Eşref Hamamcıoğlu Medyascope’a konuştu: “MeritKing Galatasaray’ın itibarına zarar verdi; vergi affı kulüpleri siyasetçilere bağımlı hale getirir”

İSTANBUL (Medyascope) – Galatasaray Divan Kurulu’nun eski başkanı Eşref Hamamcıoğlu, Medyascope’a verdiği röportajda kulübün kültürünü, lise geleneğiyle ilişkisini, MeritKing sponsorluğu tartışmasını, siyaset-kulüp ilişkisini, futbol kulüplerinin mali yapısını ve Türkiye’de altyapı sorununu anlattı. Hamamcıoğlu, “Galatasaray’ın kuruluş felsefesinde mücadele, dayanışma ve başkaldırı var” dedi.

Haber özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Eşref Hamamcıoğlu, Galatasaray’ın kültürel ve tarihsel değerlerinin önemine vurgu yaptı.
  • Artan borç yükü ve Sponsorluk tercihleri, kulüp için riskler taşıyor.
  • Hamamcıoğlu, MeritKing sponsorluğunu hatalı buluyor ve siyasileşmenin tehlikelerine dikkat çekiyor.
  • Türkiye’de altyapı kültürünün gelişmemesinin nedenlerini ele aldı.
  • Galatasaray’ın UEFA başarısının ardında yatan kültürel etkenleri değerlendirdi.
Bilmeniz gerekenler

Galatasaray Divan Kurulu’nun eski başkanı Eşref Hamamcıoğlu, Galatasaray’ın son yıllardaki sportif başarılarını takdir ettiğini ancak kulübün artan borç yükü, sponsorluk tercihleri ve siyasi iktidarla kurulan ilişkiler açısından ciddi riskler taşıdığını söyledi.

MeritKing sponsorluğu için “hatalıydı, olmamalıydı” diyen Hamamcıoğlu, kulüplerin kamu desteğiyle ayakta kalmasının siyasileşmeye yol açtığını belirtti. 

Galatasaray Lisesi ve Galatasaray Spor Kulübü’nün tarihsel kimliğini “aydınlanma, dayanışma, farklı fikirlere saygı ve sportmenlik” kavramlarıyla tarif eden Eşref Hamamcıoğlu, “Galatasaray, 1868’den bu yana Türkiye’de aydınlanmanın sembollerinden biri olmuş, 1789 Fransız İhtilali’nden bütün Avrupa’ya yayılan aydınlanmacı ve demokrasi kültürünün önemli elçilerinden biri haline gelmiştir. Galatasaray demek; laik, demokratik, Atatürkçü değerlere bağlı, cumhuriyetçi olmak demektir. Aydınlanmanın, dayanışmanın ve farklı fikirlere saygının sembolüdür” dedi.

Eşref Hamamcıoğlu, Galatasaray Lisesi’nin Tanzimat’la başlayan reform sürecinin başında yer aldığını söyledi:

“Galatasaray’ın Sultan Beyazıt döneminden gelen bir kültürü var. Ama Bugünkü anlamıyla Galatasaray Lisesi’ni 1868’den itibaren almak lazım. O yıllarda Galatasaray Lisesi’nde azınlık olarak tabir edilen öğrenciler de vardı. Bu çok önemli bir temas yarattı. Ermeni vatandaşlarımızdan ve farklı topluluklardan gelen öğrenciler vardı. Kuruluşundan itibaren Fransızca eğitim verilmesi de Avrupa ile irtibatı kolaylaştırdı. O dönem yabancı dil olarak Fransızca çok revaçtaydı. Tanzimat’la başlayan yenilenme, tazelenme ve reform döneminde Galatasaray hep bu sürecin başında yer aldı. Bugün Türkiye’yi Avrupa Birliği’nde temsil eden birçok insanın Galatasaray kültürüyle yetişmiş olması da tesadüf değil.”

Eşref Hamamcıoğlu ile söyleşimizin tamamı:

“Kulübün kuruluşunda başkaldırı ve dayanışma var”

  • Galatasaray Lisesi’nin bu felsefesi Galatasaray Spor Kulübü’ne sirayet etti mi?

“Galatasaray Spor Kulübü, Galatasaray Lisesi’nin bir sınıfında Ali Sami Yen ve arkadaşları tarafından kuruldu. O dönem Abdülhamid dönemiydi, istibdat rejimi vardı. Spor yasaktı, yabancılarla temas yasaktı. Galatasaray’ın kuruluşundaki ‘Türk olmayan takımları yenmek’ felsefesi, o dönemin şartlarında bir direniş ve başkaldırı anlamı taşıyordu.

