Türk dizileri Latin Amerika’da neden bu kadar seviliyor?

İSTANBUL (Medyascope) – Latin Amerika’da milyonlarca izleyiciye ulaşan Türk dizileri, yalnızca bir televizyon başarısı değil kültürel yakınlık, güçlü melodram dili ve yüksek prodüksiyon kalitesinin birleştiği küresel bir fenomen. Medyascope’a konuşan Prof. Dr. Carolina Acosta-Alzuru, Türk dizilerinin bölgedeki yükselişini, Türkiye’nin imajına etkisini, hayran kültürünü ve sektörün giderek artan uluslararası etkisini anlattı.

Türk dizileri Latin Amerika’da neden bu kadar seviliyor? Türk dizileri, güçlü melodram dili, yüksek prodüksiyon kalitesi ve Latin Amerika izleyicisiyle kurduğu kültürel yakınlık sayesinde bölgede milyonlarca kişiye ulaşıyor. Televizyon ekranlarını aşan bu ilgi, Türkiye’nin imajından hayran kültürüne ve turizme kadar uzanan bir etki yaratıyor. Medyascope’a konuşan Prof. Dr. Carolina Acosta-Alzuru, Türk dizilerinin Latin Amerika’daki yükselişini ve sektörün giderek artan uluslararası etkisini anlattı.

Telenovela geleneği Türk dizilerine nasıl kapı açtı?

Türk dizilerinin Latin Amerika’daki başarısında, bölge izleyicisinin bu yapımlara uzun yıllara dayanan telenovela deneyimi üzerinden yaklaşmasının önemli rol oynadığını belirten Acosta-Alzuru, Türk dizilerindeki melodramatik yapı, yoğun duygusal anlatım ve aşk hikâyelerinin Latin Amerikalı izleyiciye tanıdık geldiğine dikkat çekti.

İki kültür arasında duyguların açık biçimde ifade edilmesi açısından da güçlü bir yakınlık bulunduğunu söyleyen Acosta-Alzuru, izleyicinin kendisine yabancı olmayan bir anlatı diliyle karşılaşmasının Türk dizilerinin bölgede kolayca benimsenmesini sağladığını anlattı.

Acosta-Alzuru’ya görei Türk yapımlarının yüksek prodüksiyon kalitesi ise bu kültürel ve anlatısal yakınlığa eklenen ve dizilerin Latin Amerika’da geniş bir izleyici kitlesine ulaşmasında etkili olan başlıca unsurlardan biri.

Türk dizilerinin Latin Amerika’da karşılık bulmasını bölgenin güçlü telenovela geleneğiyle birlikte değerlendiren Acosta-Alzuru, iki anlatı biçiminin aşk, melodram ve duyguların merkeze alınması bakımından önemli ortaklıklar taşıdığını belirtti.

Telenovelaları, çeşitli engeller nedeniyle kavuşmakta zorlanan âşıkların hikâyelerini melodramatik bir dille anlatan seri yapımlar olarak tanımlayan Acosta-Alzuru, Venezuelalı yazar José Ignacio Cabrujas’ın ifadesiyle bu türün “duyguların gösterisi” olduğunu söylüyor.

Telenovelaların Latin Amerika’da günlük yayımlanmasının bu yapımları izleyicinin gündelik rutininin bir parçası hâline getirdiğine dikkat çeken Acosta-Alzuru, türün zaman içerisinde sürekli değiştiğini ve bütün telenovelaların aynı yapıya sahip olmadığını da vurguladı. Benzer bir çeşitliliğin Türk dizileri için de geçerli olduğunu belirten Acosta-Alzuru’ya göre iki televizyon geleneği arasındaki temel farklardan biri ise üretim ve yayın biçimleri.

Acosta-Alzuru, Latin Amerika’daki telenovelaların genellikle her gün bir saatlik yayın kuşakları için hazırlandığını, çoğunlukla sezon sistemine sahip olmadığını ve 30 ile 200 arasında değişebilen bölüm sayılarının ardından kesintisiz biçimde sona erdiğini vurguladı.

Türkiye’de prime time dizilerinin ise haftalık yayımlandığını, iki saati aşan bölümlere sahip olduğunu ve yaklaşık eylül-haziran dönemine yayılan sezonlar halinde üretildiğini açıklayan Acosta-Alzuru, Türk dizilerinin Latin Amerika’da ekrana geldiğinde ise uzun bölümlerin çoğunlukla bir saatlik parçalara ayrıldığını aktardı.

