karşısına geçirmek ve suçları dahil birçok şeyi ilk kez anlatmalarını sağlamak oldukça zordu. Tahnal ailesinden hayatta kalan tek kişi olan annesi, babası ve kardeşini kaybeden, oldukça zor günler geçiren Recep’i ikna etmek, ilk kez kamera karşısına geçirip yaşadıklarını anlatmaya ikna etmek de epey zordu. 2019’dan beri tek kişilik hücrede kalan, fail Tuncer Ustael’i tek kişilik hücresinde defalarca kez görmek, diyalog kurmak, zordu. Aileyi tanıyan komşuları, olayların yaşandığı tarihlerde bir şekilde onların etrafında bulunan insanları, tanıkları ikna etmek de İsa ve Fatih Palu’yu ikna etmek kadar zordu.”

Müge Anlı belgeselde yer almak istemedi

Kılıç, belgesel için ulaşılamayan ya da projede yer almak istemeyen kişiler olduğunu da anlattı. Bu kişiler arasında Müge Anlı da vardı. Kılıç’ın aktardığına göre, konunun işlendiği televizyon kanalları da arşiv görüntülerinin projede kullanılmasına izin vermedi:

“İkna edemediklerimiz ya da ulaşamadıklarımız da oldu. Örneğin Müge Anlı belgeselde yer almak istemedi ve konunun işlendiği TV kanalları da görüntülerini bu projede kullanılmak üzere vermek istemedi. Her aşamada bir şeylerin ters gidebileceği, yayın gününe kadar türlü türlü zorlukların ve problemlerin üstesinden gelinen bir işti.”

Kılıç, belgeselde yer almasını istedikleri bazı kişilerin projede konuşmak istememesini, dosyanın ağırlığı ve yeniden gündeme gelme ihtimaliyle ilişkilendirdi:

“Belgeselde yer alan herkesi konuşmaya ikna etmek oldukça zordu. Bu konuyla tekrar gündeme gelmemek, isimlerinin/yüzlerinin böyle bir hikaye ile anılmasını istememeyi normal karşılamak gerekir.”

HBO süreci: “Risklerin üstesinden gelindi”

Belgeselin HBO Max ile buluşması, Fayn açısından da yeni bir prodüksiyon alanı anlamına geldi. Kılıç, dijital platformlarla ilişkilerinin ve proje önerilerinin daha önce de bulunduğunu; ancak Palu ailesi dosyası gibi bir işe girişmenin hem maliyet hem de prodüksiyon açısından riskli olduğunu söyledi:

“Dijital platformlarla ilişkimiz, proje önerilerimiz hep vardı. Böylesi bir projeye girişmek, öncelikle maliyetini karşılayan platform için de bizim için de bir ilk olacağı için elbette çok riskliydi ve oldukça zorlu bir prodüksiyon süreci geçirerek risklerin üstesinden gelindi.”

Anlatıcı kullanılmaması bilinçli bir tercih

Belgesel yayımlandıktan sonra anlatıcı kullanılmaması, olay örgüsünün takip edilmesinin zor olması ve bazı iddiaların yeterince açılmadığı yönünde eleştiriler gündeme geldi. Şükrü Oktay Kılıç, bu tercihin bilinçli olduğunu ve belgeselin izleyicinin dikkatli takibini gerektiren bir yapı üzerine kurulduğunu söyledi:

“Yöntem olarak bir anlatıcıyla ilerlemeyi tercih etmedik. Biz gazeteciler olarak incelemelerimizi senaryoya dönüştürüp bunu da bir anlatıcı ya da dış ses eşliğinde aktarsaydık; izleyici yerine tüm bağlantıları kuran, seyri daha kolay bir belgesel ortaya çıkabilirdi. Haber belgeselleri genellikle bu formatta olur. Biz seyircinin dikkatli takibini gerektiren, adım adım ilerleyerek, tüm bölümleri izlediğinde bütün bir resme ulaşabileceği bir suç belgeseli yapısı kurduk.”

Kılıç, belgeselde önceliğin hikâyenin ana öznelerine ulaşmak, iddiaları doğrudan muhataplarına sormak ve mahkeme kararlarıyla çelişen beyanlar varsa bunu izleyiciye göstermek olduğunu belirtti:

“Önceliklendirdiğimiz şeyler hikâyenin ana öznelerine (faillere, mağdurlara, tanıklara) ulaşmak, onları kamera karşısına geçirmek, haklarındaki her iddiayı sormak, kesinleşmiş mahkeme kararları ile söyledikleri çelişiyorsa bunu belirtmek, varsa yeni kanıtlarımız bunları ortaya koymak ve konuyla ilgili fikrini, kararını, muhakemesini izleyicilere bırakmaktı.”

