Son üç ay içerisinde CHP’de tarih hızlandı. Belediye başkanlarına yöneltilen suçlamalar yolsuzluktan ahlaksızlığa kaydı. Ayrıca doğrudan doğruya Özgür Özel ve yakın çalışma ekibi tartışmaların odağında. Belediye başkanlarıysa ya tutuklanıyor ya da itirafçı oluyor. Medya etkinliğinde ciddi bir anomi var. CHP tartışmaları yandaş medya ve muhalif yandaş medyayı vurdu. Çelişkiler ve çatışmaların daha fazla gün yüzüne çıktığına tanıklık ediyoruz.

Öncelikle bir adım geriye gidip büyük resme bakalım. Bursa Belediye Başkanı Mustafa Bozbey yolsuzluktan tutuklandı. Bursa CHP’den AKP’ye geçti bu arada. Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım yolsuzluk ve ahlaksızlık iddialarıyla karşımıza çıktı. Otel odasında basılan Yalım partiden ihraç edildi. İhraç kararına Özkan Bey’in yanıtı itirafçı olmak oldu. Uşak’ın tutuklu başkanı Özgür Özel’e ve Özel-İmamoğlu kazansın diye delegelere maddi menfaat sağladığını itiraf etti.
Bu suçlama hem içeriği hem de olası sonuçları bakımından çok ağır. Çünkü ilk defa CHP’nin bir genel başkanı rüşvet almakla suçlanıyor. Antalya’daki durum da feci. Bir süredir tutuklu olan Muhittin Böcek ve oğlu itirafçı oldu. Özel’e Veli Ağbaba aracılığıyla rüşvet verildiği iddiası kayıtlara geçti. Bu itirafların mutlak butlan davasıyla birleşeceği açık. CHP yönetimi belediye başkan adaylıklarını para karşılığı satmakla ve parti içi yarışma/atama süreçlerini maddi menfaat karşılığında manipüle etmekle suçlanıyor. Bu gidiş Özel dahil olmak üzere pek çok CHP’li vekilin dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla ivme kazanabilir. Burcu Köksal’ın AKP’ye geçişiyle birlikte ikinci bir Özlem Çerçioğlu vakası yaşandı. Karşılıklı suçlamalar havada uçuşuyor. Giden başkan CHP’nin yolsuzluk ve ahlaksızlık nedeniyle yoldan çıktığını söylüyor. CHP yönetimi ise Köksal’ın eşi nedeniyle tehdit edildiği, ailesini korumak için partisini sattığı kanaatinde. Mutlak butlan davasının devam ettiği ve CHP’nin bir yandan ara seçim isterken diğer yandan erken seçim hazırlığı başlattığını da listemize ekleyelim.
CHP’nin varlık yokluk mücadelesi
Tüm bu süreç karşısında CHP’nin savunması ise yetersiz ve yanlış kurgulanmış durumda. Öncelikle asimetrik bir ilişki var iktidar ile muhalefet arasında. CHP yargının siyasallaştığı ve ortaya atılan suçlamaların muhalefeti cezalandırmak için bilinçli olarak kurgulandığını düşünüyor. Yani CHP’yi parçalamak veya etkisiz hale getirmek için bir düşman ceza hukuku yürütülmekte. AKP’ye göre ise zaten itirafçılar CHP’li. CHP içindeki kavga partinin kendi sorunu. Ama polisin olası suç iddiaları karşısında görevini yapmaması, savcılıkların ve mahkemelerin çalışmaması kabul edilemez. AKP’nin organik aydınları ortada gerçekten suç ve ahlaksızlık olduğunu ve neredeyse tüm dava dosyalarının CHP’lilerin ihbarlarıyla başladığını söylüyor.