İki yapım geleneğini prodüksiyon açısından da karşılaştıran Acosta-Alzuru, genel olarak Türk dizilerinin prodüksiyon kalitesinin telenovelalardan daha yüksek olduğunu, ancak Latin Amerika yapımlarının son beş yılda bu farkı kapatmaya başladığını söylüyor.

Acosta-Alzuru’ya göre Türk dizilerini telenovelalardan ayıran en önemli unsurlardan biri ise kendine özgü hikâye anlatım biçimi. Türk dizilerinde kimi zaman oldukça yavaş ilerleyen temponun hızlanabilmesi, dramatik yükselişlerin etkili biçimde kurulması ve olay örgüsündeki beklenmedik dönüşlerin uluslararası başarıda önemli rol oynadığını belirten Acosta-Alzuru, bu anlatım biçiminin yalnızca Latin Amerika’daki değil, Türk dizilerinin dünya çapındaki başarısının da temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

“Bir diğer önemli fark ise Türk hikâye anlatım tarzıdır: bazen oldukça yavaş, bazen hızlanan değişken temposu dramatik yükselişlerin etkili biçimde kurulması ve olay örgüsündeki beklenmedik dönüşler. Türk hikâye anlatım tarzının, dizilerin yalnızca Latin Amerika’da değil, dünya çapındaki başarısının en önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyorum.”

İşte röportajın tamamı:

Türk dizileri Latin Amerika’da

‘’Türkiye ve Latin Amerika kültürel olarak düşündüğünüzden daha yakın’’

  • Çalışmalarınızda coğrafi ve kültürel mesafe arasında ayrım yapıyorsunuz. Türk ve Latin Amerika toplumları arasında nasıl bir kültürel yakınlık var? Bu yakınlık Türk dizilerinin bölgedeki başarısını açıklayan temel unsurlardan biri olabilir mi?

“Coğrafi mesafe kilometrelerle ölçülebilir; kültürel mesafe ise kültürel benzerlikleri ve farklılıkları içerdiği için daha karmaşıktır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri gibi kişisel özerkliğin ve bireysel başarının önceliklendirildiği daha bireyci kültürler vardır. Buna karşılık bazı kültürler, topluluk içindeki karşılıklı bağımlılığın ve ortak sorumluluğun önemli olduğu kolektivizme daha fazla eğilim gösterir. İletişimin düşük bağlamlı olduğu kültürler de vardır; söylediğiniz şey tam olarak kastettiğiniz şeydir —yine Amerika Birleşik Devletleri buna örnektir. Bunun yanında, konuşanın ve dinleyenin sosyoekonomik ve kültürel statüsünün ve sözsüz ipuçlarının, söylenen kelimeler kadar önemli olduğu yüksek bağlamlı iletişim kültürleri de vardır.

Türkiye ve Latin Amerika, Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla daha kolektivisttir. İletişimleri de Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla daha yüksek bağlamlıdır. Kısacası Latin Amerika ve Türkiye coğrafi olarak birbirine yakın olmasa da kültürel açıdan çoğu insanın ilk bakışta düşündüğünden daha yakındır.

Duygularını utanmadan göstermelerinin yanı sıra Türk ve Latin Amerika kültürleri arasında başka benzerlikler de vardır. Bunlardan yalnızca birkaçını sayacağım: ailenin önemi, zengin ile yoksul ve kent ile kırsal arasındaki karşıtlıklar ve her iki kültürün de kalp kırıklığının acısını aşmadan önce onun üzerinde uzun süre durması. Sonuncusu, aşk hikâyelerine dayanan ve kalp kırıklığının temel dramatik gerilimi yarattığı telenovelalar ve Türk dizileri açısından son derece önemlidir.”

  • Sizce Türk dizileri dünyaya daha çok Türk kültürünü mü, yoksa aşk, acı, aile, kıskançlık ve intikam gibi evrensel duyguları mı ihraç ediyor? Türk dizilerinin bu duyguları anlatış biçimini özgün kılan nedir?

“Türk dizileri, duyguların özellikle vurgulandığı hikâyeleri dünyaya ihraç ediyor ancak bunun yanında Türk kültürünü de ihraç ediyor. Uluslararası izleyiciler bu hikâyeleri izlediklerinde karakterler ve olay örgüleriyle duyguları aracılığıyla ilişki kuruyorlar. Bu durum melodramdan beslenen bütün seri anlatı türleri için geçerlidir.

