İSTANBUL (Medyascope) – Nazlı Ilıcak, Hatırat programında, Türkiye’nin 12 Eylül’e giden süreçte yaşadığı siyasal krizleri, koalisyon hükümetlerini, Kıbrıs Harekâtı’nı ve artan şiddet ortamını değerlendirdi. Ilıcak, 1970’li yıllarda yaşanan siyasal istikrarsızlık, ekonomik kriz ve toplumsal çatışmaların, Türkiye’yi adım adım askeri müdahaleye sürüklediğini ifade etti.
Nazlı Ilıcak’a göre, 1973 seçimleri sonrasında kurulan Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan koalisyonu, yapısal olarak uyumlu bir ortaklık değildi. Ecevit’in seçimlerden birinci parti olarak çıkmasına rağmen tek başına iktidar olamaması nedeniyle bu iş birliğine yöneldiğini belirten Ilıcak, iki liderin ideolojik olarak birbirine zıt konumlarda bulunduğunu vurguladı.
Ilıcak, Ecevit’in siyasal çizgisinin Türk solunda önemli bir kırılma yarattığını belirterek, onun ordu ile mesafeli bir siyaset anlayışı geliştirdiğini ve “sandığa inanan” bir lider olarak öne çıktığını söyledi. Bu yaklaşımın, Türkiye’deki klasik “ordu-siyaset iş birliği” geleneğinden ayrıştığını ifade etti.

Kıbrıs Harekâtı ve ekonomik kriz
Kıbrıs Harekâtı’nın ise koalisyonun nadir uzlaşma alanlarından biri olduğunu belirten Ilıcak, bu sürecin Türkiye açısından askeri ve siyasi olarak kritik bir dönüm noktası olduğunu dile getirdi. Ancak harekât sonrasında uygulanan ambargolar ve ekonomik sorunların Türkiye’yi ciddi bir krize sürüklediğini ifade eden Ilıcak, 1970’lerin sonlarında yaşanan yokluk, karaborsa ve enerji krizinin toplumsal huzursuzluğu derinleştirdiğini söyledi.
- Türkiye’nin en karanlık dönemi: 1970’ler, darbeler, idamlar, derin devlet
- 27 Mayıs darbesi: Demokrasi mi vesayet mi?
- Nazlı Ilıcak, Adnan Menderes’in Yassıada’da yaşadıklarını anlattı

Şiddet ve “derin devlet” izleri
1970’lerin ikinci yarısında yaşanan suikastlar, kitlesel şiddet olayları ve toplumsal çatışmaların Türkiye’yi giderek bir kaos ortamına sürüklediğini ifade eden Ilıcak, bu olayların bir kısmının arkasında organize yapılar olabileceğine dikkat çekti. Özellikle 1 Mayıs 1977, Maraş ve Çorum olaylarının, yalnızca toplumsal gerilimlerle açıklanamayacağını belirten Ilıcak, bu süreçte “derin devlet” olarak adlandırılan yapıların etkili olduğu görüşünü dile getirdi:
“Şiddet olayları anarşi olarak nitelendirilecek kadar basit değil. Bütün bu çalışmaların içinde askeri ve sivil güvenlik güçleri var. Kontrgerilla, özel harp dairesine bağlı.”
Ilıcak, dönemin siyasi atmosferinde sağ-sol çatışmasının yanı sıra Alevi-Sünni geriliminin de bilinçli şekilde körüklendiğini ifade ederek, bu tür provokasyonların toplumu kutuplaştırdığını ve darbe zeminini güçlendirdiğini savundu.
Geçmişten ders: Toplumsal uzlaşının önemi
Programın sonunda Ilıcak, geçmişte yaşanan kutuplaşmanın Türkiye’ye ağır bedeller ödettiğini vurgulayarak, benzer süreçlerin tekrar etmemesi için toplumsal uzlaşının önemine dikkat çekti. Ilıcak, farklı siyasi görüşlere sahip kesimlerin birbirini düşmanlaştırmak yerine anlamaya çalışması gerektiğini ifade etti.