“Belgeselde tüm bu bilgiler var”

Belgesel için yöneltilen eleştirilerden biri de yapımın Müge Anlı yayınlarında anlatılanların ötesine geçip geçmediğiyle ilgiliydi. Kılıç ise bu eleştirilere yanıt verdi:

“Oysa Tuncer Ustael’in cesetlerin yerine ilişkin verdiği yeni bilgiler var; aile üyeleri kamera karşısında işlediği suçlar dahil ilk kez itirafta bulunuyor, diğer aile üyelerinin şu an nerede ve ne yapıyor oldukları, Emine’nin yerinin kimse tarafından bilinmemesi ve bizim de kendisine ulaşamamamız, tüm yaşananların hangi aşamalarda engellenebileceği ama engellenmediği, program sonrasında emniyet ve mahkemede yaşananlar, verilen ifadeler ve yapılan savunmalar; belgeselde tüm bu bilgiler var. Böyle bir eleştiri geldiğine göre demek ki anlatımızda tüm bunları daha iyi yollarla geçirmemiz gerekiyordu.”

Kılıç, gelen eleştirileri sonraki işler için bir öğrenme alanı olarak gördüklerini de söyledi:

“Her işin daha iyisi her zaman yapılabilir. Bizimkisi global bir streaming platformunda yayınlanan ilk suç belgeseli oldu. Hem gazeteciler için hem yeni nesil prodüksiyon şirketleri için yeni bir yol açılmış oldu. Bu tür işlerin devamı gelecektir. Eleştirilere de gelecek işlerimizde kullanmak üzere ne öğrenebiliriz gözüyle bakıyoruz.”

Ahmet Tahnal cinayeti ve İsa Palu iddiası

Belgeselin tartışılan başlıklarından biri de Meryem’in kocası Ahmet Tahnal’ın Harun Palu tarafından öldürülmesine ilişkin iddialardı. Müge Anlı’nın programında da gündeme gelen bazı iddialarda cinayeti işleyenin İsa Palu olduğu, Harun Palu’nun ise oğlunun suçunu üstlendiği öne sürülmüştü. Kılıç, bu konuyu İsa Palu ile konuştuklarını söyledi, “Elbette konuştuk” dedi.

Kılıç, Ahmet Tahnal cinayetine ilişkin davada Tahnal ailesinin bu şüpheyi dile getirdiğini; ancak mahkeme sürecinde tanıkların, şüphelilerin, sanıkların ve adli tıp raporlarının değerlendirildiğini belirtti. Kılıç’ın aktardığına göre İsa Palu’nun bu cinayetten aldığı bir ceza bulunmuyor:

“Ahmet Tahnal cinayetiyle ilgili davada Tahnal ailesi bu şüpheyi dile getiriyor. Tanıklar, şüpheliler, sanıklar dinleniyor; adli tıp raporları, tüfekte parmak izin olanlar, barut izi olanlar her şeye bakılıyor ve mahkeme bir karar veriyor. İsa Palu’nun Ahmet Tahnal cinayetinden aldığı bir ceza yok. Kendisine sorduğumuzda da mahkemede de kullandığı ifadeleri dile getiriyor. Belgeselde olay anında evde olan Recep, tüfeği İsa’nın getirdiğini, Ayşe’nin yaşananları önlemeye çalıştığını anlatıyor. Raporlarda da Harun ve Ayşe’nin el ve kıyafetlerinde barut izi varken İsa’da çıkmıyor. Ortada kesinleşmiş bir mahkeme kararı varken, bizim elimizde de yeni bir kanıt yokken, izleyicide bu cinayeti aslında İsa işledi ama Harun üstlendi hissi yaratacak bir anlatım yapamayız.”

Tuncer Ustael’in çocukluğuna ilişkin bilgiler hangi kaynaklara dayanıyor?

Belgeselde Tuncer Ustael’in ailesi ve çocukluğuna dair anlatımlar da yer aldı. Kılıç, bu bilgilerin Ustael ile yapılan görüşmelere, çocukluk dönemini bilen kişilere ve Palu ailesi üyelerinin anlatımlarına dayandığını söyledi:

“Tuncer Ustael’in çocukluğuyla ilgili yaptığımız anlatımlar kendisiyle yaptığımız görüşmeler, bir süre kardeşi ile evli olan bir çocukluk arkadaşı, bir başka mahalle arkadaşı ve Tuncer’in Palu ailesi üyelerine çocukluğuyla ilgili anlattıklarına dayanıyor.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.