Türk olmayan takımlar dediğimiz; o dönem İstanbul’da bulunan İngilizler, Fransızlar ve işgal güçlerinin takımlarıydı. Bunlarla mücadele etmek üzere ortaya çıkan bir dayanışma kültürü vardı. Dolayısıyla Galatasaray Spor Kulübü’nün kuruluş felsefesinde mücadele, dayanışma ve başkaldırı vardır. Bu bakımdan Galatasaray’ı diğer kulüplerden biraz ayrı görürüz.”

  • Galatasaray kültürü ile Fransız kültürü arasındaki etkileşimi nasıl anlatırsınız?

“Fransa’daki eğitimin altında yatan temel felsefe ezberci olmamaktır; sorgulamaktır. Hep sebep-sonuç ilişkisi üzerine düşünmektir. Buna kartezyen felsefe diyoruz. ‘Bu neden böyle?’ diye sorarsın, ikna oluncaya kadar peşinden gidersin. Galatasaray’da Fransız kültüründen aldığımız en büyük eğitim felsefesi budur.

Galatasaray’da daha lise yıllarında Jean-Jacques Rousseau, Baudelaire, Diderot gibi isimlerin metinleriyle büyüdük. Bunlar Avrupa’daki Rönesans’ın ve aydınlanmanın önemli isimleridir. Biz bunları okurken düşünmeye alıştık, sorgulamayı öğrendik, tartışmayı öğrendik. Galatasaray’da çok tartışılır. Dışarıya karşı dayanışırız ama içeride çok mücadele vardır. Bu da o kültürden gelir.

Basında da, siyaset alanında da, iş hayatında da bunun izleri görülür. Galatasaraylı birçok ismin gazeteciliğe, siyasete ya da sivil toplum çalışmalarına okul yıllarında yöneldiğini görürsünüz. Bu biraz da okulun insana erken yaşta sorumluluk, tartışma ve inisiyatif alma alışkanlığı kazandırmasından kaynaklanır.”

  • Bu lise kültürünü bugün spor kulübünde aynı ölçüde görebiliyor muyuz?

“Biraz erozyona uğradı. Türkiye’de bütün değerlerde bir erozyon var, orada da var maalesef. Sosyal medyanın gelişmesiyle beraber insanların farklı fikirlere hoşgörüsü azalmaya başladı. Kulüpte de bunu hissediyoruz.

Yeni gelen üyelerin profili eğitim ve sosyal bakımdan bizim alıştığımızın biraz dışında olabilir ama sonuçta Türkiye burası. Buna da alışmak lazım. Bu insanları dışlamak yerine kazanmak lazım. Galatasaray kültürü nedir, neden böyle düşünürüz, bunu anlatmak lazım. Her şeyden önce sportmen olmak lazım. Spor ahlakı diye bir şey var. Mağlubiyeti de şerefle kabul etmek gerekir.

Spor kulübünde lisenin kontrolünden ziyade, liseden doğan felsefenin benimsenmesi önemlidir. Galatasaray Lisesi mezunu olmayan biri belki Galatasaray’ı daha fazla seviyordur. Burada önemli olan bu hayat felsefesini benimsemesidir.”

“MeritKing sponsorluğu hatalıydı, olmamalıydı”

  • Galatasaray’ın geçtiğimiz dönemde tartışılan MeritKing sponsorluğunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Böyle bir sponsorluk Galatasaray’ın değerleriyle bağdaşıyor mu?

“Sponsorluk yapmak isteyenler ve bunu kabul edenler mutlaka bu işten bir fayda bekler. Bu maddi fayda olabilir, manevi itibar faydası olabilir. Kulüplerin sponsorluk şartnamesi olur. Burada tanımların çok iyi yapılması gerekir. Sponsor olmaya talip firmanın itibarı ve konumu iyi tanımlanmalıdır.

Galatasaray’da bunun eksik olduğunu görüyorum. Bu da maddi koşulların gittikçe zorlanmasından kaynaklanıyor. ‘Para veriyormuş, gelsin bakalım’ deniyor. Ama bu nedir, parası nereden geliyor, araştırmak lazım. Bu hatalı bir şeydi. Olmamalıydı. Galatasaray’a da itibar bakımından çok zarar verdiğini düşünüyorum. 

Bir hata olabilir. Ama bunu güvenilir ve şeffaf bir iletişimle tamir edebilirsin. Galatasaray maalesef iletişimi de kötü yaptı. Bir yönetim kurulu üyemiz ‘parayı aldık’ dedi, başkan ‘almadık’ dedi. Bunlar kafalarda soru işareti yaratır. Sponsor girişinin berrak olması lazım. O bakımdan o anlaşmayı ve sonrasını hatalı buluyorum.”