Aynı zamanda uluslararası izleyiciler Türk gündelik yaşam kültürünün ve geleneklerinin önemli bir kesitiyle karşılaşıyorlar. Duygulara gelince, onlar evrenseldir. Ancak onlarla nasıl başa çıktığımız kültüre özgüdür. Dolayısıyla Türk dizileri, duyguların yine açıkça ifade edildiği kültürlerde daha rahat dolaşıma giriyor.”

  • Latin Amerika uzun yıllardır Hollywood ve Bollywood yapımlarına da aşina. Buna rağmen Türk dizilerinin bölgede özellikle güçlü bir karşılık bulmasını ne açıklıyor? Türk yapımlarını bu iki kulvardan farklılaştıran unsurlar neler?

“Latin Amerikalıların telenovelalara aşinalığının, Türklerin etkili hikâye anlatım tekniklerinin, dizilerin prodüksiyon kalitesinin ve kültürel benzerliklerin Türk dizilerinin Latin Amerika’daki başarısını belirleyen faktörler olduğuna inanıyorum.

Hikâyelerin geçtiği mekânlar da önemlidir. İstanbul, birçok mahalleyi ve karşıtlığı içinde barındıran bir şehir. Bu, mahalle kültürüne ve kendi toplumlarındaki çok sayıdaki karşıtlığa alışkın olan Latin Amerikalılarda karşılık buluyor. İstanbul’da geçmeyen hikâyelere gelince, Latin Amerikalılar Mardin, Kapadokya ve Karadeniz bölgesi gibi yerlere, yeni ve egzotik hissettiren şeylere duyulan ilgiyle bakıyorlar.”

  • Türk dizileri etrafında oyuncu hayranlıkları, Türkçe öğrenme, çeviri faaliyetleri ve Türkiye’ye yönelik kültürel ilgi de gelişti. Bir izleyici hangi noktada hayrana dönüşüyor? Latin Amerika’daki Türk dizisi fandomunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Bazı izleyicilerin hayrana dönüşmesiyle sonuçlanan bir süreç yaşanıyor. Bu gerçekleştiğinde, kendi ülkelerindeki televizyon ekranlarından Türk dizilerini izlemekten çıkıp platformlarda onları büyük bir iştahla tüketmeye ve sosyal medyada kendi içeriklerini üretmeye başlıyorlar.

Bazıları içeriklerin çevrilmesine yardımcı oluyor, bazıları ise çoğunlukla yapay zekâ tarafından üretilmiş altyazılarla dizileri bulabilecekleri internet sitelerine ve platformlara yöneliyor. Hayranlar ayrıca belirli bir oyuncu veya dizi etrafında topluluklar oluşturuyor. Hayran oldukları oyuncunun veya dizinin görünürlüğünü yüksek tutmak için çoğu zaman büyük çaba gösteriyorlar, içerik oluşturup yeniden paylaşarak, yorum ve tıklama kampanyaları düzenleyerek ve bir oyuncu adına kitlesel fonlama kampanyaları organize ederek bunu yapıyorlar. Bunu dünyanın her yerinde ve elbette Latin Amerika’da da görüyoruz.

Türkçe öğrenmek ve Türkiye’ye seyahat etmek de izleyicilikten hayranlığa uzanan bu sürecin unsurlarıdır. Bu hayranlar sonunda Türkiye’ye geldiklerinde, çoğu zaman geleneksel turistik yerleri ve çoğu turistin ziyaret ettiği mekânları görmekten önce, Türk dizilerinin eski ve hâlen kullanılan setlerini ziyaret etmeye öncelik veriyorlar. Özetle hayranlar yalnızca Türk dizilerini tüketip paylaşmıyor aynı zamanda Türk kültürünü de tüketip paylaşıyorlar.”

“Güzel insanlar, sinematografik mekanlar, özenli kültürel kodlar”

  • Türk dizilerinin Latin Amerika’daki yaygın popülerliği aracılığıyla nasıl bir Türkiye imajı oluştu?

“Bu sorunun cevabı, kişinin hangi yapımları izlediğine bağlıdır çünkü diziler Türkiye’nin farklı kesitlerini sunar. Bunu göstermek için yalnızca birkaç örnek vereyim. Birinin ‘Fatmagül’ün Suçu Ne?’yi izlemiş ama Yargı’yı izlememiş olması, Kızılcık Şerbeti’ni izlemiş ama Aşk-ı Memnu’yu izlememiş olması ya da Erkenci Kuş hayranı olup Hercai’yi hiç izlememiş olması arasında büyük fark vardır.