CHP soruşturmalarında iktidar partisinin şu iki hususu açıklaması gerekiyor: Nasıl oluyor da tüm belediye soruşturmaları CHP’li belediyelere yapılıyor? Türkiye’deki tüm suçları veya belediyelerdeki tüm suçları tek başına CHP’li siyasetçilerin işlemiş olması makul mü? İkinci mesele sürece dair. Gizli yürütülmesi gereken soruşturmalarda pek çok tanık ve gizli tanık beyanatları ile bağlı görüntüler iktidara yakın gazete ve televizyonlarda. Bu durum yargı faaliyetinin medya aracılığıyla siyasi algı yaratma amacı için kullanıldığı izlenimini doğuruyor. Muhalefetin iktidara yönelttiği ve henüz yanıtı açık olmayan bu sorular CHP liderliğinin aksiyon alma ve açıklama yapma yükümlülüğünü ise ortadan kaldırmamakta.
Bize ana muhalefet partisi kurmaylarının söylediği şey kısaca şu şekilde: Tutuklanan tüm belediye bürokratları ve siyasetçiler iftira altında. Savcılıkların tüm kanıtları sahte, tanık ve gizli tanık beyanları da öyle. Yani başkanlarına yönelik hırsızlık suçlamasını asla kabul etmiyor genel merkez. Hırsızlık ve yolsuzluk ifadeleri sadece CHP’den AKP’ye geçen siyasetçiler için kullanılmakta. Muhalif yandaş medyanın yayın politikasına baktığınızda Aydın, Afyon ve Keçiören belediye başkanları CHP’deyken sorun yok. Bu kişiler AKP’ye geçtiğinde veya partiden ayrıldıklarında kendileri ve aileleri yolsuzlukla suçlanmakta. Bu tavrın inandırıcılık sorununa yol açtığı inkar edilemez bir gerçek olarak önümüzde durmakta. CHP’deyken hakkında olumsuz söz söylenmeyen bir kişi AKP’ye geçtiğinde nasıl hırsız olabilir?
Peki ne yapmak lazım bu koşullar altında? Şu ana kadar konuşulan şeylerin epey bir kısmı kuru gürültüden ibaret. Hukuk politik bir ciddiyeti yok. Özkan Yalım “Rüşvet verdim” diyor. Özgür Özel ise almadığını, bu iddianın iftira olduğunu söylemekte. İki beyanat dışında somut bir kanıt ortaya çıkana kadar böylesi tartışmalara yoğunlaşmak kara propaganda ve siyasi magazinden başka bir şeye hizmet etmez.
Bu son hatırlatma bağlamında medyanın ciddi bir ahlaki kriz yaşadığı söylenebilir. CHP liderliğinin yapması gereken şey ise diğer muhalefet partileriyle ortak bir cephe oluşturmak, iktidar muhalefet çekişmesini AKP-CHP yarışı olmaktan çıkarmak, iç asabiyeyi sağlamak ve cumhurbaşkanı adayını belli etmekten geçiyor. Tek bir cümleye sığdırılan bu formülü hayata geçirmenin çok da kolay olmadığı doğru. İç asabiyeyi sağlamak için Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel’in anlaşması gerek. Ekrem İmamoğlu resmî cumhurbaşkanı adayı. Ama hakkında çok sayıda dava var. Ayrıca diplomasını kaybetti. Bu durum da başka bir adayın ilanı muhalefet için zorunlu. Ama özel olarak CHP’nin, genel olarak muhalefetin başka bir ortak adayın, örneğin Mansur Yavaş’ın etrafında toplanması İmamoğlu’nu dışarıda bırakacak, ona karşı bir hamle şeklinde dizayn edilemez. İmamoğlu önemli bir siyasetçi. Hakkındaki iddialar ne olursa olsun muhalif seçmenin epey bir kısmı ona duygusal açıdan bağlı.
Ez cümle, Kılıçdaroğlu, Özel, İmamoğlu ve Yavaş anlaşmalı. CHP’deki iç kanamayı durdurmanın, yeni bir başlangıç yapmanın ve sönümlenen iktidar hedefini tekrar canlandırmanın başka bir yolu yok.