“Kulüp başkanlarının siyasi demeçlere dikkat etmesi lazım”

  • Dursun Özbek’in Ankara ziyaretleri, Murat Kurum ve Süleyman Soylu görüşmeleriyle ilgili daha önce yaptığınız eleştiride neyi kastetmiştiniz?

“Bu görüşümü genel kurulda belirttim. Söylediğim seçim öncesiydi. Galatasaray başkanı elbette siyasi iradeyle iyi geçinir, geçinmelidir de. Kulübün işleri, devletle ilişkileri, izinleri ve projeleri olur. Mesele bu değil.

Mesele, seçim döneminde mevcut siyasi iradenin Sayın Özbek’in seçilmesi için sosyal medya ve basın imkânlarıyla destek verdiği görüntüsüdür. Sayın Özbek’in de belediye seçimlerinde Murat Kurum için ‘İstanbul adına büyük şans’ demesi bu tabloyu daha problemli hale getirdi.

Herkesin siyasi görüşü olabilir. Bir kulüp başkanının siyasi görüşü de duruşundan anlaşılabilir. Ama bir kurumun başındaysanız kamuya mal olmuş bir kişisiniz. Böyle bir güzelleme yapmanıza gerek yok. Yarın iktidar değişirse ne olacak? Kulüp daha zor durumda kalır.

O yüzden siyasi iradeyle ilişki kurmak başka, seçim döneminde taraf görüntüsü vermek başka. Bunlardan uzak durmak, demeçlere dikkat etmek lazım. O demecim doğru bir demeçti, hâlâ arkasındayım.”

“Bu kadar borçlanmaya değer mi?”

  • Galatasaray’ın son dört senelik sportif dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Bir futbol taraftarı olarak Okan Buruk’a müteşekkirim. Takımın sportif başarısından gurur duyuyorum. İyi oyuncular transfer edildi, çok para harcandı. Fakat bu paraların karşılığı ve konulan hedefler yalnızca Türkiye şampiyonluğu olmamalıydı. Avrupa’da final oynamak hedeflenmişti, bu olmadı.

Sportif başarı evet, ama bu kadar borçlanmaya değer mi? Bunu herkesin düşünmesi lazım. Taraftar olarak son derece memnunum; bağırırım, çağırırım, tezahüratımı yaparım. Ama kulübün idari tarafına döndüğüm zaman çok endişeleniyorum.”

  • Kulüplerin vergi afları, borç yapılandırmaları ve kamu desteğiyle ayakta kalması sizce futbola can suyu mu oluyor, yoksa futbolu çürütüyor mu?

“Bu kötü alışkanlık yaratıyor. Eskiden böyle bir şey yoktu. Avrupa’da da böyle bir şey yok. Futbol kulüpleri dernek de olsa, şirket de olsa kendi imkânlarıyla ayakta kalıyor. En fazla bölgesel destek alanlarında sınırlı sübvansiyon oluyor.

Türkiye’de futbol çok popüler. Bu kulüplere yardım etmek faydalı olabilir ama bunun devamlılık arz etmesi ve kuralının olmaması eşitsizlik yaratır. Vergi borcu affedilir, ertelenir; bu devamlılık arz ederse doğru olmaz. Siyasileşmeye sebebiyet verir. Kulüpleri siyasetçilere bağımlı hale getirir.”

“Avrupa ile farkı kapatmak için futbolcu alıp yetiştirip satmak lazım”

  • Bugünkü kur farkı ve ekonomik koşullar düşünülünce Türk takımları Avrupa kulüpleriyle mali açıdan nasıl mücadele edebilir?

“Şu an itibarıyla bu mümkün değil. İki nedeni var. Birincisi, aradaki fark çok büyük. İkincisi, Avrupa’daki futbol kulüpleri futbolcu alıp yetiştirerek ve satarak para kazanıyor. Fransız takımlarına bakın, Almanya’ya bakın, Ajax’a bakın. Gençlikten itibaren yetişiyorlar, yetiştirdikleri sporcular ile başarılı oluyorlar ve onlar ile para kazanıyorlar.