Türk dizileri Latin Amerika’da neden bu kadar seviliyor?

Çok sayıda Türk dizisi izlemiş olan insanlar, bu yapımların kodları aracılığıyla şekillendirilmiş bir Türkiye temsiliyle karşılaşıyorlar. Güzel insanlar, sinematografik mekânlar ve özenle seçilmiş bir kültürel kodlar menüsü. Bütün bunlar, daha önce sözünü ettiğimiz duygulara yapılan vurgu eşliğinde sunuluyor.

Bununla birlikte izleyiciler bu dizilerde hem güzel hem de karmaşık bir ülke görüyorlar. Aile dinamiklerinin merkezde olduğu, ailelerin kan bağıyla veya aşiretler ve mahalleler gibi başka akrabalık sistemleri aracılığıyla oluşabildiği bir kültür görüyorlar. Dizilerde gösterilen Türkiye romantik olabilir, ama aynı zamanda şiddet içeren bir yer de olabilir. Muhafazakâr olabilir, fakat aynı zamanda ilerici de olabilir. Özetle diziler, izleyen kişinin ülkesine hem benzeyen hem de ondan oldukça farklı olan büyüleyici bir ülke sunuyor. Tanıdık olandan egzotik olana doğru gerçekleşen bu hareket, uluslararası izleyicilerin ilgisini canlı tutuyor.”

  • 2023 depremlerinin ardından Türk dizisi hayranları Türkiye için yardım ve dayanışma faaliyetleri düzenledi. Bu mobilizasyon nasıl gerçekleşti? Popüler kültür üzerinden kurulan bir bağ, gerçek bir kriz anında duygusal yakınlığa dönüşebilir mi?

“2023 depremlerinin ardından hayran grupları ya depremzedeler için para toplayarak ya da depremden etkilenen bölgelerde hayatta kalanlara yardım sağlayan güvenilir kuruluşlar hakkında bilgi paylaşarak harekete geçti.

Bu hayranların Türkiye ile kurduğu yakınlık, büyük ölçüde Türk dizilerini tüketmeleri ve belirli bir oyuncuya ya da diziye duydukları hayranlık üzerinden oluşmuştu. Bu, popüler kültürün izleyicilerin belirli bir kültüre, topluma veya ülkeye kendilerini daha yakın hissetmesini nasıl sağlayabildiğinin bir örneğidir. Türk dizisi hayranları için depremler, hiç gitmemiş olsalar bile artık tanıdıklarını ve sevdiklerini hissettikleri dünyanın bir bölgesini vurmuştu.”

  • Türk dizilerinin uluslararası başarısı sık sık Türkiye’nin “yumuşak gücü” olarak tanımlanıyor. Bu etkiyi ne ölçüde bir yumuşak güç olarak görüyorsunuz? Popüler kültür, bir ülkenin imajını resmî diplomasiden daha etkili biçimde şekillendirebilir mi?

“Bu dizilerin uluslararası başarısının, dünya çapındaki izleyicilere çoğunun hakkında hiçbir şey bilmediği bir ülkeye bakma imkânı veren bir yumuşak güç biçimi olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda bazı yanlış kanıların giderilmesine ve Türkiye’ye yönelik iyi niyetin gelişmesine de yardımcı oldu.

Bu başarının ticari televizyon sektörü içerisinden doğduğu doğru. Ancak bu başarı başladıktan sonra devletin de bu dizilerin yumuşak güç ve turizm potansiyelini fark ettiği ve bu potansiyelden yararlanmak ve onu artırmak amacıyla çeşitli alanları ve programları desteklediği de doğru. Örneğin ülkenin uluslararası içerik pazarları ve merkezlerindeki varlığının desteklenmesi, Go Türkiye mikro dizileri ve Kültür ve Turizm Bakanı tarafından birkaç ay önce açıklanan dizi yapımlarına yönelik stratejik destek bunlar arasında yer alıyor.”

  • Uluslararası satışların giderek önem kazanması, Türk dizilerinde senaryo, oyuncu seçimi ve prodüksiyon kararlarını ne ölçüde etkiliyor? Diziler hâlâ öncelikle Türk izleyici için mi üretiliyor, yoksa küresel izleyici de en baştan hesaba katılıyor mu?