Kulüplerin futbolun dışında para kazanmayı, ticareti bilmesi lazım. Sadece yayın hakkı ve tribün geliriyle olmaz. Futbolcu al, yetiştir, sat. Altyapıya yatırım yap. Ticaretini iyi yap. Galatasaray ticaretini iyi yaptığını söylüyor ama online sipariş vermeye çalıştığınızda hâlâ e-ticarette zayıflık görürsünüz. Avrupa ile fark böyle kapanmaz. Bir de Avrupa’da çok ciddi sponsorluklar var. Türkiye’de ise bu ölçekte sponsorluklar çok az. Büyük sponsorluklar için şartları sağlayamıyoruz.”

“Türkiye’de altyapı için sabır yok”

  • Türkiye’de neden güçlü bir altyapı kültürü ortaya çıkmıyor?

“Birincisi tesisleşme. İkincisi de sabır. Avrupa’da futbol seyircisi, futbol yöneticileri ve kamuoyu daha sabırlı. Türkiye’de hiçbir büyük kulübün başkanı ‘Ben üç sene şampiyon olmayacağım ama öyle bir altyapı kuracağım ki borçları kapatacağım, sonra şampiyon olacağız’ diyemez. Sabretmezler.

Yatırımı sadece sporcuya yapmayacaksınız; ailesine de yapmanız lazım. Altyapıya giren çocuk, çoğu zaman ailesinin bütün maddi geleceği haline geliyor. Ailesine de bakmanız lazım. Çocuk 16-17 yaşına geliyor, menajerler devreye giriyor. Aileyi ikna ediyorlar, çocuk başka kulübe gidiyor. Sonra o çocuk da kendini geliştiremiyor, kulüp de kaybediyor.

Türkiye’de altyapıya inanmak ve sabretmek lazım. Altınordu bir ara çok iyi futbolcular yetiştirdi ama sonra o futbolcular nerede? Milli takıma baktığımızda en iyi oyuncuların önemli bir kısmı yurt dışındaki altyapılardan yetişmiş. Bu bize bir şey söylüyor.

Ben olsam altyapıya çok ciddi yatırım yaparım. Ama seçim döneminde altyapıya önem vereceğim dediğiniz zaman ‘Kulübü küçültecekler’ diye algılanıyor. Oysa bu küçülme değil, kendi öz kaynaklarınla büyüme meselesidir. Verimlilik yaratmak gerekir.

Bizim ülkemizin ekonomik ve sosyal durumuyla spora harcadığı para orantısız. Galatasaray’ın borcu çok yüksek. Bütün varlıklarını satsa bile borcunun ancak bir kısmını karşılayabiliyor. Bu yüzden altyapı ve verimlilik meselesi yalnızca sportif değil, kulübün bağımsızlığı açısından da önemli.”

“UEFA başarısını paraya çeviremedik”

  • Galatasaray’ın UEFA Kupası başarısında lise kültürünün, Batılılaşma tecrübesinin ve özgüveninin etkisi var mıydı?

“Elbette vardı. Yarışmacı ruhu, Avrupa’da yaşadığı özgüven, bu kültürün bir parçası. Galatasaraylılar hep yarışmacıdır. ‘Türk olmayan takımları yenmek’ felsefesi ve özgüven burada önemlidir. Bugün Fatih Terim, Galatasaray olmasaydı Fatih Terim olmazdı. Kişisel özellikleri çok kuvvetliydi ama Galatasaray’ın özgüveni onu da dönüştürdü.”

  • Bugün bir Türk takımının yeniden Avrupa’da şampiyonluk görmesi için nasıl bir yapılanma gerekir?

“Hazırlık lazım. Dünya starlarını ve Avrupa starlarını alıp aynı kapta yoğurarak şampiyon olunmaz. Bunun için mental olarak da sportif olarak da finansal olarak da hazırlanmak gerekir.

Bir kulüp “Ben üç sene sonra Şampiyonlar Ligi’nde final oynayacağım” diyorsa bunun hazırlığını yapmalı. 15 yaşındaki çocukları alacak, yetiştirecek. Çocuk insan ilişkisini bilecek, hakemle mücadele etmeyi bilecek, stres yönetimini bilecek. Avrupa kültürünü bilecek.

İyi bir teknik direktör, iyi bir teknik ekip, iyi kondisyonerler ve bilimsel hazırlık gerekir. Derwall Galatasaray’a geldiğinde bir ekol oluşturdu. Mustafa Denizli’nin ve başka hocaların yetişmesine katkı verdi. Galatasaray’da ilk çim saha kültürünün oluşmasında bile bu bakış vardı. Bilime inanmak lazım. Yoksa ‘Şu kadar para harcıyorum, şampiyon olacağım’ derseniz seçilirsiniz ama sonra o kadar borçlanır, yine aynı yere dönersiniz.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.