“Türkiye’de yapım maliyetleri önemli ölçüde arttı. Ülkede yüksek enflasyon var ve Türk lirasının değeri düşüyor. Televizyon yayınlarındaki reklam yatırımları da azaldı. Bu koşullar göz önüne alındığında uluslararası satışlar yapımcılar ve yayıncılar için vazgeçilmez hâle geldi.

Türk dizileri Latin Amerika’da neden bu kadar seviliyor?

Bununla birlikte bir dizinin iç pazardaki başarısı hâlâ oldukça önemli. Sektör son derece rekabetçi ve bir dizi Türkiye’de makul izlenme oranlarına ulaşamazsa hızla iptal ediliyor bu durumda üretilen toplam saat sayısı uluslararası pazarın gereksinimlerini karşılamıyor. Dolayısıyla yerli ve uluslararası izleyiciler arasında bir gerilim var. Sektörde karar verici konumda olanlar her iki izleyici kitlesini de hesaba katmak zorunda.

Çoğu yapımcı bana hâlâ Türk izleyicisini önceliklendirdiklerini söylüyor. Ancak aynı zamanda yurt dışına satış yapmaya başlayana kadar yapım maliyetlerini karşılayacak kadar para kazanamadıklarını da söylüyorlar. Yine bu sektörün temel gerilimlerinden biri ve bazı yapımcılar ile dağıtımcılar bu gerilimi aşmanın veya azaltmanın yollarını bulmaya çalışıyor.”

  • Bir Türk dizisinin Latin Amerika’ya veya başka bir ülkeye satış süreci nasıl işliyor? Yapımcılar, kanallar, dağıtımcılar ve yerel yayıncılar bu süreçte hangi rolleri üstleniyor?

“Dizileri uluslararası pazarlarda dağıtımcılar satar. Kârdan belirli bir yüzde alırlar geri kalan gelir ise yapımcılarla yayıncılar arasında paylaşılır. Dolayısıyla bunların hepsi uluslararası satışlarla ilgilidir. Ancak küresel pazarın inceliklerini, farklı ülkelerdeki yayıncıların özelliklerini ve dijital platformların ihtiyaçlarını bilenler dağıtımcılardır.

Bazı yapım şirketlerinin kendi dağıtım birimleri vardır. Bazı yayıncıların da vardır. Bunun yanında önemli bağımsız dağıtım şirketleri de bulunur. Dağıtım sektöründe çok büyük bir bilgi ve deneyim birikimi vardır. Bu bilgi, dağıtımcıların temsil ettikleri içerikleri başka ülkelerdeki yayıncıların ihtiyaçlarıyla en iyi şekilde eşleştirmesine yardımcı olur.

Dağıtımcılar ayrıca uluslararası şirketlerle Türk şirketlerini bir araya getiren anlaşmalar ve fikirler üzerinde çalışırlar. Bunlara başka ülkelerde gerçekleştirilen yapım ortaklıkları, Türk senaryolarının satışı, Kore, Japonya ve Brezilya başta olmak üzere çeşitli ülkelerden hikâyelerin satın alınması, ortak finansmanlı projeler ve Türk içeriklerinin toplu satışları örnek verilebilir. Dolayısıyla dağıtımcılar çoğu zaman yerli ve uluslararası izleyici arasındaki gerilimi aşmaya yönelik yöntemlere ve sektörün iş modelindeki önemli değişikliklere öncülük eder.”

  • Türk dizilerinin uluslararası başarısının Türkiye ekonomisine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz? Doğrudan ihracat gelirlerinin yanı sıra turizm, oyuncuların ve markaların görünürlüğü gibi dolaylı etkiler ne kadar önemli?

“Türk dizilerinin küresel satışlarının Türkiye’ye gelir ve turizm getirdiğini ve ülkeye yönelik ilgi ve iyi niyet oluşturduğunu biliyoruz. Bu yapımlar muhtemelen Türkiye’nin en görünür ihracat ürünüdür. Bazı Türk oyuncular, küresel görünürlüklerinin karşılığını yurt dışında reklam ve oyunculuk sözleşmeleriyle almaya başladı. Aynı zamanda başarının garanti olarak görülemeyeceğini de aklımızda tutmalıyız. Küresel içerik pazarı sürekli değişiyor. Başarının bilinen bir formülü yok. Türkiye ve onun eski ve yeni rakipleri, zirvede kalmanın yeni yollarını sürekli olarak bulmaya çalışıyor. Herkes değişen ve rekabetçi bu sularda yolunu bulmaya çalışıyor.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş